İzah - İsbat İlişkisi Üzerine

Eklenme Tarihi: 19 Haziran 2014 | Güncelleme Tarihi: 08 Ocak 2017

 

Dr. M. Akif Yazıcı'nın Risale-ş Nur'da İzah Çalıştayı tebliğidir

İzah ve isbat kavramları, bilimsel çalışma çerçevesinde değerlendirildiklerinde, araştırmacının faaliyetinde isbat daha önce gelir. Bir problemden yola çıkan araştırmacı, önce bir hipotez ortaya atarak, bunu isbatlama çabası içine girer. Bu işin içeriğinin genel anlamda ‘delil bulma’ olduğu söylenebilir. Delillerin tabiatını, problemin ait olduğu bilim disiplini belirler. Mesela, deliller matematikte belirli matematiksel ilişkiler, fen ve sağlık bilimlerinde deney ve gözlem, mühendislikte genellikle bu ikisinin birleşimi, sosyal ve beşeri bilimlerde ise gözlem, anket ve tarihî belgelerdir.

İsbat işinin tamamlanmasının ardından, izah işlemi başlamalıdır. Bu işin içeriği, genel anlamda yapılan isbatın uygun bir biçimde muhataplara sunulmasıdır. Bu yapılmadığı takdirde, bilimsel çalışma tamamlanmış sayılmaz. Zira araştırmacının elde ettiği sonuç, (bilimsel veya genel anlamda) kamuoyu ile paylaşılmadığı takdirde, bilim dediğimiz birikime dahil olmaz ve dolayısıyla efektif olarak yok hükmündedir. Teknik anlamda bakıldığında ise izah faaliyeti, elde edilen sonuçların bilimsel dergilerde, konferanslarda ve ders veya seminerlerde sunulması demektir.

Bu çalışmayla dikkat çekmek istediğimiz nokta, bu iki faaliyetin karakteristik farklarıdır. Öncelikle isbat işini ele alalım. İsbat, genel anlamda bilinen bir takım şeylerden yola çıkar. Bunlar, çalışılan bilim disiplinin bilimsel literatürüne dahil olmuş verilerdir. Zaman zaman bunlara bazı önkabul ve varsayımlar da eklenir. Böyle bir durumda isbatlanan, mutlak manada bir gerçeklik değil, yola çıkılan varsayımların isbatlanan sonucu netice vereceği ilişkisidir, yani şartlı bir önerme isbatlanmış olur. Burada önemli olan, isbatın karakteri ne olursa olsun, geçerli olabilmesi için tek şart, verilerden yola çıkılarak takip edilen yolun mantık hataları içermeden sonuca ulaşıyor olmasıdır. Bir başka ifadeyle, bir isbatın herkesçe anlaşılacak derecede bariz ve kolay olmaması, onun doğruluğuna halel getirmez.

Bu noktadan itibaren izah süreci başlar. İzah sürecinin amacı, yapılan isbatın, seçilen bir hedef kitlenin algısına uygun bir biçimde sunulmasıdır. Saf akademik çalışma göz önüne alındığında bu, bir dergide yayınlanmak üzere hazırlanan bir makale veya bilimsel bir kongrede sunulmak üzere hazırlanan bir tebliğdir. Makalenin/tebliğin yayınlanması için seçilen dergi/kongre, hedef kitleyi belirlediği için izah süreci üzerinde belirleyici etkiye sahiptir. Sözgelimi, sınırları son derece belirli bir konuda düzenlenen ve sadece uzmanların katıldığı bir kongrede sunulmak üzere hazırlanan bir tebliğde araştırmacı, muhatap kitlenin altyapısına istinaden daha fazla sayıda teknik terim kullanma ve bazı bölümleri ve detayları kısa kesme ayrıcalığına sahip olur. Yahut, diğer açıdan bakıldığında, araştırmacı sadece belirli bazı detayları ön plana çıkararak genel resim yerine bu detayları vurgulayabilir, ve bu tam da dinleyicilerinin ilgisini çekecek bir sunum olabilir. Öte yandan, hedef kitle genişledikçe, araştırmacının sunmaya çalıştığı mevzudaki ortalama uzmanlık seviyesi düşmeye başlar. Bu durumda araştırmacı, iletmeye çalıştığı şeye kendisi de daha yukarıdan bakarak, izahından mümkün olduğunca fazla sayıda kişinin istifade etmesine gayret eder.

Bu açıdan bakıldığında, izahın genel anlamda bir eğitim faaliyeti olarak görülmesi mümkündür. Zira izah edicinin hem izah edilecek konuda tam bir hakimiyet sahibi olması, hem de konuyu izah edeceği muhataplarını tartarak onların sıkletine uygun bir biçime sokması gerekmektedir. Bu zaman zaman mevzuun bizatihi içinde olmayan teşbih, mecaz, temsil gibi anlatımda yardımcı elemanlardan da faydalanılmasını icab edebilir. Bu açıdan izahla kıyaslandığında, saf (yani izahını içermeyen) isbatın eğitim faaliyeti olmadığı, daha çok bilişsel ve bilimsel bir faaliyet olduğu söylenebilir. Performans kriteri olarak ‘hedefe (hedef kitleye) ulaşma’ baz alınırsa, yapılan herhangi bir izahın başarısı en azından nitel olarak ölçülebilir. Buna dayanarak izahın ‘kalite’sinden bahsedilebilir. Öte yandan isbat söz konusu olduğunda ‘hedefe ulaşma’dan, bu defa hedef kitleye değil, hipotezin doğruluğuna ulaşma anlaşılmalıdır. Bu bakımdan bir isbatın alabileceği yalnızca iki değer vardır: İsbat ya sonuca ulaşır ve başarılı olur, veya hipotezin doğruluğunu gösteremeyerek başarısız olur (ki bu durumda isbat zaten ‘yok’tur). Her ne kadar özellikle matematikte bir isbatın ‘güzelliği’nden ve ‘kalite’sinden bahsedilebilse de, ‘çirkin’ veya ‘kalitesiz’ isbatlar da neticede isbattırlar, ve görevlerini yapmışlardır.

Bize göre, Risale-i Nur’da izah ve isbat kavramlarını zihnimizde somutlaştıran iki pasajı burada zikretmekte fayda görüyoruz. Birincisi, ‘Hazmolmayan ilim telkin edilmemeli’ başlığıyla Lemeat’ta yer alan şu ifadelerdir:

Hakikî mürşid-i âlim koyun olur, kuş olmaz. Hasbî verir ilmini.
Koyun verir kuzusuna hazmolmuş musaffâ sütünü.
Kuş veriyor ferhine lüab-âlûd kayyını.[1]

Burada esasen anafikir, izah veya isbat kavramlarının ötesinde mürşid-i âlim ile ilgilidir. Yalnızca âlimlike kalmayan, aynı zamanda irşad edecek olan bu kişinin, muhatabına verdikleri kendinde özümsenmiş ve hazmedilmiş olmalıdır ki, muhatapta ‘anlama’nın yanısıra bir ‘tasaffi’ işlemine gerek duyulmasın. Bunun ideal bir izaha doğru atılmış olan ilk adım olduğunu söylemek çok yanlış olmaz. Buradan hareketle iki tür ‘izahçı’ portresi tasavvur edilebilir. Metindeki teşbih devam ettirilirse koyun, otla beslenerek kuzusuna uygun sütü üretir. Öte yandan bir arslan, et yiyerek yavrusunun sütünü üretir. Buradan hareketle farklı farklı konuları hazmederek, muhataplarına izah üreten farklı farklı izahçılar olacağı öngörülebilir. Risale-i Nur izahında bunun bizi ‘izahta uzmanlaşma’ya götürmesi doğal bir sonuç olmalıdır. Bu bakımdan Risale-i Nur araştırmacılarının belirli konularda uzmanlaşarak, mesela ‘Haşir izahçısı’, ‘Kader izahçısı’, ‘Ene izahçısı’ vb. olmalarını bekleyebiliriz. Bununla beraber, koyun ve arslanın yanısıra, insan gibi hem et türü hem bitki türü çok çeşitli gıdalarla tegaddi ederek bebeğine sütünü üreten canlıların varlığından yola çıkarak da, birden çok konunun uzmanı olarak izahını gerçekleştirebilecek uzmanların olabileceği de iddia edilebilir.

Bu pasajda gıdanın süte dönüştürülerek muhatab olan yavruya verilmesi izaha benzetilirse, isbat da gıdanın varlığının, veya gıdaya ulaşılabilecek yolların gösterilmesi işidir. Bu yolların bazıları uzun, bazıları kısa, bazıları kolay, bazıları zor vs. olabilir. Sadece isbat düşünüldüğünde önemli olan yolun varlığıdır, kalitesi ikinci planda gelir.

İzah faaliyetini belki de en veciz biçimde anlatan ifade ise, üstadıyla birlikte şehit Hafız Ali’nin kaleminden çıkmıştır: ‘Risale-i Nur'un bir kerametidir ki, ata et, arslana ot atmaz. Belki ata ot, arslana et atar ki, o arslan hocaya İhlâs Risalesini verdi.[2],[3]

İzahın tam olarak ‘ata ot, arslana et vermek’ işi olduğu söylenilebilir. Yani izah her türlü bilginin, muhatabının alabileceği, sindirebileceği ve faydalanabileceği bir formda ona verilmesi işidir. Bu bakımdan bir muhataba uygun bir izahın, bir başkasının fehmine uyacak şekilde yeniden izahı da mümkündür ve ‘izah izahçıları’nı gerektirir. Bu bakış açısını on beş vazifenin umumuna teşmil ederek direk ana metinden yola çıkan izahçıların yanı sıra, ‘isbat izahçıları’na, ‘tefsir izahçıları’na, ‘şerh izahçıları’na vs. ihtiyacımız olacağı anlaşılır.

Özetle, isbat işi genel olarak bir bilişsel ve bilimsel faaliyet iken, izahın en genel anlamda bir eğitim faaliyeti olduğu söylenebilir. Bu iki işin temel farklılıkları, bu ayrımdan kaynaklanır. İkisinin ilişkisini ise hammade-ürün ilişkisine benzetmek çok yanlış olmaz. İsbat faaliyeti bizatihi isbatın kendisinin vuzuhu ile ilgilenmezken, onu muhataplara ulaştırmak işi olan izahın temel amacı, tanımı gereği vuzuhtur.

 


[1] Nursi, Said. Sözler. Sözler Yayınevi, 2005, s. 685.

[2] Nursi, Said. Lem’alar. Sözler Yayınevi, 2005, s. 276.

[3] Nursi, Said. Kastamonu Lâhikası. Sözler Yayınevi, 2005, s. 206.

 

popüler cevapdünya atlası