MEDENİYET-İ FUZLANIN ESASLARI

Eklenme Tarihi: 30 Aralık 2016 | Güncelleme Tarihi: 30 Aralık 2016

Serda BİLGİN

“Risale Akademi”nin “Medresetü'z-Zehra Okumaları” çerçevesinde değerli bilim insanları ile yaptığı müzakereleri, Said Nursi’nin Medresetü'z-Zehra idealinin bugüne dönük tazammunları okuyor, istifade ediyoruz inşallah.

Said Nursi’nin gaye-i hayali olan “Medresetüzzehra ideali” asrın şartlarının Müslümanlarca okunarak Müslüman kimliğinin, sosyal yapının ve medeniyetin inşa edilmesini içeriyordu. Bu bağlamda aşağıdaki tablonun bu müzakere sürecine katkı sağlayacağını düşünüyorum.

TEMA

AMAÇ

SONUÇ

Müslüman Kimliği

Pozitivist ve ırkçı (menfi milliyet) akımlar karşısında manevi terakkinin (tahkiki iman) sağlandığı, fıtrata uygun Müslüman kimliğin inşası

İnsanî Zemin: Tahkik-i İman

İslam Toplumu

Demokrasi-insan hakları ve hürriyetin teneffüs edildiği, uhuvvet (kardeşlik) temelli bir sosyal yapının inşası

Toplumsal Zemin:

Meşrutiyet-i Meşru’a

İttihat-ı İslam

 

İslam Medeniyeti

 

Medeniyetin inşası

 

Kurumsal Zemin:

İlim (Fen-Din İlimlerini Mezc ve Derc) ve Ahlak

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ben de bu bağlamda “Medresetü'z-Zehra idealinde medeniyet tasavvuru nedir?” sorusu üzerinde –gücüm ölçüsünde- araştırmaya ve düşünmeye devam ediyorum.

 

  1. HİKMET-İ FELSEFE

 

Hikmet-i felsefe, hayat-ı içtimaiyede;

Nokta-i istinadı, "kuvvet" kabul eder.

Hedefi, "menfaat" bilir.

Düstur-u hayatı, "cidal" tanır.

Cemaatlerin rabıtasını, "unsuriyet, menfî milliyeti" tutar.

Semeratı ise, "hevesat-ı nefsaniyeyi tatmin ve hacat-ı beşeriyeyi tezyid"dir.

Halbuki kuvvetin şe'ni, tecavüzdür.

Menfaatın şe'ni, her arzuya kâfi gelmediğinden üstünde boğuşmaktır.

Düstur-u cidalin şe'ni, çarpışmaktır.

Unsuriyetin şe'ni, başkasını yutmakla beslenmek olduğundan, tecavüzdür...

İşte bu hikmettendir ki, beşerin saadeti selb olmuştur.

 

  1. HİKMET-İ KUR’ANİYE

Hikmet-i Kur'aniye;

Nokta-i istinadı, kuvvete bedel "hakk"ı kabul eder.

Gayede menfaate bedel, "fazilet ve rıza-yı İlahî"yi kabul eder.

Hayatta düstur-u cidal yerine, "düstur-u teavün"ü esas tutar.

Cemaatlerin rabıtalarında; unsuriyet, milliyet yerine "rabıta-i dinî ve sınıfî ve vatanî" kabul eder.

Gayatı; hevesat-ı nefsaniyenin tecavüzatına sed çekip, ruhu maâliyata teşvik ve hissiyat-ı ulviyesini tatmin eder ve insanı kemalât-ı insaniyeye sevk edip insan eder.

Hakkın şe'ni, ittifaktır. Faziletin şe'ni, tesanüddür.

Düstur-u teavünün şe'ni, birbirinin imdadına yetişmektir.

Dinin şe'ni, uhuvvettir, incizabdır. Nefsi gemlemekle bağlamak, ruhu kemalâta kamçılamakla serbest bırakmanın şe'ni, saadet-i dareyndir. (Said Nursi, 12. Söz, s. 195, erisale.com)

 

  1. DÜŞÜNME TABLOSU

Hikmet-i Felsefe

Hikmet-i Kur'aniye

Kuvvet

Hakk

Menfaat

Fazilet ve Rıza-yı İlahî

Cidal (mücadele)

Düstur-u Teavün (yardımlaşma)

Menfî Milliyet (Irkçılık)

Rabıta-i Dinî ve Sınıfî ve Vatanî

Hevesat-ı nefsaniyeyi tatmin ve hacat-ı beşeriyeyi tezyid (nefsanî hevesleri tatmin ve beşerî ihtiyaçları artırma)

 

Ruhu maâliyata (yüksek değerlere) teşvik ve hissiyat-ı ulviyesini tatmin ve insanı kemalât-ı insaniyeye sevk edip insan etme

 

İhtilâf

İttifak

Çarpışmak

Tesanüt (dayanışma)

Terör, tecavüz, başkasını yutmak, başkasından beslenmek,

Uhuvvet, birbirinin imdadına yetişmek,

Beşerin saadeti selb olur (bozulur)

Saadet-i dareyn (iki dünya saadeti)

 

BİRİNCİ ESAS

Hikmet-i Kur’aniyede birinci esas, kuvvet yerine hakkı almaktır. Hikmet-i Kur’aniyenin dayanak noktası kuvvete bedel haktır. Hak ise adaleti temin eder ve sosyal dengeyi sağlar. Hikmet-i Kuraniye, adalet üzerine kaimdir ve emniyeti tesis eder.

İKİNCİ ESAS

Fazileti korumaktır. Fazilet ise insanlar arasındaki bağı güçlendirir. Bu bağ ile samimi kardeşlik tesis edilir; huzur ve barış sağlanır. Aynı zamanda da toplum bireyleri arasında kin, sınıfsallık, nefret ve adavet (düşmanlık) gibi duyguları kaldırır. Bugün küresel çapta görmüş olduğumuz savaşma, itişme ve didişmeler, suç oranlarındaki artışların hepsinin sebebi, fazilet ve erdem duygularının kaybolması; arsızlığın, aç gözlülüğün, tamahkârlığın ve mal sevgisinin aşırı olarak artmasıdır. Hikmet-i Kur’aniyede çatışmanın yerini yardımlaşma, heva ve hevesin yerini manevi terakki alır; iyilik, sevgi, dürüstlük, fazilet, ilim, özgürlük, insan hakları, meşveret, adâlet, uzlaşma, dayanışma, barış ve güven temelleri üzerine medeniyet-i fuzla inşa edilir.

ÜÇÜNCÜ ESAS

Din ve vatan birliğidir. Vatan ve millet sevgisi imandandır. Bu esas, medeniyetlerin bekası, devamı ve sürekliliği açısından hayati bir temeli oluşturmaktadır. Zira ırkçılık ve taassup üzerine kurulu olan medeniyetlerin zevali muhakkaktır. Çünkü bu durum insanları şubelere, kabilelere bölerek tanışmalarını, yardımlaşmalarını öngören kâinat nizamı ile çelişmektedir. Oysa Allah şöyle buyurmaktadır: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, sizi bir erkek ve dişiden yaratmışız, birbirinizi tanıyasınız diye de şubelere ve kabilelere ayırmışızdır. Muhakkak ki, Allah katında en keriminiz, en takvalınızdır. Muhakkak ki, Allah âlimdir, habirdir.” (Hucurat: 13)

DÖRDÜNCÜ ESAS

Cidal, çekişme ve kavga yerine yardımlaşmayı ve dayanışmayı öngörmektedir. Bu esas, İslam inancının temel özelliğidir. Çünkü Müslümanlar arasındaki ilişki, barışa dayalıdır. Kan, namus ve mal, asıl itibarı ile emniyet altındadır. Muteber ve bilinir meşru bir gerekçe olmaksızın bu değerlere dokunulamaz. İslam, inancı farklı diye birini öldürmeyi hoş görmez. Nitekim bir Müslüman’ın Müslüman olmayanın malına, canına ve namusuna inanç farklılığından dolayı saldırmasını da haram kılmaktadır. Bunun yerine herkese karşı yardımsever olmayı ve insaflı davranmayı emreder.

BEŞİNCİ ESAS

Hidayeti hayatın karanlıklarında ışık alınacak bir kandil yapmaktır. Dünyanın ve fani lezzetlerinin bütün yoldan çıkarma çabalarına karşı bir liman olarak görmektir. Bu esas, hakikatte İslam medeniyetinin üzerine oturduğu bütün esasları koruyacak güçlü bir kalkan, doğal bir koruma görevi görmektedir. Zira bu esas, medeniyetin irşat ve ışık kaynağı mesabesindedir. İslam medeniyeti ise, ilahi hidayetten beslenen kaynakların bütün emirlerini tam bir şekilde kabul etme esası üzerine kuruludur. Bu nedenle de ahlaki çöküntünün her şeklini reddeder, düşünsel ve ahlaki bütün bozulmuşlukları atar. Hikmet-i Kur’an bu sayede Allah’ın insanları yarattığı fıtrat-ı selimeye uygun, mütekâmil ve realiteye uygun bir fıtri medeniyet inşa eder.

SONUÇ

Hikmet-i Kur’aniye, kuvvet yerine ittifakın çekim merkezi olan hakkı; menfaat yerine dayanışmanın kaynağı olan erdemliği; kavgayı netice veren cidal yerine insan onuruna yakışan yardımlaşmayı; ırkçılık yerine kardeşliği doğuran din ve vatan bağını esas alır. Gayesi, nefsânî-süflî arzuları frenlemek, buna karşılık ruhun yüksek ideallerinin gerçekleşmesine imkân tanımak, böylece ruhî ihtiyaçları tatmin edilmiş ve kemâlatın zirvesine çıkmış bir nesli yetiştirip, kendilerine dünya ve ahiret saadetinin kapılarını ardına kadar açmaktır. Kur’an bütün insanları böyle bir medeniyete çağırmaktadır. Bu çağrı; bütün insanlara, cinlere ve asırlara yapılan bir çağrıdır. Bu çağrıyı duymanın ve ileri gitmenin yolu ahlak ve ilimdir.

popüler cevapdünya atlası