Kastamonu Lahikası’nda Hitaplar ve Muhataplar

Eklenme Tarihi: 03 Ocak 2015 | Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2017

 

Eğitimci-Yazar Ali Irmak'ın Kastamonu Lahikası Müzakereleri sunumudur

Lâhika sözlükte, ek, zeyl, sonradan ilave edilen demektir. Lâhika mektupları ise Risale-i Nur’ların ekleridir. Risalelerin ilk ortaya çıkmasından Bediüzzaman’ın vefatına kadar devam etmiştir. Barla, Kastamonu ve Emirdağ Lâhikaları olmak üzere üç kitap halinde neşredilmiştir. Her lahika kitabı bir dönemi ifade etmektedir. Lahika mektupları Bediüzzaman’ın talebelerinin özel bir gayreti sonucu ortaya çıkmamıştır. Bediüzzaman’ın bunu Hulusi Bey ve Sabri Efendi’yi kasdederek; “Bir vakit şufıkralar neşredilecek. Bilmedikleri için,gayetsamimî,tasannusuz,hâlisânevederece-i zevklerini ve o hakaike karşışevklerini ifade etmek için,hususîbirsuretteyazmışlar. Onun için, o takdiratlarıtakriznev’indendeğil, doğrudan doğruya,mübalâğasızbirsurette, gördükleri ve zevk ettiklerihakikati ifade etmeleridir.” şeklinde lahikaların hangi duygularla yazıldığına açıklık getirmiştir.

Kişilere yazılan mektupları incelediğimizde çoğu zaman kısır muhatap cümleleri ile başladığını, birbirlerini taklit eder nitelikte olduğunu görürüz. Kastamonu Lahikası mektuplarını incelediğinde ise üslubun dikkat çekiciliği hemen göze çarpar. Bu mektuplar Bediüzzaman ve talebeleri arasında kuvvetli bağlar oluşturmuştur. Mektuplar bir nezaketin, edebin ve inceliğin göstergesidir. Bediüzzaman’ın mektuplarında kullandığı hitaplar, talebelerinin hangi seviyede olması gerektiğini açıkça belirtmiş, talebeleri de aynı zenginlikle, aynı çeşitlilikle, aynı samimiyetle bu hitaba karşılık vermişlerdir.

Kastamonu Lahikası’nda hitaplar talebelerin fıtrat ve anlayış farklılıklarının olduğunu da gösterir. Arkadaşlarına ve kardeşlerine yaptığı hitaplar da bile bu farklılıklar gözler önüne serilir.

Bediüzzaman’ın gerek talebelerine ve gerekse talebelerinden gelen mektuplarda nezih bir dil kullanılmıştır. Kullanılan bu dil muhataplar için şevk unsuru olmuştur. Bu hitaplara muhatap olanlar büyük bir gayretle Bediüzzaman’ın yanlarında olmamasına rağmen hizmetlerini hakkıyla yerine getirmişlerdir.

Kastamonu Lahikası’nda kullanılan hitaplar aynı zamanda Bediüzzaman’ın muhataplarına ne kadar değer verdiğinin, onları ne kadar önemsediğinin de bir göstergesidir. Hitaplar da kullanılan kelimeler özenle seçilmiştir. “Şöyle olsaydı daha iyi olurdu?” gibi şüphelere dahi yer bırakmamıştır. Hitaplar çok net ve açıktır. Muhataplar ne denmek istediğini çok kolay anlamışlar ve karşılığını da aynı netlikte vermişlerdir.

Bediüzzaman hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamıştır. Talebelerini de ümitsizlik hastalığından uzak tutmuştur. Bunu da en iyi şekilde mektuplar yoluyla sağlamıştır. Mektuplarda ki seslenişler hep ümit vericidir. Mektuplardaki bu ümit seslenişleri olmamış olsaydı beklide birçok ağabeyin adını duymamış olacaktık.

Kastamonu Lahikası’nda hitaplar aynı zamanda İslam’ı nasıl tebliğ edeceğimizin de ipuçlarını vermektir. Muhataplarına üslubun güzelliklerini, inceliklerini bizzat göstermiştir. Bediüzzaman muhatabına hitap ederken aslında bizlere de İslam’ın inceliklerini öğretmiş, İlahi Ahlak’ın en üst seviyesine nasıl çıkılacağına işaret etmiştir. "İnsanlara akıl seviyelerine, istidat ve durumlarına göre hitap edin." hadisini nasıl anlamamız gerektiği konusunda güzel örnekler sunmuştur.

Hitaplarda öne çıkan önemli unsurlardan biri de sıfatlardır. Bediüzzaman, muhatabına hangi sıfatlarla hitap edeceğini çok iyi bilmektedir. Onların hangi özelliklere sahip olduklarının farkındadır. Bunu çok iyi kullanmış ve karşısındaki kabiliyetleri çok iyi yönlendirmiştir.

Bediüzzaman şahıslara yaptığı hitap şekillerinden bazı örnekler aşağıda verilmiştir. Bu örnekler incelendiğinde yukarıda bahsedilen konuların ne derece haklı olduğu anlaşılacaktır.

“Nur iskele memuru Sabri Kardeş

Nur fabrikası nam sahibi Hafız Ali Kardeş!

Mustafalar, Küçük Ali, mübarek ve münevver kardeşler!

Re’fet Kardeş

Sabri Kardeş

Hüsrev Kardeş!

Makinesi kuvvetli Ali Kardeş

Kıymettar Hulusi ve Hakkı gibi Kardeşlerim!

Küçük Ali kardeşlerim!

Evvela, Risale-i Nur santralı ve Hulusi, Hakkı, Süleyman’ı temsil eden Sabri kardeşim!

Salisen, Nur fabrikasının sahibi Hafız Ali Kardeş!

Rabian, bizi ve Kastamonu şakirtlerini kıyamete kadar minnettar eden ve müstesna kalemiyle Risale-i Nur’un hemen umumunu bu havaliye yetişen ve evlat ve peder ve valideleri ve refikasıyla Risale-i Nur’a hizmet eden kahraman Tahiri kardeşim!

Hamisen, mücahitlerin üstadı ve efelerin hakiki bir nasihi ve Risale-i Nur’un halis muhlis bir şakirdi olan Hasan Atıf Kardeşim!

Sadisen, eski dost ve kardeş ve Risale-i Nur’un o zamanda ciddi bir talebesi ve Isparta hayatımda bana hüsn-ü hizmetle samimi bir arkadaş ve himmeti uzun, eli kısa aziz kardeşim Mehmet Celal!”

 

Muhatabına hitap eden kişi, devrin kültürünü çok iyi bilmeli ve o devrin perspektifinden bakabilmelidir. Bediüzzaman içinde bulduğu devri ve oluşturulan kültürü çok iyi bilmektedir. O kadar olumsuzluklar ve ağır şartlar altında şevk unsuru olan hitapları muhataplarına can simidi gibi yetişmiş ruhlarında derin izler bırakmıştır.

Kastamonu Lahikası’nda hitapların birçoğu kardeşlere yapılmıştır. Bu hitaplar üzerinde biraz dikkatlice durulduğunda samimiyetin üst sınırı, sıdkın önemi, kardeşlerin hangi özelliklere sahip olması gerektiği vb. gibi birçok konuların gözler önüne serilmiş olduğu görülecektir.

Aziz, sıddık, mübarek kardeşlerim ve hizmet-i Kur’aniye ve imaniyede ihlaslı ve kuvvetli ve şanslı arkadaşlarım!

Aziz, sıddık ve fedakar ve vefakar kardeşlerim!

Aziz, mübarek, sıddık, sadık, ruhum, canım kardeşlerim!

Aziz, sıddık ve alicenab kardeşlerim!

Aziz, sıddık, mübarek kardeşlerim, dünyada medar-ı tesellilerim ve berzah yolunda nurani yoldaşlarım ve mahşerde inşaallah, şefaatçilerim!

Aziz, sıddık, mübarek, masum kardeşlerim!

Aziz, sıddık, mübarek kardeşlerim ve hizmet-i Kur’aniye ve imaniyede sebatkar, sarsılmaz, yılmaz arkadaşlarım ve bu misafirhane-i dünyada şefkatkar ve fedakar ve vefadar yoldaşlarım!

Aziz, sıddık, sebatkar kardeşlerim ve hakiki varislerim!

Aziz, sıddık kardeşlerim ve hizmet-i Kur’aniyede kuvvetli arkadaşlarım!”

Aziz, sıddık kardeşlerim ve hizmet-i imaniyede kuvvetli, metin, ciddi, sarsılmaz, fedakar arkadaşlarım ve seyahat-i berzahiye ve uhreviyede nurani yoldaşlarım!

Çok olmamakla birlikte dostlara yaptığı hitaplar da mektuplarda yer almaktadır. Bu hitaplardan kardeş, arkadaş, dost kavramlarının da ayrımının olduğu da gözükmektedir. Bu kavramlar Risalelerin ilgili yerlerinde açıklandığından burada bu konuya değinilmeyecektir.

“Ey yoldaş-ı hüşyar!

Ey yoldaş!” gibi hitaplar dostlara yapılmış hitaplar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Hitaplar aynı zamanda bir eğitim metodudur da. Hitaplar da ilk önce muhatapların özelliklerinden söz edilmiş onlara olumlu mesajlar yüklemiş ve daha sonra da çeşitli ikazlarla neler yapılması gerektiği belirtilmiştir. Muhataplar, kendilerinde bulunan özelliklerinden bahsedildiğinde onore olmuşlar ve yapacağı hizmete daha sıkı sarılmışlardır.

Sonuç olarak; Bediüzzaman ve talebelerin hitapları sadece kendi devirlerine ait değildir. Şahsa yapılmış ve orada kalmış hiç değildir. Hitapların asıl muhatabı bizleriz. “Bediüzzaman’ın hitaplarına muhatap olacak özellikler bizlerde var mı?” sorusuna cevap verebilirsek o incelik abidesi hitaplara o zaman muhatap olabiliriz.

 

Bir Hitap Analizi

“Aziz, sıddık, mübarek kardeşlerim ve hizmet-i Kur'aniyede çalışkan ve kuvvetli arkadaşlarım ve tarik-i hakta ve berzah seyahatinde ve ahiret yolundanuranîyoldaşlarım

Bediüzzaman bu hitabında kardeş, arkadaş, dost olarak üç kesime de seslenmiştir. Sıddık, mübarek, çalışkan, kuvvetli, nurani gibi en güzel sıfatları kullanmış ve muhataplarını en üst seviyeye taşımıştır. Onlarla sadece bu dünyayı hedeflememiş ahiret yolunda da sonuna kadar birlikte yürüyeceklerini dile getirmiştir.

Bediüzzaman kardeşlerinden ahdine sadık kalmalarını, doğru sözlü olmalarını istemektedir. Bediüzzaman, Peygamberimize ait olan bir sıfatı kardeşleri için devamlı kullanması ve kardeşlerini her zaman mübarek görmesi manidardır.

Kur’an hizmetinde bulunan arkadaşlarının çalışkan olmasını istemesinin yanında kuvvetli olmasını istemesinin ayrı bir önemi vardır. Kuvvetli olmak maddi zenginlikle olabileceği gibi fiziksel de olabilir. O kadar baskı, işkence gören arkadaşlarından kuvvetli olmalarını istemesi de dikkate değerdir. Çalışkanlık ve kuvveti birlikte kullanması arkadaşlarının her şeye gücü yeteceğine, küfre karşı dayanabilecek kuvvete sahip olduğuna işaret olsa gerek.

Risale-i Nur talebelerinin birliktelikleri sadece bu dünya için değildir. Bediüzzaman da nurani yoldaşlarını sadece bu dünyada beraber olmak için eğitmemiştir. Hak yolunda, ahiret yolunda, berzah yolunda beraber olmak için eğitmiştir. Yoldaşları ile böyle bir yolculuğa çıkmıştır. Bediüzzaman’ın hitaplarına muhatap olanlar kendilerine uygun bir konumlama seçebilirler. Bediüzzaman muhatabının özelliklerini sıralar muhatap kendinde o özellikleri hissederse daha bir şevkle çalışır, eğer sayılan özellikleri kendinde görmez ise hitaba muhatap olmak için elinden geleni yapar. Daha bir şevkle çalışır. Burada asıl olan hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamaktır.

Foto galeri için buraya tıklayınız

KAYNAKÇA

1. NURSİ, Bediüzzaman Said, Barla Lahikası, 21/527, E-Risale.

2. NURSİ, Bediüzzaman Said, Kastamonu Lahikası, E-Risale.

3. YAŞAR, Sebahattin, “Risale-i Nur Eserlerinde Hitap (nida) Sanatı,” Körü Dergisi, 102.sayı, Bahar 2008.

 

popüler cevapdünya atlası