MEDRESETÜZZEHRA, NESL-İ ÂTİ VE RİSALE AKADEMİ

Eklenme Tarihi: 11 Mart 2017

Nasrettin Hoca bir gün sokakta bir şeyler arıyormuş. Dostları görmüş. “Hocam ne arıyorsun?” diye sormuşlar. O da; “İğnemi kaybettim. Onu arıyorum.” demiş. Sonra; “Peki sen bu iğneyi nerede kaybettin?” demişler. “Valla evin bodrum katında kaybettim” Demiş. “Peki niye burada arıyorsun? Bodrum katında arasana” demişler. Nasrettin Hoca da; “Orası karanlık, burası aydınlık onun için burada arıyorum” demiş.

Değerli dostlarım hepiniz hoş geldiniz.

Aslında gerçekten Türkiye’de 100 yıla yakın bir zamandır kaybettiği değerleri yanlış yerde aramanın sancılarını çekerek bu günlere gelindi. Ve gerçekten Türkiye kaybettiği değerleri özellikle eğitim modellerini, eğitim fikriyatını, Avrupa’dan, Amerika’dan, dünyanın değişik yerlerinden ve son zamanlarda moda olan uzak doğu kültürlerinden esinlenerek bir yerlere gitme telaşında. Ama kaybettiği bunlar değil aslında. Kaybettiği değerler buralarda değil. Kaybettiği değerler aslında bu ülkede ve belki de biz söylemeliyiz ki, “Biz değerlerimizi Türkiye’de kaybettik.” Bediüzzaman değerlerini burada aradı. Van’da aradı ve gerçekten biz de bu sempozyumla Van’da bu değerleri bulmak için buradayız. Hepinize geldiğiniz için çok teşekkür ederim.

Eğitim aslında gelecekle ilgili bir kavramdır. Hatta birçok dünya ülkesinin bakanlığının adı “Milli” Eğitim Bakanlığı falan değildir. Gelecek Bakanlığı diye adını koyan ülkeler var. Mesela Avusturya- Eğitim Bakanlığı’nın diğer adı “Gelecek Bakanlığı” anlamına gelen bir kelimedir. Neden gelecekle ilgilidir? Çünkü gelecek kuşakları yetiştiriyorsunuz. Gayet basit. Bediüzzaman Hazretleri –dün akşam Mehmet Ali Bulut’tan dinlemiştik Emirdağ Lâhikası’ndan Üstadın bir mektubunu okumuştu– “50 yıl sonrasının nesillerini düşünüyoruz” diyor.

Biz aslında bizim konumuzu konuşmuyoruz. Biz de 50 yıl sonrasının planını yapıyoruz şu anda burada. 100 yıl sonrasının planını yapıyoruz. Belki 2100. Yıllarda Türkiye bambaşka bir ülke olacak. Eğitim geleceğe bakar ama biz ne yazık ki, geçmişle hesaplaşıyoruz hâlâ. Bugünkü sempozyumda toplanmamızın nedeni de bu.

Kızılderililerin çok meşhur bir yaklaşımları varmış. Şimdi ortada pek Kızılderili de kalmadı ama onların birçok mirası hâlâ kullanılıyor. Şunu yaparlarmış: Bir karar alacakları zaman, bu kararın yedi kuşak sonrasını nasıl etkileyeceğini düşünerek karar alırlarmış. Biz bir karar aldığımız zaman acaba günü mü kurtarmaya çalışıyoruz, yoksa kaç günü etkileyeceğimizi mi, yoksa gelecek seçimleri kurtaracağımızı mı, yoksa 50 sonrasının kuşaklarını mı hesap ediyoruz?

Bediüzzaman Hazretleri 1947 yılında yazdığı bir mektupta diyor ki: “50 yıl sonra gelen nesl-i âtîyi düşünüyoruz. Şimdi yaşayanlar o zaman toprak olacaklar. O toprak olanların bu konularda söz söylemeye hakları yoktur.Onları ilgilendirmiyor çünkü. Ama Risale-iNur ve bugün buarada yapılan çalışma aslında 10 yılın, 20 yılın, 50 yılın kuşaklarını kucaklayacak bir çalışmadır. Peki biz ne yapıyoruz şu anda. Değerli arkadaşlar biz de aslında 100 yıl öncesindeki bir fikri tartışıyoruz. Ama enteresan bir şey. Bir şey değişmedi. Sonuçlar aynı, sebepler aynı değişen bir şey yok.

Bediüzzaman’ın eğitim fikri aslında tazeliğini ve sımsıcaklığını koruyor. Bakın meşhur bir sosyal bilimci vardır. John Gatun isminde bir adam. Bunun bildiğiniz çok meşhur bir yöntemi vardır: Teşhis, tahmin ve tedavi. “3T” formülü olarak ifade edilir. Şimdi bu formüle göre baktığınızda Bediüzzaman’ın teşhisi neydi 100 yıl önce? Şuydu: Materyalizm adıyla modern bilimler üzerinden dini ve dini değerlerin inkâr politikası olarak kurgulanması. Yani Kur’an’ın insanların elinden ya soğutarak ya da cebren alınması. Tabi bu arada fen bilimlerinin, diğer bilimlerin materyalizme ve dinsizliğe alet edilmesi. İkincisi: Din yerine milliyetçiliğin ikame edilmesi. Yani unsurların uyandırılması ve ırka dayalı devletçiklerin oluşturulması. Ve mekteplerde din eğitiminin verilmeyerek din yok milliyet var kavramının oluşturulması. Şimdi bakın 100 yıl öncesinde ve genç Cumhuriyette 1950’ye kadar olan dönemde özellikle din eğitiminin tamamen ortadan kaldırılması. Bu Bediüzzaman’ın teşhisiydi. Ama bunun dayandığı üç formülü söylüyordu. Ana sebebi söylüyor: Cehalet, zaruret ve ihtilaf. Bu üç hastalık Bediüzzaman’ın teşhis ettiği hastalıklardı. Bir kısım hastalıkları da Hutbe-i Şamiye’de İslam dünyasının geneli için teşhis ederek belirlemişti.

Peki neyi öngördü Bediüzzaman? Bediüzzaman bu teşhisinin sonucunda ortaya çıkacak olan manzarayı sinemada izler gibi görüyordu. Yani dinsizlik akımının yayılmasıyla anarşizmin, Bolşevizm’in, Komünizm’in, Kemalizm’in Osmanlı sonrasındaki Türkiye Cumhuriyeti’ndeki tüm insanlığın değerlerini tahrip edecek bütün “izm”lerin ortaya çıkacağını, ırkçılık belasıyla toplumun ayrışacağını, İslam âleminin küçük devletçiklere bölüneceğini ve gerçekten çok kötü bir manzaranın ortaya çıkacağını öngördü. Çünkü bu sebepler bu sonuçları doğuracaktı. Hemen tedaviye başladı. Ve dedi ki, cehaleti, zarureti, ihtilafı ortadan kaldırmak için marifet, sanat ve ittifak formülünü ortaya sürdü. Medresetüzzehra formülünü ortaya sürdü. Eğitim düşüncesini ortaya sürdü. Ve tedavi yöntemini bu şekilde ortaya koydu. “Aklın nuru fünun-ı medeniye, kalbin ziyasıulum-ı diniye” diyerek ortaya koydu. Peki durum şimdi çok mu farklı? Aslında değil. Araçlar değişti, birçok şey değişti. Aslında sonuçlar değişmiyor. Çünkü sebepler orada aynen hazır duruyor. Bir değişim var. Bu değişim emin olun Risale-i Nur’un zaferidir. Çünkü en iyi yerli Bediüzzaman’dır. Hiçbir ithal fikir yoktur. Tamamen bu toprakların ürünüdür. Dolayısı ile bir değişim varsa Medresetüzzehra anlayışının eğitim felsefesinin yansımasından başka bir şey değildir.

Değerli dostlarım,

Bediüzzaman’ın aslında özgür kurşun kalemi istibdadın dolma kalemini yenmiştir. Bugün galip olan Risale-i Nur’dur. İnsanlar farkında olsun ya da olmasın sıran tenevveret düsturuyla Risale-iNur’daki yöntemlerle düşünüyorlar. Bu düşünce biçimini açılayan Bediüzzaman’ın bu formülleridir.

Bediüzzaman’ın aslında makro düzeyde sunduğu eğitim düşüncesinişu şekilde özetleyebiliriz:

Ona göre yeryüzü aslında bir okuldur, mekteptir, medresedir, tekkedir. Bu okulun talebesi insandır. Kâinattan Halıkını soran bir seyyahtır. Bu talebenin ulaşması gereken hedef ise üst düzey zihinsel ve kalbi becerilerini geliştirmek. Kendi Yaratanını tanımak, bilmek ve bildiğini bildirmektir.

Ders programı dediğimiz müfredatı ise, Kelam sıfatından gelen Kur’an-ı Hakîm ile İrade sıfatından gelen tabiat dediğimiz kainatın tamamıdır. Ve özellikle Mehmet Akif’in şiirinde yer aldığı gibi “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı/asrın idrakine söylettirmeliyiz İslam’ı” formülündeki Risale-i Nur’dur. Muallimi kimdir? Muallimi, başta Peygamberimiz ve diğer peygamberler olmak üzere her asrın temsilcileri ve bu asrın, ahir zamanın temsilcisi Bediüzzaman gibi peygamber varisleridir.

Rehberlik öğretmenleri, akıl, vahiy ve duygularımızdır. Çünkü eğitimin üç kaynağı vardır. Değerlendirme ölçütü, İlahi olanı mutlaktır. Herkesi bağımsız değerlendir. Ama kullarınki, bağlı değerlendirmedir. Mükâfat ve mücazatı yani ödül ve ceza sistemi dünyevi ve uhrevidir. Disiplin sistemi irade ve özgürlük üzerine kurulmuştur. Sınıfları çeşitlendirilmiş ırklar, diller ve geleneklere sahip milletlerden oluşmaktadır. Sınıf düzeyleri, yani birinci, ikinci, üçüncü sınıf düzeyleri temeddüne, medenileşmeye, yeteneklerini geliştirmeye bağlıdır.

Ders kitabına gelince kâinattır. Bu kitabın her bölümü günün bilimlerine konu olan mevcudattır/varlıklardır. Her bölümünün konusu, sosyal, fen ve sağlık bilimleridir. Okunması gereken ilk bölüm ise insandır. “Ve ey kendini insan bilen insan! Kendini oku! Yoksahayvan ve camit hükmünde insan olmak ihtimali var. İnsan öyle bir nüsha-i camiadır ki, Cenab-ı Hak bütün esmasını insanın nefsi ile insana ihsas ediyor.

Değerli arkadaşlar,

Bu ders kitabının günümüzdeki somutlaşmış, okuryazarlığa dönüşmüş şekli Risale-i Nur’dur. Risale-i Nur ise insanı okuryazar yapar. Nasıl bir okuryazar yapar?

Birincisi insan okuryazarlığı yapar. İnsanları okumayı yazmayı öğretir. Bu okumanın amacı insanın kendisini tanımasıdır. Yani enfüsi tefekkürdür.

İkincisi toplum okuryazarlığını sağlar. Bu okumanın amacı sosyal hayatın gerekliliklerini, iletişim ve insan haklarını anlamayı ve uygulamayı gerektirir.

Üçüncü okuryazarlık tabiat ve kainat okuryazarlığıdır. Bu okumanın amacı Esma-i Hüsna’yı kavrayabilmektir.

Ve son dördüncü okuryazarlık gelecek okuryazarlığıdır. Geçmişi anlamak, gelecek kuşakların algı düzeyini öngörmek, onları yaşayacağı zaman göre eğitmektir.

Bakın Bediüzzaman’ın okuryazarlık sistemi ne kadar farklı. Hangi eğitim sistemi bunları verebilir? Mümkün değil.

Değerli arkadaşlar,

Aslında Risale Akademi olarak bir çalışma başlattık. Şu anda tamamlandı. Buraya yetişmedi ama bir kitap olarak da basacağız. Bütün bilim dallarında şerh ve izah çalışmaları için, aynı zamanda bir tasnifle başlama düşüncesiyle eğitim bilimlerinde bir tasnif oluşturduk aslında. Bu tasnifi de inşallah birkaç cilt kitap olarak basacağız.

Tasnifte özellikle kavramlar yani Risale-i Nur’a bir eğitimci gözüyle bakmak farklı bir şey, bir Nur talebesi olarak bakmak farklı bir şeydir. Birçoğumuz kendi mesleklerimiz olduğu halde bu mesleklerin gözüyle çoğu kez bakmıyoruz. Ve hatta zikir ve fikir kitabı olsun diye okuyoruz kendimize yönelik olarak. Bu gibi toplantıların esas maksadı mesleki açıdan Risale-i Nur’ların değerlendirilmesi ve sistematize edilmesini sağlamaktır. İnşallah önümüzdeki günlerde Risale akademi olarak Risale-i Nur’un bu eğitim düşüncesini, Risale-i Nur’un tamamını tasnif ediyoruz onu da ortaya çıkaracağız. Otuz başlık, beş yüz alt başlık altında eğitim bilimleri açısından – çok sayıda eğitimci vardır içimizde ama eğitim bilimciliği farklı bir konsepttir/alandır- Risale-i Nur’a bakmak. Gerçekten Risale-i Nur’a nasıl bakarsanız o şekilde algılarsınız. Lütfen kendi bilim dallarınızda, kendi mesleğinizle ilgili araştırmalarda Risale-i Nur’u kendi mesleğiniz açısından değerlendirin. Risale akademi olarak bu konuda kapılarımız sizlere açıktır.

Çok teşekkür diyorum. Saygılar sunuyorum.

Medrsetüzzehra Sempozyumu, Van 12-14 Ekim 2012, Merak Yayınları, Risale Akademi, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 8, s. 825-830, Ankara.

popüler cevapdünya atlası