İyiyi Kötüden Ayıran Müfettiş: Vicdan

Eklenme Tarihi: 11 Temmuz 2014 | Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2017

 

Ali Irmak’ın 6 Vecihle 15 Vazifeden İzah Atölyesi ve Müzakereleri çalışmasıdır

Vicdan; iyiyi kötüden ayırıp, iyiden lezzet alan ve kötüden de elem hisseden bir duygu olarak tanımlanır.

Vicdan, fıtrat-ı zîşuur’dur (e-risale, Mektubat, 665). Fıtrat yalan söylemez. Bir çekirdekteki meyelân-ı nümüvv der: “Ben sümbülleneceğim, meyve vereceğim.” Doğru söyler. Yumurtada bir meyelân-ı hayat var. Der: “Piliç olacağım.” Biiznillâh olur, doğru söyler. Bir avuç su, meyelân-ı incimad ile der: “Fazla yer tutacağım.” Metin demir onu yalan çıkaramaz; sözünün doğruluğu demiri parçalar. Şu meyelânlar, iradeden gelen evâmir-i tekviniyenin tecellîleridir, cilveleridir (e-risale, Mektubat, 665).

Şuursuz varlıkların fıtratları bunları yaparken “Bismillah” kuvvetine dayanır. Bediüzzaman konusu “Bismillah” olan Birinci Söz’de de tohumlardan, çekirdeklerden, bostanlardan, inek, koyun gibi hayvanlardan örnekler vererek onların da hareketlerinin “Bismillahah”a dayandığına vurgu yapar.

Öyle de insanlar da selim kalpleriyle, temiz vicdanlarıyla “Bismillah” dedikleri zaman bela, musibet, hastalık ve sıkıntıların hararetine, kasavetine, acısına ve baskısına karşı dayanırlar. “Bismillah” ile o ağır yükleri kaldırırlar. “Bismillah” bütün hayırların başı olduğu gibi, bütün şer ve sıkıntılara karşıda dayanma gücü ve metaneti verir insanlara.

Peygamber Efendimiz kalbinin selimliliği, vicdanının temizliği ile zirveydi. İlk vahiy geldiğinde, “Yaradan Rabbi’nin adıyla oku” emrinden sonra okumaya başlamış, Allah’ın adına dayanmıştı.

Cebrâil (a.s.) ilk Vahyi getirip, Efendimize; "Oku!" diye hitap ettiğinde, Kâinatın Efendisini hayret ve korku sardı. Yüreği ürperdi! Efendimiz, "Ben okuma bilmem" diye cevap verdi.

Hazret-i Cebrâil, kendilerini kucakladı ve sıkıp bıraktıktan sonra, tekrar, "Oku!" diye seslendi.

Fahr-i Kâinat aynı cevabı verdi: "Ben okuma bilmem!"

Hazret-i Cebrâil, üçüncü kez Kâinatın Efendisini kucakladı ve sıkıp bıraktıktan sonra yine seslendi: "Oku!"

Bu sefer Fahr-i Kâinat: "Ben okuma bilmem, söyle ne okuyayım?" dedi.

Bunun üzerine melek, Allah'tan aldığı ve Resûlüne teslim etmeye geldiği Alâk Sûresinin ilk ayetlerini başından sonuna kadar okudu:

"Yaratan Rabbinin ismiyle oku. O Rabbin ki, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku. Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, insana kalemle yazmayı öğretendir." (Alak: 1/5).
İlk Vahiyden sonra Efendimiz “Yaradan Rabbinin İsmiyle” okumaya başladı. Bu okuyuşla Hak geldi. Doğrular ile yanlışlar, Hak ile batıl arasında uçurumlar oluştu.
Kur’an’da temiz vicdanların nasıl olması gerektiği konusunda;

“Bunun üzerine vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) dediler ki: ‘Doğrusu siz haksızsınız.’” (Enbiya: 21/64)

“Bak, vicdanlarına karşı nasıl yalan söylediler! O uydurdukları putlar da kendilerinden kaybolup gitti.” (En’am: 6/24)

Erkek ve kadın müminlerin, bu iftirayı işittiklerinde kendi vicdanları ile hüsn-ü zanda bulunup da ‘bu apaçık bir iftiradır’ demeleri gerekmez miydi?” (Nur: 24/12)

“Ve vicdanları bunlar(ın doğruluğun)a tam kanaat getirdiği halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları bile bile inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!” (Neml. 27/14)

gibi ayetlerle dikkat çeker.

Peygamber Efendimiz de “Besmele”nin inişi ile ilgili olarak şunları söyler:

“Besmele inince bulut doğuya kaçtı, rüzgâr sakin oldu, deniz dalgalandı ve bütün hayvanlar kulak verdiler. Şeytanlara da semadan taşlar yağdı. Allahu Teâlâ, besmele hangi şeyin üzerine okunursa muhakkak o şeyde bereket yaratacağına dair izzet ve celaline yemin etti.” (Suyutî, D Mensur: 1/26).

Selim kalpli, temiz vicdanlı insanlar “Bismillah” kuvvetine dayandıkları vakit bize olağanüstü gelen işler onlara gayet normal gibi gelir. İmam Cafer-i Sadık’tan rivayetle Hz. İsa ile bir adam arasında geçenlerin anlatıldığı olay buna çok güzel bir örnektir.

İmam Cafer-i Sadık (rahmetullahi aleyh) hazretleri anlatır:

“İsa Aleyhisselam bir nehirden karşıya geçecekti. ‘Bismillah’ diyerek suya adımını attı ve su üzerinde yürümeye başladı. Onu takib etmekte olan bir adam da İsa Aleyhisselamın su üzerinde yürüdüğünü görünce, o da ‘Bismillah’ deyip su üzerinde yürüyerek İsa Aleyhisselama yetişti. Bu esnada adam, kendi kendisine şöyle dedi: ‘Ruhullah olan İsa Aleyhisselam suyun üzerinde yürüyor, ben de onun gibi su üzerinde yürüyorum; o halde onun benden üstünlüğü nedir?’ Böyle düşünürken suya battı ve ‘Yâ Ruhullah! Beni tut, boğulmaktan beni kurtar!’ diye bağırmaya başladı. İsa Aleyhisselam onun elinden tutarak sudan çıkarıp şöyle buyurdu: ‘Ey kişi! Ne dedin ki suya battın?’ Adam şöyle dedi: ‘Ben kendi kendime şöyle dedim: Peygamber su üzerinde yürüdüğü gibi ben de su üzerinde yürüyorum. Öyleyse bizim aramızda ne fark vardır? Bu sebeple battım.’

“İsa Aleyhisselam şöyle buyurdular: ‘Sen kendini, layık olmadığın bir dereceye çıkardın. Bundan dolayı Allahü Teâlâ sana gazab etti; haddini bil ve şimdi söylediğin sözden tevbe et!"

İmam Cafer-i Sadık hazretleri bunu naklettikten sonra şöyle buyurdu: "Öyleyse Allahü Teâlâdan korkun, haddinizi bilip kendinizi yüksek makamlarda zannetmeyin ve bu makamlarda olanları da hased etmeyin. Yoksa gazab-ı İlahi size de gelir.”

Bu örneğe farklı açılardan bakılabilir. Bizim bakış açımız “Bismillah” gücü noktasında ve örnekte geçen şahısların selim kalpleri ve temiz vicdanlarıyla ilgili olan kısımlarıdır.

Selim kalpli, temiz vicdanlara sahip insanların yapabilecekleridir bunlar.

Çağın Vicdanının hayatında da bu tip olaylar oldukça vardır. Sürgüne giderken namaz vaktinin girmesiyle kelepçelerin açılması örneğinden, hapishanedeyken namaza gitmesine kadar birçok örnek.

Temiz vicdanlı insanlar; “adalet yerini bulsun, herkes hak ettiğini bulsun, zalim ile mazlum arasında fark olsun” diyerek her şeyi ince elekten geçirir. Günümüzde yaşanan onca zulümler karşısında temiz vicdanlar feryat etmekte, “Zalimler için yaşasın cehennem” demektedirler.

Sonuç olarak Bediüzzaman Mektubat adlı eserinde Kur’an’ın doğrulanmasında vicdanın önemli bir yer teşkil ettiğine vurgu yapar.

“Hem Kur’ân vahiy olmakla beraber, delâil-i akliye ile teyid ve tahkim edilmiş. Evet, kâmil ukalânın ittifakı buna şahittir. Başta ulema-i ilm-i kelâmın allâmeleri ve İbni Sina, İbni Rüşd gibi felsefenin dâhileri, müttefikan, esâsât-ı Kur’âniyeyi usulleriyle delilleriyle ispat etmişler.

“Hem Kur’ân, fıtrat-ı selime cihetiyle musaddaktır. Eğer bir arıza ve bir maraz olmazsa, her bir fıtrat-ı selime onu tasdik eder. Çünkü itmi’nân-ı vicdan ve istirahat-i kalb, onun envârıyla olur. Demek fıtrat-ı selime, vicdanın itmi’nânı şehadetiyle onu tasdik ediyor. Evet, fıtrat, lisan-ı haliyle Kur’ân’a der: ‘Fıtratımızın kemâli sensiz olamaz.’ Şu hakikati çok yerlerde ispat etmişiz.” (e-risale, Mektubat, 272).

 

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası