KASTAMONU LAHİKASI’NDA MEDYA VE İNSAN ETKİLEŞİMİ

Eklenme Tarihi: 12 Temmuz 2015 | Güncelleme Tarihi: 22 Temmuz 2019

Emir Fatih Karaşahan'ın Kastamonu Lahikası Sempozyumu tebliğidir

KASTAMONU LAHİKASI’NDA MEDYA VE İNSAN ETKİLEŞİMİ

Emir Fatih Karaşahan

ÖZET:

Sosyal hayatın içinde olan insan, medya ile üç farklı şekilde ilişkidedir. Bu ilişkiler şu başlıklar altında sıralanabilir:

Medyaya olan muhatabiyetimiz
Kitle iletişim kanallarında yayıncılık
Bireysel yayıncılık
Bu çalışma Risale-i Nur’un iman kurtarma davasında yol haritası olarak nitelendirilebilecek lahika mektupları arasında Kastamonu Lahikaları ile sınırlandırılarak; kelime ve konuların günümüz medya enstrumanlarıyla ve kullanımıyla ilişkilendirilerek hazırlanmıştır.

1936 – 1943 yılları arasında Said Nursi’nin Kastamonu hayatını kapsayan bu mektuplar satır aralarında hem insani, hem ahlaki hem de medyaya dair çıkarılabilecek ilkelerin rehberidir. Herkesin medya araçlarına rahatlıkla erişebildiği ve sosyal medya kanallarında medya üretimi yapabildiği günümüz koşullarında bu ilkelerin çıkarılmasında lahikaların rehberliğine ihtiyaç duymaktayız.

Anahtar Kelimeler: Bediüzzaman Said Nursi, Bireysel, Etkileşim, Gazete, Hayat, İman, İnsan, internet, Kastamonu Lahikası, Medya, Radyo, Risale-i Nur, Sosyal, Televizyon, Toplumsal, Yayıncılık,

Medyaya kısa bir bakış

Yazının icadından(M.Ö. 3500) internetin –bilinen şekliyle- kullanımına kadar geçen süre medyayı şekillendirir. Bu süreçte önemli gelişmeler kısaca; matbaanın icadı (700), fotoğraf makinesinin icadı (1839), İlk telgraf hattı (1843), ilk ses kaydı (1877), Telefonun icadı (1880), ilk sinema filmi (1895), radyonun icadı (1898), ilk televizyon yayını (1926), internet (1991) şeklinde sıralanabilir.

Kişisel bilgisayarların hayatımıza girmesiyle multimedya, internet web 2.0 (2004) ile birlikte yeni medya kavramları da medyaya dahil olmuştur.

Her türlü bilgiyi kişilere ve topluma aktaran; eğlence, bilgi, ve eğitim gibi üç temel sorumluluğa sahip yalnız görsel, yalnız işitsel ve hem görsel, hem işitsel araçların tümüne medya denmektedir. Medya, basın – yayın, yeni medya enstrumanlarıyla birlikte iletişim ve kitle iletişim araçlarının tümünü kapsar. Görsel sanatlar, sahne sanatları, müzik, bilgi, eğitim, eğlence gibi tüm insani davranışlar medyanın ilgi alanındadır.

Özellikle yeni medya bireyi edilgen medya muhatabı olmaktan çıkarıp; onu medyayı üreten, yayan, bazı durumlarda medya mensubu gibi davranabilmesine yol açan bir ortam hazırlamıştır.

Said Nursi’nin Kastamonu Yıllarında Medya

Said Nursi’nin Kastamonu yıllarında (1936 – 1943) Türkiye’de geleneksel medya kanalları gazete, dergi (mecmua) ve radyo yayını vardır. Bu yıllarda Türkiye’de televizyon yayını bulunmamaktadır. 1896’da Osmanlı’ya girdiğini bildiğimiz sinema ise bu yıllarda henüz yaygın değildir. İletişim araçları arasında her il merkezinde bulunan telgraf ve telefon sayılabilir fakat yaygın iletişim kanalı mektup/postadır.

Kastamonu yıllarında, Türkiye’de medyanın gündemini II.Dünya Savaşı işgal etmektedir. Kastamonu Lahikası’nda medya vurgusunun bu gündeme karşı veya bu gündem üzerinden yapıldığını görüyoruz. Eserde geçen her mektuptan insani bir değer çıkarılabileceği düşünüldüğünde mektupların tamamı medyanın ilgi alanındadır denilebilir. Bununla birlikte günümüzün medya enstrumanları ve yayın çeşitliliği göz önünde bulundurulduğunda bireyin medya ile ilişkisinde ilkelere ihtiyacı vardır. Hem üretici hem tüketici olarak medyaya ve yayıncılığa dair ilkeler Kastamonu Lahikası’nda mevcuttur.

Eserde medya ile ilişkilendirebileceğimiz mektuplar aynı zamanda siyaset, psikoloji, sosyoloji gibi bilimlerin ilgi alanına giren konuları da kapsar. Bu mektupların ortak bir noktası da şudur ki: İhtar, Dikkat, Sakın, Merak, Meşguliyet, derd-i maişet kelimeleri çeşitli kombinasyonlarda bir arada kullanılır. Hangi açıdan ele alınırsa alınsın ilgili konulara, gereken ‘dikkat’ verilerek uyandırılmak istenen farkındalık göz önünde bulundurularak yaklaşmak gerekir.

MEDYAYA OLAN MUHATABİYETİMİZ

Said Nursi “Hem üç mesele var: biri hayat, biri şeriat, biri imandır. Hakikat noktasında en mühimmi ve en âzamı, iman meselesidir”[1]der. Medya mutlak surette bu üç meseleden birine dahil edilememekle birlikte hem zikredilen üç meseleye hizmet edebilecek bir araç, hem de herbirini zehirleyebilecek bir silahtır. Medyanın bu etkisi hem bireysel (kulluk bağlamında), hem toplumsal olarak ayrı ayrı ele alınmak zorundadır. “Avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında”[2] medya bireylerin öncelik sıralamasını değiştirmekte[3] “İman meselesi” son sıraya itilmektedir.

Medya; ideolojilerin, güç ve para isteyenlerin elde etmek istediği bir enstrumandır. Rating, tiraj, hit gibi hitap edilen kitlenin genişliğini/ürünün popülerliğini ifade eden sayısal veriler; yayın organının etki alanını ifade eder. Ulusal ve uluslararası yayın yapan kuruluşların medya organları; bireylerin tercihlerini analiz ederek, amaca hizmet eden her bilimsel veriyi doğru kullanarak etki alanını genişletir. Ancak bu şekilde medyayı ‘toplum mühendisliği’ için etkin bir araç yaparak kitleleri yönlendirebilir.

Günümüz interaktif iletişim ortamında günü birlik, kısa vadeli büyük planların sonuç alamadığı bu uygulama, uzun vadeli planlardaki başarı potansiyelini muhafaza ediyor. Şiddet, ahlaki hassasiyetler, müstehcenlik, din, israf, eğlence, tüketim, emek, faiz, aile gibi konularda insan fıtratına ters fakat nefsani arzulara paralel ‘medenilik!’ imajında normalleştirme politikaları sonuç veriyor.

Said Nursi’nin II. Dünya Savaşı için kullandığı “zâlimlerin satranç oyunlarına bakmak”[4] ifadesi medyada da etkisini gösteriyor. Konuyla ilgili olarak bireyi uyaran Nursi, ‘karanlık oyunların’ taraflarına taraf olmamak ve ‘fikirlerini onlarla bulaştırmamak’ gerektiğini ifade ediyor. Unutmamak gerekir ki 1940’lı yılların yayınlarını, günümüz yayın çeşitliliğiyle kıyaslamak mümkün değildir. Bugün ‘genel kültür’ adı altında ‘dünyadan haberdar’ olmak adına kişinin takip etmek zorunda hissettiği gelişmelerin kâr zarar hesabı, Nursi’nin “Sizler baktınız, günahlardan başka ne kazandınız? Ben bakmadım, ne kaybettim?”[5] sözleriyle yapılabilir.

Bununla birlikte insanın medya ile etkileşiminde kâr zarar hesabı sadece sevap günah boyutunda değildir. Akıl - ruh sağlığını ve huzurunu korumak isteyen kişi öncelikle siyasetle ilgilenmeyi bırakmalı,[6] öncelikleri arasında yer almayan dünyadaki olay ve gelişmeleri ilgiyle takip etmeyi, fikir yürütmeyi terk etmelidir. Said Nursi bu ilkeye muhalif olarak hareket etmenin “ruhu sersem ve aklı geveze” [7] edeceği uyarısında bulunur. Burada sersem ve geveze kelimelerinin özellikle seçimi önemlidir.

TDK sözlüğünde ‘sersem’ kelimesi “Herhangi bir sebeple bilinci ve duyguları zayıflamış olan” şeklinde tanımlanır. Geveze kelimesi bilinen anlamı ile alındığında “Aklı geveze” tamlamasında gereksiz girdiyi, gereksiz çıktıya dönüştüren bir işlemle aklın meşgul olması, gerçekten ihtiyaç duyduğu konularda performansını düşürecektir.

Nursi’ye göre, sosyal hayatın içinde bireyin vazifesi dar dairede kendi hane halkından geniş dairede dünyaya dair konularla ilgili iç içe dairelerden oluşur. En dıştaki daire en az önemli olanı ifade edecek şekilde düşünülmekle birlikte, konuların cazibesi önemiyle ters orantılıdır. Meselelerin önem/cazibe ilişkisinde bireyin tercihleri kulluk imtihanını tehdit eden önemli bir tehlikedir. Talebelerinin dar ve geniş daire ile ilgili Said Nursi’ye yönelttikleri soruya aldıkları cevap ise direkt medya ile ilgilidir: “Evet, bu zamanda merakla radyo vasıtasıyla ciddi alâkadarâne küre-i arzdaki boğuşmalara merak edip bakanlar, dikkat edenler, maddî ve manevî pek çok zararları vardır. Ya aklını dağıtır, mânevî bir divane olur; ya kalbini dağıtır, manevî bir dinsiz olur; ya fikrini dağıtır, mânevî bir ecnebî olur.”[8]

Ortalama bir insanın günde bir kaç saatini televizyonla, bir kaç saatini de internette geçirdiği düşünüldüğünde “Amaca uygun olarak kullanılmayan, ya da medya etiğinden sapmış bir şekilde işlev yapan iletişim araçlarının ve özellikle de televizyonun ne kadar güçlü bir silah olabileceği bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilir.

Hem de öylesine bir silah ki, en gelişmiş teknolojiler kullanılarak imal edilmiş, silah sanayisinin en güçlü ürünleri bile yanında bir hiç kalır. Klasik silahlarla, tüfekle-tabancayla ancak bir kaç kişi, bilemediniz bir kaç on kişi yaralanır ya da ölebilir. Nükleer-biyolojik silahlarla binler, on binler, ya da belli bir bölgede yaşayan insanlar zarar görür. Fakat, ehil olmayan ellerde, insani ve toplumsal amaçlar dışında kullanılan medya, öylesi bir silaha dönüşür ki, bir anda milyonları imha edebilecek konuma ulaşır. Hem de hedefi tam on ikiden vurarak. Yani bireylerin alnının tam ortasını-beynini ve göğsünün sol alt yanını-kalbini hedef alarak.”[9]

İslam’da mükellef olma şartlarından ilki ‘Akıl-ruh’ dengesine sahip olmak olduğu düşünüldüğünde, mükellef olan birey elbette bu dengeyi sarsacak fiillerden kaçınmalı; farkındalığını korumaya çaba sarfetmelidir. Bu temelde bireysel bir sorumluluktur fakat kalplerini dağıtıp öldürerek ‘dinsizliğe’[10] ortam hazırlayanların, bireylerden müteşekkil İslam cemaatine verdiği zarar küllidir.

Kanaat, İktisat ve Şükrün Zedelenmesi

Medya sektörünü ayakta tutan ve devamlılığı sağlayan reklamdır. Reklam ise tüketicide ihtiyaç uyandırarak ilgili ürünü/hizmeti satma çabasıdır. Reklam olarak bildiğimiz faaliyetin yanı sıra diziler ve filmler aracılığıyla sunulan hayat tarzları zengin ve rahat, sürekli tüketimin vurgulandığı, ürün ve algı yerleştirme faaliyetlerini de kapsar. ‘Hep daha fazlasını iste’ mesajlarıyla bireyi tüketime sevketmenin sonucu ‘daha fazla çalış’ mesajını da beraberinde getirir. Böylece bireyin öncelikleri değiştirilir. Kanaatsiz, iktisatsız[11] ve şükürsüz bir toplum reklam sektörü için güzel bir gelir pastasıdır.

Said Nursi: “Ehl-i dalâlet, biçare aç ehl-i imanı, derd-i maişet içinde boğdurup, hissiyat-ı diniyeyi ya unutturup ya ikinci, üçüncü derecede bırakmaya çalışacak”[12] şeklinde endişesini dile getirir. Toplum genelinde ortaya çıkan geçim sıkıntısı sonucunda “Herkes midesini düşünmeye başlıyor. Kalb, hakikatten ziyade ekmeği düşünüp hayata, yaşamaya, yardıma koşup vazife-i hakikiyesini ikinci derecede bırakır.”[13] Hatta “zaruret bahanesiyle dilenciliğe ve hırsızlığa ve anarşiliğe yol açmasına meydan verme”[14] ihtimali vardır. Bu tehlikeli ihtimalin çözümü ise iktisat, kanaat[15] ve yardım, zekat[16] kavramlarının tesis edilmesidir.

Çocukların İslami terbiye ile yetiştirilmesi

Medyayla muhatabiyeti noktasında çocuklar da yetişkinler kadar tehlikeye maruzdur. Daha konuşmayı öğrenmeden televizyon yayınlarına maruz kalan çocuk, fizyolojik ve psikolojik rahatsızlıklara aday olur. Yapılan araştırmalar erken yaşta televizyon izleyen çocukların konuşma güçlüğünden obeziteye kadar bir çok rahatsızlık yaşamaya başladığını göstermiştir. Bunun yanında özellikle çocuk yayınlarının ve multimedya oyunlarının dış kaynaklı olması, yerli yapımların da dış kaynaklardan etkilenmesi sonucunda çocuklar ait olmadıkları bir kültürde yetişirler. İlgili yayınların içine yerleştirilen imgeler ve simgeler müslüman bir ailede yetişen çocuğun gelişimi için tehlike arz eder.

Günümüzde televizyon ve benzeri video kanalları, ebeveynlerin kendi elleriyle istihdam ettiği elektronik bir dadı vazifesi görür. Said Nursi’nin şu ifadesiyle baktığımızda durumun vehameti ortaya çıkar. “Terbiye-i İslâmiye yerine mimsiz medeniyet terbiyesi yüzünden, ondan, belki yirmiden, belki kırktan bir çocuk ancak peder ve validesinin çok ehemmiyetli hizmet ve şefkatlerine mukabil mezkûr vaziyet-i ferzendâneyi gösterir. Mütebakisi, endişelerle, şefkatlerini daima rencide ederek, o hakikî ve sadık dostlar olan peder ve validesine vicdan azabı çektirir. Ve âhirette de dâvâcı olur: “Neden beni imanla terbiye ettirmediniz?”[17]

Bireyin içinde bulunduğu manevi atmosferin korunması

İnsan psikolojisinde kişi, oturduğu odanın mimarisinden, havanın yağmurlu olmasına kadar çeşitli çevresel faktörlerden etkilendiği gibi kişi içinde yaşadığı toplumun ve maruz kaldığı, muhatap olduğu verilerin etkileriyle oluşan manevi atmosferden de etkilenmektedir.

Said Nursi manevi atmosferin bozulması konusunda; ‘maneviyattan yabanileşmiş’ zamana, hayvani arzulara, nefsin hoşuna giden yaşantının yaygınlaştığı ülkelere, inkar fikrinin etkisiyle şekillendirilen bir topluma dikkat çeker.[18] Bugün medya ve özellikle internetin siyasi sınırları sildiği ve toplumların kültürel etkileşimlerini arttırdığı ve manevi atmosferin bozulmasına yönelik önemli etkisi düşünüldüğünde, konu bölgesel bir meseleden ziyade küresel bir mesele halini almıştır.

Doğru bilgiye ulaşmak için kaynak seçimi

İnsanın medyaya olan muhatabiyeti noktasında önemli bir mevzu da kaynak seçimidir. İnsanın öncelik sıralamasında, ilgi ve ihtiyaç duyduğu, merak ettiği konular ile ilgili bilgiye ulaşabileceği kanal ve kaynak sayısı gün geçtikçe artıyor. Bilgi çağı olarak anılan zamanımızda her bir bireyin bilgi üretimi sürecine dahil olabilmesi, kişinin sahih ve sağlıklı bilgiye ulaşmasını da zorlaştırıyor.

Herkesin yazar, yayıncı, yapımcı olabildiği günümüzde özellikle imani konulara müteallik yayınların süzgeçten geçirilmesi, sorgulanması ihtiyacı doğuyor. Bu noktada hakaik-i İslamiye, hakaik-i imaniyeye, esasat-ı Sünnet-i Seniyyeye gibi önemli meseleler için Risale-i Nur eserleri en önemli kaynak ve rehber olma özelliğini koruyor.

KİTLE İLETİŞİM KANALLARINDA YAYIN POLİTİKASI GELİŞTİRME

Yayıncılık bir tek kelime, ses veya görüntü ile milyonlar sevap/günah kazanılabilecek bir mecradır.[19] Said Nursi, radyo ve televizyon yayınlarına imkan tanıyan hava dalgalarını ilahi bir nimet ve havanın dili olarak ifade eder ve bu nimetin şükrünün her vakit atmosferi Kur’an-ı Kerim ve Kur’an hakikatleriyle doldurmak ve o hakikatleri muhataplarına ulaştırmakla mümkün olacağını ifade eder. [20]

Nursi, iman kurtarma davasında Risale-i Nur’a intisap eden kişinin ‘Risale-i Nur’u yazmak, yazdırmak ve intişarına yardım’[21] ile vazifeli olduğunu ifade eder. Medya zikredilen üç vazifeye de hizmet edebilecek bir araç olarak, yayın politikası “imanı kuvvetlendirmek, hedef kitlenin tehlike hattında olan imanını kurtarma ve tefekkür-ü imaniye ulaşma”[22] bağlamında oluşturulmalıdır.

Üretilecek içerikler için mevcut, kabul görmüş “Medya Etiği” değerlerinin; hedef kitlenin medyaya muhatabiyeti noktasında dikkat edeceği hususlara uygun, insanların kalbine, ruhuna ve aklına İslami çerçevede hizmet edecek şekilde genişletilmesi gerekmektedir.

Hedef kitlenin hususiyetleri dikkate alınarak malayani ve lüzumsuz meselelerin[23] izleyicinin gündemine girmemesine dikkat edilmeli; mimsiz medeniyetin medeniyet olarak sunduğu sefahat, dalalet ve nefsi[24] konularda izleyicinin eğitilmesi, hedef kitlenin bilinçlendirilmesi, farkındalığının artması üzerine yayınlara da yer verilmelidir.

Hedef kitlenin hem dünya hem ahiret hayatının mutluluğunu tesis edecek Risale-i Nur’un imanî ve Kur’ânî derslerinin[25] insanların gündemine ve hayatına hizmet edecek şekilde servis edilmesi hedeflenmelidir.

BİREYSEL YAYIN POLİTİKASI GELİŞTİRME

Bugün devletler, büyük kuruluşlar halkla ilişkilerinde resmi web sitelerinde ve sosyal medyada kullanılmak üzere özel stratejiler oluşturmakta, kriz yönetimi senaryoları üzerinde çalışmakta, çalışanlarının ve mensuplarının iletişim dilleri üzerinde çalışmaktadır. Herkesin medyaya muhatap olduğu ve medya mensubu gibi davranabildiği günümüzde kişilerin, özellikle dava sahibi olanların “Bireysel Yayın politikası” oluşturma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu anlamda kişi bakış açısını, değerlerini, düşüncelerini çevresine ve/veya dünyaya açık bir hale getirecek ve insanlığın kollektif vicdanına ve hafızasına hizmet edebilecektir.

Risale-i Nur külliyatında Lahikalar “Bireysel Yayın Politikası” oluşturmak için önemli bir rehberdir. Lahikalar’da yer alan mektupların geneli dönemin şartlarında çıkarılan tematik bir gazete yada sosyal medya paylaşımlarına örnek olarak gösterilebilir. Dikkat edildiğinde görülecektir ki yazılan mektuplar 5N1K özelliği taşıyan düzeyli bir haberciliktir. İlmi ve sosyal hayata yönelik eğitici yazılardır. Mektuplarda kullanılan üslup, muhatabın seviyesine ve ihtiyacına yönelik kullanılan dil iyi bir iletişim örneğidir.

Bununla birlikte Lahikalar dönemin imkanları dahilinde belki de ilk “Sosyal Medya” örneği olarak da değerlendirilebilir. Said Nursi’nin “hizmet-i imaniye” vazifesinde saydığı dört gereklilikten biri ‘müfritane irtibat’tır.[26] Bugün online ve çevrimiçi kelimeleri ‘iletişim kurmaya hazır’ anlamında kullanılır. Gelişen teknolojiyle internet kanalında bilgisayar ve akıllı telefonlar kişiyi ‘müfritane irtibat’a hazır tutan önemli araçlardır.

Sosyal Medyanın kullanıcıya tanıdığı imkanlar yüzeysel olarak ele alındığında haberleşme, yazışma, sesli-görüntülü sohbet, multimedya özellikli içerik paylaşımı, etkinlik daveti, etiketleme, imleme, pinleme, retweet gibi özelliklerin -teknolojik imkansızlıklar hariç- bir çoğuna Kastamonu Lahikası’nda örnek gösterilebilir.

Yeni medya tabirinin içine dahil olan podcast, web televizyonculuğu, internet gazeteciliği, web forumları, wiki sözlükler de Lahikaların bakış açısına muhtaçtır.

Olaylar, durumlar karşında tutum ve iletişim dili olarak diğer lahikalarda olduğu gibi Kastamonu Lahikası’nda örnek alınabilecek hatta kopyalanabilecek güzel prensipler vardır.

Örnek bir Sosyal Medya Yayın Politikası

İnsan hatâdan hâli olamaz; fakat tevbe kapısı açıktır.[27] Herkes bir meşrepte olmaz. Müsamahayla birbirine bakmak şimdi elzemdir.[28] İman davasında kişi “musalâhakârâne vaziyeti almaya mükelleftir.”[29]
Mesleğimiz, müsbet hareket etmektir,[30] tecavüz değil tedafüdür. Hem tahrip değil, tamirdir.[31] Her ki “madem imanı var, o noktada kardeşimizdir.”[32]
İhlâs Risalesinin düsturları her vakit göz önünde bulundurulmalıdır.[33]
İman davasında ‘enaniyete ait herşeyi feda etmek vazifemizdir’[34]
“Ata et, arslana ot atma; arslana et, ata ot ver.”[35]
Sonuç olarak;

1- Kişinin en birinci maksadı imanını kurtarmaktır.[36] Kişi sadece imani mevzulara, durumlara ve davalara taraftar olmalı,[37] merak ve ilgisini imani konulara yönlendirmeli ve buna gayret etmelidir.[38] Davası, vazifesi iman olduğundan, hayat meseleleri onu çok alâkadar etmez ve merakla baktırmaz. [39]

2- Bir kul olarak vazifemiz nur ve nurani meselelerle meşgul olmak, tercihlerimizi ve kıymetli olan zamanımızı bu meşguliyet üzerinden planlamaktır.[40]

3- Dünya’daki hadiselere, toplumsal olaylara, özellikle siyasi gelişmelere ve medeniyetin getirdiği ihtiyaçlara ve ihtiyaç tanımlarına temkinli yaklaşılmalı,[41] ‘zalimin zulmüne manen ortak” olunmamalıdır.[42] Bu noktada Kişinin kâr zarar hesabı yalnız günahlar ve sevaplar cihetiyledir.[43]

4- Adalet, insaniyet ve etik değerler taşımayan kurum, kuruluş ve kişilerden gelen yardım ve fikirlere tenezzül etmemek gerektir.[44] Bu noktada kişi sadece Halık-ı Kainattan yardım bekler ve sadece onun rahmetine dayanır.[45]

5- Bireysel yayıncılık anlamında sosyal medya kanalları dönemin imkanlarını, zamanın ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde; Risale-i Nur’un hizmet esaslarına uygun, etkin ve tanımlı kullanmaya özen gösterilmelidir.

[1] Kastamonu Lahikası, 59. Mektup, sorularlarisale.com

[2] A.g.e, 59. Mektup, sorularlarisale.com

[3] A.g.e, 81. Mektup, sorularlarisale.com

[4] A.g.e, 81. Mektup, sorularlarisale.com

[5] A.g.e, 129. Mektup, sorularlarisale.com

[6] A.g.e, 84. Mektup, sorularlarisale.com

[7] A.g.e, 84. Mektup, sorularlarisale.com

[8] A.g.e, 30. Mektup, sorularlarisale.com

[9] Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, Medyanın Birey Toplum ve Kültür üzerine etkileri, Yrd. Doç. Dr. D. Ali Arslan, insanbilimleri.com (erişim tarihi: 10.04.2015)

[10] Kastamonu Lahikası, 30. Mektup, sorularlarisale.com

[11] A.g.e, 70. Mektup, sorularlarisale.com

[12] A.g.e, 95. Mektup, sorularlarisale.com

[13] A.g.e, 95. Mektup, sorularlarisale.com

[14] A.g.e, 95. Mektup, sorularlarisale.com

[15] A.g.e, 124. Mektup, sorularlarisale.com

[16] A.g.e, 95. Mektup, sorularlarisale.com

[17] A.g.e, 162. Mektup, sorularlarisale.com

[18] A.g.e, 91. Mektup, sorularlarisale.com

[19] A.g.e, 42. Mektup, sorularlarisale.com

[20] A.g.e, 42. Mektup, sorularlarisale.com

[21] A.g.e, 18. Mektup, sorularlarisale.com

[22] A.g.e, 18. Mektup, sorularlarisale.com

[23] A.g.e, 30. Mektup, sorularlarisale.com

[24] A.g.e, 30. Mektup, sorularlarisale.com

[25] A.g.e, 84. Mektup, sorularlarisale.com

[26] A.g.e, 58. Mektup, sorularlarisale.com

[27] A.g.e, 149. Mektup, sorularlarisale.com

[28] A.g.e, 149. Mektup, sorularlarisale.com

[29] A.g.e, 160. Mektup, sorularlarisale.com

[30] A.g.e, 156. Mektup, sorularlarisale.com

[31] A.g.e, 48. Mektup, sorularlarisale.com

[32] A.g.e, 160. Mektup, sorularlarisale.com

[33] A.g.e, 48. Mektup, sorularlarisale.com

[34] A.g.e, 149. Mektup, sorularlarisale.com

[35] A.g.e, 162. Mektup, sorularlarisale.com

[36] A.g.e, 81. Mektup, sorularlarisale.com

[37] A.g.e, 81. Mektup, sorularlarisale.com

[38] A.g.e, 81. Mektup, sorularlarisale.com

[39] A.g.e, 129. Mektup, sorularlarisale.com

[40] A.g.e, 81. Mektup, sorularlarisale.com

[41] A.g.e, 81. Mektup, sorularlarisale.com

[42] A.g.e, 81. Mektup, sorularlarisale.com

[43] A.g.e, 129. Mektup, sorularlarisale.com

[44] A.g.e, 129. Mektup, sorularlarisale.com

[45] A.g.e, 129. Mektup, sorularlarisale.com

popüler cevapdünya atlası