KAPANIŞ KONUŞMASI

Eklenme Tarihi: 09 Mayıs 2017

Muhterem hazirun, değerli Vali Yardımcım ve değerli hanımefendiler,

Risale-i Nur hareketi Üstadla başlayan çizgisi ile ebede doğru devam ediyor. Her dönemin, her asrın, ruhuna ve şartlarına uygun olarak gelişerek, serpilerek, büyüyerek bazı problemleri de içinde yaşayarak Her sosyal olayda olduğu gibi devam ediyor.

İman Kur’an hizmetinin doğup büyüdüğü Isparta’da ve köklerini saldığı yerde Üstadı ve onun talebelerini konuşmak son derece önemlidir. Hislerimizİ galeyana getiren, bizi duygulandıran bir atmosferdeyiz.  Ancak geleceğe doğru bakmak durumundayız. Bundan feyz, ilham ve heyecan alarak evrensel bir dille bütün insanlığa hitab eden Risale-i Nurun tealisiyle ilgili daha stratejik ve daha akılcı, daha hikmet dolu yeni yollar, yöntemler, ufuklar ortaya koymak durumundayız. Çünkü insanlığın buna ihtiyacı giderek artıyor. Olaylarla karşılaştıkça Risale-i Nurun tedavi edici özellikleri daha fazla ortaya çıkıyor.

Risale-i Nur sadece bir din kitabı mıdır? Hayır. Risale-i Nur din kitabıdır ama ondan daha fazla bir şeydir. Bütün insanlığın beraber barış ve huzur içerisinde imanlı bir hayatı yaşayabilme projesidir. Bediüzzaman 1. Said döneminde Osmanlının problemlerine çareler arayan bir Osmanlı entellektüeli, bir mütefekkiridir. 2. Said döneminde bütün insanlığın problemi olan iman meselelerine hayatın teksif etmiş, insanlığın iki cihan saadetine ulaşması için çırpınan, gayret eden, bu uğurda hayatını vakfeden bir asrın sahibidir, bir müceddittir. Dolayısıyla nasıl bir hazineye mazhar olduğumuzu düşünerek ileriye bakmak mecburiyetindeyiz.

Bu gün dünyanın pek çok yerindeki insanlar, Müslüman olsun, gayrımüslim olsun Risale-i Nurla tanıştıktan sonra hayatlarının değiştiğini, Risale-i Nurun onları nasıl etkilediğini söylüyorlar. Birkaç örnek vermek istiyorum:

İan Markham, Amerika’da bir Hıristiyan yüksek din adamı yetiştiren okulunun rektörüdür. “Bediüzzaman’dan Neler Öğrendim?” diye yazdığı kitabında çok mesafe aldığını ve seküler dünyaya karşı Hıristiyan âlemi cevap vermekte aciz çaresiz kaldığını, Bediüzzaman’ın açtığı çığırla Risale-i Nur, bize de kendi seküler dünyamıza cevap verme imkanı sağladığını, onun yardımı ile artık daha fazla bu konularda söz söyleme imkânına sahip olduklarını söylüyor.

Thomas Michel bir Hıristiyan Katolik rahip, dünyanın pek çok yerinde Vatikan adına görev yapmış, şu anda da yine Amerika’da kürsüsü olan bir profesör. Diyor ki: “Ben Allah’ı, O’nun isimlerini, sıfatlarını, Risale-i Nurdan öğrendim.”

Bediüzzaman Hazretleri dağa, inzivaya çekilerek, insanlardan uzak kalarak Allah’a yakınlaşmak yerine, sofizmin yerine, hayatın içinde yaşayarak, insanlarla temas kurarak, sosyallikten kopmadan, hayatın merkezine Allah’ın rızasının nasıl konacağını bize öğretiyor. Bu asırda modern insanın aradığı temel meselelerdeki çözümleri Risale-i Nur söylüyor.

İspanya’da bir grup Müslüman Risale-i Nur ve Bediüzzaman Derneği kurmuşlar, Türkiye ile de hiçbir bağlantıları yok.  Sadece oralı Müslümanlar. Bir şekilde Risale-i Nuru tanımışlar, Risale-i Nuru yaymak ve anlatmak üzere dernek kurmuşlar ve bu dernekte çalışmalar yapıyorlar. Neden Risale-i Nur? Sorusuna, “Bu asrın modern insanına hitap ediyor. Batı dünyasında modern insan tek başına yaşayan insandır. Bu insanı ahlaki motivasyonla imanla teçhiz eder ve onu bu asrın seküler belalarından kurtaran çok önemli devaları içinde barındıran bir eser.” Onun için gelecek Risale-i Nurundur. Biz de İspanyadaki insanların saadeti için Risale-i Nuru yaymaya çalışıyoruz. Orada bir imamlar toplantısına gitmek üzere Risale-i Nurları bastırdıklarını ve dağıtacaklarını söylüyorlar.

Profesör Ferit Alatas, “Dünyanın, modern ve postmodern asrın temel problemi yeis, umutsuzluk ve bunun tek çaresi Risale-i Nurdur” diyor. Batı insanını umutsuzluktan bu manasızlık ve abesiyet mantığından ve o hazcılıktan kurtaracağımız kaynak Risale-i Nurda var. Dünyanın pek çok yerinden gelen gençlerden Hintli birisi İstanbul’da Risale-i Nurla tanıştıktan sonra, heyecanla ayağa kalkıyor ve diyor ki, “Bunlar çok önemli şeyler. Bu Said’lerin sayısını nasıl arttıracağız?”

Bütün bunların ışığında Risale-i Nuru umumun malı yapmanın yani bir cemaati kalıbın dışında daha geniş kitlelere ulaştırmanın, hayat safhasına geçirmenin ve adeta bütün insanlığa hitap edecek tarda bir anayol haline getirmenin, daha doğrusu bu Risale-i Nurun evrensel dilinin bir düşünce metodolojisi ve sistematiği olarak dünyanın düşünce sistemine girmesinin, yani Üstadın Medresetüzzehra projesiyle ortaya koyduğu mezc mantığının, yani fen ilimleriyle geldiğimiz mahiyet-i eşyanın din ilimleriyle talim-i esma ile hakikat-i eşyaya tahavvül ve tekemmül etmesinin dünyada bir ilmi metod olarak ortaya konmasının zamanı gelmiştir.

Nur talebelerinin önündeki misyonda bunlar gözüküyor. Bizim entellektüel camiamızın özellikle geleceğe dönük ve bu dünyada seküler felsefenin normları içerisindeki bilimsel düşüncenin yerine alternatif olarak koyacakları bir yeni düşünce sistematiğini mahiyet-i eşyanın ve hakikat-i eşyanın beraberliği ile ortaya koyacak bir düşünce sistemini üretmemiz lazım. Bununla ancak batıya hitab edebiliriz, akademik camiayla tartışabiliriz. Yine Ferit Alatas’ın bir tesbiti: “Batılı entellektüel Müslüman ilim adamlarını kale almıyor. Onları tartışmaya değer bulmuyor. Çok fazla kulak kabartmıyor.”  

İslamiyet denince Risale-i Nuru, hatıra gelebilecek ana damar haline getirmenin yol, yöntem ve çareleri Risale-i Nur talebelerinin önündeki en önemli misyondur. Düşünmesi, konuşması, tartışması gereken, fikr üretmesi gereken çok önemli bir faaliyet alanı olarak duruyor. Yani dünyayı algılayan bir stratejik düşünce sistemi. Üstad Hazretlerinin düşünce sistemi stratejiktir. İnkâr-ı ulûhiyet fikrinin kitaplara girmeye başladığı bir dönemde Haşir Risalesini yazıyor. Onu tenkit etmekle uğraşmıyor. Onu kökünden çürütecek bir başka aksiyon ortaya koyuyor. Dünyadaki problemlere karşı Risale-i Nurun o tamir mesleği ile bağlantılı bir aksiyon ortaya koyabilmesi buna dönük bir stratejik derinliğe, vizyona sahip olacak bir entelektüel birikimimizin serpilmesi büyümesi önümüzdeki problemler arasında duruyor.

Isparta Kahramanları bugün bir şahs-ı manevi olarak karşımızda duruyor. Onların sıfatları, özellikleri, izzet, sadakat, sebat, vefa, îsâr, ihlâs, samimiyet, Risale-i Nurla iktifa etme, müsbet hareket, adanmışlık, takva gibi hasletler, garazsız ivazsızdır. Üstad Hazretlerinin son mektupta söylediği gibi Said yok, Said’in şahsı yok, Said’in ilmi, makamı yok, konuşan yalnız hakikattir. Eğer makamı olan birisi bunu söylerse, karşıdaki ikna olur ama “makamıyla beni teshir etti” der yine bir şüphe kafasının bir tarafında kalır. Onun için hakikat ve hakikati ilettiğimiz şahıs arasında hiçbir şeyin, bizlerin, makamımızın, mevkiimizin olmaması lazım. Konuşanın sadece hakikat olacağı bir gelecek inşaallah hepimizi o Isparta Kahramanlarına arkadaş edecektir, komşu edecektir.

Hepinize saygılar sunuyorum.       

popüler cevapdünya atlası