MARİFETTE AKIL VE KALBİN İMTİZACI

Eklenme Tarihi: 19 Mayıs 2015 | Güncelleme Tarihi: 22 Temmuz 2019

Dursun Sivri'nin Kastamonu Lahikası Sempozyumu tebliğidir

Marifetullah’a ulaşmada akıl ve kalbin imtizacı yolu

Risale-i Nur Kur’an-ı Kerim’in ahir zaman olarak yaşadığımız günümüzün suallerine cevap teşkil eden mânevi bir mucizesi olan tefsiridir.

Lahikalar ise Risale-i Nur hizmetlerinin pratikleri ihtiva eden rehberi, iletişim vasıtasıdır.

Risale-i nur sadece fikir ve düşünce külliyatı değildir. Kur’an’ın tarifinde yer alan çok maksadı ihtiva eden hususiyeti aynen risale-i nura izdüşüm olarak yansımak ta olduğu görülür

“Kur’an …..hem bir kitâb-ı şeriat, hem bir kitâb-ı duâ, hem bir kitâb-ı hikmet, hem bir kitâb-ı ubûdiyet, hem bir kitâb-ı emir ve dâvet, hem bir kitâb-ı zikir, hem bir kitâb-ı fikir, hem bütün insanın bütün hâcât-ı mâneviyesine mercî olacak çok kitapları tazammun eden tek, câmi’ bir kitâb-ı mukaddestir” 2

Çok büyük bir tahribatı tamir etme vazifesi gören bütün ilimlerin hülasası olduğu gibi pozitif bilimin “mânây-ı ismiyle” baktığı eşya ve kâinata anlamlı bir bakış “mânay-ı harfi” pencerisinden de bakılmasını temin etmiştir.

Hayatın her safhasına ders olduğu gibi insanın mahiyetinde yer alan zihin, akıl ruh, kalp, duyular, duygular ve bütün latifelerine gıda olabilen reçeteler sunmaktadır.

İnsanlığın yaşadığı problemler ve aradığı formül, reçete, çare her ne lazımsa teklif sunmakla kalmıyor uygulamalı örnekleriyle rol modellere ortaya koymaktır.

İmanın hayata hayat oluşunda sahabe mesleği model alınmış ve sürecin çıktısı insanlarla aynı modeli ortaya çıkarmıştır.

İşte Lahikalar Risale-i nur’un hedeflediği imanın hayat hayat nasıl olabileceğinin kapsamlı ve tafsilatlı tarifleridir. Sadece fertlerin hayatını inşa etmiyor, mükemmel şahs-ı mânevi inşa ediyor.

Bu sunumuzuda ferdi inşa sürecini aklı ve kalp imtizacının nasıl gereçekleştiği hususu gibi spesifik bir konuyu paylaşmak istiyorum.

Risale-i Nur’un hedeflerdiği insan-ı kâmil seviyesine ulaşma süreci Yirminci mektub’un girişinde çok veciz bir şekilde beyan edilmektedir.

Bakalım:

“Katiyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır.

Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır.

Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır.

Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.

Evet, bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.1

Tekâmül sürecinin minare merdiveni gibi helezonik gelişimi,

İman-ı Billah, Marifetullah, Muhabbetullah ve Lezzet-İ Ruhaniyedir.

Bu sürecin eğitim ve donanım süreci perspektifinden ele alarak son yıllarda eğitimde yeni yaklaşımlardan çoklu zekâ kuramının belki bir asır önce keşfettiğini görüyoruz.

Bilindiği üzere Batı Felsefesinin temel paradigması olan materyalist felsefenin tanımını madde ile yapamadığı ancak mecburi olarak aklı esas alan yaklaşımı kuantum fiziği ile kendi kendilerini açmaza sokmuştur.

Madde tezi çökerken zihin ve beyin faaliyetlerini akıl ile birlikte mülahaza tezi de çökmüştür.

1983 yılı Nobel Tıp Ödülü alan California Ünivesitesinden Prof. Dr. Roger Spery beynin sağ ve sol loblarının simetrik yapısına rağmen işlev bakımından farklı olduğunu keşfi önemli bir dönüm noktasıdır. Bu dönüm noktası tarihtenb sonra beyin zihin faaliyetleri üzerinde peş peşe yeni keşifler bir birini takip etmiştir.

İki beyin keşfinde sağ beyin ve sol beyin fonsiyonları anlaşıldıktan sonra beynin etkili kullanılmasında iki beyin fonksiyonun birlikte kullanıldığı zaman yüksek zeka ve yetenek ortaya çıktığı görülmüştür.

Bu keşif fıtratın keşfidir.

Bu fıtrattan insan denilen meçhülü daha iyi anlaşılır olabilmesi için bütünsel bakış paradigma olarak literatüre girmiştir.

Maneviyata yabani felsefenin Ruh bilimi adındaki psikolojide mânevi soyut bir varlık olan ve insanın kendisi ruhu inkar eden seküler yaklaşım insanın mutlu edecek çözümler üretmemiştir. Ürettiği çözüm haz odaklı beyni işlevsiz yapan eğlence oyalama iptali his nevinden insanın kendinden uzaklaştırılmasıdır.

Şimdi gelelim çoklu beyin fonksiyonu ve çoklu zekâ meselesini Bediüzzman nasıl ele almış.

Kastamonu Lahikası ve diğer lahikalarda Risale-i nurların şerhi gibi pratiklerin öğretisi olarak bakıldığında bütün eserlere ve mevzulara atıf yapıldığı görülmektedir.

 

Çoklu Zekâ Yaklaşımında iki beyin fonksiyonundan 4 temel zekâ keşfi

Sol beyin fonksiyonlarında, matematik, mantık, akıl, dil, kelime, ardışık sıralama detaylar öne çıkar

Sağ beyin fonksiyonlarında, bütünlük, mâneviyat, soyut düşünce, ritim, müzik, sanat, duygu, resim, müzik kabiliyetleri öne çıkar.

Beyin biyolojik olarak bedeni çapraz yönettiği bilinmektedir.

Sağ beyin bedenin sol bölgesinde bulunan kalbi de sinir sistemiyle yönetmektedir. Kalbin merkezi zaten dimağ denilen beyindeki zihinsel fonksiyonlardır. Yani kalp denilen kavram beyindeki işleyiştir. Sağ beyin işlevi duyguların yeridir.

Sağ ve sol beyni birlikte kulanılmasının özetle akıl ve kalbin imtizacıdır.

Akıl sol beynin, kalbi duygu temsil ettiğine göre sağ beyin işlevidir.

İnsan zekası idrak ve anlama öğrenme kapasitesinin en üst seviyede olabilmesi akıl ve kalbi birlikte işletmesi lazımdır.

Dört temel zekâ Amerikalı düşünce adamı R. Stephan Covey ortaya koymuştur.

Rusal zeka, Zihinsel Zekâ, Fiziki Zekâ ve Duygusal Zeka olmak üzere.

Şimdi Risale-i Nur’da Hutbe-i Şamiye risalesinin zeylinde yer alan şu ifadeye bakalım.

“Vicdanın anâsır-ı erbaası ve ruhun dört havassı olan "irade, zihin, his, lâtife-i Rabbaniye" her birinin bir gayetü’l-gàyâtı var:

İradenin ibadetullahtır. Zihnin, mârifetullahtır. Hissin, muhabbetullahtır. Lâtifenin, müşahedetullahtır. Takvâ denilen ibadet-i kâmile, dördünü tazammun eder. Şeriat, şunları hem tenmiye, hem tehzip, hem bu gayetü’l-gàyâta sevk eder.3

 

Evet insanı insan eden imanıdır.

  • Ruhsal zekâ nın karşılığı İman- Billahtır
  • Zihni Zekânın karşılığı Marifetullahtır
  • Fiziki zekânın karşılığı İbadetullahtır
  • Duygusal Zekânın karşılığı Muhabbetullhtır.

 

Elebtte insan bu temel zekâ ve yanında türevleri olan diğer letifeleri de dikkate almak lazımdır.

Tasavvuftaki letâif-i aşere risale-i nurda da bahsedilektedir.

Akıl, ruh, sır, vicdan, şeheviye, gadabiye, saika, şaika, samia, basira, vb…. latifelerin her birinin kendine has gıdaları olduğu ve beslenmesi gereği misalleri ile izah edilmektedir.

“Hakîm-i Ezelî, inâyet-i sermediye ve hikmet-i ezeliyenin iktizâsı ile, şu dünyayı, tecrübeye mahal ve imtihana meydan ve Esmâ-i Hüsnâsına ayna ve kalem-i kader ve kudretine sayfa olmak için yaratmış. Ve tecrübe ve imtihan ise neşv ü nemâya sebeptir. O neşv ü nemâ ise, istidadların inkişafına sebeptir. O inkişaf ise, kabiliyetlerin tezâhürüne sebeptir. O kabiliyetlerin tezâhürü ise hakàik-ı nisbiyenin zuhuruna sebeptir. Hakàik-ı nisbiyenin zuhuru ise Sâni-i Zülcelâlin Esmâ-i Hüsnâsının nukuş-u tecelliyâtını göstermesine ve kâinatı mektubât-ı Samedâniye sûretine çevirmesine sebeptir. İşte şu sırr-ı imtihan ve sırr-ı teklif iledir ki, ervâh-ı âliyenin elmas gibi cevherleri, ervâh-ı sâfilenin kömür gibi maddelerinden tasaffî eder, ayrılır.

İşte, bu mezkûr sırlar gibi daha bilmediğimiz çok ince, âlî hikmetler için, âlemi bu sûrette irâde ettiğinden, şu âlemin tegayyür ve tahavvülünü dahi o hikmetler için irâde etti. Tahavvül ve tegayyür için zıdları birbirine hikmetle karıştırdı ve karşı karşıya getirdi. Zararları menfaatlere mezc ederek, şerleri hayırlara idhâl ederek, çirkinlikleri güzelliklerle cem’ ederek hamur gibi yoğurarak şu kâinatı tebeddül ve tegayyür kanununa ve tahavvül ve tekâmül düsturuna tâbi kıldı.” 4

İnsanın mahiyetinde yaratılışında yerleştirilen potansiyel istidat, kabiliyet ve lâtifelerin inkişafı için tecrübe ve imtihana tabi tutulmuş. Tecrübe ve imtihan süreçlerinde hem esma tecellilerini okuyor hem latifeleri inkişaf ederek marifetullahta mertebe kazanıyor.

Bu dünyada ne kadar donamım kazanır isitdat ve latifelerini besler işletirse cennette o kadar diğer insanlara göre daha fazla zevk alacaktır.

Bu vesile ile kişisel gelişime genellem ile karşı çıkanlar cennette duyguları gelişmemiş olmayı tercih ettiklerini de parantez içi olarak hatırlatmak isterim

Şimdi marifette mertebe kazanmanın Risale-i Nur’da çok boyutlu akıl ve kalbin imtizacının alt şubeleri olan Vicdanın 4 temel unsuru ve 4 temel zekâ zaviyesinden mülahaza edecek olursak

 

  • Ruhsal Zekânın inkişafı için İman-ı billah
  • Zihni Zekanın inkişafı için Marifetullah
  • Beden Zekâsının geliştirilmesi için İbadetullah
  • Duygu Zekâsının inkişafı için Muhabbetullahın ne kadar güzel imtizaç ettiğinin ispatıdır.
  • Mektubattan aldığığımız pasajı tekrar hatırlayacacak olursak.

 

“Katiyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır.

Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır.

Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır.

Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.”

 

Münzaratta eğitim sisteminde din ilimleri ile fen ilimlerinin ehemmiyetini nazara verirken,

“ Vicdanın ziyası ulum-u diniyedir, aklın nuru fünun-u medeniyedir, ikisinin imtizacı ile hakkikat tecelli eder…” sözü artık eğitim bilimlerinin de kabul ettiği temel yaklaşımdır.

Bu gereçek de litertüre bediüzzman’ın kaandırdığı akıl ile kalbin imtizacının başka bir cihetten izahıdır.

 

KAYNAKÇA

  1. Mektubat, Said Nursi, 218, RNE WEB
  2. Sözler, , Said Nursi, 218, RNE WEB
  3. Hutbe-i Şamiye, Said Nursi, 143, RNE WEB

 

popüler cevapdünya atlası