Medresetüzzehra Sivil Bir Alternatif Projedir

Eklenme Tarihi: 28 Şubat 2017 | Güncelleme Tarihi: 04 Mart 2017

Safa MÜRSEL 

Değerli misafirler, değerli arkadaşlarım hepinize selam ve saygılarımı sunuyorum. 

Çok başarılı bir organizasyonu, dolu dolu 3 günü beraber yaşadık. Bu sempozyumu tertip eden organizasyon komitesine, huzurunuzda tebrik ve teşekkürlerimi sunmak istiyorum. 

Van 100.yıl Üniversitesi Rektörlüğünü, Akademik Araştırmalar Vakfı Başkanlığını, Risale Akademi yetkililerini ve Van Valiliğini, bu sempozyuma sahabette gösterdikleri gayret ve hamiyet sebebiyle huzurunuzda tebrik ediyorum. 
Bundan 100 yıl kadar önce Van Valisi Tahir Paşa Bediüzzaman’ı özel konağında misafir etmiştir. Ondan 100 yıl sonra gelen bir Vali, bu kadar insanı, gönül sarayında misafir etti. Ve açış konuşmasıyla gerçekten 100 yıl önceki valisinin hayrü’l-hayatı olduğunu tasdik etti. Onu bu gayreti ve sahabeti sebebiylede huzurunuzda tebrik ediyorum. 

Çok şey söyleyeceğim ama sayın başkan 10 dakikayla sınırlandırdığı için kısaca hissiyatımı ifade ederek huzurunuzdan ayrılmak istiyorum. 

Gerçekten dolu dolu bir üç gün yaşadık, biraz sonra ifade edeceğim. Medresetüzzehra idealinin bir hayal olmadığını, hayata geçebileceğini bu toplantılar fiziken ispat etti. Ne zaman gerçekleşir, nasıl gerçekleşir, gerçekleşme ihtimali var mı, yok mu gibi tartışmaların ve istifhamların hiç yeri olmadığına kesinlikle inanmanızı istiyorum. Biraz sonra Bediüzzaman’dan bir ifade alacağım, bu faaliyet Bediüzzaman’ın ön görüsüdür ve bu projenin gerçekleşmesi, onun zamanını verdiği ve gerçekleşeceğine inandığı bir projedir. Öncelikle şunu ifade edeyim, bu gibi sempozyumlar bir arama çalışması şeklinde cereyan eder: Ne yapmalı, nasıl yapmalı? Fakat medresetüzzehra üzerinde bu sempozyumun bunu bir adım aştığını, yapılan çalışmaların sonuçlarını değerlendirme çalışması olduğunu rahatlıkla ifade edebilirim. Yani bu ideal bir nisbette artık ete kemiğe bürünüyor, en azından fiziki varlığı olmasa da zihinlerde nasıl yapılması gerektiğine ilişkin bir tasavvur, soyuttan müşahhasa geçiyor. O yönüyle bu sempozyumu bir arama çalışmasının ötesinde, alan çalışmasının sonuçlarını değerlendirme toplantısı olarak kabul ediyorum. 

Bediüzzaman bu idealinin hiçbir zaman peşini bırakmadı bunu hepiniz biliyorsunuz. Eserlerinde sıklıkla vurguladığı gibi en “büyük idealim” dediği bu şeyi en mikro alandan, en makro alana, siyasi alana kadar taşımaktan hiçbir zaman geri kalmadı. Bediüzzaman bu amacını gerçekleştirmek için zaman içinde farklı etkinliklerde, farklı arayışlarda farklı münasebetlerde, hangi iktidar olursa olsun, hangi mizaçta, düşüncede insan olursa olsun onlara bu fikrini bu idealini kabul ettirmek konusunda hiçbir zaman geri durmadı ve bu gündemini hayatı boyunca da gerçekten takipçisi oldu. 

Bin dokuz yüz -yanılmıyorsam bilen varsa tashih etsin- elli yedi yılı olabilir. Demokrat Partinin kongresinde delegeler bir önerge veriyorlar. “Bediüzzaman’a Diyanet Teşkilatında bir görev verilsin” diye ve bu temenni önergesi kongre genel kurulunda kabul ediliyor. Ve bu husus Bediüzzaman’a söylendiği zaman -Emirdağ Lahikası 2. cildinde var- kısa bir mektup yazıyor. Diyor ki cevabında. “Benim için gösterdiğiniz bu alakaya teşekkür ederim. Benim gibi hasta, yaşlı, kabir kapısında bir insanın artık bu saatten sonra o dairede görev almasına imkan yok. Ama Risale-i Nur’un şahs-ı manevisi o kutsi vazifeyi şimdiye kadar gayr-ı resmi olarak yaptığı gibi inşallah istikbalde resmi surette yapacak.” Yani bu olur mu, olmaz mı tereddüdüne girmemize gerçekten gerek yok. Ne dediyse gerçekleşmiş. Bir alimin ve bunu sadece sebebler tahtında, hikmet tahtında bırakmayarak bütünüyle, sebepleriyle, teslimiyetiyle esbabına teşebbüs ederek arzu ettiği her şeyi gerçekleştirmiş bir alimin eğer bu kurumun, bu eğitim müessesesinin inşallah istikbalde remi surette gerçekleşeceğini ifade ediyorsa bende inanıyorum ki bu husus gerçekleşecektir. Bu delili de burada 3 gündür yapılan çalışmalarda da söylenenlerdir, ön görülenlerdir ve yapılması için başlamış teşebbüslerdir. Yani ete kemiğe bürünmüş bir teşebbüs var. 

Yine hepiniz biliyorsunuz ki, Bediüzzaman, bir fikrin, bir inancın temsilcisi oldu. Şiddetin, asabiyetin yani unsiriyet manasında bir asabiyetin bir manası olmadığını, asrın fikir çağı olduğunu, o alanda ilerlemek gerektiğini, bu asırda ilim ve fennin hükmedeceğini hem de çok net bir şekilde vurgulamıştır. Yetiştirdiği milyonlarca insan bu duygularla ve ölçülerle yetişti. Şiddete iltifat, tenezzül ve tevessül etmeyen İslam kardeşliği temelinde bir hayat anlayışı ve bakışıyla bu günlere geldik. Bu gün coğrafyamızda ne yazık ki kan damlayan yerler var. İnşaallah bu faaliyetler o kanı durduracak. Ve bunu aşmak da zorundayız. Kısaca söylemem gerekirse Bediüzzaman böyle bir medresetüzzehra kurumundan ne bekliyordu? Neyi amaçlamıştı? Hangi sonuçları almak istiyordu? 
Öncelikle kadim ve sahih bir kimliğin eğitim yoluyla yeniden inşasını istiyordu. Yani felsefenin, rasyonalizmin insan fıtratını bozan kimliğini yeniden ıslah ve inşa noktasında bir öğreti geliştirmişti. 

İki sosyal yapının dönüştürülmesini istiyordu. Bunu bir bakıma terakkinin sağlanmasını, bir bakıma insanın insaniyete layık bir şeref ve maişetle yaşamak istemesini yani insanın insan olduğu için sahip olması gereken haklara, kimliğe kavuşması ve sosyal hayatın böyle bir temel üzerine inşa edilmesi gerektiğini istiyordu. Bir diğer amacı da medeniyet hamlesinin inşasına başlanması gerektiğidir. 

Projeyi hayata geçirmek için seçtiği coğrafya gerçekten enteresandır. Sunulan tebliğlerde Van, Bitlis, Diyarbakır üçgeninde böyle bir üniversiteyi öngörmesinin sebebi konusunda değerli ilim ve fikir adamlarımız çok güzel analizler yaptılar. Ve bu şarkta oluşan medeniyetlerin biliyorsunuz ki, merkezi orta şarktır, daha genel bir ifade ile Mezepotamya’dır. Kendisi de eserlerinde ifade eder.  Medeniyetleri çoğunluğu bu coğrafyaya gelmiştir. Peygamberler eliyle gelmiştir. O yönüyle medresetüzzehra için seçtiği bu Mezepotamya merkezli bir yapılanma alanı gerçekten tarihi, dini, kültürel, sosyolojik, siyasi anlamlara tekabül eden bir alandır. Ve gerçekleşme şansı bu medeniyetlerin devamı ve mirası olarak yüksek olan bir coğrafyadır. Ve önemli bir kavşaktır gerçekten. Bir yönüyle Afrika’ya, bir yönüyle uzak Asya’ya, bir yönüyle de Avrupa’ya en yakın bir coğrafyadır. Bu eğitim kurumuna talebe olarak gelecek olanların kolayca gelebileceği hem de hakikaten çok farklı inanç kümelerinin temsil edildiği, farklı mezheplerin yaşandığı, farklı etnik unsurların temerküz ettiği önemli bir coğrafyadır. Bu eğitim kurumunun âlemşumul/evrensel sonuçları yanında bölgeye de sağlayacağı çok önemli ve acil sonuçlar var. O da: Eğitim yoluyla medeniyetin bu coğrafyaya getirilmesi. Çağın şartlarının Müslümanca okunarak bu coğrafyaya getirilmesi Bediüzzaman’ın çok önemli öngörülerinden birisiydi.  Bu maksatla ki, “medresetüzzehranın Bitlis, Diyarbakır, Van’da tesisini isteriz” diyerek ısrarlı taleplerini hayatının her döneminde seslendirdiğini biliyoruz. Böyle bir eğitim kurumu ne gibi sonuçlar verecekti? Bir nebze de buna temas etmek isterim. 

Bir, Münazarat’ta yazıyor, İslamı taassuptan kurtarmak. O güne kadar gerçekten İslamın verdiği imaj 16.yy.da medreselerin yozlaşmasından itibaren toplumda da meydana gelen yozlaşma, dolayısıyla İslamı haketmediği halde taassup ortamlarının gölgesine sokmuştur. Öncelikle bundan kurtarmak. Mehasin-i meşrutiyeti neşr için bir kapı açmak. Hukukun, demokrasinin, insan haklarının, hürriyetlerin, insana değer vermenin ne kadar önemli olduğunu sunulan tebliğlerde defaatle ifade edildi. Yeni bir anayasa yapmanın arefesinde olan bir toplumun fertleri olarak mehasin-i meşrutiyetin yani demokrasinin, insan haklarının, hürriyet içinde kendimizi rahatça ve güven içerisinde ifade edebileceğimiz siyasi ve sosyal vasatın tesisi için bu eğitim kurumu önemli bir yapı taşı olacaktır. Oluşturucu ve teşekkül ettirici bir unsur vazifesi görecektir. 

Diğer bir beklediği sonuç maarif-i cedideyi medarise sokmak. Biliyorsunuz buranın sosyal yapısı itibariyle kavram olarak bile medrese kavramından vazgeçmediğini ve vazgeçmeyeceğini ifade eder. Bu yapımızın, coğrafyamızın, insanlarımızın kimliğine mal olmuş önemli bir kavram. Böylelikle medrese anlamıyla kurulan bir kuruma maarif-i cedideyi sokmak. Yani biraz evvel ifade ettiğim gibi 16.yy.dan sonraki medreselerdeki yozlaşma 1920’lere gelindiği zaman gerçekten çok haklı şikayetlerin konusu haline gelmişti. Bunların kapatılması gündeme geldiğinde Bediüzzaman’ın itirazı, onları kapatmak çözüm değil, ıslah etmek ve çağın şartlarına uygun birer eğitim kurumları haline getirilmesini istemek şeklinde oldu o günün yetkililerinden. Ama ne yazık ki, bu talepler dikkate alınmadı ve medreseler adeta kendi kaderlerine terk edilen bir sahipsizliğini içine girdi. Ve burada konuya çok hassas yaklaşan ilim adamlarımızı bunun batılı üniversite ve geleneklerden arınmış bir yapılanma şekline dönüşmemesi konusunda haklı olarak hassasiyet gösteriyorlar. Fakat biraz özgüven içinde olmamız lazım. Bizim düşünce dünyamızın kodları nelerdir? 

Bizim düşünce dünyamızı oluşturan kavramlar nelerdir. Bunlar meçhul şeyler değil. Bu sorunu halletmek için Bediüzzaman mezc ve derc diye bir kavram kullanmış. Bu işte batıdan aldığımız şeylerin filitreye tabi tutularak alınması ve burada kendi değerlerimizle terkip edilmesini gerektiren fikri ve ilmi bir çalışmayı gerektiriyor. Medresetüzzehra kurulursa en önemli misyon bu olacak ve bu olmalıdır. Batının rasyonalitesinin insanların fıtratını tahrip ettiği yerde insanın fıtratı bu tahribattan nasıl kurtulur? İnsanî değerleri özümsemiş kimlik haline nasıl gelir? İnsan şefkat ve merhameti, tesanüd ve dayanışmayı nasıl yaşanır bir hale getirebilir. Bunlar mezc ve derc derken bu hakikaten demin ifade edildiği gibi gayretle hamiyeti gerektiren bir şey.  İmkansız değil. Belki bunların arasında mesafe görüldü için biraz imkansız gibi görünüyor. Hayır. Bediüzzaman güzel olan şeyin nereden gelirse gelsin alınmasından yanadır. Bu İslamın temelinde var olan bir espiri zaten. Dolayısı ile bu mezc ve derc kavramlarının bizim için çok önemli bir yol gösterici olduğunu lütfen kabul edin.  

Değerli arkadaşlarım,

Eğitim Osmanlı döneminde daha ziyade sivil alanın konusuydu. Sivil alanda icra edilmiş bir faaliyettir. Devlet gerçi müzahir oluyordu. Ama Cumhuriyete geldiğimiz zaman her şeyde olduğu gibi devlet eğitimi de inhisarı altına aldı. Bediüzzaman’ın eğitimde medresetüzzehra konusuyla yapmak istediği en önemli uygulamalardan biri eğitimi kurumsallaştırarak sivil topluma taşıma çabasıdır. Devletin vesayetçi tek tip insan yetiştirmeye odaklı, sorgulamayan, sordurmayan, buyurgan eğitim politikasına karşı alternatif olarak medresetüzzehrayı öngördü ve bunu devlete değil topluma emanet etti. Onun içindir ki, bu gün böyle bir hizmetle, böyle bir faaliyetle bu projenin sahibi olduğumuzu gösteriyoruz. 100 yıl öncesinde kendisi bu projenin sahiplerinin bir gün gelip gerçekleştireceklerini de ayrıca ifade etmişti. Böyle olunca medresetüzzehraya “bir sivil toplum alternatif eğitim projesi” gözüyle baktığımız zaman bunun bizim üzerimize, yerine getirilmesi gereken bir vazife ve vecibe olduğu ortaya çıkıyor. 

Bediüzzaman eğitimi, eğitim hayatını, hiçbir zaman sabit, statik, belli formlara hapsedilmiş bir eğitim modeli olarak görmüyor. Ezberci, tartışmaktan korkan, tek tip insan yetiştirme odaklı bir eğitim anlayışına karşı “özgün bir eğitim modeli” olarak ortaya konmaktaydı. 

Dün Mehmet Aybak Hocamın tebliğinde de ifade edildiği gibi öngördüğü eğitim modelinin temel hareket noktaları, icad, yenilik ve fikr-i hürriyetin garantisini taşıyordu.  İcad dediğimiz şey girişimciliği taşır. Bu gün yenilik dediğimiz çok yaygın bir kavram olan inüvasyon denilen şey, hayatı devamlı yenileştiren bir alanın açılmasıdır. Mukayese olsun diye söylüyorum. Bir ton buğday satıyorsunuz en çok 100 dolar. 100 gram şu telefonu alıyorsunuz 1500 dolar. İşte inüvasyon diye bir şeyi gerçekleştirdiğiniz zaman sizin de yükte hafif, pahada ağır şeyler üreteceğiniz ortam doğar. İla nihaye bir ton buğday satarak alıcı olarak bekleyemezsiniz. Size başkaları 100 gram malını hem de ham maddesini buralardan götürerek size 1500 dolara satıyorlar. Bu nedenlerle bu icad, yenilik ve fikr-i hürriyet denilen insanların rahatça ve güven içinde kendilerini ifade edebileceği bir ortamda eğitim, böyle değerlerle tahkim edilirse, öncelikle Müslümanların arasında bir dayanışmayı ve yardımlaşmayı sağlayacaktır. Bediüzzaman bu amacını çok veciz ve kapsamlı bir şekilde Emirdağ Lahikasında ifade ediyor. Onu okuyup –birkaç cümle- huzurunuzdan ayrılacağım.  

“Camiü’l-Ezher Afrika’da bir medrese-i umumiye olduğu gibi Asya Afrika’dan ne kadar büyük ise daha büyük bir darulfünun, bir İslam üniversitesi Asya’da lazımdır. Ta ki, İslam kavimlerini mesela Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan’daki milletleri menfi milliyetçilik ifsad etmesin. Hakiki, müsbet ve kutsi ve umumi milliyet-i hakiki olan İslamiyet milliyetiyle bütün müminler kardeştir Kur’an’ın bir kanun-ı esasisinin tam inkişafına mazhar olsun.” Burası çok ilginç. “ve felsefe fünunu ile ulum-ı diniye birbiri ile barışsın.” Kapıyı kapatmak yok. Avrupa medeniyeti Anadolu’daki ehl-i mektep ile ehl-i medrese birbirlerine yardımcı olarak ittifak etsin diye. Bakınız bunlar 80-90 sene önce dile getirilmiş görüşlerdir. Biz bu gün hala Avrupa Birliğini tartışan bir toplumuz. “Anadolu’daki ehl-i mektep ve ehl-i medrese birbirlerine yardımcı olarak ittifak etsin diye vilayat-ı şarkiyyenin merkezinde hem Arabistan, hem Hindistan, hem İran, hem Kafkas, hem Türkistan ortasında medresetüzzehra manasında Camiü’l-Ezher üslubunda bir darulfünun, hem mektep, hem medrese olarak bir üniversite için tam 55 senedir Risale-i Nurun hakaikına çalıştığım gibi ona da çalıştım.” 

Evet değerli arkadaşlarım başta da ifade ettiğim gibi bu sempozyum gerçekten sosyolojinin tam aradığı bir alan çalışması olmuştur. Gelişmeleri gözden geçiren bir genel kurul mahiyetinde cereyan etmiştir. Bunu gerçekleştirenleri huzurunuzda tekrara tebrik ediyorum.  Başka bir toplantıda bundan sonra alınacak mesafeleri gözden geçirmek ve yeni hedefler belirlemek üzere yeniden buluşmak dileğiyle hepinize saygı ve selamlarımı sunarım.     
 

Medrsetüzzehra Sempozyumu, Van 12-14 Ekim 2012, Risale Akademi, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 8, s. 799-805, Ankara. 

popüler cevapdünya atlası