MEDRESETÜ’Z-ZEHRA MODELİ

Eklenme Tarihi: 20 Ocak 2019 | Güncelleme Tarihi: 20 Ocak 2019

Bestami ÇİFTÇİ

1. Bilim ve Dini Doğru Konumlandırmak - Doğunun İddiasını Batının Bulgularıyla Mezcetmek

Çağın idrakine uygun açıklamalar yapabilmek için İslami kaynaklar ve dini metinlerin fen bilimlerinin hakikatleri ile örtüştüğünü, biri diğerinin yorumu olduğunu göstermek gerekir. Baba-evlat ilişkisi olan din-fen ilişkisini birbirinden ayrı göstermek dine yapılacak yanlışlardan bir tanesidir.

***

Günümüz dünyasında, insanlarda hakikati araştırma (taharri-i hakikat) eğilimi, insaflı olmak ve insanlık ve insani bilgi sevgisi yükseldiği için, İslam hakikatlerini aramak ve bulmak daha da kolaylaşmıştır. Din eğitimi verenlerin bu gerçeği göz önünde bulundurması lazımdır.

2. Medenileşme Kaygısı - Dini Ortadan Kaldırma Çabası

Din hayatın esasıdır. Millet ve İslamiyet ayrılamaz. Din hayatın hayatı, hem nuru hem esasıdır. Dini canlandırmakla millet canlanabilir.

Müslümanlar İslam’ı yaşadıkça medenileşmişlerdir. İhmal durumunda geri kalmışlardır.

***

Kalbin ziyası (ışığı) olmadan fikirler, düşünceler aydınlanamaz. Akıl ve kalp, ziya ile nur birinde erimez ise, bu zulmete (karanlığa) ve cehalete sebep olur.

3. Değişen Dünyada Geleceği Öngörmek

Medresetü’z-zehra ana fikri, eğitimde geleceğin öngörülmesidir. Gelecekte gündeme gelecek, hâkim olabilecek konuların neler olabileceği düşündürmektir. Bu amaçla, geleceğe yetişmiş, eğitilmiş insangücü mirası bırakabilmektir.

Fakirliğin temel ilacı, modern fenlerden, fenlerin ürünlerinden faydalanmak, onları dünya mutluluğumuz için kullanabilmektir.

Hatta modern fenlerin dini akidelere zarar vereceği düşünülüyorsa, bunun yanlış olduğunu ve doğruluğunu fen bilimlerini din bilimleriyle mezcettirmek (birbirine aykırı olmayıp, kaynaşabilir alanlar olduğunu isbat etmek için) ulemayı ve medreseleri bu konuda donatmak gerekir. Böylece din uleması ile fenler arasında bir açılma değil, kaynaşma ortaya çıkmalıdır.

Medresetü’z-zehra’ nın temel çağrısı şudur:

“İnsanoğlu ahir vakitte uluma (ilimlere) ve fünuna (fen ilimleri) dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ilmin eline geçecektir.”

İşte Medresetü’z-zehra, hüküm sahibi olmak için bütün kuvvetiyle ilim için çalışmaktadır.

Bunun için, Kur’an’ın çizdiği dünyevi ve uhrevi mükemmelliğe ulaşmak için, hak ve hakikat olan ilimlerin ve fenlerin doğru hedeflerini çizen Esma-i Hüsna’nın hakikatlerini anlamak ve anlatmaktır.

4. Din Âlimleri Fenleri Bilmelidir.

Fen bilimlerini halkın düzeyine indirmek, avamı da birer fen okuryazarı yapabilmek için ulemanın (din bilginlerinin) eğitilmesi gerekir. Çünkü halkın bakış açısını ulema oluşturmaktadır. Ulemanın geçim kaynağı medreseler ve bu medreselere yapılan halk yardımlarıdır.

Ulemanın bu konuda kaygılanması, onların fenlere karşı sempatisini antipatiye çevirebilir, bu da halkın fenlere karşı ilgisini kırabilir. Said Nursi’nin, İstanbul’da Sultan Abdulhamid’in Zaptiye Nazırı tarafından verdiği maaş ve ihsan-ı şahaneyi reddetmesinin temel sebebi medrese ilmi ile dünya malını isteyenlerin (ulemanın) yanlışlarını göstermek içindi.

5. İslam Medeniyetini Yeniden İnşa Etmek

Medresetü’z-zehra’nın temel fikri dayanaklarından biri, Batı Medeniyetinin istibdat (Komünizm, Faşizm ve diğer müstebit felsefeler), sefahat (eğlencelerle dünyanın gayr-ı meşru lezzetlerine yönlendirme) ve zillete düşürücü (sömürgeci) hükümranlığına karşı, gerçek  hürriyetin kaynağı olan İslam medeniyetini öne çıkarmaktır.

Batı medeniyetinin zararlı kısmı, uyguladığı ekonomik sistem ve siyasal yönetim biçimlerinin bir sonucu olarak, insanları fakirliğe, sefahate ve ahlaksızlığa sürüklemektedir. Oysa İslam medeniyeti (ki, Batı medeniyetinin içindeki müsbet ve insani biçimler İslam medeniyetinden aşırılmıştır.) insan türünün mükemmelleşmesini, insanlığın manevi yeteneklerinin çekirdek hüviyetinden çıkıp meyveler veren bir ağaca dönüşmesini sağlamasıdır. İslam medeniyetini istemek, aslında insaniyeti istemektir.

İslam medeniyetinin bir başka önemli sonucu meşrutiyet ve şeriatin sunduğu hürriyeti ortaya çıkaracak olmasıdır. Müslümanlar medeniyeti parlatmak istiyorlarsa şûrâya kuvvet vermelidirler. Çünkü şûrâ ve meşveret sisteminde her bir ferdin görüşü önem kazanmaktadır.

6. Menfi Milliyet ve Irkçılığa Karşı Önlemler

Irkçılık fikri, ötekileşme esasına dayanır. Irkların kendilerini diğer ırklara karşı üstün görmesi nedeniyle, yanyana gelseler bile hava gibi birbirine karışamamasından (muhtelit olmasından) dolayı sosyal hayatı zayıflatır ve bozar. Bu zaafiyetin ilacı, onları su gibi imtizaç ettirecek olan İslamiyet hakikatlerinin elektriğidir. Buna İslami eğitimin ortaya çıkaracağı ziyanının (aydınlanmanın) ısısından doğacak bir kuvvet ile ırk kavramı, adaletin mutedil mizacı olarak ortaya çıkacaktır.

Medresetü’z-zehra fikrinin temel kaynaklarından biri, mutedil ırkların mizaçlarını birbirleriyle imtizaç ettirmektir.

7. Eğitimde Yerli Bir Model

Eğitim sistemi kendimize has olmalıdır. Medresetü’z-zehra modeli, kendimize özgünlüğün en açık örneklerinden biridir. Neden kendimize has bir eğitim sistemi gerekiyor? Çünkü her milletin boyu posu aynı değildir. Her milletin giysisi kendine göredir. Yani her milletin kendine özgü sosyolojisi ve sosyal psikolojisi vardır. Aynı cinsten kumaş bile olsa, dikilen elbisenin biçimi farklı olacaktır. Mesela; bir ihtiyar hocaya tangocu bir kadın elbisesi giydirilse, tam bir maskaralık olur. O halde körü körüne taklit ederek, eğitim veya sosyal herhangi bir özelliği -evrensel olmamak şartıyla- taklit yoluyla alsak, gülünç duruma düşebiliriz. Özellikle, Avrupa, 19. yüzyıldan itibaren bilimlerden inanç yorumlarını temizleyerek laik-pozitivist bir eğitim sistemine geçmiş olabilir; onlar öyle yaptı diye bizim de aynısını yapmamız çok yanlış olur! Çünkü Avrupa ve Asya sosyolojik ve sosyal psikoloji açıdan eşit değillerdir. Avrupa bir dükkân, bir kışla gibiyse, Asya bir cami, bir tarla, bir mezraa (ekim-biçim yapılan toprak parçası) gibidir. Asya’da hâkim olan inançtır; peygamberlerin ekserisinin Asya’da ve Ortadoğu’da gelmesi bu sosyolojik gerçeği ispat eder. Asya din ve inançla vardır. Asya toplumlarını kalkındıracak temel içgüdü din ve kalptir. Filozofların çoğunun da Avrupa’da gelmesi, Avrupa’nın akıl ve mantıkla var olabileceğini gösterir. Ancak Felsefe ve hikmet, din ve kalbe yardım etmeli; Avrupa Asya’ya yardım etmeli; birbirinin yerine geçmemelidir.

8. Doğu Şefkati Hamiyetle Görünür.

Eğitim, millet sevgisini, ırk bağlamında değil, millete şefkat anlamında sunmalıdır. Buna hamiyet denir. Bunun için toplumsal sınıfları anlamak gerekir. Toplumsal gruplar yaş ve statü itibari ile altı kısımdır:

1- Ehl-i salahat ve takva (mütedeyyin, dinine düşkün)

2- Musibetzede ve hastalar

3- İhtiyarlar

4- Çocuklar

5- Fakirler ve zayıflar

6- Gençler

Irk damarını uyandırma politikaları bu gruplar içinde sadece gençlere hitap edebilir. Diğer beş grubun problemlerine çözüm olamaz.

Gençlik de şüphesiz geçici olmasından onlar için de gerçekçi bir çözüm sunamaz. Bu açılardan bakıldığında, eğitim sistemi, gençlere kuru ırkçılıktan kaynaklanabilecek karmaşa ile toplumsal huzuru bozmak yerine, bu millete şefkat ve hamiyetle yaklaşmasını öğretmelidir.

9. Hamiyet Duygusu Tarih Bilinciyle Desteklenmelidir.

Eğitim, sosyal bir ihtiyaç olarak milli uyanışı desteklemelidir. Bu uyanış, hamiyet duygusunu harekete geçiren tarih bilinciyle desteklenmiş olmalıdır.

Salâhaddini Eyyubî, Celâleddin-i Harzemşah, Sultan Selim, Barbaros Hayreddin ve Rüstem-i Zal gibi tarihin şeref levhalarını ve İslam milliyetinin gücünü göz önüne alarak, çekim gücü oluşturan küçüklerin gayretlerini birleştirip büyük bir cazibe oluşturması gibi bir toplumsal ahenk, birlik ve beraberlik cazibesini oluşturmak gerektir.

10. Toplumsal Bütünleşmenin Beş Kapısı

Toplumsal birliğe açılan beş kapı vardır. Eğitim bu kapıları ve içindekileri öğretmelidir. Bunlar:

1) İttihad-ı kulub (kalplerin birliği): Duygularda birlik; aynı dili konuşmaktan daha önemli olan aynı duyguları hissetmektir.

2) Milli muhabbet: İslam milliyetinin kazandırdığı hamiyet duygusuyla bu milletin değerlerine, insanlarına muhabbet duymak.

3) Maarif: Eğitim ve öğretim.

4) Sa’y-i insani: İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır, ayetinin hedefi doğrultusunda çalışmak.

5) Terk-i sefahet: Sefahati terk etmektir. Sefahet; başıboşluk, hedefsizlik, amaçsız yaşantı gibi masum görünen katiller, dahası zevk, safa ve eğlence içinde vakit öldüren, ne kendisine, ne de başkalarına faydası olmayan davranışlardır.

11. Gerçek İhtiyaçlardan Başlanmalı

Eğitim, ekonomik bir ihtiyaç olarak, fen ve sanat yoluyla, cehalet ve fakirliğe karşı mücadele etmeyi öğretmelidir. Çünkü medeniyetin babası ve terakkiyatın, gelişimin kurucusu ihtiyaçtır. İhtiyaçlar insanları hareketlendirir; üretime yönlendirir.

Maksad ve hedef ne kadar büyükse, himmet o denli büyük olur. Şu medeniyet devrinde fen ve sanat balonuyla veya treniyle istikbali karşılamak; esasında bizim malımız olup emaneten Batının elinde olan o emvali geri almakla gelişme/terakki sağlanabilir. Üstelik bu zamanda İ’la-yı Kelimetullah’a hizmet (Allah’ın adını duyurma, tebliğ) maddeten (ekonomi ve sanat bakımından) terakki etmekle gerçekleşebilir.

Gelişmiş ülkeler fen ve sanat silahıyla âlem-i İslam’ı vurdular; fen ve sanata neden sahip olmayalım? Üstelik günümüzün cehaletine, fakirliğine ve fikir ayrılıklarına ancak bu şekilde darbe vurabiliriz.

12. Değişimi Öngörmek ve Kuşak Değişimi

Eğitim, geçmişe ait olan ve keşmekeşliğimize sebep olduğu için geçmişte kalması gereken şu üç kötü karakteri terk ettirmelidir. Geleceğin dünyasında yerimizi alabilmek için ise şu üç harika gelişme düşüncesi kazandırmalıdır.

Terk edilmesi gerekenler:

1 Ağalık (patronculuk) meyli.

2- Bencilce düşünme.

3-Enaniyet (kendini beğenmişlik).

Gelişmesi ve sürdürülmesi gerekenler:

1- Fikr-i icad (inovasyon).

2- Teşebbüs-ü şahsi (girişimcilik).

3- Fikr-i Hürriyet (özgürlük).

Tabii, ki, “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm Suresi, 53:39) Toplumsal hamiyet duygusu cesaretle desteklenmelidir. Bu toplum, tarihinde;

1) Beyinden kalbe açılan bir kanalla,

2) Aklı kuvvetle mezcederek,

3) Eğitim yoluyla

4) Maddi gelişmişlik ve

5) Kılıca dayalı kahramanlıkla yükseldi.

Ancak şimdi, bu tarz hareketlerin hükmü kalmadı. Şimdi zaman;

1) Kalpten fikre (düşünceye) menfez açmak,

2) Kuvveti aklın yardımına göndermek,

3) Hissiyatı/duygusal davranmayı ise fikirlerin (düşüncelerin) destekçisi yapmak zamanıdır.

Akla dayanan şu medeniyet meydanında, İslam milliyetinin namusu paramparça edilmemeli, kılıçlar fen, sanat ve hikmet cevherinden yapılmalıdır.

Toplumsal makine-i ahval (ahval makinesi) güzelce işlemiyor. Neden olabilir?

Toplumsal makineyi işlettiren insan kaynağıdır. İnsanlarımızın tuttukları işlerde tecrübe, hamiyet duygusu, kalp nuru (dindarlık), aydın düşünce (nur-u fikr) arıyoruz. Ancak böyle hem maharetli, hem salih (dindar) insanlar azdır. Bu durumda ustalık öncelikle aranan bir özellik olmalıdır. Hamiyetli ve gayretli insanlar var; ancak bazen bu insanlar tahripkâr olabiliyorlar, tamire alışık değiller. Bir kısmı da beceriksiz davranıyor.

Bu durumda adam kıtlığından söz edilebilir. O halde yapılması gereken, yönetimlerin ülkenin iş ve mesleklere göre insan kaynağı planlaması yapmalarıdır. Bu şimdi, üniversitelerde açılan programlar üzerinden öğrencilerin yönlendirilmesiyle gerçekleştirilebilir.

13. Özgür Bir Dünya Özlemi

Eğitim, yerel hürriyetlerin toplamda İslam âleminin hürriyetini sonuç vereceğine vurgu yapmalıdır. Özellikle, İslam âleminin merkezi durumunda olan Türkiye (O zaman Osmanlı) ne kadar hürriyetleri uygularsa, İslam âleminde de hürriyetler o kadar parlayacak; istibdat heveslisi olanların bu hevesleri kendilerine hapsolacaktır. Hürriyet mücadelesi bir alışkanlık olmalıdır. Çünkü milli duygular hürriyet fikriyle fark edilebilir. Bunu sağlayacak en etkili etken İslamiyet’tir.

İslamiyet derdiyle dertlenenler, hürriyetler yoluyla istila eğilimi taşıyan baskı ve istibdat yönetimlerine karşı koyarlar ve İslam âleminde herhangi bir istibdat rejimine izin veremezler.

15. İttihad-ı İslam (İslam Birliği) İhtiyacı

Eğitim, İslam ülkeleriyle ve onların insanlarıyla muhabbeti, kardeşliği ve dostluğu pekiştiren bilgilendirmelerde bulunmalıdır. İslam ülkelerinin birbirleri hakkındaki önyargılarını ortadan kaldırmayı, “Müslüman” paydasında birlik olmayı, dini ve dünyevi işlerde işbirliği yapmayı öğretmelidir. Medrestü’z-zehra aslında bu amaca hizmet eden bir yapılanmaya sahiptir. Her türlü ırk üstünlüğü iddiasına karşılık, İslam milliyeti İslam âleminin ortak paydasıdır. İslam ülkelerinin ittihadı için her bir mümin aşağıdaki altı sıfata sahip olmalıdır.

1) Kaynaştırıcı ve utangaçlığı doğuran hayâ ve hamiyet değerleri

2) Tebessümü doğuran hürmet ve merhamet

3) Ruhani tat veren fesahat ve güzellik

4) Semavi neşeye sahip olan gençlik aşkı ve bahar şevki

5) Melek gibi lezzet veren gurbet hüznü ve seher ferahı

6) Mukaddes ziynet (süs) olarak oluşan hüsün ve cemal tecellileri

Bu altı sıfat birleştiğinde nurani bir renk ortaya çıkar ki bu da toplumsal rengi oluşturup İslam Birliği’nin bireysel düzeyde farkını gösterir.

16. Medreseler Neden Çöktü?

Medresetü’z-zehra’nın varoluş nedenlerinden biri, fenlerin gelişmesiyle ortaya çıkan fen-din ikileminde, dine yeni yorum getirilememesi nedeniyle yıpranan medreselerin tarihsel fonksiyonunu kurtarmaktır. Misal olarak, dünyanın yuvarlak oluşunu düşünün.

Dünyanın yuvarlaklığını tarihsel bilgileriyle açıklamaktan aciz kalan medrese âlimleri, dine en büyük bir iftirayı attılar. Bu gibi konulardaki acziyet İslam’a düşmanlık besleyenlerin iftiralarını artırmalarına sebep oldu. Burada cahil dostun, düşman kadar zarar verdiğini görmek mümkündür. Ben ne yaptım? Böyle dostların terbiyeleri için, onların avamca ve ifratkarane olan hayallerine elimdeki elmas kılıçla iliştim. Ne yazık ki medrese hocalarının hataları şahıslarına münhasır kalmadı; medreselerin varlığı tehdit altına girdi.

Medresetü’z-zehra, medrese ismini taşımakla, medreseleri olması gereken yüce mertebede tutmayı hedeflemektedir. Görüşümde ısrarlıyım: Medreseler hayatlanacaktır.

18. Medresetü’z-Zehra Proje Kurgusu

İsmi: Medresetü’z-zehra (Kahire’de bulunan Câmiü’l-Ezher’in kızkardeşi manasında)

Merkez ve Şubeler: Merkezi Bitlis; Van ve Diyarbekir’de iki şubesi olması gerektiği düşünüldü.

Amaçları: (Kısa ve Uzun Dönem Meyveleri)

1) Ulemanın geleceğini koruma altına almak

2) Eğitimi, Kürdistan bölgesine, onların saygı duyduğu medrese kapısından sokmak

3) Demokratik ve özgür (hürriyet) düşüncelerin güzelliklerini göstermek ve bunlardan istifade etmek

4) Medreselerin birleştirilmesi ve ıslah edilmesini sağlamak

5) İslamiyet’i doğrudan paslandıran hurafelerden, taassuptan ve hikâyelerden arındırıp, Onu Kur’an hakikatleri üzerinden göstermek; her iddiasını burhanlarla ispat edebilmek

6) Demokrasinin bize ait bir değer olduğunu göstermek

7) Fen ilimlerini, medreselere sokmak; medrese ehline fen kaynaklarını sunmak; önyargıları kırmak

8) Medrese, mektep ve tekke ehlini barıştırmak; maksatta birleştirmek... Üçünden bir şura meclisi oluşturmak

9) Emanetlerin sorumluluğunu üstelenebilecek ehil insanlar yetiştirmek

10) Irkçılığı bertaraf etmek

Muhteva şartları:

1) İsmindeki “Medrese” kelimesi yer almalı; çünkü İslam Alemi’nde Medrese kelimesi bilinen, şevk verici ve rağbet edilebilir, saygın bir kavramdır.

2) Yeni fenleri (Fen ilimleri) medrese ilimleriyle birleştirmek ve birbirine dercetmek... “Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder.”

3) Derslerde branşlaşmayla birlikte, disiplinler arası yatay ve dikey geçiş sağlanmalıdır.

4) Resmi kurumlardaki sınıf/ders geçme sistemine dâhil olmalıdır.

5) Öğretmen yetiştiren okulu (darulmuallimin) Medresetü’z-zehra’nın içine alarak, alanlarla ilgili kendi eğitimcisini yetiştirmek. Böylece dine aşina fenci, fen ilimlerine aşina din adamı, çift kanatlı öğretmenler yetiştirmek.

6) Özel ders mantığına dayanan usulden vazgeçip, halka ve topluluğa ders verme sistemine geçilmelidir.

Dili: Arapça (Genel ortak dil), Kürtçe (Yerel dil) Türkçe (Resmi dil)

İnsan Kaynakları: Yerel dile aşina olan yerel müderrisleri ve ulemayı istihdam etmek

Sosyo-psikolojik etkenler: Anadolu insanının mizacı saftır. Bu insanların ihtiyaçlarına göre düzenleme yapmak gerekir. Yani onların istidatlarıyla istişare etmek lazımdır. Bu bize özgü bir eğitim modelidir.

Saf bir çocuk masumiyetindeki Anadolu insanının mizacının eğitimi çocuk eğitimi gibi, ya zorla öğretme veya hevesatlarını okşamakla olabilir.

Varidatı (Gelir Kaynakları): Hamiyet ve gayrettir. Bu da vakıf gelirleri, zekât, sadakalar ve nüzur vb.

Özellikleri: Akla hitap eden yönüyle bir mektep, kalbe hitap eden yönüyle bir medrese hüviyetindedir. Aynı zamanda bir tekkedir. Bu üç kurumun birleşmesinden meydana gelen bir medresedir. İçinde öğretmen yetiştiren fakülte (daru’l-muallimin) de bulunacaktır.

popüler cevapdünya atlası