Kemâlât-ı Medeniyet

Eklenme Tarihi: 14 Ocak 2017

Kemâlât-ı Medeniyet

Serdar BİLGİN

 

Medresetüzzehra Müzakereleri devam ediyor. Müzakere sürecine naçizane bir katkı olması amacı ile Medresetüzzehra idealinin medeniyet tasavvuru nedir? sorusuna muhatap olmaya, -gücüm ölçüsünde- izah etmeye devam ediyorum-inşallah-. Geçen yazımda Batı Medeniyetine yönelik bir eleştiriyi medeniyet-i fuzla ile mukayese ederek dillendirmeye çalışmıştım. Bugün –inşallah- Kemâlât-ı Medeniyet üzerinde durmaya, aslında kısa bir ders yapmaya çalışacağım.

 

  1. Okuma Metni

“Şu meşhudsaltanat-ı insaniyet ve terakkiyât-ı beşeriye ve kemâlât-ımedeniyet ,celb ile değil, galebe ile değil, cidal ile değil, belki ona onun zaafı için teshir edilmiş, onun aczi için ona muavenet edilmiş, onun fakrı için ona ihsan edilmiş, onun cehli için ona ilham edilmiş, onun ihtiyacı için ona ikram edilmiş. Ve o saltanatın sebebi, kuvvet ve iktidar-ı ilmî değil, belkişefkat ve re'fet-i Rabbâniye ve rahmet ve hikmet-i İlâhiyedir ki, eşyayı ona teshir etmiştir. Evet, bir gözsüz akrep ve ayaksız bir yılan gibi haşerata mağlûp olan insana bir küçük kurttan ipeği giydiren ve zehirli bir böcekten balı yediren, onun iktidarı değil, belki onun zaafının semeresi olan teshir-i Rabbânî ve ikram-ı Rahmânîdir.

Ey insan! Madem hakikat böyledir. Gururu ve enâniyeti bırak. Ulûhiyetin dergâhında acz ve zaafını, istimdat lisanıyla; fakr ve hâcâtını, tazarru ve dua lisanıyla ilân et ve abd olduğunu göster. Ve َسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ   de, yüksel.

Hem deme ki: "Ben hiçim; ne ehemmiyetim var ki, bu kâinat bir Hakîm-i Mutlak tarafından kasdî olarak bana teshir edilsin, benden bir şükr-ü küllî istenilsin?"

Çünkü, sen çendannefsin ve suretin itibarıyla hiç hükmündesin. Fakat vazife ve mertebe noktasında, sen şu haşmetli kâinatın dikkatli bir seyircisi, şu hikmetli mevcudatın belâğatli bir lisan-ı nâtıkı ve şu kitab-ı âlemin anlayışlı bir mütalâacısı ve şu tesbih eden mahlûkatın hayretli bir nâzırı ve şu ibadet eden masnuâtınhürmetli bir ustabaşısı hükmündesin.

Evet, ey insan! Sen, nebatîcismaniyetincihetiyle ve hayvanî nefsin itibarıyla sağîr bir cüz, hakir bir cüz'î, fakir bir mahlûk, zayıf bir hayvansın ki, bütün dehşetli mevcudat-ı seyyâlenin dalgaları içinde çalkanıp gidiyorsun. Fakat muhabbet-i İlâhiyeninziyasını tazammun eden imanın nuruyla münevver olan İslâmiyetin terbiyesiyle tekemmül edip, insaniyet cihetinde, abdiyetin içinde bir sultansın; ve cüz'iyetin içinde bir küllîsin; küçüklüğün içinde bir âlemsin; ve hakaretin içinde öyle makamın büyük ve daire-i nezaretin geniş bir nâzırsın ki, diyebilirsin: "Benim Rabb-i Rahîmim dünyayı bana bir hane yaptı. Ay ve güneşi o haneme bir lâmba; ve baharı, bir deste gül; ve yazı, bir sofra-i nimet; ve hayvanı bana hizmetkâr yaptı. Ve nebâtâtı o hanemin ziynetlilevazımatı yapmıştır."

Netice-i kelâm: Sen eğer nefis ve şeytanı dinlersen, esfel-i sâfilîne düşersin. Eğer hak ve Kur'ân'ı dinlersen, âlâ-yıilliyyîne çıkar, kâinatın bir güzel takvimi olursun.”

 

  1. Kemâlât-ı Medeniyetin Çekirdeği

Kemâlât-ı medeniyetin çekirdeğinde beşer vardır. Beşer fıtraten gayet zayıf, aciz ve fakirdir. Eli, ömrü, sabrı ve iktidarı kısadır. Ancak hem fani hem de sonsuz âleme yönelik sınırsız arzu ve ihtiyaçları vardır. Akıl ona yüksek maksatlar ve baki meyveler gösterir. Arzuları ebede kadar uzanmıştır. Bir çiçeği istediği gibi koca bir baharı da ister. Oysaki insan bu dünyada tüm arzularını tatmin etmeye uygun programlanmamıştır. İnsan sonsuz ihtiyaçlarına ancak ve ancak sonsuz kudret sahibi şefkat ve re'fet-i Rabbâniye ve rahmet ve hikmet-i İlâhiye ikramda bulunabilir. Bu zaif, aciz ve kusurlu beşere Cenab-ı Allah öyle cihazlar ve istidatlar ihsan etmiştir ki, diğer bütün yaratıkların üstünde bir yere haiz kılmış, kendi sanatı ve eserlerine ayna yapmış, sorumluluk vermiştir.

 

  1. Terakkiyât-ı Beşeriye

Kemâlât-ı medeniyetin temelinde terakkiyât-ı beşeriye vardır. İçinde yaşadığı kainatı ve kendini anlamaya çalıştığı,  bu anlama iştiyakı varlığını kuşattığı takdirde, Rabbine en yakın dereceye ulaşabilecek, kainatın en latif bir semeresi, Halık-i Hakim’in en cami bir mucizesi haline gelebilecektir. Terakkinin kaynağında celb, galebe, cidal, iktidar değil;  muavenet, ihsan, ilham vardır. Çünkü beşer; meşhudsaltanat-ı insaniyet makamına mazhardır. Ona her ihtiyacı şefkat ve re'fet-i Rabbâniye ve rahmet ve hikmet-i İlâhiye tarafından ikram edilmiştir. Şu kainatta yalnız ve kainata yabancı değildir Yaratıcının aziz misafiridir, kıymetlidir. Kıymetlidir çünkü şefkatin, rahmetin ve ikramın bol olduğu bir ev sahibine misafirdir. Kendisine şefkat, rahmet ve ikramda bulunan ev sahibinin bilinmesi ve kendisine bu bol sunulan ikramlar karşısında misafirin ev sahibine teşekkürlerini sunması adab-ı muaşarettir. Bu vefalı, olgun bir davranışın göstergesidir. Aksi halde misafir kendisine sunulan ikramların kendisinden kaynaklandığını düşünmeye ben-merkezci davranmaya başlar, teşekkürlerini sunmaz, kendi iktidarına ve egosuna güveni ön plana çıkarır. Medeniyet-i Avrupa’nın temelidir bu ve terakkiyât-ı beşeriyenin yerini dünyevi terakki alır, bu yönüyle Medeniyet-i Avrupa; Kemâlât-ı medeniyete tezattır. Şu zamanda, medeniyet-i Avrupa'nın tahakkümüyle, felsefe-i tabiiyenintasallutuyla, şerâit-i hayat-ı dünyeviyenin ağırlaşmasıyla efkâr ve kulûb dağılmış, himmet ve inâyetinkısam etmiştir. Zihinler mâneviyâta karşı yabanileşmiş, insanlarda ben-merkezcilik yükselmiş. İnsan bu anlayışa göre yardım etmek, hesap vermek veya iyilik yapmak zorunda olmadığı için değerler alt üst eden bu anlayış, terörizmin ve anarşinin kaynağı olmuştur.

Ey insan! Madem hakikat böyledir. Gururu ve enâniyeti bırak. Ulûhiyetin dergâhında acz ve zaafını, istimdat lisanıyla; fakr ve hâcâtını, tazarru ve dua lisanıyla ilân et ve abd olduğunu göster.Ve َسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ   de, yüksel.

popüler cevapdünya atlası