Laiklik Nedir, Ne Değildir?

Eklenme Tarihi: 22 Eylül 2014 | Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2017

 

Dr. Ömer Şeker'in Cuma Semineri sunumu notlarıdır

Laiklik Nedir, Ne Değildir?

Dr. Ömer Şeker

• Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Balgat Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'ndeki 2014-2015 Eğitim-Öğretim Yılı Açılış Töreni sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtladı:
• İhtiyaç olan okullarda mescit açılacak.

• Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, okullarda ibadethane açılmasına ilişkin, "İhtiyaç olan okullarda bu tip hizmetler verilecek. Ama ibadet zorunlu değil" dedi.

• İlkokullara da mescit

• MEB’den, liselerden sonra ilkokullara da mescit, hem de ‘ders saati dışında’ koşulu aranmadan...

• Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’ne “Talep olması halinde ibadet ihtiyaçlarını karşılayacak uygun mekân ayrılabilir” ifadesini ekleyerek lise binalarında mescit açılmasına izin veren Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), ilkokullarda da mescit açılması için adım attı.

• İşaratü’l-İcaz | Nübüvvet Hakkında | 165

• … bir işte muvaffakiyet isteyen adam, Allah'ın adetlerine karşı safvet ve muvafakatini muhafaza etsin ve fıtratın kanunlarına kesb-i muarefe etsin ve heyet-i içtimaiye rabıtalarına münasebet peyda etsin. Aksi takdirde, fıtrat, adem-i muvafakatla cevap verecektir.

• Ve keza, heyet-i içtimaiyede, umumi cereyana muhalefet etmemek lazımdır. Muhalefet edildiği takdirde, dolabın üstünden düşer, altında kalır. Binaenaleyh, o cereyanlarda, tevfik-i İlahinin müsaadesine mazhariyeti dolayısıyla, o dolabın üstünde, Muhammed-i Arabi Aleyhissalatü Vesselamın hak ile mütemessik olduğu sabit olur.

• Evet, Hazret-i Muhammed Aleyhissalatü Vesselamın getirdiği şeriatın hakaiki, fıtratın kanunlarındaki muvazeneyi muhafaza etmiştir. İçtimaiyatın rabıtalarına lazım gelen münasebetleri ihlal etmemiştir. Zaman uzadıkça, aralarında ittisal peyda olmuştur.

• Bundan anlaşılır ki, İslamiyet, nev-i beşer için fıtri bir dindir ve içtimaiyatı tezelzülden vikaye eden yegâne bir amildir.

• “Kırk sene ömrümde, otuz sene tahsilimde yalnız dört kelimeyle dört kelâm öğrendim…
mânâ-yı harfî, mânâ-yı ismî, niyet, nazar'dır…

Cenab-ı Hakkın mâsivâsına, yani kâinata mânâ-yı harfiyle ve Onun hesabına bakmak lâzımdır.

Mânâ-yı ismiyle ve esbab hesabına bakmak hatâdır.” Mesnevi-i Nuriye, s. 45.

• Toplum hayatına baktığımızda:

- Hükümranlık kimde, güç kimde, kimin dediği oluyor, kim baskın geliyor?
- Kim mahkum durumda, müdafaa durumunda?– Neyin mücadelesi?!
- Hâkim güç o gücü nasıl ele geçirmiş ve bırakmak istemiyor?
- Devlet aygıtı, rejim, düzen nasıl işliyor? Anayasa ve kanunlar vs 163, 312…
- Şartlar eşit mi? Tarafların bağlı oldukları (ya da kendilerini onunla bağlı hissettikleri) kurallar aynı mı farklı mı?
- Güçlü olan haklı sayılmaktaysa?
- Haklı olan güçsüz durumda hak mücadelesini nasıl yapacak?

• Kim haklı kim haksız bu neye göre belirlenecek?

• Din devleti-Teokratik devlet: Bir dinin kurallarını; uyulması zorunlu, değişmez temel ilkeler olarak kabul eden devlet.

• İdeolojik devlet: Bir ideolojiyi uyulması zorunlu, değişmez temel fikirler olarak kabul eden devlet.

• Laik devlet: Ekonomik, sosyal ve hukuki alanda, herhangi bir dinin kurallarından doğrudan doğruya etkilenmek zorunda kalmaksızın, serbestçe düzenlemeler yapabilen devlet.

• Teknik devlet: Bireylerin hizmetini görürken ve bu amaçla kurallar koyarken; din, ırk, fikir ve yaşayış biçimi farkı gözetmeksizin, bütün bireylere eşit muamele eden devlet.

• Demokratik devlet: Çok partili serbest seçim esasına dayalı temsil sistemi ile parlamentosu belirlenmiş olan devlet.

• Sosyal devlet: Herkese insan onuruna yaraşır asgarî bir hayat seviyesi sağlamayı amaçlayan bir devlet anlayışı

• Hukuk devleti: Tüm bireylerin eşitliği, hukukun devlet üzerindeki üstünlüğü ve temel hak ve hürriyetlerin vazgeçilmezliği ilkelerine göre hareket eden tam adaleti hedef tutan devlet.

• Cumhuriyet: Millet tarafından seçilen parlamentoya dayanan ve başında cumhurbaşkanı olan siyasi sistem.

• 1982 Anayasasına göre Cumhuriyetin nitelikleri

• Atatürk milliyetçiliğine bağlı
(ilke ve inkılaplar)

• Laik

- Resmi bir devlet dinin olmaması
- Devletin bütün dinlerin mensuplarına eşit davranması
- Din kurumlarıyla devlet kurumlarının ayrılmış olması
- Devlet yönetiminin din kurallarından etkilenmemesi

• Demokratik (milli egemenlik, seçimler)
• Sosyal bir hukuk devleti
• Kur'an medeniyeti Batı medeniyeti
• Aydınlanma projesi
• Seküler teslis (Esbab +Tabiat+ Tesadüf)
• Dünyevileşme / dünya cenneti
• Tanrısız etik değerler
• Vahiysiz hakikat arayışı
• Yabancılaşma ve hayvanlaşma
• Hakiki Medeniyet ve İnsaniyet
• “Evet, böyle istibdat, sefahet ve zilletle memzuc medeniyete, bedeviyete tercih ediyorum. Bu medeniyet, eşhası fakir ve sefih ve ahlaksız eder. Fakat hakiki medeniyet, nev-i insanın terakki ve tekemmülüne ve mahiyet-i neviyesinin kuvveden fiile çıkmasına hizmet ettiğinden, bu nokta-i nazardan medeniyeti istemek insaniyeti istemektir.” Tarihçe-i Hayat, s.102.

Öncelikli mesele

“Yüz binlerce îmanlı talebeleriniz size âtî için ümit ve tesellî vermiyor mu?"

"Evet, büsbütün ümitsiz değilim... Dünya, büyük bir mânevî buhran geçiriyor. Mânevî temelleri sarsılan Garb cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir vebâ, bir tâun felâketi, gittikçe yeryüzüne dağılıyor. Bu müthiş sâri illete karşı İslâm cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl formülleriyle mi? Yoksa, İslâm cemiyetinin ter ü taze îman esaslarıyla mı? Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. Îman kalesini küfrün çürük direkleri tutamaz. Onun için, ben yalnız îman üzerine mesâimi teksif etmiş bulunuyorum.

"Risâle-i Nur'u anlamıyorlar, yahut anlamak istemiyorlar. Beni skolastik bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Ben, bütün müsbet ilimlerle, asr-ı hâzır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. Hattâ bu hususta da bâzı eserler telif eyledim. Fakat, ben öyle mantık oyunları bilmiyorum, felsefe düzenbazlıklarına da kulak vermem. Ben, cemiyetin iç hayatını, mânevî varlığını, vicdan ve îmânını terennüm ediyorum, yalnız Kur'ân'ın tesis ettiği Tevhid ve îman esâsı üzerinde işliyorum ki; İslâm cemiyetinin ana direği budur. Bu sarsıldığı gün, cemiyet yoktur.

Demokrasi

• Meşrûtiyetin sırrı, kuvvet kanundadır, şahıs hiçtir. İstibdâdın esâsı, kuvvet şahısta olur, kânunu kendi keyfine tâbî edebilir, hak kuvvetin mağlûbu. Fakat, bu iki ruh her zamanda birer şekle girer, birer libas giyer. Bu zamanın modası böyle giydiriyor. Zannolunmasın, istibdat galebe ettiği zaman tamamen hükmünü icrâ etmiş, meşrûtiyet mağlup olduğu vakit mahvolmuş. Kellâ! Kâinatta gâlib-i mutlak hayır olduğundan, pekçok envâ ve şuubât-ı heyet-i içtimâiyede meşrûtiyet hükümfermâ olmuştur. Cidâl berdevam, harb ise seccâldir.

Münazarat 38

• Suâl: "Bâzı adam, 'Şeriata muhâliftir' diyor?"

Cevap: Rûh-u meşrûtiyet, şeriattandır; hayatı da ondandır. Fakat ilcâ-i zarûretle teferruat olabilir, muvakkaten muhâlif düşsün. Hem de, her ne hâl ki, meşrûtiyet zamanında vücuda gelir! Meşrûtiyetten neş'et etmesi lâzım gelmez. Hem de, hangi şey vardır ki, her cihetle şeriata muvâfık olsun; hangi adam var ki, bütün ahvâli şeriata mutâbık olsun? Öyle ise şahs-ı mânevî olan hükûmet dahi mâsum olamaz; ancak Eflâtûn-i İlâhînin medîne-i fâzıla-i hayaliyesinde mâsum olabilir. Lâkin, meşrûtiyet ile sû-i istimâlâtın ekser yolları münsed olur; istibdatta ise açıktır.

• Demek, şeriatı isteyenler iki kısımdır: Biri, muvâzene ile zarûreti nazara alarak, müdakkikâne meşrûtiyeti şeriata tatbik etmek istiyor. Diğeri de, muvâzenesiz, zâhirperestâne, çıkılmaz bir yola sapıyor.

Suâl: "Meclis-i Mebusânda Hıristiyanlar, Yahudîler vardır; onların reylerinin şeriatta ne kıymeti vardır?"

Cevap: Evvelâ, meşverette hüküm ekserindir. Ekser ise, Müslümandır, altmıştan fazla ulemâdır. Mebus hürdür, hiçbir tesir altında olmamak gerektir. Demek, hâkim İslâmdır.

• Sâniyen: Saati yapmakta veyahut makineyi işletmekte, sanatkâr bir Haço ve Berham'ın reyi mûteberdir; Şeriat reddetmediği gibi, Meclis-i Mebusândaki mesâlih-i siyâsiye ve menâfi-i iktisâdiye dahi ekserî bu kâbilden olduğundan, reddetmemek lâzım gelir. Ammâ ahkâm ve hukuk ise, zâten tebeddül etmez; tatbikat ve tercihâttır ki, meşverete ihtiyaç gösterir. Mebusların vazifesi, o ahkâm ve hukuku sû-i istimâl etmemek ve bâzı kadı ve müftülerin hilelerine meydan vermemek için bâzı kânunları yapmak, etrâfına sur etmektir. Aslın tebdiline gitmek olamaz; gidilse, intihardır.

• Evet evvelâ başta

• Dinde zorlama yoktur; doğruluk sapıklıktan, îman küfürden iyice ayrılmıştır." (Bakara Sûresi: 2: 256.)

• cümlesi, makam-ı cifrî ve ebcedî ile bin üç yüz elli (1350) tarihine parmak basar ve mânâ-yı işârî ile der: Gerçi o tarihte, dini, dünyadan tefrik ile dinde ikraha ve icbara ve mücahede-i diniyeye ve din için silâhla cihada muarız olan hürriyet-i vicdan, hükümetlerde bir kanun-u esasî, bir düstur-u siyasî oluyor ve hükümet, lâik cumhuriyete döner. Fakat ona mukabil mânevî bir cihad-ı dinî, iman-ı tahkikî kılıcıyla olacak. Çünkü, dindeki rüşd-ü irşad ve hak ve hakikati gözlere gösterecek derecede kuvvetli bürhanları izhar edip tebyin ve tebeyyün eden bir nur Kur'ân'dan çıkacak diye haber verip bir lem'a-i i'caz gösterir.

Şualar | On Birinci Şuâ | 243

• İşte, ey müdde-i umumî ve mahkeme âzâları, elli seneden beri bende olan bir fikrin aksiyle beni itham ediyorsunuz. Eğer lâik cumhuriyet soruyorsanız, ben biliyorum ki, lâik mânâsı, bîtaraf kalmak, yani hürriyet-i vicdan düsturuyla, dinsizlere ve sefahetçilere ilişmediği gibi dindarlara ve takvâcılara da ilişmez bir hükûmet telâkki ederim. Yirmi beş senedir hayat-ı siyasiye ve içtimaiyeden çekilmişim. Hükûmet-i cumhuriye ne hal kesb ettiğini bilmiyorum. El'iyâzü billâh, eğer dinsizlik hesabına imanına ve âhiretine çalışanları mes'ul edecek kanunları yapan ve kabul eden bir dehşetli şekle girmişse, bunu size bilâperva ilân ve ihtar ederim ki, bin canım olsa, imana ve âhiretime feda etmeye hazırım.
Şualar | On Dördüncü Şuâ | 318

• [Eskişehir Mahkemesinde gizli kalmış ve resmen zapta geçmemiş ve müdafaatımda dahi yazılmamış bir eski hatırayı ve lâtif bir kıssa-i müdafaayı beyan ediyorum.]

Orada benden sordular ki: "Cumhuriyet hakkında fikrin nedir?"

Ben de dedim: "Yaşlı mahkeme reisinden başka daha siz dünyaya gelmeden ben dindar bir cumhuriyetçi olduğumu elinizdeki tarihçe-i hayatım ispat eder. Hülâsası şudur ki: O zaman, şimdiki gibi, hâli bir türbe kubbesinde inzivada idim. Bana çorba geliyordu. Ben de tanelerini karıncalara veriyordum. Ekmeğimi onun suyu ile yerdim. Benden sordular, ben dedim: Bu karınca ve arı milletleri cumhuriyetçidirler. Cumhuriyetperverliklerine hürmeten, taneleri karıncalara veriyorum."

Sonra dediler: "Sen Selef-i Salihîne muhalefet ediyorsun."

Cevaben diyordum: "Hulefâ-i Râşidîn; hem halife, hem reisicumhur idiler. Sıddîk-ı Ekber (r.a.) Aşere-i Mübeşşereye ve Sahabe-i Kirama elbette reisicumhur hükmünde idi. Fakat mânâsız isim ve resim değil, belki hakikat-i adaleti ve hürriyet-i şer'iyeyi taşıyan mana-yı dindar cumhuriyetin reisleri idiler."

Şualar | On Dördüncü Şuâ | 317

• … ehl-i vukufların, suç isnad ettikleri Gençlik Rehberi suç sayılabilir. Ve ancak o cihetle müellifi mahkûm ve Rehberi neşreden talebeleri muahaze olunabilir. Yoksa, adalet-i kanun ve hürriyet-i fikir ve vicdan düsturuyla mahkûmiyeti ve muhakemesi mümkün değildir. Hürriyet-i fikir ve hürriyet-i vicdan düsturunu en geniş mânâsıyla tatbik eden cumhuriyet idaresinin demokrasi kanunlarıyla asla kabil-i telif değildir.

Eğer "Gençlik Rehberi'nin intişarıyla dinî terbiyeyi ders veriyor; bu ise lâikliğe aykırıdır" diye itham olunuyorsa, o halde lâikliğin mânâsı nedir? Biz de soruyoruz. Lâiklik İslâmiyet düşmanlığı mıdır? Lâiklik dinsizlik midir? Lâiklik, dinsizliği kendilerine bir din ittihaz edenlerin dine taarruz hürriyeti midir? Lâiklik, din hakikatlerini beyan edenlerin, imanî dersleri neşredenlerin ağızlarına kilit, ellerine kelepçe vuran bir istibdad-ı mutlak düsturu mudur?

Lâiklik, bir vicdan ve fikir hürriyeti olduğuna göre, dinsizler ve din düşmanları, İslâmiyet aleyhinde her çeşit hücumları, taarruzları yapar, anarşik fikirlerini o hürriyet-i vicdan ve fikir bahanesiyle neşreder de, fakat bir İslâm âlimi o hürriyet-i fikir düsturuna istinaden bin yıldan beri İslâmiyetin serdarı olmuş bir millet içinde ve o milletin bin yıllık an'anesine, kanunlarına ittibâ ederek ve yine o milletin saâdeti uğrunda, ahlâk ve namusun muhafazası yolunda dinî bir ders beyan etmesi lâikliğe aykırıdır diye suçlu gösterilir, devletin nizamlarını dinî inançlara uydurmak istiyor diye mahkür gösterilir.

• Nasıl ki hükûmet-i cumhuriye "dîni dünyadan tefrik edip, bîtarafane kalmak" prensibini kabul etmiş, dinsizlere dinsizlikleri için ilişmediği gibi dindarlara da dindarlıkları için ilişmemesi o pensibinin îcabatındandır; öyle de, ben dahi bîtaraf ve hürriyetperver olması lazım gelen hükûmet-i cumhuriyeyi, dinsizliğe taraftar ve entrikaları çeviren ve hükûmetin memurlarını iğfal eden gizli menfî komitelerden tefrik edilip, hükûmetin onlardan uzak olmasını istiyorum; o entrikacılarla mübareze ediyorum. O komitelerden, tesadüfle hükûmetin memuriyetine girenler, ciddi dindarlara takmak için iki kulp elinde tutmuş, garaz ettikleri dindarlara takıyorlar ve hükûmeti iğfale çalışıyorlar. O iki kulpun birisi, o mülhidlerin dinsizliğine temayül göstermemek manasıyla "irtica" kulpunu takıyor; diğeri-haşa ve haşa!---dinsizliği bu hükûmet-i İslamiyenin ayn-ı siyaseti telakkî etmediğimiz manasına, "dîni siyasete alet etmek" kulpu ile lekelemek istiyorlar. Haşiye

Evet, hükûmet-i cumhuriye, o gizli müfsidlerin vatana ve millete muzır efkarlarını elbette terviç etmez ve taraftar olamaz; menetmek, cumhuriyet kanunlarının muktezasıdır. Ve öyle müfsidler taraftarlık ile, cumhuriyetin esaslı prensiplerine zıddı zıddına gidemez. Hükûmet-i cumhuriye, bizim ile o müfsidler mabeyninde hakem hükmünü alsın; hangimiz zalim ise ve tecavüz ediyorsa, o vakit, hakem hükmünü versin ve hakimlik noktasında hükmünü icra etsin.

Tarihçe-i Hayat, s. 212.

• Evet inkar edilmez ki; kainatta, dinsizlik ile dindarlık Âdem zamanından beri cereyan edip geliyor ve Kıyamete kadar gidecektir. Bu meselemizin künhüne vakıf olan herkes, bize olan bu hücumun, doğrudan doğruya dinsizlik hesabına dindarlığa bir taarruz olduğunu anlar. Ekser-i hükemanın Garbda ve Avrupa'da zuhuru ve ağleb-i enbiyanın Şarkta ve Asya'da tulûları kader-i Ezelînin bir işaret ve remzidir ki; Asya'da hâkim, galip, din cereyanıdır. Elbette, Asya'nın ileri kumandanı olan bu hükûmet-i cumhuriye, Asya'nın bu fıtrî hasiyetinden ve madeninden istifade edecek ve bîtarafane prensibini, değil dinsizlik tarafına, belki dindarlık tarafına temayül ettirecektir.

• Hükûmet-i cumhuriyetin kuvvetli esasları böyle dinsizlerin aleyhinde olduğu halde; dinsizliği, hükûmetin bazı prensiplerine mal edip, benim, vatan ve millet ve hükûmet hesabına öyle müfsidlere karşı yirmi seneden beri galibane müdafaat-ı ilmiyeme "Dîni siyasete alet ve hükûmet aleyhine teşvik" manasını vermek, hangi insaf kabul eder ve hangi vicdan razı olur?

• Evet, değil bu mahkemeye, belki bütün dünyaya îlan ediyorum: Ben, hakaik-ı kudsiye-i îmaniyeyi, Avrupa feylesof larına ve bilhassa dinsiz feylesoflara ve bilhassa siyaseti dinsizliğe alet edenlere ve asayişi manen ihlal edenlere karşı müdafaa etmişim ve ediyorum.
• Ben, hükûmet-i cumhuriyeyi, ilcaat-ı zamana göre bir kısım kanun-u medenîyi kabul etmiş ve vatan ve millete zarar veren dinsizlik cereyanlarına meydan vermeyen bir hükûmet-i İslamiye biliyorum. Tarihçe-i Hayat, s. 221.

İşaratü’l-İcaz | Nübüvvet Hakkında | 166

• Şeriat-ı İslamiye, akli bürhanlar üzerine müessestir. Bu şeriat, ulum-u esasiyenin hayati noktalarını tamamıyla tazammun etmiş olan ulum ve fünundan mülahhasdır. Evet, tehzibü'r-ruh, riyazetü'l-kalb, terbiyetü'l-vicdan, tedbirü'l-cesed, tedvirü'l-menzil, siyasetü'l-medeniye, nizamatü'l-alem, hukuk, muamelat, adab-ı içtimaiye, vesaire vesaire gibi ulum ve fünunun ihtiva ettikleri esasatın fihristesi, şeriat-ı İslamiyedir.

• Ve aynı zamanda, lüzum görülen meselelerde, ihtiyaca göre izahatta bulunmuştur. Lüzumlu olmayan yerlerde veya zihinlerin istidadı olmayan meselelerde veyahut zamanın kabiliyeti olmayan noktalarda, bir fezleke ile icmal etmiştir. Yani, esasları vaz etmiş, fakat o esaslardan alınacak hükümleri veya esasata bina edilecek füruatı akıllara havale etmiştir.

• Devletin dini yaşamdan tamamen çekilerek bu alanı sivil topluma bırakması zorunludur. İngiltere'de bireyler dinlerinin gereklerini bireysel ya da toplu olarak kamusal ve özel alanda özgürce yerine getirirler. Devlet hiçbir dine ve dini kuruma yardım etmemekte ancak bazı binaların bakım ve onarımı için mali destek sağlamaktadır. Rusya'da çoğulcu bir dinsel ve toplumsal yapı teşvik edilmektedir. Hindistan Anayasası cemaatleri din alanında özgür bırakmıştır. Dini amaçla toplanan vergilere cemaat üyelerinin katılma zorunluluğu olmayıp, öğrencilerin din derslerinden muaf olma hakları bulunmaktadır. Bu şekilde Müslüman azınlığın hakları da güvence altına alınmıştır. Fransa'da devlet dinleri resmen kabul etmez. Kamu eğitiminde dini bir mezhebe yer verilmez. Dini cemaatler dernekler şeklinde örgütlenebilirler, bu derneklere vergi indirimi sağlanır.

Dr. Ümit Kardaş, Emekli Askerî Hâkim, 2012-03-19

 

popüler cevapdünya atlası