Medresetüzzehra, akıl ve vicdan ekseninde eğitim modelidir

Eklenme Tarihi: 16 Ocak 2017 | Güncelleme Tarihi: 16 Ocak 2017

 

 “MEDRESETÜ’Z-ZEHRA MÜZAKERELERİ” NİN KONUĞU

SİİRT ESKİ MİLLETVEKİLİ ÖNER ERGENÇ İLE MEDRESETÜ’Z-ZEHRA’YI KONUŞTUK.

 

Efendim, Medresetüzzehra’yı nasıl anlamalıyız?

Müzakerelerin hayırlara vesile olması temennisi ile söze başlamak istiyorum. Allah razı olsun. Şimdi gelelim sorunuza. Medresetüzzehra, akıl ve vicdan ekseninde eğitim modelidir. Bediüzzaman Hazretleri, Medresetüzzehra’yı; Münâzarâtta “Vicdanın ziyası ulum-ı diniyedir, aklın nuru fünun-u medeniyedir.” şeklinde formüle ediyor. Bu formüle göre insan, akıl ve vicdan ekseninde tanımlanmalı ve ortaya konulacak eğitim modelini de bu tanımlamadan hareket etmelidir. Onun için Bediüzzaman Hazretleri, aklı fen bilimlerinin besleyeceği, vicdanı da dini ilimlerin besleyeceği ve aydınlatacağı fikrinden hareket eder. Aksi halde  “Bunların biri birinden ayrılması halinde birincisinde hile ve şüphe, ikincisinde taassup tevellüd eder.” der. Taassup tevellüd ettiği zaman, müminlerin gelişmelere, değişim ve dönüşüme karşı direnç göstereceğini, bunlara uyum sağlayamayacağını ifade eder. Hayat akıl ve vicdan ekseninde inşa edildiği vakit, hakikat zuhur eder. Bediüzzaman Hazretlerinin bu anlayışına göre fen bilimlerini tahsil eden kişi edindiği bilgi ve beceriyi toplumun hizmetine sunduğu zaman, Allah rızasını esas alacaktır ve dolayısıyla Allah rızası çerçevesinde de topluma, memlekete, millete hatta insanlığa faydalı olmaya çalışacaktır.

Bediüzzaman Hazretleri fen bilimleri ile din ilimlerini mezc ve derc etmekten bahsediyor. Mezc ve derc ifadelerini nasıl anlamalıyız?

Bediüzzaman Hazretlerinin Medresetüzzehra diye tanımladığı eğitim kurumunda, din ilimleri ile fen bilimlerini beraber verelim yani fizik okutulsun, matematik okutulsun, fen bilimleri dersleri okutulsun ama bunun yanında din bilimleri dersleri de ayrı okutulsun. Bediüzzaman Hazretlerinin dediği bu mezc etmek ve derc öyle bir şey değil. Bediüzzaman Hazretlerinin dediği şey fenni noktadan aynı olmakla beraber ama ifade ve üslup noktasında farklılık arz ediyor. Bunu müşahhas bir misalle ifade edeyim, bir bardakta su var, elimizde de şeker var. Biri sudur, biri şekerdir ama şekeri suyun içine koyduk dolayısıyla derc ettik, henüz mezc olmadı. Aldık kaşıkla karıştırdık, şekeri erittik. Dolayısıyla o suyla şeker, biri birinin içinde mezc edilmiş oluyor. Dolayısıyla ne artık baştaki gibi ne sudur, ne şekerdir. O tatlı sudur, şekerli sudur. Dolayısıyla mezc ve derç ifadelerini fen bilimleri ile din bilimlerini bu şekilde biri birinin içine katıp, biri birinin içinde eriterek öğrenciye sunmak olarak anlamalıyız. O, fen bilimlerinde bir konuyu ifade ederken Allah’ın esmasının tecellilerini de görüp nazara verip öğrenciye onları öyle takdim etmekten bahsediyor. Yağmur yağıyor yerine, yağdırılıyor gibi arkasında döndüreni, durduranı, yağdıranı nazara vermek suretiyle çocukları gençleri, bu bilimleri, bu şekilde tahsil eden insanları, “Peki durduran kim yağdıran kim, döndüren kim?” diye kendi içinden sorular sordurmak, sorgulatmaktır. Bu sorgulama ile öğrenci hakikate ulaşacaktır. Bildiğiniz üzere, otuz ikinci sözün bir haşiyesi var. “Sani-i Hakîm beden-i insanı mükemmel bir saray, gayet güzel bir şehir suretinde halk etmiştir” diye başlayan ve yarım sayfa kadar ifade edilen ama içinde tıp, biyoloji, kimya, fizik ve daha birçok bilimleri içine alan bir anlatım tarzı var. Orada Üstadın o yarım sayfalık metin içerisinde kesinlikle Allah geçmiyor. Manevi herhangi bir dini terim de geçmiyor. Arkadaşlarıma okudum, döndüm dedim ki “Arkadaşlar bakın ben bu metni okudum ama bu metnin içerisinde Allah diye bir kelime geçmedi. Dini terim diye bir şey geçmedi.” Oradan bir mimar arkadaşım hemen atıldı dedi ki “Hocam sizin okuduğunuz her cümle bana Allah’ı hatırlattı.” İşte Bediüzzaman Hazretlerinin din bilimleriyle fen bilimlerini mezc ettirelim dediği şey bu.

Bediüzzaman Hazretlerinin fikirleri doğrultusunda bugüne dönük neler söyleyebilirsiniz?

Ben otuz yedi yılımı bizatihi eğitimin içinde geçirdim ve şunu gördüm ki, her sabah çocukları biz okulun bahçesine topluyoruz, “Doğruyum çalışkanım” diye ant içiriyoruz ama bu kadar yıl geçti, maalesef amaçladığımız doğru insanı yetiştirmede hala sıkıntı yaşıyoruz. Bugün büyükleri sayma, küçüklere şefkat gösterme noktasında sıkıntı yaşıyoruz. Bugün doğru, çalışkan, şefkatli, merhametli, saygılı insan yetiştiremiyoruz.  O nedenle Bediüzzaman Hazretleri eğitimde merkeze insanı koyuyor. Biraz önce de ifade ettiğim gibi insanı tahlil ederken esas itibariyle akıl ve vicdan bütünlüğü içerisinde ele alıyor. Eğitim faaliyetlerinde insanın fıtratını, düşüncesini, maddi ve manevi yapısını dikkate alıyor; hem dünya hem de ahiret saadetini kazanmasına vesile olacak bir eğitimi kurumsallaştırıyor aslında.

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası