ISPARTA KAHRAMANLARININ VASIFLARI

Eklenme Tarihi: 09 Mayıs 2017 | Güncelleme Tarihi: 09 Mayıs 2017

Selamünaleyküm

Başta Isparta’nın en büyük kahramanı Üstad Bediüzzaman hazretleridir.

Isparta Kahramanlığının temelinde ve arka planında ne var diye düşünürken Hz. İsa’ya kayıtsız şartsız tabi olan havarilerin mesleğini, cehalet döneminin karanlıkları içinde gömülü bulunan Arabistan’a İlahi nurun Hz. Peygamber (asm) eliyle nazil olduğu ve yayıldığı bir dönemde o büyük Peygambere “Lebbeyk ey Allahın rasulü! Biz sana inandık, iman ettik, sana tabi olduk ve biz senin sahabelerin olmaya talibiz. Anamız, babamız, malımız, mülkümüz, canımız senin uğrunda feda olsun emret” diye emr-i Peygamberiye intizar ettikleri o atmosferi hatırlıyorum. Cahiliyet devri nasıl bir saadet devrine dönüştüyse ve o devrin saçtığı nurlar nasıl günümüze kadar aydınlık getirdiyse, helaket ve felaket asrının adamı olarak Allah tarafından tavzif edilen Hz. Bediüzzaman Said Nursi’nin de yalnız başına, tek, garip ve kuvvetsiz olduğu bir dönemde Barla gibi bir noktadan çıkıp Isparta gibi bir yerde tıpkı Asr-ı Saadet Sahabeleri gibi kutlu yolun kutlu insanı olarak bir avuç Isparta Kahramanları da  “Üstadım emret, canımız da evladımız da malımız da her şeyimiz senin uğrunda feda olsun” diye Üstadın etrafında halkalandılar. İşte Isparta Kahramanlarının arka planında yatan en değerli dinamik budur. Yani Isparta Kahramanları, meslek itibariyle kendilerine Sahabe Mesleğini örnek aldılar.

Bizim buradan çıkarmamız gereken ders şu olmalıdır: Biz de;“Lebbeyk ey Üstad, lebbeyk ey Isparta Kahramanları, ey kutlu yolun yolcuları, ay Bediüzzaman!Sana talebe olmaya çalışıyoruz. Olmaya geldik. Senin saff-ı evvel talebelerin, kahraman diye vasıflandırdığın o muazzez talebelerinin yollarında onlara arkadaş olmaya geldik. Ve arkadaşlık mesajımızı Isparta’da, Isparta Kahramanlarına bu salondan dünyanın her tarafına, yayılmış bulunan ve nur hizmetlerini yapan kardeşlerimiz adına‘Lebbeyk’ diye haykırmaya geldik.” diyebilmeliyiz. Bu salondan bu mesaj çıkıyor. Bunu böyle anlıyorum.

Esas itibariyle Isparta Kahramanlarının bizatihi Üstad Bediüzzaman hazretleri kendisi vasıflandırıyor.  Bütün mektuplarının başında “aziz, sıddık, fedakâr, cefakâr, vefadar, ihlaslı, nurlu, azimli, şefkatli” diye daha birçok mevcut ve daha sonra kazanacakları vasıflarını sayarak hitap ediyor.

Üstad Barla Lahikası’nın başlarında Hatime kısmında Isparta Kahramanlarının vasıflarını şöyle yazmış:

Gayret ve ciddiyet, samimi ciddi iştiyak, tasannusuz halisane zevk ve şevk ile hizmet etmek. Talebelik, kardeşlik ve arkadaşlık hasselerini nazara veriyor. Hizmetle ilgili her şeye kendi malları gibi sahip çıkan kahramanlardan, onların adeta cesetleri muhtelif, ruhlarının birliğinden, hayatta en mühim maksatlarının Kur’an’a ve hakaik-i imaniyeye hizmet etmek olduğundan,ehl-i imanın imanlarını muhafaza ve kalplerine gelen şüpheleri izale etme gayreti içinde olduklarından,yüksek bir şefkate sahip olduklarından, kendi şahıslarına karşı her türlü takdirattan fahr ve gurura medar olabileceği için şiddetle kaçındıklarından,hakiki bir uhuvvetle birbirlerinin faziletiyle iftihar ettiklerinden, bir cihette talebe, bir cihette Üstadın ders arkadaşları, muinleri, yardımcıları ve müşavirleri olduğundan bahsediyor.

Bu kahramanlar, Isparta’da en zor dönemde, yalnız başına olan Bediüzzaman’a kucak açıyorlar ve sahip çıkıyorlar. Barla gibi bir köyden bütün dünyaya yayılacak ve kıyamete kadar devam edebilecek bir hizmetin öncülüğünü yapıyorlar. Nur ve Gülfabrikalarının sadık heyeti olarak hizmet ediyorlar. Üstadlarıyla birlikte Risale-i Nur yazıyorlar. Onunla birlikte çile çekiyorlar, kelepçeleniyorlar,zindanlara atılıyorlar.Ama bu baskı ve işkenceler onları yıldırmıyor, yıpratmıyor, ümitsizliğe düşmüyor, bilakis azimlerini, şevklerini, gayretlerini ve sadakatlerini kamçılıyor. Bugün kahraman olarak anılabilecek mertebeye çıkmalarına vesile oluyor. İhlasta zirveyi yakalıyorlar. İstiğna, mahviyet, fedakârlık, kahramanlık, iktisat ilkelerini onlarda tamamıyla görmek mümkündür. Ne aldatan, ne aldanan oluyorlar. Müsbet harekette öncülük ediyorlar. Nefis terbiyesinde örnek oluyorlar. Mukteza-yı hale mutabık hareket ederek ve söz söyleyerek herkese kabiliyetlerine göre muhatap oluyorlar. Hizmet üretiyorlar. Giyim ve kuşamlarında temizliğe dikkat ederken görgü kurallarını asla ihmal etmiyorlar. Asıldan inhiraf etmeden zamanın hükmüne göre hizmet ediyorlar. Birer dava adamı olarak başkalarından saygı hiç beklemiyorlar. Asıl mükâfatın Allah indinde olduğu inancıyla hizmet ediyorlar hatta cenneti bile düşünmüyorlar. Hz. Ebubekir’in “Ya Rab vücudumu öyle büyüt ki cehennemde hiç kimseye yer kalmasın” dediği gibi “Ahiretimi de feda ettim” diyen Bediüzzaman ve Isparta Kahramanları da hem dünyalarından, hem ahiretlerinden vazgeçiyorlar. Üstadlarıyla birlikte yürüyorlar. Bu kahramanlık destanının içinde şöyle bir düstur daha var: Başkasına zulmetmezler ama asla zillete de düşmezler. Helal-haram anlayışına azami derecede müraat ederler.

Buradan benim niyazım odur ki, şuIsparta Kahramanlarının ihraz ettikleri bu değerlerle yeniden kendimizi bir nefis muhasebesine çekerek “Acaba biz bunlara arkadaşlık etme yolunda mıyız?Yolundaysak ne kadar o yoldayız?Eksikliklerimiz nelerdir? Bunları ne ölçüde tamamlamamız lazım?” diye bu toplantılardan meydana gelecek sinerji ile yeni bir aşk ve şevkle hizmete başlamak suretiyle hizmetlerimize devam edelim. Bu sempozyumla bir vefa örneği gösteren Risale Akademi’ye ve hepinize teşekkür ediyorum.

popüler cevapdünya atlası