Kastamonu’nun Türkiye ve dünyaya vereceği ciddi mesajlar var

Eklenme Tarihi: 29 Ekim 2014 | Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2017

 

Risale Akademi Kurucu Üyesi Dr. İsmail Benek’in Kastamonu Ağabeyleri Paneli açış konuşmasıdır

Muhterem Badıllı Ağabey, diğer saff-ı evvel ağabeyler, başkanım, değerli protokol, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, muhterem bacılar, hanımefendiler, beyefendiler,

Orhan kardeşimin duygularına katılıyorum. Risale Akademi’nin bir üyesi olarak Kastamonu’ya bir özür borcumuz varsa, bir tane değil, bu bin tanedir, hepsini kabul ediyoruz.

Buraya kadar tamam ama bundan sonrası için bir tutanak tutmaya ihtiyaç var. Biz Türkiye’nin içeriksiz gündemlerinden Orhan kardeşin bu ifadesiyle giriş yapmamızı biraz mazur görünüz.

Muhtevaya inememekten, bu sırlı şehirlerde saklı Risale-i Nur tarihine inememekten, arşivleri açamamaktan, bürokrasiyi aşamamaktan, beylik laflardan, uzatılmış randevulardan, geciktirilmiş sözlerden yedi yıldır çektiğimizi bir Allah biliyor, bir de bizzat kadronun içinde olanlar biliyor. Bu da Türkiye’nin ayrı bir realitesidir. Ama biz biliyoruz ki, bu programlar gerçekten zor oluyor. Çünkü bu çok sivil bir programdır. Bu bir anma programıdır. Bir kalabalık toplama programı değildir. Davetiyeler eksik gelmişse bizzat bizden kaynaklanmıştır. Biri sizi çağırmamışsa, ev sahibi olmadığındandır. Risale-i Nur mektebinin çıkışı böyle bir şeydir. Mesela bizim Akademi’nin bir başkanı yoktur. Her önüne gelen “Başkanınız kim?” diyor. Reisimiz yok. Üstad ve arkadaşları; yatay bir ilişki içerisindeyiz. Dolayısıyla biz iki yıldır ısrarla Kastamonu’ya gelmek istiyorduk. Buradaki o Mehmet Feyzi Efendi Ağabeyimiz ve diğer ruhaniyeti var olan hayatta olduğu için bize uzun süre izin vermeyen Abdullah Yeğin Ağabey başta olmak üzere onların o manevi varlıkları, o sessiz çığlıkları, onların bizi kabul ettiği saate kadar bekledik ve beklemek de zorundayız.

Biz akademik bir kuruluşuz. Biz burada kalbi, nakli, beyan, hatıra amenna ama biz gerçekten ciddi toplantılar yapıyoruz ve ben Sayın Başkana varsa diğer eğitim elçilerine şunu arz ediyorum: Biz “Said Nursi Kastamonu Günleri” diye de bir sempozyum yapmak istiyoruz. Burada Risale-i Nur çevresi demeyeceğim. Bütün Kastamonu Risale-i Nur çevresidir. Bütün gruplar Üstadı sever, Allah’ı seven herkes Said Nursi ve talebelerini sever. Mutlaka böyle. Bu Müslüman bir millet. Dolayısı ile o karanlık dönemin o zemheri günlerinde bu insanların kalbini, aklını ve bedenini imanla ısıtmış bir hareketin tabi ki ümmet ve insanlık için söylediği çok şey var. Gerçekten Kastamonu bu anlamda yeterince bilinmeyen bir şehirdir. Biz Akademi olarak şu sözü veriyoruz: Bütün bürokrasi, bütün alışkanlıklarımız, bütün dedim dediler de bir tarafa; profesyonel anlamda, profesyonel ekiplerle biz bir, üç, beş her ağabeyin ayrı bir programını yapalım. Ama bunu bir hamasetle bir mensubiyetten öteye Kastamonu’nun Türkiye ve dünyaya vereceği bir mesaj olarak geçelim. Çünkü Üstad, Mevlana Halid ile devir teslimini Kastamonu’da yapmıştır. Bu yüzyılın devir teslim tarihidir. Detaylarını ağabeylerimiz daha iyi bilir.
Menhus ruhun göç ettiği yere Üstad burada tanıklık etmiş ve manen çok keyif almıştır. Evet menhus ruhun göç ettiği tarih, Üstadın Kastamonu hayatına denk gelir. İkinci Cihan Harbinde herkes radyoların başında günlük meselelerle olup bitenlerle uğraştığı bir dönemde, Said Nursi bir savaşın nasıl yönetileceğini, bir âlimin, bir mütefekkirin, bir tevhid merkezli müminin, bir Müslüman’ın, bir Türk’ün, savaş olayında nasıl taraf olamayacağının, nerede duracağının, ana gündeminin ne olduğunun terbiyesini bize vermiştir. Bu terbiyeyi elbette gelip Kastamonu’da yapmamız gerekiyor.

Bu ülke, bu millet, bu coğrafya, bu ilgisizliği hak etmiyor. Bunu hak etmeyen şehirlerden birisi de Kastamonu’dur. Biz buna varız. İşçiliğe talibiz. Buradaki STK’larla Kastamonu’nun bu Milli Mücadelede de Badıllı Ağabey bahsetti; İnebolu üzerinden buradan nasıl lojistik bir kuvvet olarak kuzey cephesinde, Anadolu’nun Milli Mücadelesinde manevi bir ağırlığı var. Gelin bundan sonra profesyonelce yapalım. Risale Akademi olarak varız. Böyle unutulmuş başka şeylerimiz de var ama burada gerçekten suçlu biri var mı? Çok düşünemiyorum. Çünkü gerçekten bu milletin ne duyguları, ne düşünceleri, ne varlıkları rahat bırakılmadı. Ayağa kalkamıyoruz yani. Hepimiz bu durumdayız. Onun için bu çok duygu yüklü bir program. 17.sinde de bunu yaşadık. Ermenek’te Zübeyir Ağabeyi anarken de bunu yaşadık. Hulusi Ağabeyi anarken de bunu yaşadık. Sungur Ağabey, hayatının son demlerindeydi, Karabük’te onu anarken de bunu yaşadık. Bu bir vefa programıdır. Son derece sade olmasını, hatta organizasyon etkinliğine dönüşmemesini, doğal olmasını, fıtri olmasını ve bizi fark edenlere işçilik yapabileceğimizi arz etmek istiyorum. Sayın Başkanımıza büyük bir tarihi sorumluluk düşüyor. Tarihin not düştüğü, tarihin vicdanındaki Risale-i Nur ve bu insanlığa ve ümmetin İslam birliğine giden yolda, bu millet ve bu ülke, liderlik vasfını yakalamıştır. Bu vasfın mutlaka tefekkürle tevhidle ve tecdidle doldurulması lazımdır. Fiziki yatırımların, mekânsal büyümelerin, maddi varlıkların ve artık bizim rahat hareket edebiliyor olmamız, sadece bize daha çok vebal yüklüyor. Daha çok entellektüel düşünme sorumluluğu yüklüyor.

Burada bildiğim kadarıyla gerçekten başarılı bir üniversitemiz var, değerli Rektörü var. Sayın Valimiz var, Sayın Başkanımız var ve STK’lar var. Türkiye bir baharını da yaşıyor aslında. Bu baharı gelin beraber Kastamonu’da taçlandıralım. Akademi olarak biz sadece işçilik ve sadece profesyonelce ilmi müzakereye kapı açarız. Hiçbir konuda taraf değiliz. Sadece Risaledeki metin üzerinden tarafız. Risaledeki metin de ümmetin ve insanlığın hukukudur. Orhan kardeşimin bu duygu yüklü konuşmasından sonra bu özür borcumuza bir giriş kabul edelim. Bundan sonra “Said Nursi Kastamonu Günleri”nde, o yedi yılın gerçekten çok değerli bir hafızası ve bir Kastamonu Lahikası var.

Biz Emirdağ Lahikası Emirdağ Okulu diye bir program başlattık. Ama doğrusu sürdürmek kolay olmuyor. Hocalarımız da çok yoğunlar. Özellikle Risale-i Nur okuyan hocalarımız çok çok daha yoğunlar. İnşaallah onlar da o yoğunluklarından bir nebzecik bize zaman ayırırlar, kendi ilimlerinin zekâtını verirler. Entellektüel çevre de bun ihtiyaç duyuyor. En somut ve son önerim: Bugün bir Kastamonu Lahikası, Kastamonu’dan Isparta’ya insanlığa ve dünyaya, hayata dair, sosyal hayata dair yazılmış bir iman mektubudur. Gelin birlikte Kastamonu Lahikası Okulu başlatalım. Biz akademik olarak her on beş günde bir Kastamonu Lahikası’ndaki bir mevzu için bir seminerci, bir hoca göndermeye varız. Gerisi de size kalmış bir şeydir. Takdir edin ki, artık Türkiye tabulardan kurtuluyor. Kastamonulular sahiplendiği kadar biz size işçiliğe talibiz. Onun dışında yapılacak bir şey yok. Bu vesile ile bütün ağabeylerimizin ruhaniyeti huzurunda başta Peygamber Efendimiz olmak üzere o asil yolun bütün nebilerine, evliyalarına, Kastamonu’ya bizi kabul ettikleri için teşekkür ediyoruz.

Belgesel daha da geliştirilecek, daha detaylandırılacak, röportajlar yapılacak ama ancak bu kadar yetiştirebildik. Metin yazarı Turhan Salcı kardeşime de hassaten teşekkür ederim. Bu vesile ile şükranlarımızı arz ediyoruz. Bu günümüz hep böyle ve vefayla saygıyla insanlıkla ve bu topluluğun vicdanına giden yolculukla daim olsun inşallah. Hürmet ediyorum.

 

popüler cevapdünya atlası