Medreseler ve Din Eğitimi Sempozyumu

Eklenme Tarihi: 10 Ekim 2013 | Güncelleme Tarihi: 18 Haziran 2019

Risale Akademi, Siirt Valiliği, Siirt Üniversitesi Akademik Araştırmalar Vakfı "Medreseler ve Din Eğitimi Sempozyumu" düzenleniyor

Risale Akademi, Siirt Valiliği, Siirt Üniversitesi Akademik Araştırmalar Vakfı "Medreseler ve Din Eğitimi Sempozyumu" düzenliyor. 25-27 Ekim 2013 tarihleri arasında Siirt'te gerçekleştirilecek sempozyumda akademisyenler medreseleri enine boyuna ele alacak.

Sempozyumla ilgili yapılan açıklama şöyle:

"İslam kültür ve mirasının önemli kurumsal aktarım araçlarından biri medreselerdir. Medrese kurumu, teşekkül etmeye başladığı 9. yüzyıldan itibaren, varlık alanı bulduğu coğrafyalarda üzerine düşen görevi yerine getirmiş, uzun yıllar İslam kültür mirasının taşıyıcısı olmuştur. Selçuklular döneminde Nizamiye Medreseleri ile başlayan süreçte, Zengîler, Eyyûbîler ve Memlûklerin çabalarıyla medrese kurumunun çerçevesi daha da genişlemiş ve temsil gücü artmıştır. Bu miras, Anadolu Selçukluları tarafından Anadolu coğrafyasına taşınmış, Osmanlılar tarafından daha da geliştirilmiştir. Özellikle İstanbul’un fethi sonrası Fatih’in emriyle yaptırılan Sahn-ı Seman medreseleri ve Kanuni Sultan Süleyman’ın isteği doğrultusunda inşa edilen Süleymaniye Medresesi ile medresenin kurumsal kimliği iyice belirginleşmiş ve hem müfredatıyla hem de kurumsal işleyişiyle sağlam bir zemine oturtulmuştur. Zeminini bulan bu kurumlar her dönem gerekli vazifeyi icra etmiş ve eğitim anlamında ihtiyacı karşılamıştır.

Tarihsel bağlamda incelendiğinde belli bir dönemden sonra medreselerin muhtevasını ve mantalitesini mevcut şartlara uyarlama konusunda ağır kaldığını tarihi vesikalardan müşahade etmekteyiz. Yirminci yüzyılın başlarında Osmanlı eğitim kurumları değişen ve gelişen dünya şartlarını doğru okuyamamış ve çağın ihtiyaçlarına cevap verememişti. Tanzimatla başlayan eğitimde modernleşme hamlesi, mektep-medrese-tekke üçgenindeki karşılıklı yabancılaşmayla bu üç kurumun kutuplaşmasına sebep olmuştu. Medreseliler, mekteplileri dinsizlikle, diğerleri de bunları cahillik ve taassupla suçlamaktaydılar.

Tam da bu noktada Said Nursi, mektep merkezli modernleşme anlayışı karşısında, mektebi reddetmeden medreseyi ayağa kaldıran, ikisini de tekkenin irfanıyla buluşturan bir model önermiştir. Said Nursi: “Aklın nuru fünun-u medeniye (Medeniyeti meydana getiren fen bilimleri), kalbin ziyası ulum-u diniyedir (dini ilimlerdir). Bu ikisi birlikte okutulduğunda hakikat (bireysel ve toplumsal, evrensel yasalara ve psiko-sosyal gerçeklere uygunluk) tecelli eder. Ayrıştırıldığında birinden inkar diğerinden taassup çıkar.” Said Nursi bu öneri ile aslında yeni hale uygun bir model medrese sunmaktadır. Sadece içe dönük, kapalı ve tam anlaşılamamış dini içerikli anlayıştan, zamanın ilcaatına uygun ama aynı zamanda klasik medrese anlayışını ötelemeyen bir anlayışı ortaya koyar. Ortaya konan bu öneri Said Nursi’nin kitaplarında ve satır aralarında projelendirilerek aktif hale gelmeyi bekliyor. Ama diğer tarafta medreseler de her türlü “hall” çabalarına rağmen belli bölgelerde hayatiyetini devam ettirmektedir.

Cumhuriyetle birlikte resmiyette kapanan ama fiilen varlıklarını sürdüren medreselerin mahiyetini havi okullar faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Din eğitimi içeriğini anlama ve insanların dinden gelen bazı ihtiyaçlarını karşılama noktasında okullarda din dersleri, imam hatip liseleri ve ilahiyat fakülteleri aslında bu geleneğin mahiyet itibariyle temsilcileri olarak zikredilebilir. Ancak cumhuriyet iradesinin dini argümanlara karşı duruşu, yine aynı sistem tarafından inşa ve ihdas edilen bu derslerin ve kurumların işleyişine ve muhtevasına etki etmiştir.

Üzerinde yaşadığımız topraklarda üretilen ve sonrakilere bırakılan medrese ilim, fikir ve irfan mirasının, bugün yaşadığımız sorunların çözümünde bize önemli katkılar sağlayacağı takdir edilecektir. Diğer taraftan bu miras, geleceğe dair çözümlemelerimiz için geniş açılımlara da imkân sağlamaktadır. Son birkaç yüzyıldır sergilemekte olduğumuz “yüzümüzü dışarıya çevirme” tavrı, bugün kendi mirasımızın daha çok farkında olma tavrına dönüşmeye başlamış görünmektedir. Bu bağlamda ilmî mirasımızın potansiyel imkânlarını araştırma, inceleme ve tahlillerle gün yüzüne çıkararak onlardan günümüz örgün okullarında yararlanmayı sağlamak, söz konusu mirasın oluşum ve intikalinde rol oynamış isimleri yakından tanımak, ilim yolcularını ve entelektüelleri bekleyen önemli görevlerden biri haline gelmiştir.

popüler cevapdünya atlası