Leyle-i Kadir ve Bediüzzaman’ın hassasiyeti

Eklenme Tarihi: 19 Mayıs 2020

Himmet UÇ

Nedir kadir gecesi? Sözlükte kadir (kadr) kelimesi “hüküm, şeref, güç, yücelik” gibi anlamlara gelir. Dinî literatürde ise “leyletü’l-Kadr” şeklinde Kur’ân-ı Kerîm’in indirildiği gecenin adı olarak kullanılır. Aynı adı taşıyan 97. sûre bu gecenin fazileti hakkında nâzil olmuştur. Sûrede Kur’an’ın Kadir gecesinde indirildiği ve sözü edilen gecenin bin aydan daha hayırlı olduğu belirtilir. Müfessirler hayırlı olanın bu gecede yapılan amel olduğunu, bin ayın ise içinde Kadir gecesinin bulunmadığı bir süreyi ifade ettiğini belirtirler.

Günahtan kaçmayan ve kaçamayan bir toplumda, günahlara ülfet etmiş bir toplumda günahın affolması ne anlama geliyor? Bir gün Isparta’da ders anlatırken “evinizden çıkarken bugün günahlardan kaçacağım diye evden çıkıyor musunuz” diye sordum. Sadece bir kız parmak kaldırdı. Günahtan kaçmak gibi bir lüksü yok kimsenin, kadir gecesi günahları affettirir de günahtan kaçmak gibi bir alışkanlığı olmayan adamın günahı affolur mu?

Necip Fazıl bir şiirinde anlatır:

Üç katlı ahşap evin her katı ayrı alem
Üst kat elinde tesbih ağlıyor babaanmem
Orta kat mavs oynayan annem ve aşıkları
Alt kat kızkardeşimin tamtamda çığlıkları

Atalarımız takva ve ictinab toplumu idiler, herkes günahın ne olduğunu Allah’ın gazabını celbedeceğini bilir ve şiddetle kaçınırlardı. Evliyaların ve nebilerin günahtan nasıl kaçındıklarının sayısız örnekleri vardır. Ama günümüz toplumu artık günah toplumudur, günah kaçınılan değil apaçık teşhir edilen bir durumdur. Gazetelerimiz, okullarımız, hatta hatta dini hayatımız günahla iç içe olmanın ötesinde bir bütünleşme içindedirler.

Kadir gecesinde günahları affeden mercilerin, seyrettikleri dramatik tabloların karşısında nasıl bir tavır aldıkları merak konusudur.

Mukaddesin ve kutsinin söz konusu olduğu her yerde kutsalla ilgili emir ve yasaklar manzumesinin bulunması da tabiidir. Günah, bu emirlerin yerine getirilmemesi veya yasakların çiğnenmesiyle ortaya çıkan ve dinî, ahlâkî ve vicdanî açıdan sorumluluk gerektiren bir olgudur. Beşerî kanun ve kuralların çiğnenmesi suç olarak adlandırılırken dinî alandaki hata ve aşırılıklar günah olarak nitelendirilmektedir. Dinle bağlantılı olan günah kavramının muhtevası, hem dinlerdeki ulûhiyyet kavramına hem de insanların bu ulûhiyyetle münasebetlerine göre dinden dine değişebilmektedir.

Allah’ın tabiat kanunları var, ilimlerin kendine has kanunları var, toplum hayatının kanunları var, bunlar aykırı hareket illa da cezalandırılır. Soğuk bir kanundur kaçınılmazsa insanı cezalandırır, aşırılıklar da soğuk gibidir, insanı çarpar.

Hak sillesinin sadası yoktur
Bir vurdu mu şifası yoktur.

Günahın farkında olmayanlar başlarına gelen olayları sebeplere bağlarlar, şahıslara bağlarlar, ama aslında onların işinin ters gitmesine neden olan ilahi kanun ve yasakları dinlememeleridir.

Günah toplumunda vicdanlar günahın ruhta ve kalpte meydana getirdikleri rahatsızlıkları hissetmezler. İşte bugünkü toplum böyle bir toplumdur, günahı düşünmeyen onun affedilmesini de çok ciddiye almaz. Ortaokullar, liseler, üniversiteler, devlet kurumları günah toplumudur. Evinde muhafazakar, köyünde muhafazakar olan insanlar bu kurumlara geldiklerinde adeta bir teşhir toplumu kurallarına göre davranırlar. Teşhircilik adeta toplum hayatının önemli bir öğesi olmuştur. Teşhirciliğe karşı eğitim kurumları denilen kalabalıklar hiçbir tavır almaz, aldığı an teşhirci değil, olaydan mutazzarrır olan suçludur.

Kadir gecesi böyle bir toplumda tasarlandığı gibi bir sonuç alabilir mi orasını Allah bilir ama seksen yıllık bir ibadet kazandıran gece günahı farketmeyen ülfet bir yana, onunla birlikte yaşayan topluma ne kazandıracaktır düşünülmesi gerekir.

Bediüzzaman’ın kadir gecesi idraki nasıldır? Aşağıdaki mektupta yaşlı Bediüzzaman hem de hastadır. Kadir gecesinin gereğini yerine getiremeyeceği için ciddi üzgündür. İki dehşetli hastalığı varken onların tesirinden daha büyük bir elem Kadir gecesini değerlendiremeyeceğinden dolayı ”Şahsî hastalığımdan daha ziyade elîm ve mânevî iki dehşetli hastalık içerisinde bir hâlet-i ruhiyeyi hissettim. Bununla beraber seksen küsur seneye varan ömrümün sonunda seksen sene mânevî bir ibadeti kazandıran en son Leyle-i Kadre lâyık çalışamayacağım diye, sabık iki dehşetli hastalıktan daha şiddetli, hazîn bir meyusiyet içinde âsâba gelen ve nefs- i emmarenin vazifesini gören bir elîm his beni ezdiği.

Bununla beraber seksen küsur seneye varan ömrümün sonunda seksen sene mânevî bir ibadeti kazandıran en son Leyle-i Kadre lâyık çalışamayacağım diye, sabık iki dehşetli hastalıktan daha şiddetli, hazîn bir meyusiyet içinde âsâba gelen ve nefs- i emmarenin vazifesini gören bir elîm his beni ezdiği…”

“Aziz, sıddık kardeşlerim

“Âlem-i İslâmda Leyle-i Kadir telâkki edilen bu Ramazan-ı Şerifin yirmi yedinci gecesinde bir nevi tesemmümle şiddetli bir mide hastalığı içinde sinirlerimi ve vicdan ve kalbimi istilâ eder gibi bir diğer dehşetli hastalık hissettim. Bu maddî şefkat hissiyle bütün zîhayatların elemleri hâtıra geldi. Şahsî hastalığımdan daha ziyade elîm ve mânevî iki dehşetli hastalık içerisinde bir hâlet-i ruhiyeyi hissettim. Bununla beraber seksen küsur seneye varan ömrümün sonunda seksen sene mânevî bir ibadeti kazandıran en son Leyle-i Kadre lâyık çalışamayacağım diye, sabık iki dehşetli hastalıktan daha şiddetli, hazîn bir meyusiyet içinde âsâba gelen ve nefs- i emmarenin vazifesini gören bir elîm his beni ezdiği aynı zamanda, Âyet-i Hasbiyenin bir sırrı imdadıma yetişti. Bu üç hastalığı izale edip, Cenab-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, hilâf-ı me’mul bir tarzda dayandım. Bu üç hastalığıma da böyle üç merhem sürüldü.

Maddî hastalığın-Hastalar Risalesinde isbat edildiği gibi-bir saat hastalık, sâbir ve mütevekkil insanlara, hiç olmazsa on saat ibadet ve leyle-i Kadirde ise daha ziyade ibadet hükmüne geçtiği gibi, benim de bu leyle-i Kadirdeki hastalığım, iktidarsızlığımla yapamadığım leyle-i Kadirdeki hizmetin yerine geçmesiyle, tam şifa verici bir merhem oldu. Ve bütün zîhayatın hastalık ve elemlerinden şefkat sırrıyla bana gelen teellüm marazını birden rahîmiyet-i İlâhiyenin tecellîsi ile, yani, mahlûkları yaratanın şefkat ve rahîmiyeti ve rahmeti tam kâfi olmasından, onların elemlerini onlar için bir nevi lezzete veya mükâfata çevirdiğinden, o rahmet-i İlâhiyeden daha ileri şefkati sürmek mânâsız ve haksız olduğundan, şefkatten gelen elemi, bir mânevî sürura ve lezzete çevirdi. Yalnız merhem değil, belki şifa da verdi.“

Bu iç içe hastalıklar ve leyle-i Kadri değerlendirememe endişesi aşağıdaki düşüncelerle telafi edilmiş ve Bediüzaman Allah‘a şükretmiştir:

“Ve en son ömrümde en ziyade kıymettar mânevî bir hazineyi kaybetmekteki mânevî eleme karşı, Nur’un has şakirtlerinin her birisi şirket-i mâneviye sırrıyla umum namına dahi dua ile ve amel-i sâlihle çalıştıklarından, hem el-Hüccetü’z-Zehra’da, hem Nur Anahtarı’nda izah edilen; teşehhüdde ve Fatihada bütün mevcudat ve zîhayat cemaatinin dualarına ve tevhiddeki dâvâlarına iştirak suretiyle, hususan toprak, hava, su ve nur’unsurları birer dil olmasıyla, topraktan çıkan bütün hayat hediyeleri ve sudan mübârekât ve tebrikât ve havadan şükür ve ibadetin temessülleri ve nur’unsurundan maddî ve mânevî tayyibatlar, güzellikler tarzında, teşehhüdde ve Fatihada, kâinattaki bütün nimetlerden gelen şükürler ve hamdler ve bütün mahlûkatın, hususan zîhayatların küllî ibadetleri ve bütün istiâneleri…

“Aziz, sıddık kardeşlerim, doğru yolda giden bütün ehl-i hakikate ve ehl-i imanın yolundan gidenlere, mânevî refakat etmekle onların dualarına ve dâvâlarına tasdik suretinde âminlerle iştirak ederek, âmin demekle hissedar olmanın küllî sırrı o gece imdadıma geldi. Gayet hasta, zayıf, meyus bir halde, cüz’î bir hizmet edememekteki mânevî elîm hastalığıma öyle bir tiryâk oldu ki, ben hakikaten en sağlam hallerimde ve en genç zamanlarımda, en zevkli ve lezzetli evradımda bulamadığım bir mânevî süruru hissettim. Ve hadsiz şükür edip, o dehşetli hastalığıma razı oldum,
http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/images/books/emir/b453.gifdedim.”

Bediüzzaman Kadir gecesi dualarında talebelerine çok etraflı dua eder ve üç ayları ve kadir gecesini muhakkak değerlendirmelerini tavsiye eder.

”Bu şuhur-u selâse, seksen küsur sene bir ömrü kazandırıyor. Elbette sizler gibi mücahidler onu kazanmaya çalışacaksınız. Cenab-ı Hak herbir gecesini sizin hakkınızda leyle-i Mirac ve leyle-i Berat ve Leyle-i Kadir kadar kıymettar eylesin, âmin. “

Yine böyle bir Kadir gecesi duası: “Kadir gecesindeki dakikaların âşirelerinin, Kur’an harfleriyle çarpımı adedince Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.“

Bediüzzaman, Ramazan ve Leyle-i Kadrin nur talebelerine kazandırdığı kazanca dikkati çeker, uhrevi amallerdeki ortaklık yüzünden bir kişi bütün cemaatin sevabını kazanır, bu cemaat olmanın azametidir.

“Bu seneki Ramazan-ı Şerif hem âlem-i İslam için, hem Risale-i Nur şakirtleri için gayet ehemmiyetli, pek çok kıymetlidir.  Risale-i Nur şakirtlerinin iştirâk-i âmâl-i uhreviye düstur-u esasiyeleri sırrınca, herbirisinin kazandığı miktar, herbir kardeşlerine aynı miktar defter-i âmâline geçmesi, o düsturun ve rahmet-i İlahiyenin muktezası olmak haysiyetiyle, Risale-i Nur dairesine sıdk ve ihlasla girenlerin kazançları pek azim ve küllîdir. Herbiri, binler hisse alır. İnşaallah, emval-i dünyeviyenin iştirâki gibi inkısam ve tecezzî etmeden, herbirisine, aynı amel defterine geçmesi, bir adamın getirdiği bir lâmba, binler aynaların herbirisine aynı lâmba inkısam etmeden girmesi gibidir.

“Demek, Risale-i Nur’un sadık şakirtlerinden birisi leyle-i Kadrin hakikatini ve Ramazan’ın yüksek mertebesini kazansa, umum hakikî sadık şakirtler sahip ve hissedar olmak, vüs’at-i rahmet-i İlahiyeden çok kuvvetli ümitvârız.”

Geceyi değerlendirme konusunda bir mektubu daha:

Aziz, sıddık kardeşlerim,
Evvelâ: Seksen küsur sene ibadetli bir ömr-ü bâkiyi temin eden Ramazan-ı Şerifinizi bütün ruh-u canımızla tebrik ve her gecesi bir nevi Leyle-i Kadir hükmünde hakkımızda menfaattar olmasını niyaz ederiz. Ve teşrik-i mesai sırrıyla ve her has Nurcu, umum Nurcuların mânevî kazancına hissedar olmasıyla, mânen binler dille ibadet ve dua ve istiğfar ve tesbihat yapmaya hakikî uhuvvet ve ihlâs ile mazhariyetinizi rahmet-i İlâhiyeden niyaz ediyoruz ve öyle de ümit ediyoruz.”

Ve bir dua: “Kadir gecesindeki dakikaların âşirelerinin, Kur’an harfleriyle çarpımı adedince Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.”

Bediüzzaman Kadir gecesinde kendine ihtar edilen bir meseleyi nakleder. Bu mektupta savaş yıllarının batıda nasıl tahribata neden olduğunu ve insanların artık hak bir dine intisab ile bu büyük elemlerden kurtulacağını tebşir eder, müjdeler.

Hak dini arayan batı toplumlarının Risale-i Nur’a bu yeni dünya telakkisindeki önemine işaret eder:

Leyle-i Kadîrde ihtar edilen bir mesele-i mühimme

On Üçüncü Sözün İkinci Makamının Zeyli

Leyle-i Kadîrde kalbe gelen pek geniş ve uzun bir hakikate, pek kısaca bir işaret edeceğiz. Şöyle ki:

Nev-i beşer bu son Harb-i Umumînin eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdadıyla ve merhametsiz tahribatıyla ve birtek düşmanın yüzünden yüzer masumu perişan etmesiyle ve mağlûpların dehşetli meyusiyetleriyle ve galiplerin dehşetli telâş ve hâkimiyetlerini muhafaza ve büyük tahribatlarını tamir edememelerinden gelen dehşetli vicdan azaplarıyla ve dünya hayatının bütün bütün fâni ve muvakkat olması ve medeniyet fantaziyelerinin aldatıcı ve uyutucu olduğu umuma görünmesiyle ve fıtrat-ı beşeriyedeki yüksek istidadatın ve mahiyet-i insaniyesinin umumî bir surette dehşetli yaralanmasıyla ve gaflet ve dalâletin, sert ve sağır olan tabiatın, Kur’ân’ın elmas kılıcı altında parçalanmasıyla ve gaflet ve dalâletin en boğucu, aldatıcı, en geniş perdesi olan siyaset-i rû-yi zeminin pek çirkin, pek gaddârâne hakikî sureti görünmesiyle, elbette ve elbette, hiç şüphe yok ki:

Şimalde, garpta, Amerika’da emareleri göründüğüne binaen, nev-i beşerin mâşuk-u mecazîsi olan hayat-ı dünyeviye böyle çirkin ve geçici olmasından, fıtrat-ı beşerin hakikî sevdiği, aradığı hayat-ı bâkiyeyi bütün kuvvetiyle arayacak.

Ve elbette, hiç şüphe yok ki: Bin üç yüz altmış senede, her asırda üç yüz elli milyon şakirdi bulunan ve her hükmüne ve dâvâsına milyonlar ehl-i hakikat tasdik ile imza basan ve her dakikada milyonlar hafızların kalbinde kudsiyet ile bulunup lisanlarıyla beşere ders veren ve hiçbir kitapta emsali bulunmayan bir tarzda beşer için hayat-ı bâkiyeyi ve saadet-i ebediyeyi müjde veren ve bütün beşerin yaralarını tedavi eden Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanın şiddetli, kuvvetli ve tekrarlı binler âyâtıyla, belki sarihan ve işareten on binler defa dâvâ edip haber veren ve sarsılmaz, kat’î delillerle, şüphe getirmez hadsiz hüccetleriyle hayat-ı bâkiyeyi kat’iyetle müjde ve saadet-i ebediyeyi ders vermesi; elbette nev-i beşer bütün bütün aklını kaybetmezse, maddî veya mânevî bir kıyamet başlarına kopmazsa, İsveç, Norveç, Finlandiya ve İngiltere’nin Kur’ân’ı kabul etmeye çalışan meşhur hatipleri ve Amerika’nın din-i hakkı arayan ehemmiyetli cemiyeti gibi rû-yi zeminin geniş kıt’aları ve büyük hükûmetleri Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla sarılacaklar. Çünkü bu hakikat noktasında, kat’iyen Kur’ân’ın misli yoktur ve olamaz ve hiçbir şey bu mucize-i ekberin yerini tutamaz.

Saniyen: Madem Risale-i Nur, bu mucize-i kübrânın elinde bir elmas kılıç hükmünde hizmetini göstermiş ve muannid düşmanlarını teslime mecbur etmiş. Hem kalbi, hem ruhu, hem hissiyatı tam tenvir edecek ve ilâçlarını verecek bir tarzda hazine-i Kur'âniyenin dellâllığını yapan ve ondan başka me'hazı ve mercii olmayan ve bir mucize-i mâneviyesi bulunan Risale-i Nur o vazifeyi tam yapıyor. Ve aleyhindeki dehşetli propagandalara ve gayet muannid zındıklara tam galebe çalmış. Ve dalâletin en sert, kuvvetli kalesi olan tabiatı, Tabiat Risalesi ile parça parça etmiş. Ve gafletin en kalın ve boğucu ve geniş daire-i âfâkında ve fennin en geniş perdelerinde Asâ-yı Mûsâ'daki Meyvenin Altıncı Meselesi ve Birinci, İkinci, Üçüncü, Sekizinci Hüccetleriyle gayet parlak bir tarzda gafleti dağıtıp nur-u tevhidi göstermiş.

 

- Reklam -

popüler cevapdünya atlası