Kur'an, Medeniyet ve İnsan

Eklenme Tarihi: 23 Ağustos 2014 | Güncelleme Tarihi: 11 Şubat 2017

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim ÜyesiProf. Dr. Bilal SAMBUR'un Kur'an Medeniyeti Sempozyumu tebliğidir

İslam medeniyeti kavramı, bugün çok popüler ve ilgi çeken konuların başında gelmektedir. İslam medeniyeti hakkında birçok araştırma ve çalışma yapılmasına rağmen, bu çalışmaların çoğu daha çok tarihsel konularla ilgili olup, bugüne ve geleceğe bakan bir perspektife sahip değildir. Her şeyden önce medeniyetin geçmişe ait bir konu olarak ele alınması İslam’ın, insanlığın ve medeniyetin ruhuna terstir. İslam, insanlık ve medeniyete dair yapılacak her konuşma düne ait değil, bugüne dair olmalıdır.

İslam medeniyeti hakkında yapılan tartışmalar, konuşmalar ve yorumların düştüğü en büyük yanılgı, İslam’ın kaynaklık ettiği insanlık medeniyetine geçmişte kalan bir olgu olarak bakılmasıdır. İslam kaynaklı insanlık medeniyetine sadece uzak tarihlere ait bir hatıra olarak bakılması çok ciddi bir sorundur. İslam kaynaklı insanlık medeniyeti, tıp, felsefe, mimari, sanat, edebiyat ve siyaset gibi alanlarda geçmişte ortaya koyduğu ürünlerle anılmakta ve ona övgüler yapılmaktadır. Batılı araştırmacıların büyük bölümü, İslam’ı medeniyet karşıtı bir yere konumlandırmağa ve insanlığa yabancılaştırmaya çalışmaktadırlar.

Medeniyet konusu övgü, yergi veya düşmanlık konusu değildir. Makul, dengeli ve insani bir şekilde konuyu ele almak ve değerlendirmek gerekmektedir. İslam medeniyetinin övgüsü şeklindeki bir söylem, geçmişi idealize etmekten başka bir şeye yaramamaktadır. İslam medeniyetinin geçmiş harikalığından söz etmek, geçici bir hayranlık duygusu oluşturabilir. Ancak bu hiçbir şekilde bu medeniyetin ölmüş bir medeniyet olarak algılanmasını değiştirmemektedir. Medeniyet, şu ana dair bir konudur. Geçmişe ait ölü bir durum değildir. İslam medeniyetine dair bir söylem, tarihe ve düne dair değil, bugüne ve yarına ait olmalıdır. Batı medeniyetine karşı olmak, reddetmek ve aşağılamak da İslam medeniyetini savunmak veya yüceltmek anlamına gelmemektedir. İslam’ın kaynaklık ettiği insanlık medeniyetinin derin bir kavrayışla ele alınması için övgü, yergi, düşmanlık, aşağılama durumlarının ötesine geçip mevcut insanlık durumunun derinliğine bir kavrayışla anlaşılması gerekmektedir.

İslam medeniyeti, insanlık medeniyetinin en önemli havzalarından birisidir. İslam medeniyetini insanlık medeniyetinden soyutlamak doğru değildir. İnsanlık medeniyetinin diğer havzaları İslam medeniyetini beslediği gibi, İslam medeniyeti de diğer medeniyet havzalarını beslemiştir. İslam medeniyeti ve diğer medeniyet bölgeleri arasında verimli ve dinamik bir alışveriş hep olmuştur. İslam medeniyetini sıkı sıkıya evrensel insanlık medeniyetiyle iç içe geçecek şekilde anlamak günümüzün önemli bir ihtiyacıdır. İslam ve insanlık medeniyetlerini birbirlerinden ayrı iki zıt kamp olarak ele alan anlayış, İslam medeniyetini anlamadığı gibi insanlık medeniyetini de anlamamıştır.

Medeniyet nedir? Medeniyet, Allah, insan ve kainat arasındaki ilişkinin, etkileşimin ve tecrübenin sonucu olarak ortaya çıkan temel insani durum ve tecrübedir. Medeniyet, asli insanlık durumudur. İnsanlık durumunu belirleyen ilkeler, değerler, düşünceler ve kurumlar medeniyet olgusunun arka plan zihniyetini oluştururlar. Medeniyet, maddi eserlerin ötesinde insanların ve toplulukların temel niteliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Medeniyet, ilişkidir. Allah’ın yaratılışını mükemmelleştiren ve olgunlaştıran her türlü insani ilişki, etkileşim ve faaliyet medeniyettir. İlişkinin varlığı medeniyeti doğururken, yokluğu ise barbarlığı ortaya çıkarmaktadır.

Medeniyet dediğimiz ilişki, barış, hukuk ve özgürlük üzerine dayanmalıdır. Barışı, özgürlüğü ve hukuku ortadan kaldıran veya ihlal eden her şey, medeniyet karşıtı yani barbarlık dediğimiz durumu ortaya çıkarır. Medeniyet için en büyük tehlike barbarlıktır, yani cahiliyedir. İnsanın bencillik, iktidar ve çıkar eğilimleri, onu her zaman zulme ve azgınlığa götürebilir. İnsan, neyin medeni, neyin barbarlık yani cahiliye olduğu konusunda emin olamamaktadır. İnsanın, medeniyeti ve cahiliyeti net olarak birbirinden ayıran evrensel bir kaynağa yani referansa ihtiyacı vardır. Kur’an, medeniyet ve barbarlığı birbirinden ayıran temel kaynaktır. Kur’an, medeniyet ve barbarlığı birbirinden ayıran Furkan’dır. Kur’an, tearuf yani tanışma üzerine medeniyeti inşa etmektedir. Kur’an’ın, medeniyetin kurucu kaynağı olması, insanlık tarihinde Kur’an medeniyeti dediğimiz fenomenle insanı yüz yüze getirmektedir. Kur’an ve medeniyet konusu insanlığın en önemli konusudur. İnsanlığın evrensel hidayet kaynağı çerçevesinde insanlığın insan olarak nasıl yaşayacağını keşfetmek hayati derecede önemlidir.

Kur’an, cahiliyenin ve barbarlığın pisliklerinden ve kirlenmişliklerinden arınmış bir insanı hedeflemektedir. Kur’an, insan için “Kendisini arındıran mutlaka kurtuluşa ermiştir” buyurmaktadır.[1]Kendini arındıran yani nefsini tezkiye eden insan, kendini medenileştiren insandır. Medenilik, insana ait bir niteliktir, herhangi bir kurum veya kuruluşa atfedilemez. Devletin bizzat kendisi medeni değildir. Hukukla sınırlanan devlet medeni insanlara hizmet eden bir araçtır. Medeniyet üzerine tekelcilik kurmak, barbarlıktır. Kendini arındırmayan insan, bencil arzu ve istekleri için yeryüzünü fesada çevirebilir, kendi egoizmi ve tatminsizliği uğruna insan dahil her şeyi sıradan bir araca dönüştürebilir.

Allah, insanın kendini arındırmasını ve olgunlaştırmasını istemektedir, çünkü Allah, insana yeryüzünde medeniyet kurma misyonu ve sorumluluğunu yüklemiştir. İnsanın varoluş nedeni yeryüzünde medeniyet kurmaktır, çünkü “Allah, insanı topraktan yarattı ve yeryüzünü imar etmesini ondan istedi.[2] Allah, insanı yeryüzünün varisçisi kılmıştır.[3] Kuran, insanın yeryüzünü imar etme görevini yerine getirmesi için onun sürekli olarak aktif olmasının bir ihtiyaç olduğuna vurgu yapmaktadır. Allah, sürekli olarak aktiftir ve yaratılışı sürekli olarak yenilemektedir. Aynı şekilde insanında Allah’ın modelini takip ederek sürekli olarak faal olması gerekmektedir.

Bizzat Allah tarafından insana medeniyet kurma görevi verilmiştir, çünkü Allah, insana yeryüzünde halife olma statü ve sorumluluğunu vermiştir. Kur’an şöyle demektedir: “Bir zaman Rabbin meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti.”[4] Yeryüzünün halifesi olarak insanın sadece Allah’a kul olması, özgürlük, barış ve adalet çerçevesinde yeryüzünü imar etmesi gerekmektedir. Kur’an, insanın yeryüzünü imar etme görevini şöyle ifade etmektedir: “O, sizi topraktan yarattı. Ve yeryüzünü imar etmenizi istedi.”[5] Kur’an, insana yeryüzünde Tevhit merkezli bir insani medeniyet kurma sorumluluğu yüklemektedir. Tevhit, medeniyettir. Kur’an, medeniyet, insan ve İslam’ı birleştiren birleştiren bir kitaptır. Devlet, kilise ve ruhban sınıfı gibi kurum ve sınıflar, medeniyet üzerinde tekel kuramazlar. İslam Peygamberi’nin şu sözü din-medeniyet bütünlüğünü olağanüstü bir şekilde ifade etmektedir: “İslam’ın en yüksek derecesi Allah’tan başka ilah olmadığına iman, en aşağısı ise yoldan diğer insanlara eziyet olan şeyleri kaldırmaktır.” İnsanın her faaliyeti medeniyet ve takva bağlamında değerlendirilmelidir. Her medeni davranış takva kavramının kapsamında iken her türlü barbarlık ise takvayı ortadan vahşilikler olarak değerlendirilebilir.

İslam, bu dünyada var olan bir dindir. Din, insan içindir. İnsanın din için olması düşünülemez. İslam, insanın bu dünyada özgürce ve onurlu bir şekilde hayatını devam ettirebilmesi için insan fıtratına uygun olan medeniyet çerçevesidir. Kur’an’da medeniyet, özgürlük, barış ve hukukun ürünü olarak değerlendirilmektedir. Allah’ın ve insan haklarının hiçbir şekilde ihlal edilmemesi gerekmektedir. Allah, insan hakları ihlalini hiçbir şekilde affetmemektedir. Medeniyet, tevhit ve insan haklarıyla ayakta durabilir. İslam’ı dünyada iktidar ve güç aracı olarak kullanmak, Allah’a ve insana karşı işlenen büyük bir cürümdür. Allah’ı ve insanı araçsallaştırmak, en büyük insani çürümüşlüktür. Kur’an’ın merkezi konusu insandır. İnsanla sahici anlamda ilgilenen tek sahih kitap Kur’an’dır. Kur’an, insanın dışında hiçbir şeyi kendisine muhatap almamaktadır. Kur’an için amaç insandır, araç ise onun dışındaki her şeydir. Medeniyetin kurucu fikri insan onurudur. Kur’an, insanın onur sahibi bir varlık olduğunu deklare etmektedir.[6] İnsan onuru olmadan özgürlük, barış ve hukuk temelli bir medeniyetin kurulması mümkün değildir.

Kur’an, insanın onurlu, şerefli ve özgür varlık oluşuna vurgu yaptığı gibi, Allah’a kul olma ihtiyacını birlikte ele almaktadır. İnsan, kendisini iyi tanımalıdır. Kendisini tanıyan bir varlık, Allah’ı ve kainatı tanıyacaktır. İslam, sahih anlamda bütün insanlığın dinidir. Doğal olarak İslam’ın esin kaynağı olduğu medeniyette, bütün ırkları ve kültürleri aşmalı, bütün insanlığı kapsamalıdır. İslam, insanlık medeniyetinin oluşumu için insanlığın geçmiş ve mevcut bütün bilgisinden ve birikiminden yararlanılması gerektiğini emretmiştir. İnsanlar arası evrensel kardeşlik bütün yapay sınırları aşmakta ve insanlık doğal kimlik olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanlığın kimliksizlik krizinden çıkmasının yolu, fıtrat dini olarak İslam’ı benimsemesidir. İslam, insanlığı medeni olarak yaşamaya çağıran bir grubun var olmasını gerektirmektedir. Kur’an, insanlığın barbarlığa ve vahşiliğe yönelmesine engel olacak adil ve medeni bir toplumun gerekliliğini şu şekilde ifade etmektedir: "Böylece, sizler insanlara birer şahit ve örnek olasınız diye size orta bir ümmet yaptık."[7] İnsanlığın denge toplumu, adil medeni toplumdur. İslam, insanlık arasında gerçekten bir birlik düşüncesi ve duygusu yaratmıştır. Bütün dünyayı mescit, bütün insanlığı kardeş ve Allah’ı bütün alemlerin Rabbi olarak görmek İslam’ın büyük başarısıdır.

Evrensel insanlık medeniyeti, bütün ırkların ve kültürlerin birlikte oluşturacakları bir medeniyettir. Herkesin üretimine katkı sunduğu, ama hiç kimsenin üzerinde tekel kurma hakkına sahip olmadığı bir insanlık medeniyetinden bahsetmek lazımdır.İnsanlık medeniyetinin oluşumu için, insanın bütün boyutlarının her açıdan işlevsel ve aktif olması gerekmektedir. Medeniyeti sadece bir gruba ve coğrafyaya hasretmek insan onuruyla bağdaşmamaktadır.

İslam, açık ve sorgulayıcı bir zihni gerekli kılmaktadır. Kendisini bütün birikimlere ve bilgilere açan İslam, aynı zamanda elde ettiği bütün bilgileri sorgulamış ve yeniden üretmiştir. İnsan, düşünce, inanç, kanaat, ve ifade açısından en yüksek özgürlüğe sahip olmalıdır. İnsan, aklını özgürce kullanmalı, aklın önünde ve üstünde hiçbir kısıtlayıcı otorite ve tutuklayıcı hapishane olmamalıdır. Taklit ve medeniyet birarada olamaz.Bilgi ve birikim medeniyetin kaynağıdır. Kur’an, insanın sürekli olarak bilgi ve tecrübesini yenilemesi gerekliliğini insanın daimi duası olarak sunmaktadır: “Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’an’ı okumakta acele etme. ‘Rabbim! İlmimi arttır’ de.”[8] Bilgi olmadan medeniyet olmaz. Bilgi, canlı bir organizma gibi sürekli olarak yaşamla bütün olmalı ve yeniden üretilmelidir.

Kur’an, hayata vurgu yapmaktadır. Asıl olan hayattır. Şiddet ve ölüm, hayatın alternatifi olamazlar. Kur’an medeniyeti, ölümü değil yaşamı yücelten bir hayat medeniyetidir. İnsan hayatına dokunulamaz. Bir insanı öldüren, bütün insanlığı öldürmüş gibidir.[9] Hayatı yüceltmek, dünya hayatının geçici olduğu gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır. Kur’an, dünya hayatının geçiciliğini şöyle ifade etmektedir: “Sen onlara dünya hayatını misal ver. Geçici dünya hayatı tıpkı şuna benzer: Biz gökten yağmur indiririz. Yeryüzündeki bitkiler onunla karışıp yemyeşil kesilirler. En sonunda da kuruyup rüzgarın savurduğu çerçöp haline gelirler. Allah her şeye muktedirdir.”[10] Dünya hayatının geçiciliği, onu araçsal yapmakta, asıl olanın ezeli hayat olduğu gerçeği üzerinde odaklanılmalıdır. Kur’an şöyle demektedir: “Bu dünya hayatı eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Şüphesiz asıl hayat, ahiret yurdundadır. Keşke bilselerdi!”[11] İnsan, sürekli hayatın peşinde olmalıdır. Medeniyet, hem dünya hem ahiret hayatını kapsayan bir durumdur.

Medeniyet, dünya hayatına tapınma ve ona köle olma anlamına gelmemektedir. Dünyadaki her şey, sadece insana yararlı olsun diye yaratılmıştır. İnsan, hiçbir nesneye hizmet etmemelidir, hiçbir objenin aracı olmamalıdır. Kur’an şöyle demektedir: “Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan O’dur.”[12] Medeniyet, dünya hayatının geçiciliği ile ahiret hayatının gerçekliğini kavrama durumudur. Kur’an medeniyeti, insana hem dünyevi ve uhrevi hayatı birlikte sevdirmektedir. Dünya hayatı, insan üzerinde hakimiyet kurmamalıdır. Dünyaya tapınma, bütün yozlaşmışlıkların kaynağıdır. İnsan yozlaşırsa ve yabancılaşırsa medeniyette yozlaşır ve çürür.

Paganizm, medeniyeti öldüren cahiliyeyi besleyen bir sapkınlık ve yozlaşma halidir. Paganizm, cahiliyedir. Medeniyetin karşıtlığı paganizmdir ve şirktir. Şirk, insanı medeniyete ve değerlerine yabancılaştırırken, Tevhit ise insanı Allah’la, dünyayla ve insanlıkla tanıştırmaktadır. Sahici bir insani medeniyet, tevhide dayanmalıdır. Medeni olmak sadece ve sadece Allah’ı ilah olarak kabul etmeyi gerekli kılmaktadır. İnsan, ilah olamaz. İnsan, kendisini sahte ilahlık pozisyonlarına yükseltemez. İnsanın görevi, sadece insan olmaktır. Tevhit, insana yeryüzünün halifesi olma statüsünü vermekte ve yeryüzünü imar etmeyi onun misyonu saymaktadır. Tevhit, insanı Allah’a kul yaptığı gibi, insanı insana da tanış ve akraba yapmaktadır. Tevhit, insanı fıtratıyla bütünleştirdiği gibi, insanı sadece Allah’a karşı sorumlu yapmakta sahte kurum, otorite ve sınıflara mahkum etmemektedir. İnsanın başlangıcı kemal ve medeniliktir. İnsanın başlangıcı vahşet değildir. Primitiflik, günahkarlık ve sapkınlık, insan doğasının doğal bir parçası değildir.

Allah’ın birliği yani Tevhit ilkesi, insanlığın birliğini, özgürlüğünü ve eşitliğini gerekli kılmaktadır. İnsanları birbirinden ayıran sınıf, cinsiyet, renk, kültür gibi yapay unsurlar ortadan kaldırılmaktadır. Paganizm, insanları yapay olarak birbirinden ayırmaktadır. İnsanlığı duygu, düşünce ve davranış olarak bütünleştiren İslam’dır. İslam Peygamberi şöyle demektedir: "Ey İnsanlar! Allah birdir ve hepinizin tek bir babası vardır. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız ve Adem topraktan yaratılmıştır. Allah katında en üstün olanınız takvalı olanınızdır. Arabın Arap olmayana üstünlüğü olmadığı gibi, Arap olmamayanın da Araba üstünlüğü yoktur.”Allah’ın ve insanlığın birliği birlikte deklare edilmektedir. Bu iki birlik, gelişmenin, barışın, adaletin ve dayanışmanın esasıdır. Allah’ın birliği ve insanlığın birliği bir bütün olarak şu şekilde ele alınmaktadır: “Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarınızı koparmaktan sakının.”[13] “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz size bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için size boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”[14] İslam Peygamberi, ırkçılık, milliyetçilik, mezhepçilik, cinsiyetçilik, kabilecilik ve kültürcülük gibi sapkınlıkları tamamen reddetmekte ve insan olmayı tek asli kimlik olarak Veda Hutbesi’nde ilan etmiştir. Medeniyetin inşası takva ile olur. Medeniyet, bireyin ürünüdr. İslam, medeniyetin inşası için insan üzerindeki bütün baskıların ortadan kaldırılmasını gerekli kılmaktadır. Medeniyet, doğal ve kademeli olara insan tecrübesinin ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. İslam, insanların özgürce birbirine karışmasını, yaşamasını, yemesini, gezmesini, çalışmasını, yazmasını, düşünmesini, ve kendini ifade etmesini zorunlu görmektedir. Dışlayıclık, dokunulmazlık, izolasyon ve fanatizm, medeniyet doğurmaz.Irkçılık, mezhepçlilik ve kabilecilik, insanlığı yozlaştıran çürümelerdir. İnsanlığı bir bütün olarak oluşturmak gücüne İslam sahiptir. İslamın başarısı insanlığın birliği ve kardeşliğini kuracak tek doğal din olmasıdır. Ezan, hergün okunan bir medeniyet deklarasyonudur. Sadece Allah’ın büyüklüğünün ilan edilmesi, insanlığın zihin ve kalplaerinden insanlar arası sahte putların silinmesini gerekli kılmaktadır.

İslam, insanın onurunu temel değer kabul etmektedir. İnsan onur sahibi bir varlıktır. Yeryüzünde yaratılanların her şey insan için yaratılmıştır.[15]En mükemmel özelliklere sahip olarak yaratılan insanın en belirgin özelliği onurudur. Onur sahibi bir varlık olmasından dolayı Allah, yerde ve gökte olan her şeyi onun hizmetine sokmuştur. Kur’an şöyle demektedir: “Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.”[16] İsam Peygamberi, insanlığın Allah’ın ailesi olduğunu ve en hayırlı olan kişi, Allah’ın ailesine iyi davranan kişi olduğunu söylemektedir.İnsan araçsallaştırılamaz. İnsan amaçtır. Hiç kimse daha düşük insan değildir. Bütün insanlar, onur ve özgürlük açısından eşittirler.

İslam ve medeniyet bütünleşmelidir. Müslüman kişiliğinin primitivizme mahkum edilmesi kabul edilemez. Primitivizm, yıkmayı ve ortadan kaldırmayı amaçlar. İslam, insana ait kültürleri yıkmamakta, onları Allah’ın ayetleri olarak koruyup kullanmayı gerekli kılmaktadır. Kur’an, insanlık medeniyetinin manevi ve entelktüel temellerini aydınlatmaktadır.İslam ve Kur’an, ruhu ve bedeni birlikte arındırmakta ve oluşturmaktadır. İslam, sadece şehirleri değil, insanları da inşa etmektedir. Medine’yi medenileştiren bedeviler, medeni insanlardır.Erdemli şehir, erdemli insanlar olmadan kurulamaz. Peygamber, insanları erdemli yaptı, şehirleri değil.

İslam medeniyeti, insanlık medeniyetinin bir parçasıdır ve ürünüdür. Roma, Yunan ve Hint medeniyetlerine İslam’da yer vardır. Başka medeniyetlere kendi içinde yer açan çok az medeniyet havzası vardır. Medeniyet, bir ötekinden almadıkça gelişemez.

Medeniyet, bilim, teknoloji kültür ve yaşam tarzından ibaret değildir. Bunlar medeniyetin kaynakları değil, medeniyetin dallarıdır.İnanç olmadan medeniyet olmaz. Kur’an, medeniyetin temeline dünya hayatını koymaktadır. Hayat kavramı, insanın bu dünyada yerini ve amacını belirler.Kur’an’ın medeniyet telakkisini kavramak için şu sorular üzerinde derinliğine cevaplar üretilmek durumundadır: İnsanın kişiliğini oluşturan değerler nelerdir? Medeniyeti hangi insan üretir? İnsanın farklı durumdaki insanlarla ilişkisi nedir? Dünya hayatı kavramı ne anlam ifade etmektedir? Hayatın amacı nedir? İnsanın hayatını dayandıracağı asli düşüncelere ve inançlar nelerdir? Birey kendisini nasıl yetiştirecektir? Toplumsal hayat insani temellerde nasıl oluşturulacaktır?


[1]Kur’an, Ala, 14.

[2]Kur’an, Hud, 61.

[3]Kur’an, Kasas, 5.

[4] Kur’an, Bakara, 30.

[5] Kur’an, Hud, 61.

[6] Kur’an, İsra, 70.

[7] Kur’an, Bakara, 143.

[8] Kur’an, Taha,114.

[9] Kur’an, Maide, 32.

[10] Kur’an, Kehf, 45.

[11] Kur’an, Ankebut, 64.

[12] Kur’an, Bakara, 2.

[13]Kur’an, Nisa, 1.

[14] Kur’an, Hucurat, 13.

[15] Kur’an, Bakara, 29.

[16] Kur’an, İsra, 79.

 

popüler cevapdünya atlası