İyi lidere değil, imanımızı gözden geçirmeye ihtiyaç var

Eklenme Tarihi: 16 Mart 2014 | Güncelleme Tarihi: 12 Haziran 2019

İşadamı-Yazar Said ÖZADALI'nın1. Uluslar Arası Hutbe-i Şamiye İslam Dünyası ve Küresel Barış Sempozyumu konuşmasıdır

İslam Dünyası İçin Hutbe-i Şamiye’yi Önemli Kılan Unsurlar

Bismillahirrahmanirrahim.

Ben işin ilmi tarafını değerli hocalarıma bırakarak bazı tespitler de bulunmak istiyorum. Bu bahar mevsiminde, Nisan’ın bu güzel havasında, Anadolu’muzun çok güzel beldesine maddi manevi barışın güzelliğin gelmesini temenni ve duâ ediyoruz.

Üstad Hazretlerinin ellerine kelepçe ilk Mardin'de vurulmuştu. Geçen sene Artuklu Üniversitesi bu kelepçeleri söktü attı ve inşallah bu kelepçeler bir daha da geri gelmez. Bizler de kardeşane, muhabbetane, dostane, arkadaşane inşallah bir ve beraber yaşarız. Çünkü Anadolu’nun bir ve beraber, sükûnet ve sulh içinde olması lazım. Zira Anadolu diğer İslam âlemine güzel bir modeldir, örnektir, numunedir. Ben Risale-i Nurları Arapça’ya tercüme eden İhsan Kasım Ağabey ile birlikte dört ülkeyi ziyaret etme fırsatı buldum. Son üç ayda Cezayir, Sudan, Tanzanya ve geçen hafta da Ürdün’de idim. Ürdün’de iki tane üniversitenin üç gün boyunca “Islahatçılıkta, Risale-i Nur Menheci” diye çok güzel çok verimli paneller izledik, takip ettik.

Hutbe-i Şamiye İslam âlemi için ne ifade eder veya İslam dünyası için Hutbe-i Şamiye’yi önemli kılan unsurlar nelerdir? Diye bir konuyu ifade etmeye çalışacağım. 28 Nisan 1911 Cuma günü Üstad Hazretlerinin Şam’da okuduğu ve altı tane hastalığı ifade ettiği, teşhis ve tedavi çarelerini söylediği hutbeyi bugün itibari ile aynen neşredecek olursak, halen âlem-i İslam için çok şey ifade etmediğini görürüz. Zira hangi arkadaşımızla hangi hocamızla karşılaşsak meşveret ettiğimiz zaman ayaküstü 40-50 tane ayet hadis sayıyor. Yeis dediğimiz zaman, o Müslümana yakışmaz. Ümit dediğimiz zaman, zaten Müslüman ümitli olur. Birbirimize tahakküm etmeyelim dediğimiz zaman, zaten bu da İslama uygun değil. Hulâsa benden senden çok daha güzel ifade ederler. Fakat şunu gördük altı maddelik olan Hutbe-i Şamiye daha sonraları 6000 sayfa olarak karşımıza çıkıyor. Hutbe-i Şamiye’yi önemli kılan unsur, arkasındaki muhteşem eser olan Risale-i Nur'dur. Üstad Hazretlerinin 1918 ve sonrasındaki hayatına baktığım zaman ben Hutbe-i Şamiye’nin adeta açılımını, yazımını sonuçlandırdığını o muhteşem eseri ile görmekteyiz.

Arap dünyasında çok arkadaşlarımız var. Siyaset o kadar aklımızı ve ruhumuzu fesat etmiş ki, Türkiye’ye bakarak diyorlar: “Siz ne yaptınız da o kadar parladınız? Vallahi şanslısınız. Sizin idarecileriniz iyi, bizimkisi kötü.” Bizim Başbakanımız onların çok gündeminde. Hatta Cezayir seçimlerinde kendi adaylarının üzerlerini çizip bizim Başbakanımızın ismi yazmışlar. O kadar siyasetle iç içeler. İnşallah bu sempozyumları düzenleyen arkadaşlarımız bir gün gelir de Haşir Risalesi sempozyumu yaparlar. Besmelenin sempozyumunu yaparlar. Yine yurtdışı programlarımızın birinde bir üniversitede bir hoca kalktı adını söyleyerek hangi bölümde hoca olduğunu söyledi ve hafız-ı Kur’an olduğunu ifade etti. Cebinden Haşir Risalesi’ni çıkararak çok kalabalık olan izleyiciye, “Ben bu Haşir Risalesi ile bir hafta önce tanıştım. Ben hafız-ı Kur’an’ım. Benim dünyamda Haşir Risalesi’ndeki ayetler yoktu. Haşir Risalesi’ni okuyunca keşfettim.” dedi.

Hülasa yüzde 99’u iman, fazilet, ibadet, ubudiyet ve dua olan dinimizi âlem-i İslam sanki, “Baştaki ıslah olursa, bütün memleket nur içinde olur.” diyor ve hâlâ bu meselede ısrar ediyor.

Ben Mekke Üniversitesi mezunuyum. 83’lü yıllarda çok değerli Ürdünlü bir dava arkadaşım vardı. Hakikaten muttaki, fedakâr bir mücahitti. Üniversiteyi beraber okuduk. Sonra Ürdün'e döndü. Bir süre haber alamadık. Daha sonra Afganistan'da üç sene çatıştığını duyduk. Şehit olmaya gitti, nasip olmadı, döndü geldi. Geçen hafta kendisi ile karşılaştık. Baktım kravat takmış. Çünkü her şeyi protesto eden bir insanın kravat takması bana garip geldi. Dedim ki: “Sana ne oldu böyle? Hani sen hiçbir kayıt tanımıyordun?” Bir ah çekerek dedi ki: “Biz Nursi'yi anlayamadık ve dinlemedik. Biz Üstadın siyasetten uzaklaşmasını bahane ederek okumadık. Sadece Mesnevi-i Nuriye ile kanaat ettik durduk.”Peki şimdi düşüncen nedir?” Diye sordum. Dedi ki; “Ürdün devlet başkanı dese ki, ben yarın Ürdün'de şeriatı ilan edeceğim önce ben karşı çıkarım.” Dedim ki: “İhvan-ı Müslimin Ürdün'deki seçimlere katılma. Protesto etti. Neden?” Bana, “Bizim temel problemimiz de bu. Biz ıslahı değil iskatı istiyoruz. Ben de eskiden meclisin taraftarıydım ama artık meclisin ıslah edilmesi için arkadaşlarımın çok tepkisini almış olsam da meclise girmiş oldum.” dedi.

Hutbe-i Şamiye âlem-i İslam için çok şey ifade eder. Sadece yeis, ümit meselesi değil. Çünkü âlem-i İslamın en büyük meselesi iman zaafiyetidir. Onlarla konuştuğumuzda da aynı şeyi itiraf ediyorlar.

Bir Üstad geliyor Barlaya, Fenzur ayetini 500 defa Eğirdir Gölünün kenarında gidip gelerek okuyor ve daha nice ayetleri gözlerimize sokarak bu budur diyor. Öyle satırlarda değil, kâinat kitabını bize okuyor. Bana göre Hutbe-i Şamiye’nin âlem-i İslama hitap ettiği nokta bu. Yine Ürdünlü bir şeriat profesörü itiraf ederek dedi ki: “Kırk seneden fazladır bu işi yapıyorum. Bizim öğrettiklerimizin hiçbir faydası yokmuş. Hele hele Risale-i Nur’u tanıyınca bu teferruat şeyleri bir tarafa bırakıp çocuklarımıza Risale-i Nur okuyacağız.” Ben de ona, “Mekke’de okurken okuduğumuz aynı dersler hiçbir istifade etmedi mi?” dedim. “Sadece sınav anına kadar zihnimizde olduğunu” söyledi. “Şu anda benim çocuğum Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde okuyor. O da aynı dersleri görüyor. Korkarım ki, 20 yıl sonra benim torunum da aynı dersleri görecek” dedim. Bana dedi ki: “İnşallah öyle bir şey olmayacak 2 yıl içerisinde silkelenip kendimize geleceğiz.”

Hutbe-i Şamiye Üstadın davranışlarıyla bakışıyla duruşuyla İslâm âlemine bir örnek model olursa çok şeyler ifade eder. Üstadın 1951’de Hutbe-i Şamiye’yi yeniden baskıya koyduğu zaman yeniden gözden geçiriyor. Badıllı Ağabeyin de ifadesi ile birçok şeyler ekliyor. Orada benim dikkatimi çeken şey, Mukaddime kısmına hastalık olarak iki tane daha hastalık ekliyor. Bunlar sefahatteki tiryakilik ve fenden gelen gaflet. Asıl hastalık bu. Bu asırdaki bu hastalığın manevi reçetesi Risale-i Nur’dur. Ancak Risale-i Nur’lar iman içinde cenneti, küfür içinde cehennemi bizzat insana kabul ettirerek bunu telafi ve tedavi edeceğini söyler. Dolayısıyla sadece altı tane hastalık yok. Gelin bunları sekize çıkalım.

Yine söylüyorum ki, Risale-i Nur Külliyatı arkasında olduğu için Hutbe-i Şamiye çok şey ifade eder. Risale-i Nur’ların uygulama tarihine baktığımızda zaman meşrutiyet, cumhuriyet ve yarı demokrasi dediğimiz şu üç dönemi yaşamış ve hepsinde müsbet hareketi esas almış, bir damla kan akıtmadan bu zirveye ulaşmış bir Üstad var karşımızda.

Yine sevgili dostlarımızla sohbetlerimizde nazım geçtiği için söylüyorum ki, Bediüzzaman Hazretleri sürgün edildi, zehirlendi, hapishanelere atıldı ve hiçbir gün aklına gelmedi ki: “Silaha sarılayım da bana bu zulmü yapanlara bir tokat da ben atayım.” Böyle bir şey yok. Fakat size en ufak bir diktatörünüz, ufak bir şey yaptığı zaman hemen silaha sarılıp dağlara çıkıyorsunuz. Hani cenneti istiyordunuz? Cennet bu kadar ucuz mu? Eğer gerçekten sizin ihtiyacınız, sizin dediğiniz gibi iyi önderlerse, alın size Mursi. Çok muhterem bir zat. Niye hâlâ tahrir meydanı perişan? Dedim ki: “Sizin ihtiyacınız iyi liderler değil. Gelin şu imanımızı bir daha gözden geçirelim.” Hutbe-i Şamiye’nin arkasındaki 6000 küsür sayfalık Risale-i Nur, Üstadın 80 senelik uygulamaları, Nur Talebelerinin yüzündeki o güzel nur, Türkiye'nin bugün geldiği noktada Hutbe-i Şamiye’nin âlem-i İslam için çok şey ifade ettiğini söylüyor.

Hepinize teşekkür ediyorum.

 

popüler cevapdünya atlası