Medresetüzzehra Müzakereleri'nin konuğu Safa Mürsel

Eklenme Tarihi: 21 Ocak 2017

Röportaj: Serdar Bilgin-RİSALE AKADEMİ

Safa Mürsel ile Medresetüzzehra’yı konuştuk.

MEDRESETÜZZEHRA, BEDİÜZZAMAN’DAKİ MEDENİYET TASAVVURUNUN KURUCU KAVRAMIDIR

Medresetüzzehra’yı nasıl anlamalıyız?

Malumunuz Üstad Bediüzzaman; hayattan kutsalı dışlayan pozitivist inkarın insan fıtratını tahribini, çağdaş yaşam tarzının bir sonucu olarak görmüştür. Buna karşı, din-bilim temelinde yapılacak bir eğitimle yeni bir kimlik inşasının gereğine inanmıştır. Birey, inanca dayalı kimlik kazandığında, toplum da bu inancın müsbet ve insani değerleri üzerine bina edilecektir. Bu eğitim vizyonu, İslam medeniyetini inşa hamlesiyle eş anlamlıdır.

Çağın şartlarının Müslümanlarca okunması ve yeni bir medeniyetin Anadolu coğrafyasında yükselmesi, Bediüzzaman’ın çağdaş öngörülerinden birisiydi. Medreselerin ıslah edilerek çağın şartlarına uygun birer eğitim kurumları haline getirilmesi, medeniyet hamlesinin temel şartlarından birisi idi. Bediüzzaman’ın kendisine özgü kavramlaştırması olan Medresetüzzehra, öncelikle çağın gerçek ihtiyaçlarına cevap verme amaçlı eğitim kurumu anlamına geliyordu. Başka bir ifadeyle Medresetüzzehra, Bediüzzaman’daki medeniyet tasavvurunun kurucu kavramı idi.

“Medresetüzzehra Müzakereleri” ve benzer çalışmaların, kimlik ve düşünce dünyamızı yeniden ihya ve inşa sürecinde önemli bir misyon üstlendiği kanaatindeyim. Bu müzakerelerin, Medresetüzzehra gerçeğinin anlaşılmasına önemli katkılar yapacağı açıktır. Bu tür faaliyetlerin, gerek Risale-i Nur öğretisinin tanıtım ve anlaşılmasına, gerekse, Risale-i Nur misyonunun geleceğe taşınmasına İnşallah vesile olacaktır. Gayret sahiplerinden Allah razı olsun.

BEDİÜZZAMAN DİN AYRI, İLİM AYRI ANLAYIŞINI KESİNLİKLE REDDEDER

Çağın şartlarının okunması ifadenizi nasıl anlamalıyız?

“Çağın şartlarını okuma” ifadesinin ne anlama geldiği, Risale-i Nur’da özel bir izahın konusudur. Bediüzzaman bu izahı yaparken, düşüncesini, bazı temel kurallar üzerine bina eder. “Fünun-u cedideyi, ulûm-u medaris ile mezc ve derc” etmek ifadesi, eğitimde 16. asırdan itibaren terkettiğimiz anlayışa yeniden dönüş davetiyesidir. Zira, Bediüzzaman din ayrı, ilim ayrı anlayışını kesinlikle reddeder. Din ile bilimin ayrılığını öngören anlayışın İslam’da karşılığı yoktur. Kabulü mümkün değildir. Yapılması gereken iş, dini ilimlerle fen bilimlerini, birini diğeri ile telif ve izah eden bütüncül bir yaklaşım benimsemektir. “Vicdanın ziyası ulum-u diniyedir, aklın nuru fünun-u medeniyedir” ifadesi böyle bir yaklaşımın göstergesidir. Bu anlayış benimsenmezse, dindarlık adına taassup, bilim adına ise, şüphe ve inkar görülecektir. Bunun için Bediüzzaman, din ve fen bilimlerini, uzlaştırıp bütünleştirme anlamında, “mezc ve derc” yönteminin kullanılmasından yanadır. Medresetüzzehra’nın en önemli misyonu, maddi ve manevi ilimler arasındaki bu imtizacı, bütünleşmeyi sağlaması olacaktı. Böylece, Müslümanlar, medeniyetin sağladığı refah ve terakkiden paylarını alacaklar, gayr-ı Müslimler ise, İslam’ı tanıyarak, insanlığa yakışır bir hayatı ve iman mutluluğunu elde etme fırsatı bulacaklardı.

MEDRESETÜZZEHRA’NIN MEZOPOTAMYA MERKEZLİ YAPILANMASININ BİR REALİTESİ VAR

Peki, eğitim yoluyla medeniyetin Anadolu coğrafyasına getirilmesini Bediüzzaman’ın öngörüsü olduğunu ifade ettiniz. Neden Anadolu coğrafyası?

Biliyorsunuz, ilk çağlardan bu yana medeniyetlerin merkezi ortadoğudur. Bediüzzaman bu hususu eserlerinde açıkça ifade eder. Dinlerin büyük çoğunluğu, bu coğrafyaya Peygamberler eliyle gelmiş; medeniyetlerin çoğu da bu coğrafyada kurulmuştur. O yönüyle Medresetüzzehra’nın Mezopotamya merkezli yapılanmasının, tarihi, dini, kültürel, sosyolojik, siyasi anlamlara tekabül eden bir realitesi vardır. Bu medeniyet, ancak böyle bir coğrafyada vücut bulabilir. Bu bölge dünyanın en merkezi kavşaklarından birisidir. Zira, bir yönüyle Afrika’ya, bir yönüyle yakın ve uzak Asya’ya, bir yönüyle de Avrupa’ya en yakın konumdadır. Bu bölge, farklı bölgelere mensup talebelerin kolayca gelebileceği ve farklı mezheplerin birbirini yakından tanıyabileceği, farklı etnik unsurların temerküz ettiği zengin birikime sahip bir coğrafyadır. Böyle stratejik bir bölgede kurulacak Medresetüzzehranın, evrensel sonuçları yanında, bölgeye de sağlayacağı çok önemli katkılar olacaktır. Bu maksatla, Medresetüzzehra’nın, özellikle “Bitlis, Diyarbakır, Van’da tesisini isteriz” der ve gerekçesini şöyle sunar: “Anadolu'daki ehl-i mektep ve ehl-i medrese birbirine yardımcı olarak ittifak etsin diye, vilâyât-ı şarkiyenin merkezinde hem Hindistan, hem Arabistan, hem İran, hem Kafkas, hem Türkistan'ın ortasında, Medresetüzzehra mânâsında, Câmiü'l-Ezher üslûbunda bir darülfünun, hem mektep, hem medrese olarak bir üniversite için, tam elli beş senedir Risale-i Nur'un hakaikine çalıştığım gibi ona da çalışmışım.” (Emirdağ Lahikası, II, 246)

Bediüzzaman’ın nazarında öngördğü bu eğitim yapılanması, medeniyetleri çatıştırmaktan ziyade barışçı bir münasebet anlayışına dayanmalıydı. “Felsefe fünunu ile ulûm-u diniye birbiriyle barışmalı ve Avrupa medeniyeti, İslâmiyet hakaikiyle tam musalâha etmeli” ifadesi bu temenninin göstergesidir.

MEDRESETÜZZEHRA’NIN GETİRECEĞİ ÇOK ÖNEMLİ VE ACİL SONUÇLAR

Bu eğitim kurumunun bölgeye sağlayacağı çok önemli ve acil sonuçları nelerdir?

Bunu Münâzarât isimli eserinde bütün detaylarıyla okuyoruz. Eğitimsizliğe çare olması yanında bölge kalkınmasını sağlayacaktı. Bu eğitim kurumu, ırkçılıktan aşiretçilik çatışmalarına varıncaya kadar bir çok ihtilafın kökünü kesecekti. Bediüzzaman’ın, bu kurumdan bölgesel ve uluslararsı barışa katkı yapmak gibi çok önemli beklentileri vardı. Bunun ilk ve önemli bir sonucu, Müslümanları taassuptan kurtarmak olacaktı. Öncelikli beklenti, bölgenin bu zaaflarından eğitim yoluyla kurtulması sağlanacaktı.

Bediüzzaman’a göre bu eğitim sayesinde, “Mehasin-i meşrutiyeti neşr için bir kapı açılaca”ktı. Yani özgürlükçü siyasi yapının, insan haklarının, hürriyet ortamında kendimizi rahatça ve güven içerisinde ifade edebileceğimiz sosyal yapının tesisi için, bu eğitim kurumu önemli bir rol üstlenecekti. Maddi- manevi gelişmeye ve kalkınmaya katkı yapacaktı.

Eğitimden beklediği diğer bir sonuç, “maarif-i cedideyi medarise sokmak”tı. Bu bölge insanının benimsediği eğitim kurumunu, ismen muhafaza edip, ona çağın ihtiyaçlarını karşılayabilen bir nitelik kazandırmak, Bediüzzaman’ın önemli hedeflerinden birisi idi. Bu hedefleri gerçekleştirmek için gençlik yıllarından itibaren 55 sene, bu eğitimin hayata geçmesine çalıştığını her vesile ile ifade eder.

BEDİÜZZAMAN’IN EĞİTİM DÜŞÜNCESİ HADİS-İ ŞERİF’İ DÜŞÜNME VE ÇALIŞMA ÇABASIDIR

Bediüzzaman’ın eğitim ile ilgili fikirlerinin bugüne yansımaları nelerdir?

Öncelikle şunu ifade edeyim. Bediüzzaman’ın eğitimde Medresetüzzehra konusuyla yapmak istediği en önemli uygulamalardan biri, eğitimi kurumsallaştırarak, ondan herkesin faydalanması sağlamaktır. Toplumu maddi ve manevi alanda fikren ve ahlaken eğitmektir.

Bediüzzaman’ın eğitime yaptığı vurgunun temelinde, eğitimin sağlayacağı kaliteyi sivil topluma taşıma çabası vardır. Sorgulamayan, sordurmayan, buyurgan eğitim politikasına karşı alternatif olarak Medresetüzzehra’yı öngördü. Hayata geçirilmesi gereken, kesintisiz bir eğitim modeli olarak topluma emanet etti. Onun, yüz yıl önce, din-bilim ayrımı yapmayan, tevhidi bakışa dayalı bu eğitim tasavuurunun mutlaka gerçekleşeceğini ifade ettiğini düşünürsek, bugün, bunun bizim üzerimizde yerine getirilmesi gereken bir vazife ve vecibe olduğunun kabulü gerekir.

Bediüzzaman eğitimi, eğitim hayatını, hiçbir zaman sabit, statik, belli formlara hapsedilmiş bir model olarak görmedi. Bu modeli, ezberci, tartışmaktan korkan, tek tip insan yetiştirmeye odaklı bir eğitim anlayışına karşı, alternatif bir eğitim modeli olarak gördü ve gösterdi. Medresetüzzehra ile sunduğu eğitim modelinin ana hareket noktaları, tartışmaya, sorgulamaya, icat ve yeniliklere açık olması, fikir hürriyetini garanti etmesi idi. İcadın teşvik edilmesi ise, girişimcilik ruhunun desteklenmesi anlamı taşıyordu. Bu gün yaygın kullanımıyla inovasyon dediğimiz kavram, sürekli yenilik arayışıdır. İcat, yenilik ve fikir hürriyeti gibi kavramlar, insanların rahatça ve güven içinde kendilerini ifade edebileceği bir ortamın sağlanmasını gerektirir. Eğitim, bu anlayış ve değerlerle tahkim edilirse, Bediüzzaman’a göre, Müslümanların muhtaç olduğu dayanışma ve kalkınmayı sağlayacaktır. İnsanlığa faydalı eserler üretmek ve nesiller yetiştirmek imkanı olacaktır. Kısaca Bediüzzaman’da eğitim, “insanın hayırlısı, insana faydalı olandır” Hadisindeki anlama uygun düşünme ve çalışma çabasıdır.

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası