Medresetüzzehra fıtriliği muhafaza eden nezih bir ilmiliktir

Eklenme Tarihi: 01 Ağustos 2014 | Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2017

Eğitimci-Yazar Halil KÖPRÜCÜOĞLU’nun Medresetüzzehra Müzakereleri için hazırlanan sorulara verdiği cevaplardır

 

  1. Medresetüzzehra’nın öngördüğü Eğitim Felsefesini, bugünkü terminoloji ve kavramları kullanarak nasıl yazardınız?  Sorusuna o sahanın elemanlarınca cevap verilmesini isterim.

 Ben, bundan ziyade;

Medresetüzzehra nasıl bir insan modeli önermektedir? Sorusuna cevap vermek isterim.

  • Bediüzzaman Hazretleri, Besmeleyi, İbadeti, Duayı, Şükrü, Esmayı, nimetten inama geçmeyi vb. konuları anlatırken hep Tevhit manasına FARKINDALIK anlamında bir tarz ortayakonulması için çırpınır.
  • Hayatın her safhasında adeta Allah’ı görüyorcasına bir felsefe ortaya koyar. Her anımızda bir Yakin hâsıl etmeyi önceler. Buna da kulluğun modern ve akademik seviyede bir ifadesi demek daha doğru olur.
  • Diğer bir ifade ile okul öncesinden, hayatın sona erdirilmesine kadar her şeyi Tevhid akidesine göre değerlendirebilen, Allah’ı görürcesine bir yakin içinde yaşamayı, gerçekleştirebilen bir insan, Ahsen-i takvimdeki bir kul modeli ortaya çıkarmak ister.
  • Bu tarz ile lezzetlerin çok ileri seviyede artması ve bela, musibetlerin şekil değiştirmesi söz konusudur. Kısacası, insanın iki cihan saadetini elde etmesi için ortaya konulan şahane bir eğitim sistemidir.
  1. Bu eğitim felsefesinin bugüne kadar ileri sürülmüş veya denenmiş eğitim felsefeleriyle
    1. Örtüşen ve
    2. Ayrışan yönleri nelerdir?

Sorusunun cevabı kanaatimce şöyledir:

  • Esasen, eşyanın hakikati ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem AS’a Cenab-ı Hak tarafından öğretilmiştir. Yani ilmin temelleri insana aktarılmıştır. Daha sonraki asırlarda felsefe,Nübüvvet yolundan uzaklaşarak, sadece akıl yoluyla gittiğinden önceden bir arada olan bütün ilimler maalesef kasıtlı olarak tefrik edilmiştir.
  • Uzun yıllar önce, Batıda, daha ziyade hakiki İncil’den, gerçek İsevilikten uzaklaşarak, kiliseye karşı başlatılan, fenlerin materyalist yorumlara tâbi tutulup gerçekten uzaklaştırılması, yaratılış felsefesine, vahye karşı kullanılması insanlık için büyük bir problem oluşturmuştur.
  • İslam âlemi de Batının maddi ve askeri terakkisi karşısında yanlış ve eksik değerlendirmeler sebebiyle aldanmış, gerçek İslam’ın dışına çıkmıştır. Bu sebeple maalesef eğitimimiz, rotasından uzaklaşmıştır.
  • Hz. Âdem AS. meleklerden ve şeytandan farklı bir varlık olarak, insan nevinin kullukla imtihan edilmesi için, yüksek kabiliyetlerle yaratılarak, cennetten bir bahane ile çıkarılıp yeryüzünde görevlendirilmiştir.(12.Mektup,71)
  • Ancak bu Enenin tevdi edildiği kulluk vazifesi, Semanın ve dağların bile korkup reddettiği zor bir vazifedir.(Bkz: 30.Söz,724; Ahzab Suresi,72))
  • Ve Rahman ve Rahim olan Rabbimiz, o farklı ve yüksek donanımla yaratılan insana, vücuduna verilen cihaz ve hissiyatlar dışında, şefkat ve merhametiyle binlerce peygamberi, pek çok Semavi Kitabı da ona yardımcı olarak göndermiştir.
  • Ayrıca belki onlar kadar değerli Kâinat Kitabını da varlığına, birliğine yüksek sıfat ve esmasına ayine olmak üzere binlerce mucizane delillerle donatarak onun önüne koymuştur.(Sözler, 319)
  • O zor görevde İnsanın bütün sorularının cevabı bu Kainat Kitabında bulunmaktadır. Gizli bir hazine olan Yaratıcı, kendisini tanıtmak için sayısız sergi salonları tarzında dizayn ettiği kâinat, insan da dâhil farklı bir yazılımdır. (Sözler,191)
  • Ve insanın en önemli cihazı olan Vicdanının eline, istinad ve istimdat bulabileceği Haşir ve Allah’a imana ait binlerce delil bu Kitab-ı Kebir-i Kâinata yerleştirilmiştir.(i.icaz,357;Mesn, 330)
  • Hem Din insanın iki cihan saadeti için indirilmiş ilahi prensipler silsiledir ki hayatın her yönünü kapsar. Yani 6. Sözde anlatıldığı gibi insan, kendine emanet olarak verilen her şeyi, mülkün hakiki sahibinin isteğine göre kullanmalıdır.
  • Bu manalar da ancak mülk sahibinin unutulmaması her an görülmesi ve 11.Sözdeki “…sultanın eserleriyle kendini tanıtmak için kurduğu o sergi” manasındaki Kâinatın, doğru dürüst anlaşılarak bakılmasına, sergilenen hazinelerin ve sanatların gerçek mana ve hakikatleriyle algılanmasına bağlıdır.
  • İşte Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu bu Eğitim Modelinde, hayata gelmiş her insan, bahsedilen sergide bulunan seyirciler gibi telakki edilir. İçinde bulunulan Kâinat ise, yaratılış gayemizle ilgili ciddiyetle okunması gereken, bütün sorularımıza cevapların bulunduğu farklı bir yazılım olarak görülür.
  • Bu Yaratanın varlığına ve bütün iman hakikatlerinin gerçekliğine ait Kevnî Ayetler denilen açık delillerle dolu kâinat sergisi, modern fenler aracılığı ile incelenir, araştırılır, anlaşılır.
  • İnsanın en büyük hedefi olması gereken Ahsen-i Takvim sırrına mazhar olabilmesi, bu yazılımın doğru dürüst okunması ve gerçeğin, malumun değiştirilmeden değerlendirilmesine bağlıdır. Bu da ciddi bir eğitim işidir...
  • Bediüzzaman, bunu yaparken klasik tarzların dışına çıkar. Asırların birikimi olan ilim ve fenlerin birikimini, bazı radikal kafalılar gibi reddetmez. Onları insanlığın önemli bir birikimi olarak görür. “İlim, ma’luma tabidir” der. Onları, materyalist yorumlardan kurtarıp, ”Mana-yı Harfi” dediği harika bir bakışla değerlendirerek, dini ilimlerle fenlerin birikimini, aslî şekline döndürmek için mezc edip “Marifetullah”, “Sünnetullah” haline çevirir. İşte bu O’nun eğitim sistemindeki en temel husustur. (Bkz: 26.Söz,628)
  • Ancak bu sistem, sadece fenlerin, materyalist yorumlardan kurtarılmasından ibaret değildir. Bazı Müslümanlarca ifade edildiği gibi dini ilimler ile fenlerin beraber okutulması gibi sığ ve noksan bir tarz da değildir.
  • Bütün ilmi birikimlerin mana-ı harfiyle yorumlanıp maluma tâbi asıllarından uzaklaşılmadan, Tevhit mihengiyle, Dinî ilimlerle mecz edilmesi, aslına döndürülmesidir.
  • 6.Mesele,33.Pencere, A.Kübra gibi eserler, bunun örneklendirilmesinin yapıldığı, Tabiat Risalesi de temellerinin belirlendiği metinler olarak görülebilir.

Dolayısıyla;

a-Bu sistem, hali hazırdaki hemen bütün Batıda, ülkemizde ve pek çok İslam Ülkesinde uygulanan eğitim Sistemlerinde olduğu gibi sadece Fenlerin şimdiki materyalist yorumlarıyla okutulması; bazı okullarda da ilahiyat tahsilinin şimdiki tarzıyla verilmesi şeklinin tamamen dışındadır. Bu tarzlarla ayrışmaktadır.

b-Sadece dini ilimlerle ve fenlere ait metinlerin, ayni okullarda birlikte okutulması tarzı da kastedilmemektir. Pek çok dindarın fikir olarak ortaya attığı bu tarz ile de kesinlikle ayrışmaktadır.

c-Bu metotta, İlmî verilerin materyalist ve yanlış yorumlar dışındaki maluma tabi olan temel tespitlerine bağlı olmak esastır. Dolayısıyla Fenlerin doğru verileriyle eğitim yapılması örtüştüğü yönüdür.

  • Bir farklı ifadeyle, bu sistemi özetleyecek olursak, eğitimin yanlış bir sekülerizmden kurtarılmasıdır denilebilinir.

3- Medresetüzzehra’nıngenel hedeflerinelerdir?

  • Neyi amaçlamaktadır?
  • Medresetüzzehra eğitim modeline göre verilen bir sistemle sonunda
    1. hangi amaçlara ulaşılacaktır?
    2. Hangi hedefler gerçekleştirilecektir?
    3. Hangi nitelik çıktılarına ulaşılacaktır?

Sorusu için düşüncem şöyledir:

  • Bediüzzaman Hazretleri, Münazarat daVicdanınziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla HAKİKAT tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit; birincisinde taassub, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder.” (Münazarat, 86) der.
  • Dünyaya büyük ve külli bir Kulluk vazifesiyle gönderilen insanın eline verilen en büyük güçlerden birisi vicdandır. Ve vicdanın bu karmaşık hayatta istinat ve istimdadı için Allaha İman ve Haşir gibi iki hakikate dayanması şarttır.( Mesn, 330)
  • Bu ancak ulum-u diniye ile gerçekleşebilir. Yani insan bütün semavi dinlerde olduğu gibi, İnka Medeniyetinden, Hinduizm’e kadar bütün batıl inanışlarda da bir şeylere inanma ihtiyacı olduğunu ortaya koymuştur. Çünkü başka türlü acz ve fakr içinde, fanilik belasına karşı ruhunu rahatlatamaz, saadeti bulamaz ve bulamamıştır.
  • Ancak insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli melekelerinden birisi olan aklı da vicdanının yanında, onun çok önemli bir melekesi olarak tatmin olmaya ihtiyaç hisseder. Ve ancak Fünun-u medeniye ile aydınlanıp, tatmin olabilir.
  • İşte akıl ve ruhu tatmin olunca “O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder.” Yani, bu iki ilmin verileri mecz edilerek insana aktarılırsa, eşyanın hakikati anlaşılır ise kâinatla senkronize olan o insan, bütün sorularına cevap bularak maddi manevi huzura erişir, teskin olup, yapması gereken, ona ait bütün vazifeleri omuzlayabilir.
  • Dini ve fenni ilimler birleştirilip mecz edilerek insana mal edilemez ise, yani bu esasen bir olması gereken ilimler” İftirak ettikleri vakit”;
  • Sadece dini ilimlere sahip olan “…birincisinde taassub,
  • Ve sadece fenlerin materyalist, sapkın yorumlarıyla muhatap olup haşir neşir olan “ikincisinde hile, şübhe tevellüd eder.”
  • “Taassup” halindeki insan da, “hile ve şüphe” içinde olanı da, saadeti asla bulamaz. Hali âlem çok açık olarak buna şahittir.
  • Bediüzzaman’ın anlattığı sistemle eğitim görmüş insanın, bunun dışında kalmış olanlar ile farkı, bütün R.Nur Külliyatında ve bilhassa 12. Sözün 2.,3. Esaslarında Kur’an ve Felsefe talebesinin şahsi ve içtimai hayatına ait temel prensipleri olarak ifade edilmiştir. (Bkz: Sözler,194)

 

  • 17.Sözde de inanan ve inanmayan insanların dünyasına ait bazı hakikatler olarak iki levha halinde ortaya konmuştur.(Bkz: Age, 301)
  • 3.Sözden 9.Söze kadar olan bütün metinlerde, 3.Meselede ve pek çok yerde de bu konu hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde iyice işlenmiştir.
  • Bediüzzaman Hazretlerine yapılan en önemli hücum ve itirazlardan bir tanesi de dinin günlük hayata indirilmesidir. Hâlbuki bu mana Bediüzzaman’ın en büyük hedefidir.
  • Esasen, “Din, insanın iki cihan saadeti için indirilmiş ilahi prensipler silsiledir ki hayatın her yönünü kapsar.” Yani 6.Sözde anlatıldığı gibi, “İnsan, kendine emanet olarak verilen her şeyi mülkün hakiki sahibinin isteğine göre kullanmalıdır.” Bunu da ancak ciddi bir tahkiki imanla yapabilir.(Bkz:Sözle,r 52)
  • 4. ve 11.Lem’alara göre de bütün insanlara oldukça zor bir kulluk vazifesinde rehber olarak gönderilen Yaver-i Ekrem ASM’ın bütün hal ve etvarı da bütünüyle Yaratıcının marzisini aksettirmektedir. (Bkz:Lem’alar,46 ve101)
  • Bu manalar, ancak mülk sahibinin her an görülürcesine idrak edilmesi, hiç unutulmaması ile ilgilidir. Hem de 11.Sözdeki “gizli bir hazine olan sultanın kendini tanıtmak için kurduğu o serginin” anlaşılarak gezilmesi, orada sergilenen hazinelerin ve sanatların mana ve hakikatleriyle algılanmasına bağlıdır.(Bkz: Lem’alar,180)
  • Bir başka ifadeyle kainat Allah tarafından kendini tanıtmak ve sevdirmek için yaratılmıştır. İnsan da Allah’ı bulmak, O’nu tanıyıp marifetullahta terakki etmek mecburiyetindedir. Asli vazifesi olan bu tanıma ameliyesini kainatla gerçekleştirmek onun için en doğru yoldur.
  • İşte Bediüzzaman ortaya koyduğu bu Eğitim Modelinde esas amaç, hayata atılan her insana, bizzat Cenab-ı Hakkın kendisini tanıtmak ve sevdirmek için mucizelerle dolu bir sergi gibi yarattığı Kainat Kitab-ı Kebirinden, aslî gayesine uygun olarak, onların Yaratanını ve pek çok iman hakikatini en üst seviyede kavratma ameliyesidir. Bu eğitim dolayısıyla kulluğu, Ahsen-i Takvim sırrına mazhar olarak, idrakin en önemli bir sebebi olacaktır
  • İşte tevhid akidesinin bütününden ibaret olan ve saadet prensiplerini ihtiva eden Dinin ifade edildiği ilimlerle;
  • Asırlardır Materyalist yorumlarla boğulmuş, hakikat kulvarından uzaklaşmış Fenlerin ortaya koyduğu veriler; “mana-yı harfiyle” bakılarak, realiteye, gerçeğe uygun şekilde, malumu anlatan safi tarzıyla mezc olarak okutulduğunda; Sünnetullahı, Adetullahı anlatır bir hale çevrilmiş olacaktır.
  • Bu eğitim sisteminde, Rabbimizi, kemal noktada tanıyıp, yüksek bir Marifetullah seviyesine ulaşan insan hedeflenmektedir.,
  • Bu asırda da insan, ancak; bu iki alanın verilerinin mezc olarak takdimi, eğitimde bunun esas kabulü ile hem hile ve şüpheden, hem de taassuptan kurtarılarak mesut hale getirilebilir.
  • Esasen, fenlermaluma tabidir. Kainatı araştırır, onun realitesini tespit eder. Yani suyu araştırır, onun hidrojen ve oksijen dediğimiz iki elementten meydana geldiğini görür. Yine araştırır onun saf şekliyle, deniz seviyesinde sıfır derecede donduğunu, yüz derecede kaynadığını anlar. Bu bilgi defalarca denemelerle teyit edilince bilinir hale gelir, ilim olur. Yoksa bizim şu derecede donar, şu derecede kaynar dememiz onu o hale getiremez, yani, “ilim, maluma tabidir. “
  • İşte ilimlerin inceleyip ortaya koydukları, “tabiat kanunları”(!) dedikleri veriler ise; her şeyi hikmet ve inayetle, ilim ve kudretle her şeye hükmeden iradesiyle yaratan Rabbimizin Sünnetullahı, Adetullahıdır.
  • Her şeyi hayat, insan ve kulluk için dizayn eden “Gizli bir hazine olan ve kendini tanıtıp sevdirmek isteyen…” Rabb-i Rahimimiz, bu gaye için, makamları sabit olan Melekler ve Şeytan dışında İnsan dediği çok üstün teçhizat ve hislerle donattığı varlığı kendine muhatap almak istemiştir.
  • Azim tehditler, müthiş teşviklerle yüz yirmi dört bin peygamberi ellerine sayısız mucizeler ve pek çok kitaplar vererek onun imdadına göndermiş.
  • Ancak sonsuz merhametiyle, Bediüzzaman’ın Kevnî Ayetler dediği, Kainat Kitabında sergilediği hadsiz kıymetli ve müthiş sanatlı eserleriyle de insana, büyük ve tehlikeli vazifesini kolay idraki için yardımda bulunmuştur.
  • İşte fenlerin tespitleri, bizim vazifemizle ilgili farklı bir yazılım olan Rabbimizin kendini tanıtmak ve sevdirmek için ortaya koyduğu eserler bütünüdür.
  • O eserlerin doğru okunması Rabbimizin bilinmesini, tanınmasını, sevilmesini netice verecektir. İki cihan saadeti buna bağlıdır.
  • İslam -klasik tarzda -eksik ve yanlış anlatıldığından, sadece emir ve yasaklar silsilesi, ahiretteki cehennem cezası ile idrak edildiğinden, en az Kelam Sıfatından gelen Kuran kadar önemi olan, İrade ve Kudret Sıfatlarından gelen Kitab-ı Kebir-i Kainat, yanlış eğitim tarzı sebebiyle, muattal kalmış, çok önemli farklı bir yazılım olduğunun bile farkına varılamamıştır.(Bkz:12.Söz 1.Esas)
  • İşte fenler, bu yazılımın okunması anlamını, verilerinin materyalist yorumu sebebiyle saptırıp, insanı ve medeniyetini yoldan çıkarmışlardır. Batıdaki bu taammüden yapılan saptırma insanlığın saadetine mal olmuştur.
  • Müslümanlar da bu belanın karşısında çare olarak ya bu bozuk yorumlarla, sapkın hale gelen fenlere soğuk bakmış onlara kapılarını kapatmışlar veya onların tesiriyle imanları sarsılarak onlara uymuşlardır.
  • Halbuki Bediüzzaman’ın tarzında fenlere ait doğru verilerin Tevhit akidesinin tarzı olan mana-yı harfiyle yorumlanıp mezc edilerek değerlendirilmesi yapılır ki bu bizi Marifetullah ve nihayetinde de muhabbetullaha taşımaktadır.
  • Ayrıca söylenmesi gereken önemli bir meselede sekülerlerin korktuğu dünya ve lezzetlerinden mahrum olmak asla söz konusu değildir. Aksine lezzetler nimetten in’ama geçildiğinden çok daha fazlalaşacaktır. Çünkü Sultanlar Sultanın özel hediyelerine dönüşen nimetler birde ebedileşerek cennetî bir seviyeye çıkacaktır.
  • Ayrıca insanın en büyük korkusu ölüm mahiyet değiştireceğinden insanlık büyük bir nefes alacaktır.
  • Hastalıklar, bela ve musibetler şekil değiştireceğinden, sevaplara dönüşeceğinden telaş yerini saadete bırakacaktır.
  • Hatta eşlerimize, bahara, lezzetli nimetlere sadece bir bakış farkıyla muhatap olacağımızdan dünyayı sevenlerin korkması asla söz konusu olmayacaktır. (Bkz: 32.Söz)
  • Getirdiği mükellefiyetlerde günümüzün 1/24’ünü kapladığından telaş yine yersiz ve lüzumsuzdur. Hem helal daire keyfe kafidir.
  • 4-Medresetüzzehra eğitim modelinin vazgeçilmez alanları

· dersler, konular, bölümler) neler olmalıdır?

· Hangi ders alanlarında uygulanmalıdır?

Sorusuna cevabım şöyledir:

  • Bana göre, hali hazırdaki bütün alanlarda, bütün müfredatın belki tamamı yine okutulmalıdır, okutulabilmelidir. Elbette yoğunluğu muhatap olunan alan veya konuya göre farklı olarak bu bahsedilen mezc yapılmalıdır. Yani sadece tevhid akidesinin bakışı, 6.Meselenin tarzına benzer, pencerelerin bakış usulünü andıran bir şekilde, asla ve katiyyen hiç sofiliğe kaçmadan, asli ve maluma tabi verileri zedelenmeden metinler belirlenmeli, eğitim de o tarzda gerçekleştirilmelidir.
  • Hatta örnek aldığımız 6.Mesele en temel metnimiz olduğu halde bu eğitim için hazırlanan metinlerde din 6.Meseledeki kadar çok yer tutmamalı ancak onun usulü dersin metnine muhakkak sirayet etmeli, tevhidin kokusu manaya işlemlidir. Bu fitri bir tarz olarak kimseyi rahatsız etmemesi anlamında çok önemli bir detaydır.
  • Problem müfredatta değil, bakış tarzında, materyalist yorumun esas alınmasındadır.
  • Veya problem fenlerin maluma tabi verilerini öteleyerek sadece tevhit akidesine ait manaların nazara verilerek sofiyane tarz ihtiyar etmekte olur.
  • Elbette matematik ve Geometri de daima bir müdahaleye gerek olmadığı gibi, belki pek çok derste de çok fazla değişikliğe asla gerek olmayacaktır. Zaman zaman aralara konan okuma parçalarıyla da belki iktiran, belki bir şeyin vücut bulması için bütün şartların var olması gerektiği; yok olması için bir şartın eksikliğinin yettiği anlatılabilir.

Çünkü

  • Bir zamanlar Cuma vaazında dinlediğim bir müftünün dediği gibi “Siz yok güneşten kopmuş, yok önce gazmış, yok sonra şöyle olmuş demeyin. Ne lüzum var bunlara. Allah yarattı dersiniz olur biter” tarzı gerçekten çok acınacak, çağ dışı ve de gerçeğe aykırı, eksik bir tarzdır. Bu tarzla bu asrın insanlarına bu meseleyi takdim edemezsiniz. İslam’a büyük ihanet olur bu tarz.

Burada İslamî TV. Kanalında seyrettiğim garip bir filmden bahsetmem gerekiyor. Şöyle ki:

  • Babasının beyninde tümör olan bir şahıs, hastanede babasıyla ilgilenirken, doktorlar ameliyatın tehlikesinden ve pahalılığından bahsediyorlar. O karar vermek için beklerken uyukluyor. Bir muhterem zat rüyasına girip, babasını eve götürmesini, başında Yasin okumasını tavsiye ediyor.Babasını eve götüren evlat, Yasinler okuyor. Babası ameliyatsız kurtuluyor!
  • Bu filmle, şifanın ameliyatla, ilaçlarla, doktorlarla değil de Şafi-i Hakiki ile geldiği anlatılmak istenmektedir. Amma, imtihan sırrı gereği, şifayı yeryüzünde bazı zahiri sebeplerle insanlara sunan Rabbimizin şifa veren olduğu böyle anlatılamaz. Mülk alemindeki çeldirici zahiri kanunlar böyle çürütülemez. Medeni insana Allah’ın bu tarzda anlatılması yanlış ve çok tehlikeli olur.
  • Cansız, şuursuz, akılsız elementlerin belki de 6.Meseledeki gibi takdimi zarurettir.
  • Kur’an’da “..Demiri inzal ettim” diyen (Konf, 67) Allah’ın Demirle insanlığın medeniyetine nasıl bir lütufta bulunduğu, belki Atomdaki dört kuvvetle un gibi dağılmayışından, belki metalik bağ ile sertlik kazanmasından, belki pistonlardaki metalürji ile geliştirilen şekli ile atom sıralaması değiştirilince nerede ise kor haline gelmiş bir ortamda bir milimetre genişlemeden durabilmesinden bahisle belki daha pek çok hasletiyle insana medeniyet kurabilmesi için lütfedilmesi malzeme bilgisi dersinde metinlerin arasına hikmetle sıkıştırılabilmeli, insanın imanı için aklının önüne konabilmelidir.
  • Belki burada Yamina Mermer’in Sempozyumdaki “Fotosentez “ anlatımı en iyi örnek olarak verilebilir.
  • İlim Teknik Serisindeki tarzımızın hemen tamamı ders kitaplarının ilgili konularının ilgili satırlarına maharetle aktarılabilmeli.
  • Suyun sadece arzımızda bulunması, binlerce km. uzaktan havaya bindirilmesi nazara verilmeli. Yere taneler hal
popüler cevapdünya atlası