Kurtuluş Müjdesi: Takva

Eklenme Tarihi: 07 Şubat 2015 | Güncelleme Tarihi: 06 Ocak 2017

 

Eğitimci-Yazar Ali Irmak

(Kastamonu Lahikası 102.-103 Mektuplar)

Yüz ikinci mektupta iman ve Kur’an hizmetinden vazgeçirmek için uygulanan taktikler ve lise mektebinde tesirli bir hizmetten bahsedilmektedir.

Bediüzzaman mektubunun birinci kısmına Regaip gecesini tebrikle başlar. Talebelerinin mahkemelerden aldıkları beraatlara ve zalimlere karşı manen galip gelmeye dikkat çekerek mektubuna devam eder. Zalimler de bu yenilginin farkındadırlar. Bu galibiyeti gören zalimler cephe değiştirirler. Bediüzzaman tüm olanlara tanık olur. İman gözüyle baktığı için olanların ve olacakların farkındadır. Tehlike büyüktür. Teşhisi çok iyi ortaya koymaktadır.

Düşmanânetaarruzdan vazgeçip,dostânehulûledip,hastalebeleriRisale‑i Nur’un hizmetinden geri bırakmak içinmemuriyetgibi birmeşgalebuluyorlarveyaterfianişi çok diğer birmemuriyete veya diğer birmeşgaleyi buluyorlar.”Bu gözlem günümüz içinde geçerlidir. Hizmeti geri plana itmek ve alınan görevleri ön plana çıkarmak büyük bir tehlikedir. Bediüzzaman bu büyük tehlike karşısında talebelerini uyarır.

Bediüzzaman mektubunun ikinci kısmında lise mektebine tesirli bir nurun girdiğinden söz eder. Bazı risalelerin “yeni hurufla, birihtar-ı mânevîyle izin verdik.” denilerek Latin alfabesiyle Risalelerin yazılmasına başlanabileceğine bir işaret bir izin vardır. Bu yaklaşımın“ehl-i inkâra on ikilik top güllesi gibi”tesir edeceğini söyler.

Bediüzzaman 102. Mektubun sonunda“Ben, bu sene çok zaif ve ihtiyar veâcizbir halde bulunduğumdan, genç kardeşlerimden mânevîmuavenetlerini bumübarekşuhur-u selâsede rica ediyorum.”diyerek genç kardeşlerinden manevi yardımlarını ister. Burada genç kardeşlerinden dua istemesi manidardır.

Yüz üçüncü mektup “Bu mektup gayet ehemmiyetlidir.” diyerek başlar.Mektupta takva ve amel-i salih ile ilgili bir açıklamalar yapılmaktadır. Mektubun girişinde takvanın tanımı yapılır. Risale-i Nur mesleğinde, îmandan sonra en fazla takva ve amel-i salih esas tutulur.

Takva, sözlük mânâsı olarak; bütün günahlardan kendini korumak, dinin yasak ettiğinden veya haram olduğundan şüphesi olan şeylerden çekinmektir.Bediüzzaman’da takvayı haramlardan, günahlardan çekinmek, şeklinde tanımlar. Bediüzzaman burada bir de amel-i salihten bahseder. Amellerin ihlâslı yapılması gerektiğine dikkat çeker. Ancak o zaman yapılan işlerin bizlere hayırlar getireceğini söyler. Takva ve amel-i salih konuları Risale-i Nur’un birçok yerinde ele alınmış ve üzerinde çok durulmuştur. Biz ele aldığımız mektup ile sınırlı kaldığımızdan diğer anlatımlara girilmeyecektir.

“Her zamandef-i şer,celb-i nef’arâciholmakla beraber, butahribatvesefahetve câzibedarhevesatzamanında butakvâolandef-i mefasidveterk-i kebairüssü’l-esasolupbüyük birrüçhaniyetkesbetmiş. Bu zamandatahribatvemenfîcereyan dehşetlendiği için,takvâbutahribata karşı en büyük esastır.Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur.Böylekebair-i azîmeiçindeamel-i salihinihlâsla muvaffakiyeti pek azdır.”

Bediüzzaman zamanın dehşetini göz önünde bulundurarak talebelerine müjde verir. Bu müjde çok ümit vericidir. Bu devirde farzları yapanların, büyük günahları işlemeyenlerin kurtulacağını söyler. Bediüzzaman verdiği müjdenin yanında bir şeye daha dikkat çeker. Yapılan işlerde ihlâsın olmasına. Amellerin ihlâs ile yapılması müjdenin gerçekleşmesinin birinci koşuludur. Büyük günahlara karşı ihlâs ile yapılmayan amellerin, işlerin muvaffakiyetinin pek az olduğunun farkındadır Bediüzzaman. Onun için az bir ihlâslı amelin bu ağır şartlar altında çok başarılar kazandıracağını söyleyerek talebelerine ihlâsla hareket edilmesi gerektiğini öğütler.

Bediüzzaman bunun da kolay yolunu gösterir. Bu kolay yol takvayı esas tutmaktır. Takvanın sırrı az bir amelle çok sevabın kazanılmasındadır. Bediüzzaman bunu veciz sözlerle ifade eder. Talebelerinden de bunları harfiyen uygulamasını ister.“Hem,takvaiçinde birneviamel-i salihvar. Çünkü bir haramın terkivaciptir. Bir vacibi işlemek, çoksünnetleremukabilsevabı var.Takvâ, böyle zamanlarda, binler günahıntehâcümünde bir tekiçtinab, az biramelle, yüzer günah terkinde, yüzervacipişlenmiş oluyor. Bu ehemmiyetli nokta, niyetle,takvânamıyla ve günahtan kaçınmakkastıylamenfîibadetten gelen ehemmiyetlia’mâl-i salihadır.”

İçinde yaşadığımız zaman, ele aldığımız mektubun yazıldığı zaman ile günahlar yönünden aşağı kalmaz. Hatta günümüzde günahların hücumu daha da şiddetlenmiş ve sayısı da artmıştır. Belki o zaman da yüzer günahlardan söz ediliyordu ama günümüz insanları dakikalar içerisinde yüzer belki de binlerce günahlara maruz kalmaktadır. Günahlar biz Müslümanları çepeçevre kuşatmıştır. En korkuncu da bazı günahların normal gelmesi ve vicdanımız sızlamadan işlenmesidir. Bediüzzaman sanki bir sinema filmi gibi yaşadıklarımızı görmüş ve reçetesini bizlere sunmuştur.“Risale-i Nurşakirtlerinin, bu zamanda en mühim vazifeleri,tahribata ve günahlara karşıtakvâyı esas tutup davranmak gerektir. Madem her dakikada, şimdiki tarz-ı hayat-ı içtiamiyede yüz günah insana karşı geliyor; elbettetakvaylaveniyet-iiçtinabla yüzeramel-i sâlihişlenmişhükmündedir.”

Bediüzzaman bu yüzer günaha karşı şahısların başa çıkamayacağının da farkındadır. Onun için Risale-i Nurlara nazarları çeker. Risale-i Nurlar binler tahribatçıya karşı bir tamirci görevi görmektedir. Nurlara muhatap olanlar takvayı esas tutmalı günahlardan çekinmeye niyet etmeli ve ihlâsla bunları uygulamalıdır.

Bediüzzaman sosyal hayatı zedeleyen unsurlara da mektubunda yer verir. Saygı ve merhametin gayet sarsıldığına şahitlik etmiştir. Bu iki değerin sarsılması toplum hayatında ahlaki çöküntülere sebep olmakta anarşistliğin kapılarını açmaktadır. Kendi zamanında bazı yerlerde şimdi ise her yerde çaresiz ihtiyarların, anne ve babaların haklarında dehşetli sonuçlar vermiş ve vermektedir bu durum. Bu dehşetli hal karşısında Bediüzzaman yine Allah’a şükretmektedir. Şükrünün sebebi ise Risale-i Nur’un girdiği yerlerde zaferle çıkmasıdır. Bu iki hastalığa karşı tedavi çarelerini üretmesidir.

Bediüzzaman, mektubundazulmetli bir anarşiliğinvezulümlü bir dinsizliğinahlakta ve hayatta fesat yaydığından da söz eder. Bu anarşilik ve dinsizlik, Yec’üc ve Mec’üc’ün verdiği zararlardan daha büyük zararlar vermiştir ve vermeye de devam etmektedir. Bu iki fesat şebekesi insanların ahiretlerini yok etmektedirler. Bediüzzaman bu iki düşmanın vermiş olduğu tahribata karşı“Risale-i Nur’unşakirtleri, böyle bir hâdisede mânevîmücahedeleri,inşallahzaman-ı Sahâbedekigibi,azamelle, pekbüyük sevapvea’mâl-i sâlihayamedar olur.”diyerek yine umut verir.

Bediüzzaman mektubunun sonunda ihlâs kuvvetinden sonra günümüzün dehşetli olaylarına karşı koyabilecek bir kuvvetten bahseder. Bu kuvvet iştirak-ı a’mal-i uhreviye düsturudur. Bu düsturu kendilerine ilke edinen talebeleri kalemleriyle kardeşlerinin her birinin a’mal-i saliha defterine iyilikler yazdırdıkları gibi lisanlarıyla her birinin takva kalesine de yardım göndermektedirler. Bediüzzaman talebelerinden kendisi de dua istemektedir. Bunu bütün ruhuyla istemektedir. Bu emir tarzında değil bir ricadır. Kendisi de bütün talebeleriniiman ve sadakatşartıyla yirmi dört saat iştirak-i a’mal-i uhreviye düsturuyla “Risale-i Nur talebeleri” unvanıyla hissedar etmektedir. Biz de bu dualara mazhar olmak istiyorsak iman ve sadakat şartını göz önünde bulundurmalıyız. 103. Mektup çok geniş kapsamlı ve farklı yönlerden ele alınması gerekir. Bu mektuptan günümüz insanlarına çok umut verici müjdeler vardır. Ahireti kısa yoldan kazanmanın şifreleri sunulmuştur.

Sonuç olarak;

· Düşman artık Müslümanlara dostane yaklaşmaktadır. Çeşitli görevler verip bizleri meşgul etmektedir. Bu meşguliyetler de hizmeti geri plana itmektedir.

· Bu zamanda günahlara karşı takva silahını kullanmalıyız.

· İştirak-i a’mal-i uhreviye düsturunu yerine getirmek için cemaat şuuru ile hareket edilmelidir.

· İman ve sadakat şartıyla Bediüzzaman’ın yaptığı dualara dâhil olabiliriz.

· Sosyal hayatın dinamiklerinden olan saygı ve merhamet yeniden tesis edilmelidir.

KAYNAKÇA

e-risale, Kastamonu Lahikaları, 102., 102. mektuplar

Osmanlıca-Türkçe Büyük Lügat 942,

 

 

popüler cevapdünya atlası