Konya'nın üç hizmet: Mustafa Demirci-Mazhar İyidöner-Ziya Nur Aksun

Eklenme Tarihi: 25 Aralık 2013

Eğitimci-Sosyolog İbrahim KAYGUSUZ'un Konya Ağabeyleri Paneli tebliğidir

Konya Bediüzzaman’ın nazarında çok ehemmiyetli bir mekândır. Bunun birçok sebebi mevcuttur. Bediüzzaman bir mektubunda Konya’nın ilim yönünü nazara vererek, burayı “umum Anadolu’nun eskiden beri parlak ve faal bir medresesi” olarak vasıflandırır.

Bediüzzaman Hazretleri bu ehemmiyetten ötürü Konya’yı birkaç kez ziyaret etmiştir.

10 Aralık 1959 günü Emirdağ’dan Konya’ya gelen Bediüzzaman, büyük bir kalabalık tarafından karşılanır. Pazar günü Mevlana türbesini ziyaret eder, ama aynı gün Emirdağ’a dönmek zorunda kalır.

Bediüzzaman’ın bu Konya seyahati gazetelerin gözünden kaçmamıştı. 10 Aralık 1959 tarihli Akşam Gazetesi şöyle bir haber yapmıştı:

“Emirdağ ilçesinde ikamet eden Bediüzzaman Said Nursi bugün şehrimize gelerek Mevlana türbesini ziyaret etti. Nursi’nin ziyareti bazı hadiselere sebep oldu. Said Nursi’nin saat 12. 00’de Konya’ya geldiğini haber alan halk, müze önündeki meydanı erken saatlerde doldurmuş ve beklemeye başlamıştı.”

Konya Nur Hizmetkârlarından Hüsmen Duran bu durumu şu şekilde anlatır:

Üstadımız bu gelişinde kiraya tuttuğumuz medresede kaldı. Said Gecegezen Ağabey, kiralık bir ev tutmuştu. Said Ağabey, evindeki güzel halıyı getirmiş bir de karyola almıştı. Evi güzelce tefriş ettik. Üstadımızın niyeti Konya’da biraz kalmaktı. Ama bazı sebeplerden dolayı birkaç saat kaldı, ikindi namazını kıldı ve ayrıldı.[1]

Bediüzzaman, Isparta’ya döner. Bu arada Abdülmecid Efendi’nin çocukları, babasından amcasını sorarlar. Özellikle kız çocuğu Saadet, Abdülmecid Efendiye, “Hani amcam evimize gelecekti!” diye durmadan ağlayınca, şefkatin tesiri, Said Nursî’yi 24 saat sonra tekrar Konya’ya getirtir.

Konya’da Abdülmecid Efendi’de çok kısa zaman kalan Bediüzzaman, yeğenlerini manen taltif eder.

20 Aralık tarihli Cumhuriyet Gazetesi olayı şöyle haber yapmıştı:

“Said Nursi’nin Konya Ziyaretleri: Yirmi yıldan beri Konya’ya uğramamış bulunan Bediüzzaman ismi ile tanınan Said-i Nursi, son yirmi gün içinde şehrimize üç defa gelmiştir.”

Bediüzzaman, 6 Ocak günü Ankara dönüşü, bir daha Konya’ya uğrar, kardeşini ziyaret eder, Mevlana türbesinde dua okur ve ayrılır. En son Urfa yolculuğunda da yine Konya’dan geçmiştir.

Böylece son dört ayında tam beş defa Konya’ya uğramıştır.

Said Nursî’ye ve Risale-i Nur’a hizmet etmiş birçok talebe Konya’dan çıkmıştır. Bunların başında Mesnevî-i Nûriye ve İşârâtü’l-İ’câz eserlerinin mütercimi ve Bediüzzaman’ın neseben küçük kardeşi olan Abdülmecid Nursî’dir. Öte yandan Said Nursî’nin en yakın talebelerinden Zübeyir Gündüzalp’de aslen Konyalıdır.

Yine, Sabri Halıcı, Mustafa Türkmenoğlu, Said Gecegezen, Dr. Sadullah Nutku; Mustafa Özsoy, Rıfat Filizer ve Abdülmuhsin Alev bu talebelerden bazılarıdır.

Konumuzun başlığı olan Mustafa Demirci, Mazhar İyidöner ve Ziya Arun da bu fedakâr talebe ve hizmetkâr halkasının üçüdür.

Bu üç fedakâr hizmet insanının ayırıcı vasıflarını bu makalede sizlerle paylaşmak istiyorum.

Mustafa Demirci ve Mazhar İyidöner, kendilerini yakinen tanıdığım ve Bediüzzaman ve Nurculuk hareketi ile ilgili kendilerinden bilgi aldığım iki ağabeydi.

Ziya Nur Aksun ise isminin çokça zikredilmesinden ötürü aşina olduğum bir diğer ağabeydir.

Mustafa Demirci

Mustafa Demirci Ağabey’in en ayırıcı vasfı, ilim ehli olması ve sürekli okuma meşguliyeti içinde olması idi.

Bediüzzaman’ı Konya’ya gelişlerinde dünya gözü ile gören Demirci Ağabey, oğlu Osman Demirci’nin anlattığına göre merhum Havlucu Hüseyin Ağabey’in işyerinde Risale-i Nurlarla tanışır.

Abdülmecid Ağabey ve Zübeyir Ağabey başta olmak üzere Konya’daki saff-ı evvellerin hepsi ile birlikte hizmet etmiştir.

İsmail Anbarlı, Mustafa Özsoy ve Mustafa Demirci “üç ceset bir ruh” idiler.

Demirci Ağabey Konya’da Nur hizmetlerinin yerleşmesinde ve devamında özellikle maddi olarak çok büyük katkılar yapmıştır.

Maddi ve manevi varlığını aile efradı ve çocukları ile birlikte hizmete adayan Demirci Ağabey’in Üstadın talebeleri ile ilgili hatıralara büyük ilgisi vardı. İlgili kitap ve makaleleri dikkatle takip ederdi.

Risale-i Nur’u her gün çok fazla okumanın yanında bu ağabeylerle ilgili çıkan kitapları da ayrıca takip eder ve okurdu. Bunları genelde kendisine temin ederdim. Olayların çoğunu yaşayan bir insan olduğu için, okuduklarını yakınlarına ve ders halkasına çokça paylaşırdı.

Demirci Ağabey’in Risale-i Nur’u ve Üstadı merkeze alan şiirlerinin yer aldığı bir “Şiirler” kitabı, vefatından iki sene evvel basılmıştı.

Mazhar İyidöner

Mazhar İyidöner, Bediüzzaman’ı birkaç kez ziyaret etmiş ve O’nun Konya seyahatlerine şahitlik yapmış olan saff-ı evvel ağabeylerdendir. Kendisi ile görüşmelerimizde Üstada olan ziyaretlerini ve Üstadın Konya seyahatini detayları ile paylaşmıştı.

“Zübeyir Gündüzalp tam bir erkân-ı harp gibiydi”

Mazhar İyidöner Bediüzzaman’ın Konya’ya gelişini şöyle anlatmıştı:

“Üstat Konya’ya geldiğinde, Vali Cemil Keleşoğlu her tarafa emir yollamış bütün kurumları harekete geçirmişti. Emniyet, askeriye, trafik… Halk, zaten teyakkuz halinde idi.

Zübeyir Ağabey, Atıf Ural, Said Özdemir ve Hüsnü Bayram, Üstadımızla birlikte Konya’ya gelmişlerdi. Üstadımızın geleceğini önceden her tarafa haber vermiştik. Üstadımız geldiğinde bir anda mahşeri bir kalabalık oldu. Arabası Mevlana meydanında durdu. Üstad Abdülmecid Ağabey’in evine gitmek istedi. Ama kalabalıktan hiç hareket edemedi. Tam o anda Abdülmecid Ağabey geldi, zaten evi yakındı.

Dikkatimi çeken bir şey vardı; Zübeyir Ağabey’in hal ve hareketleri. Üstadımızın etrafında pervane gibi dönüyordu.

Ben Üstadın arabasına yakındım. Zübeyir Ağabey arabadan çıkmış kapının yanında tam bir ciddiyet içinde bekledi. Hakikaten bir erkân-ı harp gibiydi. Meselâ o ciddiyetinden çok etkilemiştim. Hiç istifini bozmadan gelene gidene izahatlar yapıyordu. Emniyet Müdürü, polisler, askerler, sivil kuvvetler, halk… Özellikle gazeteciler çok soru soruyorlardı. Zübeyir Ağabey, sorulan bütün sorulara cevap verdi. Bu hal epey sürdü. Hiç eğilmeden sağa sola dönmeden işini yapıyor, bir gözünün ucuyla da arabadaki Üstadı kontrol ediyordu. O halini hiç unutamıyorum.

Bu arada atlı polisler uzun bir kordon oluşturmuş emniyeti temin etmeye çalışıyorlardı.

Müze Müdürü Mehmet Önder, Valinin emrine rağmen Üstadımıza türbenin kapısını açtı. Üstadımız türbeye ayakkabılarını çıkararak girdi, duasını yapıp çıktı.”[2]

Mazhar İyidöner’in çalıştığı Saadet Ekmek Fabrikası bir Nur menzili gibi idi. Zübeyir Ağabey dâhil Konya’ya gelen her Nur Talebesi mutlaka oraya uğrardı.

Çocuklarına karşı şefkatli ve merhametli olan Mazhar İyidöner, ilk zamanlarda ailesi ve çocuklarına paylaşmadığı Bediüzzaman ziyaretleri ve hizmetle ilgili hatıralarını ilerleyen yaşlarında paylaştıklarını çocukları bizlere ifade etmişlerdir.

Mazhar Ağabey’in bir özelliği de Mevlana türbesinin müştemilatına olan hizmeti idi. Son yıllarda ortadan kaldırılan “türbe ağaçlandırılması”nın çoğu Mazhar İyidöner Ağabey’in emeği idi.

Belediyede Fen Müdürü olarak çalışan Mazhar Ağabey Üstad Bediüzzaman’ı ziyaret ettiklerinde Bediüzzaman kendisine “Artık bizim de bir belediyecimiz var” diye iltifat etmişlerdir.

Ziya Nur Aksun

Konya’da Nurlara hizmet etmiş diğer bir kişi ise Ziya Nur Aksun’dur.

29 Mayıs 1930 tarihinde Konya’da doğan Ziya Nur Aksun Ankara Hukuk Fakültesi’nden 1955 yılında mezun oldu.

Osmanlı ve İslâm tarihi hakkında yazdığı kitaplarıyla bilinen Ziya Nur Aksun, Hukuk fakültesindeki öğrenciliği sırasında Bediüzzaman ve eserleri hakkında detaylı bilgi sahibi olur ve yakından takip eder. Ziya Nur Aksun’un Risale-i Nur’u tanıma serüveni ise Konya’da lise öğrenciliği dönemlerine tekabül eder. Zübeyir Gündüzalp ile yakın ilişki içinde olan Ziya Nur Aksun, Risale-i Nur eserlerinin neşri konusunda önemli bir gayretin içine girmişti.

Ziya Nur Aksun’un, “Bediüzzaman Kimdir?” başlığıyla ve “Hukuk Fakültesi’nden Ziya Nur” imzasıyla yazdığı ve Risale-i Nur’a dâhil edilen bir makalesi mevcuttur. Aksun bu makalesinde şu ifadelere yer verir:

“Bediüzzaman, mâhut ve mühlik uçurumlarla dolu olan içtimaî seyrimizi, mânevî değerler bakımından bir nûr-ı imânî ve ziyâ-yı irşâdî ile taht-ı emniyete almaya çabalayan ve bu hususta bilmenin, kendi kendini idare etmek; bilmemenin, körü körüne idare olunmak hakikatine vücut vereceğini halk kitleleri arasında temessül ettiren insandır.

Bediüzzaman, ahlâkî kıymetler ve millî hasletlerin pozitif ilimlerle muvazi olarak kat-ı mesafe edemediğini, bu mânâ ve şekil muvacehesinde yetişen çöl kadar kuru ve boş ruhlarla bulanmış gençliğin, istikbalde milletimizin rüyet ufkunda bir kara belâ olacağı hakikat-i kat’iyesini gözlere sokan ve çare-i halâsı da gösteren kimsedir.[3]

Ziya Nur Aksun, 1976 yılında geçirdiği bir felç sonucunda konuşma ve yazma kabiliyetini kaybeder. Aksun, 6 Eylül 2010 tarihinde İstanbul'da vefat eder ve Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verilir.


[1] Kaygusuz, İbrahim, Zübeyir Gündüzalp, Hayatı, Mefkûresi, YAN, 2009. s. 235-236.

[2]Kaygusuz, İbrahim, Zübeyir Gündüzalp, Hayatı, Mefkûresi, YAN, 2009, s. 235-236.

[3]Tarihçe-i Hayat, YAN, 1994, s. 552.

popüler cevapdünya atlası