MEDRESETÜZZEHRA ÖĞRENCİ PROFİLİ OLARAK ISPARTA KAHRAMANLARI

Eklenme Tarihi: 08 Nisan 2017

GİRİŞ

Bilindiği gibi, Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, doğu insanının nafi bir uzuv olması ve bilimsel düzeyinin yükselmesi için, bir yandan Fıkıh, Kelâm, Tefsir, Hadis gibi din ilimlerinin okutulacağı; diğer yandan, Matematik, Fizik, Kimya, Astronomi gibi müspet bilimlerin okutulacağı ve bu iki cenahın birbiriyle barışık olacağı bir “Şark Üniversitesi” anlamında ve “Medresetüzzehra” ismiyle müsemma bir eğitim kurumunun kurulmasını hedeflemiş ve bu bağlamda muasır olduğu tüm yöneticilere bu arzusunu ifşa ederek, bu tür bir üniversite kampüsünün kurulması için büyük gayretler sarf etmiş ve din ilimleriyle müspet ilimlerin birlikte okutulacağı bu tür bir üniversiteyi kurma faaliyetlerini uzun süre devam ettirmiştir. Ne var ki, Kader-i İlâhi’nin bir hikmetine binaen bu düşüncesi kuvveden fiile bir türlü tahakkuk etmemişti. Ancak Tarihçe-i Hayat isimli eserinde Üstad Hazretleri bu düşüncesini manevi olarak Isparta-Barla’da Risale-i Nur eserleriyle gerçekleştirdiğini ifade etmiş, günün birinde Nur talebelerinin bu düşüncesine kuvveden fiile geçireceğini beyan etmiştir. Nitekim bugün Van’da Üstadın bu müjdesini tahakkuk ettirmek için alt yapı çalışmalarına başlanmış ve kollar sıvanmıştır.

Her ne kadar Bediüzzaman hayatta iken bu tahayyülü kuvveden fiile geçmiş olmasa da, bugün onun yerine ikame olan Risale-i Nur Külliyatı, dünya çapında okunan, eğitimi yapılan ve hatta yüksek lisans ya da doktora tezleri yapılan “Medresetüzzehra Açık Öğretim Üniversitesi” haline gelmiştir. Bu Külliyat dünyanın birçok diline çevrilmiş ve milyonlarca baskı yaparak küresel rekor kırmıştır. Bu rekoru egale edecek veya geçebilecek (Kur’an-ı Kerim hariç) başka hiçbir eser yoktur.

Bu Risale-i Nur Açık Üniversitesi’nin saffı evvel müntesipleri ve rükünleri (unsurları) olan Risale-i Nur talebeleri ise, Bediüzzaman’ın ilmî çalışmaları sürecinde büyük bir destek sağlamışlar ve lisan-ı hal (vücut dili) ile lisan-ı kal  (konuşma dili) bağlamında birer prototip ve numune-i imtisal haline gelmişlerdir. İşte bu çalışmada, pratik anlamda Medresetüzzehra Modelini hayata geçiren saffı evvel Nur şakirtlerinin; diğer bir tabirle Isparta Kahramanlarının talebe özellikleri ve birer öğrenci olarak pedagojik formasyonları ele alınacak ve yorumlanmaya çalışılacaktır.

1.BEDİÜZZAMAN’IN EĞİTİM VE ÖĞRENCİ PROFİLİ

Bediüzzaman hayal ettiği Medresetüzzehra projesini her ne kadar fiziki olarak uygulayamasa da pratik olarak uygulamaya muvaffak olmuştur. İdealindeki eğitim modelinin ilk tohumlarını, dünya yüzünden silinmesi için tecrit edildiği Barla karyesinde atmıştır.

Bediüzzaman’ın eğitim modelinin temeli, şahıs odaklı değil “hakikat odaklı” olarak atılmıştır. Onun dünyasındaki “hakikat” mefhumu ise, Allah’ın isimlerinin kâinata yansımasından ibarettir. Bu bağlamda, Bediüzzaman hazretleri, ehl-i tahkik velilerden bazılarının "Hakiki hakâik-i eşya, esmâ-i Ilâhiye'dir. Mahiyet-i eşya ise, o hakâikın gölgeleridir" dediklerini naklederek, Ilâhî isimlerin yaratılış ve varlık hakikatindeki yerine ve önemine vurgu yapar. Bu zatların, tek bir canlının dış şeklinde, fiziki yaratılışında yirmi kadar Ilâhî ismin cilvesinin göründüğüne dikkat çektiklerini de belirtir. Bediüzzaman, geçmişte dile getirilmiş bir çok hakikati akli delillerle açıkladığı, bazılarını temsillerle akla yakınlaştırmaya çalıştığı gibi, bu meseleyi de örnekler ve akli delillerle izah etme yolunu tercih etmiştir. O, "ince, hassas ve büyük" olduğunu söylediği bu hakikati çiçek ve kadın örnekleriyle açıklar. Sonra zikrettiği bu iki örneği, Ilâhî isimlerin üç ayrı tecelli boyutundan tahlil eder. Sathi bir bakışla, tekrar gibi görünebilecek bu durumdan usanmamaları gerektiğini okuyucuya baştan hatırlatır. Yaptığı değerlendirmeleri iki-üç ayrı eleğe benzeterek, her birinin konunun değişik yönlerinin anlaşılmasına yardımcı olacağını belirtir (Kutluboğa, http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/fizik-alemin-metafizik-temelleri--esma-i-husna-tecellileri, 2012). Bu açıdan bakıldığında, Bediüzzaman kâinata bakarken mana-i ismiyle değil; mana-i harfiyle nazar etmiştir. Hatta bu bakış açısını eğitiminin ve tahsilinin temel umdesi olarak görerek Mesnevi Nuriye Katre Risalesi’nde ““Kırk sene ömrümde, otuz sene tahsilimde yalnız dört kelimeyle dört kelâm öğrendim; tafsilen beyan edilecektir. Burada, yalnız icmalen işaret edilecektir. Kelimelerden maksat, mânâ-yı harfî, mânâ-yı ismî, niyet, nazar’dır. Şöyle ki: Cenab-ı Hakkın mâsivâsına, yani kâinata mânâ-yı harfiyle ve Onun hesabına bakmak lâzımdır. Mânâ-yı ismiyle ve esbab hesabına bakmak hatâdır.” Diyerek kâinata ve dolayısıyla kâinatta cari olan tüm faaliyetlere ki, buna fen bilimleri de dahildir, Allah hesabına bakılması gerektiğini vurgulamıştır. Öyle bakılmadığı takdirde ilmin cehalete inkılap edeceğine çeşitli yerlerde vurgu yapmıştır.

İşte Bediüzzaman’ın eğitim modeli bu düşünce üzerine bina edilmiş ve tüm eserleri ve bu eserlerle yetişen talebeleri bu model doğrultusunda şekillendirilmiştir.

Bediüzzaman eğitim modelini, kendi şahsı dahil olmak üzere hiçbir şahıs üzerine bina etmezken, bu idealini “Konuşan Yalnız Hakikattir” özdeyişiyle de vurgulamış ve bu ifadenin altını muhteşem tespitleriyle de doldurmuştur. Bu çerçevede tasarladığı eğitim modelinin işleyişini ise bir “şahs-ı manevi” sistemiyle kurumsallaştırmış ve bir tüzel kimliğe kavuşturmuştur. Bu da gösteriyor ki, “Risale-i Nur” müessesesi şahısların inhisarı altında olmayan dünyadaki herkese açık, bir “Cihanşümul (Evrensel) Talim ve Terbiye Üniversitesi (Dilek, 2007: 1)”dir.

Bediüzzaman, tasarladığı muhteşem eğitim modelini izn-i İlâhi ve bir Mevhibe-i İlâhi olarak oluştururken, nokta-i mihrakiyesini; yani hareket noktasını, muasır idarenin dine karşı takındıkları tavırlara karşı bir “sivil itaatsizlik” aksiyonu ile başlatmıştır. İngiliz meclis-i mebusanında, müstemlekat nazırının, elindeki Kur'an-ı Kerîm'i göstererek, “Bu Kur'an Müslümanların elinde bulundukça biz onlara hâkim olamayız, bu Kur'an'ı onların elinden kaldırmalıyız...”demesi ve Türkiye’de de bu doğrultuda devlet politikalarının başlaması üzerine, Bediüzzaman şahlanan bir kahraman edasıyla,Kur’an-ı Kerim’i söndürmek isteyen bedbahtlara karşı “Kur’an’ın sönmez ve söndürülmez manevi bir güneş hükmünde olduğunu ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim, (Nursi, 2005: 53)”  diyerek Kur’an tefsiri faaliyetlerine başlamıştır. Üstad Bediüzzaman’ın, eğitim vizyonu, dinimizin Anayasası olan Kur’an-ı Kerim’i ve O’nun birinci muhatabı olan Peygamberimiz Muhammed Mustafa (SAV) Efendimizin yüce davasını yeniden şahlandırmak üzerine kurulmuştur.

2.BEDİÜZZAMAN’IN MEDRESETÜZZEHRA TALEBE PROFİLİ VE PROTOTİPİ

Bediüzzaman Hazretleri adeta bir tecrit-i mutlak içinde küçük bir karye olan Barla’da, mevcut imkânları çok iyi kullanarak kolları sıvamış ve bilahare “Isparta Kahramanları” olarak sitayişle övdüğü kahraman talebelerinin, yine kendi tabiriyle “iktiran” tiplemesiyle tespit ettiği düal bir eğitim ameliyesini başlatmıştır. Bediüzzaman’a iktiran eden ilk etapta mevcut Barla kahramanlarından oluşan bir “Çekirdek Kadro” oluşturur. Bilahare bu çekirdek kadro genişler ve Isparta’nın Sav gibi diğer karyelerine de yayılılır. Bu çekirdek kadro, Risale-i Nur Külliyatı’nın vücuda gelmesinde birer öncü rol oynar ve üstadın hizmetini omuzlayan, tıpkı Peygamberimize (SAV) omuz veren Ashab-ı Suffa gibi bahtiyar “Saffı Evvel” kadrosunu oluşturur. Sahib-i Rüşt ve Dava özelliklerinin bütün vasıflarına haiz olan bu çekirdek kadro, Risale-i Nur’un yazılmasında ve tüm cihana yayılmasında aslan payına sahip ve değerlerine paha biçilemez ihlâs, sadakat ve fedakârlık örnekleri sergilemişlerdir. Bu öncü ve müessis kadro, Risale-i Nur’un vücuda gelmesi sürecinde daha çok “müsevvid” yani ilk nüshaları müsvedde olarak yazma, “mübeyyiz”, yani müsveddeyi temize çekme; “müstensih”, yani nüshaları çoğaltma görevlerini üstlenmişler ve zaman zaman Üstadları Bediüzzaman’a Nur’un birinci muhatabı ve talebesi olan Hulusi Yahyagil gibi sorular sorarak Risale-i Nur Külliyatı’nın oluşum sürecinde destek sağlamışlar ve hatta tashih gibi vazifelerin yanı sıra sabah namazından öğleye kadar ilmi mütalaalar icra etmişlerdir.   Bilhassa müstensihler, ceberut devrinde yasakların hakim unsur olarak cari olduğu bir süreçte Risale-i Nur’un çoğalması ve yayılmasında baş rol oynayan, değerlerine paha biçilemeyen bahtiyarlar heyetidir.

Öncü rol oynayan saffı evvel bahtiyarlar heyetinin paha biçilemez değerini anlamak için o devirde yaşamak gerekirdi. “Allah” demenin yasak olduğu, mezarlıkta Fatiha-ı Şerif’i okuyanın karakolda falakaya çekildiği bir devirde öncü rol oynayan bu çekirdek kadro, kıyamete kadar gelmiş ve gelecek tüm Nur talebeleri ve muhiplerinin sevaplarından, “essebebi kel fail”, yani bir şeye sebep olan o işi yapmış gibidir, düsturuna göre hisse alan ve müstefid olan bahtiyar nur talebeleridir. Bu mübarek kadronun genel talebe özelliklerinin en önemlileri, aşağıda oluşturduğum tabloda sunulmuştur.

Tablo:Medresetüzzehra Öğrenci Profili Olarak “Nur Mekteb-i İrfanı” Talebelerinin Profil Özellikleri

Olmazsa Olmaz Temel Özellikleri

Vizyon ve Hedef Özellikleri

Davranış Özellikleri

Mesleki Özellikleri

Duygusal Özellikleri

İlmi Özellikleri

Kavrama

Özellikleri

Çalışma Özellikleri

Azami İhlâs

Hakikatbin

Olmak

Müspet Hareket

Acz-i Mutlak

Muhabbet

İlmel Yakin

Zihni ve Fikri Derinlik

Taksimül

Amal

Azami

Sadakat, Tearüf ve Sebat

Hakka

Tarafgir

Olmak

Şahsi Cesaret Yerine Davanın Prensiplerine Göre Davranmak

Fakr-ı Mutlak

Şefkat

Aynel

Yakin

Yüksek İstidat

Ciddi

Çalışma

Disiplini

Azami

Tesanüt

Hakikati

Yüceltmek

(İman Hakikatlerini)

İsar Hasletini Hareketlerine Yansıtmak

Şevk-i

Mutlak

İsar

Hakkal

Yakin

Yüksek

İdrak

Zaman Tanzimi ve

Yönetimi

Azami

Fedakârlık

Uhuvvet Sistemini

Kuvvetlendirmek

Teşvik Edici Davranışlar Sergilemek

Şükr-ü Mutlak

Empati

Müdakkik

Olma

Azami

Dikkat

Çok Yönlü

Çalışma

Metodu

Azami

Gayret

Allah’ın Rızasına Nail Olmak

Numune-i İmtisal Olmak

 

Kardeşlerinin Muvaffakiyetiyle İftihar

İlimde Rüsuhiyet (ilmin inceliklerine vakıf olma) Kazanma

İştiyak

Engin Muhasebe

Azami

Muavenet

Peygamberimizin Şefaatine İstihkak Kesbetmek

 

 

Samimiyet

 

 

Derin

Murakabe

 

Yukarıda verilen kriterler en önemli olan ve akla ilk gelen kriterlerdir. Yoksa “Talebe-i Ulum” sıfatına layık olan Nur Talebelerinin güzel özellikleri çok daha fazladır.

Bu kriterleri göz önünde bulundurduğumuzda, saffı evvel “sahiplik, talebelik, rükün olma” gibi özelliklere sahip olan Nur deryasının sevdalılarında bu özelliklerden hangileri vardı, diye düşünebiliriz. Burada unutulmaması gereken en önemli şey, saffı evvel nur talebeleri, yukarıda belirttiğimiz gibi, öncü rolü üstlenmiş prototip şahsiyetlerdir ve yukarıda sayılan özelliklerin hemen hepsini ve belki daha da fazlasını şahsiyetlerinde, lisan-ı hal ve kallerinde taşıyan ve yaşayan şahsiyetler olmuşlardır. Zaten bu kriterlerin dışına çıkanlar, ya şefkat tokatlarıyla uyarılmışlar veya “zecr” cezasıyla cezalandırılmışlardır.

3. ISPARTA KAHRAMANLARININ VAZİFELERİ

Bediüzzaman, “Müteaddit vecihle ben Ispartalı olduğum gibi, o mübarek şehir taşıyla toprağıyla nazarımda çok ehemmiyeti var ve Nurların Câmiü’l Ezher’i ve Medresetüzzehrası’nın merkezi hükmündedir(Nursi, 2010: 132/Koçoğlu, 2012: 11) diyerek kendisini de birinci “Isparta Kahramanı” olarak ilan etmiş ve kendisi gibi Isparta kahramanları olan Ahmet Hüsrev Altınbaşak, Bekir Ağa, Süleyman Rüştü Çakın, Şamlı Hafız Tevfik, Sıddık Süleyman Kervancı, Marangoz Mustafa Çavuş, Mübarek Süleyman Köse gibi ağabeyleri ilk etapta muhatap alarak “Sizler koca Isparta’yı değil, belki büyük bir memleketi tenvir edecek elektriklerin makinistleri hükmündesiniz ((Nursi, 2010: 132/Koçoğlu, 2012: 11) şeklindeki metaforuyla, hem onlara vizyonlarının büyüklüğünü hatırlatmış, hem de vazifelerinin oldukça büyük ve kudsi olduğunu hatırlatmıştır.

Yine Bediüzzaman, kendisinin ve Nur Talebelerinin vazifelerini sayarken, en önemli vazifesinin “Müspet Hareket” olduğuna işaret eder : “Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler âsâyişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde herbir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz (Nursi, 2009: 151).

Risale-i Nur’u ilk olarak tanıyan bu ilk bahtiyarlar heyeti, Bediüzzaman’ın cazibedar ve çarpıcı hallerine bigane kalmamışlar, ona ve eserlerine meftun (Uç, 2012: 6) olarak isteklerini emir telâkki etmişler ve uygulamışlardır. Bu bahtiyarlar heyeti, bilahare tüm dünyada en çok okunan eserler arasında yer alan Risale-i Nur Külliyatı’nın büyük ve kudsi davasını ateşleyen meşaleler olmuşlardır.

Saffı evvel Nur Talebelerinin hepsinin çok önemli ve büyük vazifeleri, aslında sıradan tevzi edilen vazifeler değildir, yine Üstadın istihracıyla “iktiran” tabir ettiği ve iki görevin aynı anda gelerek ilm-i ezelide tanzim edilen görevler silsilesi olduğunu unutmamak gerekir. Bediüzzaman’ın Nur’un en önemli muhatabı ve “birinci talebem” diye vasıflandırdığı Hulusi Yahyagil ağabey için söyledikleri bu tavzifin ipuçlarını vermektedir: “Hulûsi Bey, benim yegâne manevî evlâdım ve medar-ı tesellîm ve hakikî vârisim ve bir dehâ-yı nuranî sahibi olacağı muhtemel olan biraderzadem Abdurrahman’ın vefatından sonra, Hulûsi aynen yerine geçip o merhumdan beklediğim hizmeti, onun gibi ifâya başlamasıyla ve ben onu görmeden epey zaman evvel Sözler’i yazarken, onun aynı vazifesiyle muvazzaf bir şahs-ı manevî bana muhatap olmuşcasına, ekseriyet-i mutlaka ile temsilâtım onun vazifesine ve mesleğine göre olmuştur. Demek oluyor ki, bu şahsı, Cenâb-ı Hak bana hizmet-i Kur’ân ve imanda bir talebe, bir muin tayin etmiş. Ben de bilmeyerek onunla onu görmeden evvel konuşuyormuşum, ders veriyormuşum.” (Nursi, 2010: 49-50/http://www.yeniasya.com.tr/yazi_detay.asp?id=4408, 2012)

Nur Talebelerinin en önemli vazifelerinden biri de insanların akıllarında, fikirlerinde, hayat tarzlarında, lisanlarında vs olgularında bir “değişim” bir “inkılâp” oluşturmaktır. Zaten eğitimin en büyük fonksiyonu da budur. Yani hedeflenen, istenen, arzulanan ideal bir değişim gerçekleştirmektir. Nasıl ki, Peygamberimiz (SAV), fetret devrinden sonra bedevi toplumları medeni milletlere üstad kılacak bir değişimi gerçekleştirmiştir, aynen öyle de, Bediüzzaman ve Talebeleri, Bediüzzaman’ın "Risale-i Nur, yalnız bir cüz'i tahribatı ve bir küçük haneyi tamir etmiyor; belki külli bir tahribatı ve İslamiyeti içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kaleyi tamir ediyor. Ve hususi bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor, belki bin seneden beri tedarük ve teraküm edilen müfsid aletlerle dehşetli rahnelenen kalb-i umumiyi ve efkar-ı ammeyi ve umumun ve bahusus avam-ı mümininin istinadgahları olan İslami esasların ve cereyanların ve şeairlerin kırılmasıyla bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumiyi, Kur'an'ın icazıyla ve geniş yaralarını Kur'an'ın ve imanın ilaçlarıyla tedavi etmeye çalışıyor. Elbette böyle külli ve dehşetli tahribata ve rahnelere ve yaralara, hakkalyakin derecesinde ve dağlar kuvetinde hüccetler, cihazlar ve bin tiryak hasiyetinde mücerreb ilaçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki, bu zamanda Kur'an-ı Mucizü'l Beyanın i'caz-ı manevisinden çıkan Risale-i Nur, o vazifeyi görmekle beraber, imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medardır Nursi,2012) " ifadesinde yer alan köklü bir problemi çözme vazifesini üstlenmişlerdir. Cenap Şahabeddin’in dediği gibi "Eskimiş fikirler paslanmış çivilere benzer, söküp atmak çok güçtür". İşte Bediüzzaman’da bin seneden beri birikmiş köhne fikirlerin yerin Yüce Dinimiz İslâm’ın eskimeyen ve hep taze kalan fikirlerini tekrar filizlendirmiş ve neşv-ü nema bulmasına büyük katkı sağlamıştır. Bu açıdan da bakıldığında Bediüzzaman ve Nur Talebelerinin üstlendiği vazifeler, oldukça çok zor, karmaşık ve meşakkatlidir. Ancak mukaddes bir davanın yeniden şahlandırılmasına sebep olan bir vazife olduğundan bu vazifeyi icra edenlere, hapishaneler “Medrese-i Yusufiye” zehirler “Panzehir” meşakkatler ve dayaklar “Çerez” olmuştur. Bu davanın kahramanları (Bilhassa Isparta Kahramanları) bu yüce davanın tecdidinde öncü rol oynamışlar, bıkmamışlar, yılmamışlar, bu eziyet ve meşakkatlere boyun eğmemişler, tıpkı Ulubatlı Hasan’ın sancağı zafer kalesine diktiği gibi Risale-i Nur Sancağını dünyanın en yüce burçlarına dikmişlerdir. Allah onlardan ebediyen razı olsun.

SONUÇ

Bediüzzaman, fen ve felsefeden gelen dinsizlik cereyanının tahribatlarına karşı, bilhassa şarkta tahayyül ettiği bir eğitim modeli olan Medresetüzzehra modelini, fiziki olarak tesis edemese de manevi olarak Barla’da başlattığı bir eğitim seferberliğiyle icraata koymuş ve büyük bir muvaffakiyet elde etmiştir. Üstadın kendi tabiriyle kendisine iktiran eden ve saffı evvel tiplemesiyle müsemma olan Barla, bilahare Isparta ve çevresindeki kahramanların da desteğiyle büyük bir iman eğitimi aktivitesi başlatmış ve tüm dünyaya yayılan bir akımın öncüsü olmuştur.

 

KAYNAKÇA

Dilek, Şener, Nur Mektebi, Feza Yayınları, İstanbul, 2007

Kutluboğa, Burhan, Fizik Âlemin Metafizik Temelleri: Esmâ-i Hüsnâ Tecellileri
Yeni Ümit Dergisi,
http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/fizik-alemin-metafizik-temelleri--esma-i-husna-tecellileri, Erişim Tarihi: 12.12.2012

Koçoğlu, Himmet, Isparta Kahramanları, Şahdamar Yayınları, İzmir, 2012

Nursi, Bediüzzaman Said, Tarihçe-i Hayat, RNK, Neşriyat, İstanbul, 2005

Nursi, Bediüzzaman Said,  Emirdağ Lahikası,  Sözler Yayınevi, İstanbul, 2010

Nursi, Bediüzzaman Said,   Barla Lahikası,  Sözler Yayınevi, İstanbul, 2010

Uç, Himmet, Bediüzzaman’ın Fikir ve Sanat Dünyası, Risale Akademi Yayınları, Ankara,  2012

Nursi, Bediüzzaman Said,   Barla Lahikası,  Yeni Asya Yayınları, İstanbul, 20102010: 49-50/http://www.yeniasya.com.tr/yazi_detay.asp?id=4408, 2012)

Nursi, Bediüzzaman Said,   Emirdağ Lahikası 2,   Envar Neşriyat, İstanbul, 2009

http://www.risaleara.com/oku.asp?id=3997, Erişim Tarihi: 13.12.201

Isparta Kahramanları Sempozyumu, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 7, s. 115-124,  Risale Akademi. 

popüler cevapdünya atlası