Mehmet Evren’in Meyve Risalesi Çalıştayı Açış Konuşması

Eklenme Tarihi: 15 Kasım 2013 | Güncelleme Tarihi: 01 Ocak 2017

 

Mehmet Evren’in Meyve Risalesi Çalıştayı Açış Konuşması

“Denizli Hapsinin Bir Meyvesi; Zındıka ve küfr-ü mutlaka karşı Risale-i Nur’un bir müdafaanâmesidir. Ve bu hapsimizde hakikî müdafaanamemiz dahi budur. Çünkü yalnız buna çalışıyoruz.”

Bu risale, Denizli Hapishanesinin bir meyvesi ve bir hatırası ve iki Cuma gününün mahsulüdür.”[1]

“Yusuf (a.s.) daha yıllarca zindanda kaldı.”[2] ayetinde ifade edilen süre ile ilgili çeşitli rivayetler vardır. Bu rivayetlere göre Hz. Yusuf (a.s) beş, yedi veya on iki yıl hapishanede kalmıştır.[3] Bediüzzaman bu ayetin haber verdiğine göre Yusuf (a.s.)’ın mahpusların pîri olduğunu “ve hapishanenin de bir nevi Medrese-i Yusufiye olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca Nur Talebelerinin o zamana kadar Eskişehir ve Denizli olmak üzere iki defa hapse girmeleri; “Risale-i Nur’un hapse temas ve ispat ettiği bir kısım meselelerinin kısacık hülâsalarını, elbette bu terbiye için açılan dershanede okumak ve okutmanın” gerekli olduğunu, o hülâsalardan, beş altı tanesini belirtmektedir.

”Meyve Risalesi” belirtilen bu “beş altı hülasa”yla birlikte diğer hapishanede yazılan diğer meseleleri ve mektupları ihtiva eden bir eserdir.

“İnsanların zaman zaman hiçbir suçları bulunmadığı halde, yaşamak zorunda bırakıldıkları hapishaneler, Müslümanlar için, Allah'a kulluk etmeye ve güzel ahlaklı olmaya manevi açıdan birer eğitim ve nefsi terbiye yeri olmuşlardır. Diğer bir deyişle, hapishaneler birer medrese hükmüne geçmişler.

Bu medreselerin Yusuf ismiyle anılmalarının nedeni ise, -yukarıda yer verilen ayette ifade bulunduğu gibi- Allah'a imanı ve güzel ahlakı ile tanınan Hz. Yusuf'un suçsuz yere hapis yatmış olmasıdır. Hz. Yusuf, kendisinin suçsuz olduğuna dair deliller apaçık ortada olmasına rağmen, Allah'ın dinini anlatan bir insan olduğu için iftiraya uğramış, ardından hapse atılmış ve yıllar yılı hapiste kalmıştır.

Bu olaylar esnasında, başına her gelenin Allah'tan bir hayır olduğunu bilmiş, hapiste dahi tebliğ vazifesine devam ederek diğer mahkûmlara Allah'ın varlığını ve güzel ahlakı anlatmış, hapis hayatı boyunca asla bir şikâyette bulunmamıştır. İşte onun bu tavrı, kendisinden sonra gelen tüm müminlere de güzel bir örnek teşkil etmiştir.

Hz. Yusuf'tan başka İmam-ı A'zam, İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel de hapse atılmışlar, yakın tarihimizde ise Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de Allah'ı ve dini inkâr eden, müminlerin samimiyetlerini takdir edemeyen kişiler tarafından haksız yere hapse atılmıştır.

Bu değerli İslam büyükleri de aynı Hz. Yusuf gibi başlarına gelen zorluk ve sıkıntıyı kendileri için bir nimet bilmişler, ahiretteki karşılığını düşünerek sevinmişlerdir. Hapis hayatındaki zorlukların kendileri için manevi bir eğitim, bir nevi inzivaya çekilme olduğunu düşünerek, hapiste değil de Medrese-i Yusufiye'de olduklarını kabul etmişlerdir.

Ömrünün büyük bir bölümünü Medrese-i Yusufiye'de geçirmiş olması nedeniyle, Bediüzzaman Said Nursi, Denizli hapishanesinde yazdığı Meyve Risalesi'nde hapishaneyi bir medrese olarak gördüğünü şöyle ifade eder:”[4]

"… Eskiden beri az bir ihaneti ve tahakkümü kaldıramadığım halde; sizi yeminle temin ederim ki ahirete imanın nuru ve kuvveti bana öyle bir sabır ve tahammül ve teselli ve metanet, belki mücahidane, karlı bir imtihan dersinde daha büyük bir mükâfatı kazanmak için bir şevk verdi ki, ben bu risalenin başında dediğim gibi, kendimi Medrese-i Yusufiye ünvanına layık bir güzel ve hayırlı medresede biliyorum."[5]

 

Foto haleri için buraya tıklayınız

 


[1] Nursî, Bediüzzaman Said, Şualar, 11. Şua

[2] Razî, Yusuf, 36. ayetin tefsiri

[3] Yûsuf Sûresi, 12.42.

 

popüler cevapdünya atlası