İSTİĞNA MODELİ OLARAK ISPARTA KAHRAMANLARI

Eklenme Tarihi: 09 Nisan 2017 | Güncelleme Tarihi: 09 Nisan 2017

GİRİŞ

İstiğna “ğına” kökünden gelen bir kelime olup, Cenab-ı Haktan başka hiç kimsenin minneti altına girmemek anlamına gelmektedir. Diğer bir manada “gönül tokluğu ve elindeki ile yetinmektir”.

İnsanın Allah’tan başka hiç kimseye el açmaması, yüzsuyu dökmemesi, hayatını hep gönül tokluğu ve gönül zenginliği ile iffet dairesi içerisinde sürdürmesidir.

Diğer bir ifade ile istiğna Allah ve Resulünün ahlakı ile ahlaklanmaktır. Yüce Allah “Samed” sıfatı ile hiçbir şeye muhtaç olmaması ve Ganiyyi Mutlak olarak müstağnidir.

İstiğna, hayatın lezzet çeşmesi, insanın onur abidesidir. Haysiyet sınavının geçiş kapısıdır. İstiğna mihnetsiz ve minnetsiz olma, sahibine bağlanma ile birlikte insanlardan medet beklemeyi önler. Hayatı, sıfır beklenti ile direk sahibine bağlar.  Kalben ve ruhen arınmanın asgari şartı hiçbir beklentiye girmeden rıza-i ilahi için çalışmaktan geçer. İstiğna aynı zamanda Risale-i Nur mesleğinin hiçbir şeye alet edilmemesidir. Sadece Allah rızası için ifasıdır. “Gözümde ne cennet sevdası ve ne cehennem korkusu” diyen zatın odaklandığı iman hizmetidir. İstiğna içinde olmak dünyaya ve içindekilere kalben bağlanmamakla mümkündür.  Müstağni olmak; “kibir ve soğukluk veya baş eğmemek” gibi algılansa da insan kendi kalesinde mahzunlaşsa da hayat imtihanlarının farklı basamaklarını test eden süreçtir.

Risale-i Nur mesleği istiğnadır, Risale-i Nur çizgisi “maddi ve manevi her şeyini feda ettim.” ifadesini hayatı ile ispat eden bir üstadın izzetli iman fedailiğidir. (1)

İlk peygamber Hz. Âdem’den son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)’e kadar gelip geçmiş olan tüm enbiya hayatları boyunca istiğnayı kendilerine düstur edinerek her şeyi yalnız ve yalnız Allah’tan istemişler ona dertlerini dökmüşler. İnsanlardan hiçbir karşılık ve ücret talep etmediklerini Kur’an ve Hadislerden öğrenmekteyiz. Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde bu hususa dikkat çekilmektedir. O ayetlerden birinde yüce Allah Nebisini konuşturarak; “Ben yaptığım tebliğ vazifesi için sizden hiçbir şey istemiyorum, ücretim ve mükâfatım Âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir” (Şuara süresi 109. Ayet) Yüce Allah Kuran-ı Kerimin birçok ayetinde de kullarının kendinden başkasına el açmalarına asla razı olmadığını, rızkı kendisinin tayin ettiğini vurgulamaktadır.

Hiç şüphesiz Allah Resulü (s.a.v), istiğnada en güzel örnektir. Kendisi istiğnayı yaşayarak ve tavsiye ederek modelleştirmiştir. Hadis-i şeriflerinde; “zenginlik mal çokluğu ile değildir, bilakis asıl zenginlik gönül zenginliğidir”, “kim istiğna gösterirse Allah da onu gani kılar”, “kanaat bitmez tükenmez bir hazinedir” buyurmaktadırlar.

Resulullahın ashabında da onun gibi müstağni davranışlar görmekteyiz. Zengin olarak Müslüman olan, Ebu Bekir- i Sıddık tüm mal varlığını İslam uğruna harcamış ve kendisine ne bıraktığı sorulunca “Allah ve Resulünü” diyerek cevaplamıştır. Hz. Ömer de hilafeti zamanında devlet hazinesinin dolu olmasına rağmen kıt kanaat geçinmiş ve yamalı elbise ile hutbe okumuştur. Ashab-ı Kiram, Tabiin, Tebe-i Tabiin; nebevi terbiye ile yetiştiklerinden kendileri muhtaç oldukları halde bir başka muhtaç din kardeşlerini görünce nefislerinden feragat ederek din kardeşini kendi nefislerine tercih ederek yaşamışlardır, (buna isar hasleti denmektedir). Medine-i Münevvere’ye hicretten sonra Ensar ile Muhacirin arasındaki yardımlaşma örneği tam bir istiğna modeli olarak karşımıza çıkmaktadır.

İslam tarihinin levhalarına baktığımızda velilerin, salihlerin, âlimlerin, mürşitlerin, halifelerin hayat ve eserlerinde hep istiğna modelleri ile karşılaşmaktayız.

İstiğna sadece mal, mülk ve servete karşı değildir, kulun kalbini gafil kılan bütün varlık ve meşguliyetlerden sakınmasıdır. (2)

BEDİUZZAMAN SAİD NURSİ’NİN İSTİĞNASI

Bu konuya Tarihçe-i Hayat’ın ön sözünü kaleme alan devrin mühim âlimlerinden Ali Ulvi Kurucu’nun sözleri ile başlamak isterim.

“Üstadın hayatı boyunca cemiyetin her tabakasına vermekte olduğu binlerle istiğna örnekleri dillere destan olmuş bir ulviyeti haizdir. Masivadan tam manası ile istiğna ederek uzvi ve ruhi bütün varlığı ile Rabbü’l-âleminin bitmez ve tükenmez hazinesine dayanması müddet-i hayatında bir itiyad değil adeta bir mezhep, meşrep ve meslek olarak kabul etmiştir. İşin orijinal tarafı, bu meslek kendi şahsına münhasır kalmamış talebelerine de kutsi bir mefkûre halinde intikal etmiştir. Nur deryasında yıkanmak şerefine mazhar olan bir nur talebesinin istiğnasına hayran olmamak kabil değildir… Artık herkesin uğrunda esir olduğu maaş, rütbe, servet ve daha nice binlerce şahsi ve maddi menfaatlerle asla alakası olmayan bir insan nasıl olur da gönüller fatihi olmaz?”(3)

Osmanlı, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerini yaşayan Said Nursi’nin bütün hayatı istiğna örnekleri ile doludur, kendisi tüm hacetini Rabb-i Rahimine arz etmiştir. Garipliğini, kimsesizliğini, acizliğini ve fakirliğini ona sunmuş, ondan medet istemiş, onun dışında kimseye boyun eğmemiş, kimseden hiçbir şey istemediği gibi hediye dahi kabul etmemiş olduğu tarihçe-i hayatında sabittir. Üstad istiğna prensiplerinin gerekçelerini özetle şöyle arz etmektedir:

Birincisi; Ehl-i dalalet, ehl-i ilmi, vasıta-i cer etmekle itham ediyorlar ve “ ilmi ve dini kendilerine maden-i maişet yapıyorlar” deyip insafsızca onlara hücum ediyorlar. Bunları fiilen tekzip etmek lazımdır.

İkincisi;  Neşr-i Hak için enbiyaya ittiba etmek lazımdır.

Üçüncüsü; Allah namına vermek, Allah namına almak lazımdır.

Dördüncüsü; Tevekkül, kanaat ve iktisat öyle bir hazine ve servettir ki, hiçbir şey ile değişilmez.

Beşincisi; Halkların malından, hususan zengin ve memurlardan hediye almaya mezun değilim, bana dokunuyor ya da dokunduruluyor.

Altıncısı; İstiğna sebebini, en mühim mezhep imamlarından olan İbn-i Hacer diyor ki: “Salahat sebebi ile sana verilen bir şeyi salih olmazsan kabul etmek haramdır.”

İşte bu zamanın insanları hırs ve tama’ yüzünden küçük bir hediyeyi pek pahalı satıyorlar. (4)

Üstada talebeleri habersiz olarak otomobil satın alınca bir gece manevi olarak ihtar edilir ve “Risale-i Nur’un fedakâr kahramanlarının yüzlerini Risale-i Nur’un hizmetinden ziyade kendi istirahatine çevirmeye sebebiyet verdin… ila ahir.” (5)

Bediuzzaman bir talebesine yazdığı fakat umuma bakan istiğna düsturu hakkındaki mektubunda özetle diyor ki: “Bana bir hediye göndererek kaidemi bozmak istedin, ancak kabul edemem, şöyle ki; eski Said minnet almadı, minnetin altına girmektense ölümü tercih ederdi, çok zahmet ve meşakkat çektiği halde bu kaidesini bozmadı.” (6)

Yine Bediuzzaman tarihçe-i hayatının hiçbir döneminde zekât, sadaka, maaş ve hediye kabul etmemiş, iktisat ve bereket ile yaşamış, yüce Allah’tan başkasının mededini almamıştır.  Kastamonu’da bulundukları zaman oturdukları evin kirasını vermek için yorganını satar ve yine hiçbir şekilde hediye kabul etmez. (7)

Burdur’a sürgünleri sırasında kendisi ile birlikte nefyedilen reislerden bazıları, kendisine parasızlıktan zillete düşmemesi için sadaka ve zekâtlarını teklif ederler, o kabul etmez iktisat ve kanaatle yaşadığını belirtir. Daha sonra onlar iktisatsızlık yüzünden borçlanırlar. Bu olaydan yedi sene sonra o az para ile iktifa eder ve düstur-ı hayatı olan nastan istiğna” mesleğini bozmaz. (8)

Bediuzzaman küçük yaşından beri halkaların mukabelesiz hediyelerinden istiğna eder, hediyeleri kabul etmemeyi meslek ittihaz eder, hizmet-i imaniyeyi hiçbir şeye alet etmez.

İaşeden ziyade adalet içinde hürriyete muhtaç olduğunu belirtir. (9)

Sadaka ve yardımları kabul etmediği gibi kendi elbisesini ve lüzumlu eşyalarını satıp kendi kitaplarını yazan kişilerden satın alıyordu. (10)

ISPARTA KAHRAMANLARININ İSTİĞNALARI

Isparta, Bediuzzaman’ın tabiri ile “Nurların Camiü’l-ezheri ve medresetüzzehranın merkezi hükmündedir. Bediuzzaman Said Nursi’nin zorunlu ikamete tabi tutulduğu Isparta ve civarındaki saff-ı evvel yüzlerce talebesi Risale-i Nur’a kemal-i iştiyak, ihlas, sadakat ve gayretle hizmet ederek “Isparta kahramanları” namını almışlardır. Bu kahramanların hayatlarını ve hizmetlerini incelediğimizde her birisi kendi istidadı nispetinde model olmuşlardır. Üstadlarından aldıkları düsturları bi-hakkın yaşadıklarını görmekteyiz.

İstiğna açısından bakıldığında; bu kahramanların her birini ayrı ayrı saymaya ve örneklemeye vaktimiz yetmeyecektir. Isparta kahramanlarından birkaç örnek verecek olursak;

  1. Ahmet Hüsrev Altınbaşak

Gül Fabrikasının önde gelen rüknü ve birinci kâtibidir, yapmış olduğu Risale-i Nur’u yazma hizmetinden dolayı Üstaddan dua ve teşvik almıştır. Hizmetinde sırf rıza-i ilahi gözeterek maddi bir karşılık beklememiştir. Hüsrev ağabey Üstadın bedeline hasta olmak ve ölmek istemektedir. Ancak Üstad neşir hizmetinde çalıştığını ve sıhhatı için dua ettiğini beyan eder.

  1. Sıddık Süleyman

Üstad Barla’ya geldiklerinde onu ziyaret ederek hizmetine giren Sıddık Süleyman ağabey sadakatle sekiz sene hiç gücendirmeden Üstadın şahsi hizmetinde bulunur, hiçbir karşılık beklemeden yapmış olduğu bu hizmetinden dolayı “sıddık” ünvanı ile yâd edilir. Üstad, “Süleyman benim her hususi işimi ve kitabetimi kemali şevk ile minnet etmeyerek ve mukabilinde bir şey kabul etmeyerek kemal-i sadakatle yapmıştır” demektedir. Sıddık Süleyman da hiç kimseden hususan Üstadından da karşılıksız hiçbir şey kabul etmemiştir.

  1. Büyük Ruhlu Küçük Ali

Mübarekler heyetinin önde gelen Nur talebelerindendir. Risale-i Nur hizmetini dünyada her şeye tercihen hayatının en büyük maksadı yapmıştır.

  1. İslam Köylü Hafız Ali

Nur Fabrikasının önde gelen rüknüdür. Risale-i Nur’un hizmetkârı, naşiri, Haşirdeki Mahkeme-i Kübra’da nur talebelerinin alemdarıdır. Üstad hazretleri Hafız Ali’de görmüş olduğu yüksek sadakat, ihlâs, samimiyet gibi hasletlerin diğer nur talebelerinde olmasını istemiş bu hasletlerinden dolayı kendisini tebrik etmiştir.

  1. Tahir-i Mutlu

Bediüzzaman’ın tabiri ile gençlerin kumandanı ve veli olan Tahiri abi kendi makamını bilmek istemeyerek hizmeti tercih etmiş ve istihdam olunmuştur.

  1. Abdullah Çavuş

Risale-i Nurları yazan ve nur postacılığı yapan Abdullah Çavuş’un, istiğna, sadakat ve ihlasını Üstad övmektedir.

  1. İbrahim Hulusi Yahyagil

Abdülkadir Geylani’nin 8 yy. önce işaret ettiği talebelerinden birisi olan Hulusi Yahyagil, Bediüzzaman’ın birinci derecede muhatabı ve istiğna mesleğinin zirvesidir. (11)

Yukarıda zikrettiğimiz Isparta Kahramanlarına misal olan bu ağabeylerin dışında diğer tüm kahramanlar Risale-i Nur hizmetinden maddi ve manevi feragat mesleğinden ayrılmamışlar, yalnız ve yalnız Allah rızası için çalışmışlardır. (12)

SONUÇ

İstiğna mesleğinde asıl olan, bu mesleği başından beri yaşayabilmektir. Yani şan, şöhret, mal ve zenginlik sahibi olmaya, makam ve mevki talep etmeye yeltenmemektir.  Bunlara sahip olunsa bile, Isparta kahramanları gibi iman ve Kur’an hizmetinde çekinmeden bunları harcayabilmektir. Nefsimizden başlayıp devam edecek olan istiğna düsturu ile ücreti yalnız Allah’tan isteyerek hareket edebilmektir.

                                                                                                                 

Kaynaklar

(1) Berk, İsmail, Risale Haber.

(2) altinoluk. Com.

(3) Kurucu, Ali Ulvi, Tarihçe-i Hayat, Önsöz.

(4) Nursi, Said, Mektubat, 2. Mektup.

(5) Nursi, Said, Emirdağ Lahikası, 133. Mektup.

(6) Nursi, Said, Mektubat, sayfa 13.

(7) Nursi, Said, Tarihçeyi Hayat, sayfa 326.

(8) Nursi, Said, Lemalar, sayfa 141.

(9) Nursi, Said, Emirdağ Lahikası, sayfa 18.

(10) A.g.e., sayfa 272.

(11) Koçoğlu, Himmet, Isparta Kahramanları.

(12) Nursi, Said, Emirdağ Lahikası, Konuşan Yalnız Hakikattir.

Isparta Kahramanları Sempozyumu, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 7, s. 179-185,  Risale Akademi. 

popüler cevapdünya atlası