Isparta Sempozyumu açış konuşmasıdır

Eklenme Tarihi: 24 Mart 2017 | Güncelleme Tarihi: 24 Mart 2017

Bismillahirrahmanirrahim

Sayın Valim,

Üstadımızın vefakâr, cefakâr, insanlığa örnek olan değerli talebeleri, kıymetli ağabeylerimiz,

Uzaktan yakından bu toplantımıza teşrif eden sevgili kardeşlerim,

Hepiniz dünyanın ilim ve irfan sahası Isparta’dan açılan önemli bir kapının kahramanları olan değerli ağabeylerimizi anacağımız bu güzide toplantıya hoş geldiniz, Safalar getirdiniz. Cenab-ı Hak hepinizden razı olsun.

Bu toplantılarımızın feyizli, bereketli ve özellikle gelecek nesillere örnek olacak şekilde güzel sonuçlara vesile olmasını Cenab-ı Haktan niyaz ediyorum.

Muhterem kardeşlerim,

Malumunuz Osmanlı coğrafyasında inkişaf eden, insanlığa örnek teşkil eden İslami gelişmeler bir noktaya geldiğinde yok edilmek için her türlü tuzak ve planlar yapılmıştır. İşte bu makus tarihi gelişmeyi değiştirecek, özellikle Isparta’mızda inkişaf eden Kur’an ve iman hizmetinin gelişmesinde adeta dünya afakında bir güneş gibi tulu eden Üstad Bediüzzaman Hazretleri ve onun eserleri gerçekten insanlık tarihinde önemli bir dönüm noktaları getirdiği bilinen bir gerçektir.

İşte Allah, Peygamber, Kur’an ve din diyenlerin susturulduğu, dillerden, dudaklardan kesildiği bir zamanda hiçbir endişeye kapılmadan çilelere, işkencelere ve sıkıntılara rağmen o güneşin etrafında halkalanan bu güzide insanların anılması ve bunların örnek hayatlarından dersler çıkarılması bizler için çok önemli bir hadisedir. Bundan dolayı bu güzel toplantıyı Isparta’mızda tertib ettikleri için Risale Akademi mensubu kardeşlerimize candan teşekkür etmek istiyorum.

Muhterem kardeşlerim,

Üstadımız Isparta’ya çok önem vermiştir. Bununla ilgili bir iki cümlesini arz etmek istiyorum:

“Ben sizin yüzünüzden Isparta’yı taşıyla toprağıyla seviyorum.”

“Sen Ispartalısın’ denildiği zaman ‘Evet  maaliftiharben her cihetle Ispartalıyım’ diyorum.”

“Isparta taşıyla toprağıyla benim nazarımda mübarektir.”

“Ölünceye kadar minnettarlığımı onlara, Mübarekler Heyetine ve Medrese-i Nuriye, Nur ve Gül Fabrikası mensuplarına tebliğ ediniz.”

“Cenab-ı Hakka şükürler olsun. Isparta vilayeti eskiden beri bir gaye-i hayalim olan bir medresetüzzehra, bir Cami’ü’l-ezher yapmıştır.”

“Cenab-ı Erhamürrahimin onların emsalini çoğaltsın. Bu vatana şeref ve saadet yapsın ve onları Cennetü’l-Firdevs-i ebediyeye mazhar eylesin.”

İşte aziz kardeşlerim,

Bu ve benzeri konulardan dolayı Isparta’nın bu güzel çalışmalar için seçilerek burada tertibedilmesi gerçekten büyük bir önem taşımaktadır.

Üstada çile çektiren dönem niçin geldi? İnsanlar hata ettiler ama Kader-i İlahi niçin buna müsaade etti? Allah’ın hâşâ onlara gücü yetmez miydi? Neden oldu? Bunların detayını buradaki güzide cemaat biliyor. Ancak düşünmek gerektir diye düşünüyorum. Nereden bu noktaya gelindi? Öğrencilik zamanımda bir büyüğümden dinlediğim bir hikâye ile sözlerimi bitirmek istiyorum.

Erzurum’da okurken bir sınıf arkadaşımın babasının dükkânına gittik. Babası biraz yaşlıca idi. Dedim ki: “Hacım bana hayatınızdan bize yol gösterecek, bize yön verecek hatıralarınızdan bir şey anlatırsanız memnun olacağım.”

Ne yaptı biliyor musunuz? Aniden şöyle hemen sağa sola aniden bir hareket yaptı. Acaba çevrede bizi dinleyen var mı diye. Çünkü öyle bir dönem geçirmişler ki... Sonra hemen tezgâhın önünde oturan ikimizin duyacağı kadar dedi ki; “Bu Sıddık’ın ağabeyleri daha ufaktı.” Ağabeyleri dediği de o zaman yaşlı başlı ve sakallı idiler. “Evimizin yakınında kalkamayan, yürüyemeyen kötürüm bir hanım vardı. Ama çok izzetli idi, fakirdi, yoksuldu, kimsesi yoktu. Kendisine karşılıksız bir kuruş da para veremiyorduk. Bu çocukları gönderirdik, bir Euzu Besmele çektirirdi, Sübhaneke, Fatiha okuturdu.  Bu vesileyle ona bir şeyler kabul ettirmeye çalışırdık. Bir gün dediler ki ‘Adliye’den çağırıyorlar.’ Titremeye başladım. Büyük bir üzüntü içerisinde Adliyeye vardım ki, bir de ne göreyim? O yerinden kalkamayan yaşlı hanımefendi sedye ile getirilmiş, Ağır Ceza salonunun ortasına konulmuş, bizim çocuklar da getirilmiş altı yedi tane. Çocuklarımız da o salondaki masaları sandalyeleri itiyorlar, kakıyorlar, orayı altüst etmeye çalışıyorlar. Nihayet hâkimler heyeti teşkil edildi. Hâkimler kimlik tesbitine başladılar. Tabi çocuklar laf anlamıyorlar. Yüzbaşı bir manga asker ile beraber silahlarını çekmişler, o şekilde etrafı kontrol ediyorlar. Kimsenin geri çıkmasına müsaade etmiyorlar. Süngü takmışlar. Bazıları çocuklara, bazıları yaşlı hanıma karşı tutmuşlar. Getir şu çocuğu diyorlar. Getiriyorlar.

-Oğlum adın ne?

-Ahmet.

-Kimin oğlusun?

-Babamın oğluyum.

-Hangi mahalledensin?

-Bizim mahalledenim.

Bırakın şunu diyor. Bırakıyorlar. Getirin ötekini diyor. Onu getiriyorlar. Bir kere yol açıldı ya. O da aynı şeyleri söylüyor. Ötekiler de aynı şeyleri söylüyor. Bakıyorlar ki bundan bir iş çıkmayacak Ağır Ceza Reisi kısa bir düşünmeden sonra yüzbaşıya diyor ki: ‘Komutan gel sen bunları muhakeme et.” Bu yerinden kalkamayan seksenlik yaşlı hanımın mı kanun yakasından tutup muhakeme edecek? Yoksa babasını, anasını, mahallesini, yerini, yurdunu tanımayan bu sabileri mi? Al götür şunları!’ diye bir bağırıyor.”

Muhterem kardeşlerim,

Üstad bu dönemlerde ortaya çıktı. Her türlü şiddete, teröre rağmen davam dedi, zerre kadar gevşeklik göstermedi. Onun etrafına toplanan adeta yıldız misali halkaları teşkil eden bu kahramanlar da ona layık, o güzel hizmeti aldılar, örnek çalışmalar yaptılar ve bize kadar da getirdiler. İnşallah biz de bu çalışmalarla onların örnek hayatlarını alacağız. Gelecek nesillere götürmek bizim için önemli bir vazife telakki edilerek gayret edeceğiz.

Şimdi bizim işimiz çok. Burada bir iki nokta çok önemli. Henüz yedi milyar insana sahip olan dünyanın iki milyar kadarı İslam’dan haberdar. Bunlarında çoğu Ehl-i Sünnet çizgisinde değil. Evet bu hizmetler dünyanın her yerinde belli ölçülerde başlatılmış, inşallah devam edecektir. Fakat bu yedi milyar insanın belki hesabı bizden de sorulabilir. Onun için rehavete kapılmadan, meylürrahata düşmeden, parçalanmadan ve bölünmeden, ufak tefek meseleleri medar-ı münakaşa etmeden, ciddi manada bu iman ve irfan hakikatlerini inşallah dalga dalga gelecek nesillere götürecek tarzda gayret etmeliyiz. Değilse Osmanlının başına gelen -Allah korusun- felaketler bizim de başımıza gelmez diye bir garantimiz yok. Onun için her şeyde sebepler tahtında olaylara bakarken Kader-i İlahinin de bu konudaki fetvası neden ve niçin olduğu noktasını düşünmeliyiz.

Muhterem kardeşlerim,

Cenab-ı Hakkın bu toplantıları hayırlara vesile etmesini, başta değerli Valimiz olmak üzere bu toplantıların düzenlenmesinde her türlü gayreti gösteren kardeşlerimizi ve katkısı bulunanları, desteği olanları, hepsini tebrik ediyorum. Cenab-ı Hakkın bu güzel toplantılardan hayırlı sonuçlar çıkarılarak geleceğimize rehber neticeler nasip etmesini diliyorum. Hepinize teşekkür ediyorum. Rabbim hepinizden razı olsun. Cümlenizi, cümlemizi hayırlara vesile eylesin. Allah’a emanet olunuz. Esselamualeyküm.

popüler cevapdünya atlası