ISPARTA KAHRAMANLARINA ARKADAŞ OLABİLMEK

Eklenme Tarihi: 09 Nisan 2017

Aslında bu konu başlığı merhum Sungur Ağabeyle yaşadığım bir hatıradan çıktı. Sungur Ağabey hayatta iken Abdullah Yeğin Ağabeyle hacda beraberken Sungur Ağabey hastaydı. İki gün tedavi gördükten sonra üçüncü gün Türkiye’ye getirmek gerekti. Orada bir vakıfla Türkiye’ye uçağa bindik. Uçağa binince Sungur Ağabey canlandı.

Dedim:

-Ağabey Üstad Hazretleri hiç uçağa binmiş mi?

-Evet tabi, dedi.

-Ben duymadım ne zaman?

-Urfa’dan Afyona geldi ya uçakla.

Şimdi tabi Sungur abiyle bizim arkadaşlığımız eskiye dayanıyor. Allah gani gani rahmet eylesin. Bizden yaşlıydı ama bizim arkadaşımızdı. Risale Haber’de Sungur Ağabeyle ilgili iki makale yazdım. İstanbul’a geldik havaalanında biz çantaları koyduk. O da tekerlekli arabayla bekliyor. Bizim Bursa eşrafından Veysel Sak resim çekiyor. Makinayı bana verdi. “Sungur Ağabeyin yanında bir fotoğrafımızı çek” diyor. Hazırlandım. Çekeceğim.  Sungur Ağabey bağırıyor: “Çekmeyin.” Bizi rezil etti ahalinin arasında. Sonra üzüldü.

-Said Efendi ben niye bağırdım size.

-Abisin ya bağırmaya da, dövmeye de, sövmeye de hakkın var.

-Yok beni büyük zannediyorlar, evliya zannediyorlar, geliyorlar resim çekmeğe.

-Biz sizi arkadaşımız olduğunuz için… Durdu.

-Biz arkadaş mıyız? Öyle mi? Arkadaşsak fotoğraf çekelim, arkadaşsak mahzuru yoktur.

Sungur abi nüktedandı. Siz bizim ders arkadaşımızsınız. Tek fark bizden evvel, biraz önce dünyaya gelmişsiniz. Hepsi bu. Onun dışında şartlar eşittir. Çok fazla sıkıntı yok. İyi peki İstanbul’a geldikten sonra bir hafta geçti. Ziyaretine gidelim dedik.  Bedi dershanesinde İhsan Ağabey de orada. Necip Mehfuz diye Yemenli bir zat var. İhsan Ağabeyle ikisinin ortasına oturdum. Sungur Ağabey beni görünce;

-İhsan dedi bu Said kardeş diyor ki arkadaşlık kardeşlikten daha mühimdir diyor öylemi? İhsan abi dolmuşa bindi:

-Olur mu Ağabey? Kardeşlik daha mühim. Necip Mahfuz da “Bunlar ne diyor?” diye meraklandı. Dedim:

-Ağabey bunu hava alanında halletmiştik. Niye tekrar karıştırıyorsunuz? Necip Mehfuz dedi ki:

-Edille-i Şer’iyede kardeşlik dairesi içinde arkadaşlığın daha önemli olduğu ispatlandı. Deliller var.

-Neredeydin şimdiye kadar? Anlat bakalım. Dedi:

-Resul-i Ekrem aleyhisselama hicret esnasında ayet geldi: “La tahzen innallahe maane.” Arkadaşına dedi ki, üzülme korkma. Allah bizimle beraberdir kardeşine demedi,  arkadaşına dedi.

-İkinci delilin ne?

-Peygamberimiz aleyhisselam sahabelerine diyor ki: Ben ahirzamanda gelecek kardeşlerimi çok özlüyorum. Sahabeler diyor ki: Biz senin kardeşlerin değil miyiz? Yok siz arkadaşlarımsınız.

Üstad Hazretlerinde bu arkadaşlığı görüyoruz, Resul-i Ekrem aleyhissalam da da var. Biri Asr-ı Saadet’tir, biri Asr-ı Felakettir. Diğer asırları aradan çıkardığımız zaman ikisinin de menşei üç aşağı beş yukarı aynıdır.

Biz aslında Isparta Kahramanlarına arkadaş olalım derken Üstada arkadaş oluyoruz. Üstad mektubunda; “Benim gibi biçare günahkâr bir adamın arkadaşlığını evliyaların, müctehidlerin arkadaşlığına tercih ettiler” diyor. Bu Isparta kahramanlarına; “Ben sizin ders arkadaşınızım” diyor. İhlas Risalesi’nin başında; “Ey ahiret kardeşlerim, ey hizmet-i Kur’aniyede arkadaşlarım” diyor. “Mesleğimiz haliliye, meşrebimiz hillettir. Hillet ise en yakın dost,  en fedakâr arkadaş, en samimi yoldaş, en civanmerd kardeş olmak iktiza eder.” Şimdi Üstad da onların dördünü götürüyor. Aslında bunların bana göre çok zengin manaları var. Kardeşlik içerisinde Nuh (as) gemisi gibi ümmet-i İslamiyenin beşerin kurtuluşu için gelmiş olan Risale-i Nur sefinesinde sefine-i Rabbaniyede çalışmak şerefi, sefine-i Rabbaniyede çalışan hademe olabilmek Isparta Kahramanlarına, arkadaşlarına dost olmaktır.

Peki bunlar bir kere geldi bir daha gelmeyecek mi? Yani biz onları birbirimize hatıra olarak mı anlatacağız? Yoksa bunların yaptıklarını biz de yaparsak onlara arkadaş olabilir miyiz? Tabi bunda hiç şüphe yok. Yani bizim Ömer Önderoğlu’nu bilirsiniz. Sahabe hayatını çok güzel anlatıyor. Ben dahi baktığım zaman bunlara yetişmek mümkün değil. Acaba bu asırda onların bir misali, bir örneği yok mu? Onlara bakıp, onlar ne yapmış, yapsak. Geçen hafta Sudan’daydık. Cezayir ve Sudan’dan selamlar var. Çok güzel hizmetler var. Dersten sonra dershanede kalan esmer kardeşler diyorlar ki, “Bize Üstadın talebelerinden bahseder misin? Saff-ı evvel Isparta kahramanları misali. Ben dedim ki, “Bu gece Afyon mahkemesinden Zübeyir Ağabeyin müdafaasını okuyalım. Tamamını okuyamadık. Onun Risale-i Nur uğruna söylediği “Hançerlerle parçalansam etraf yayılan kanlarımın Risale-i Nur, Risale-i Nur yazmasını Allah’tan niyaz ederim.” sözlerini okuduk. Üstadın talebeleri ve Isparta kahramanları budur.

Hulasa ben Denizli’de Said Atıcı Ağabeyle arkadaş olabilirsem çok güzel hizmet yaparım. İzmir’de Selahattin Ağabeyle arkadaş olabilirsem çok güzel hizmet yaparım. Ben Selahattin ağabeyleri ulaşılmaz bir makama oturtup kendim de hep kardeş kalırsam öyle gider. Bekir Ağabey rahmetliyle biz dokuz sene beraberdik Cidde’de. Büyük bir kahramandı. Kişisel şeylerde geçimsizdi. Hukukçuların kahramanıdır. Dokuz sene biz hiç kavga etmeden arkadaşça yaşadığımızdan, beraber mutfağa girip ben yemek yapıyordum o da bulaşık yıkıyordu. Beraber Çam Dağından Esen Yelleri de söylerdik, Ordu’nun Dereleri Aksa Yukarı Aksa’yı da söylerdik.

-Yahu Said kardeş, ben seninle bu kadar nasıl tesanüdle yaşıyorum?

-Ağabey biz arkadaşız ya. Arkadaşlıkta bir fedakârlık şeyi var.

Bizim Arapların meşhur bir sözü var: “Beyne’l-ahbabi terkü’l-edeb” yani protokole gerek yok. Lüzumsuz öyle kasıntıya gerek yok. Biz arkadaşsak bunun gereğini yaşamalı. Bu Anadolu’da çok güzel yaşanmış,  hâlâ da yaşanıyor. Bakmayın biz arızalı zamanda dünyaya geldik. Aslında arkadaşlık hadisesi, fıtri ve normalleşme hadisesidir.

Hülasa benim Risale-i Nur’dan istifade ettiğim,  Risale-i Nur sefine-i Rabbani, biz de o sefinede çalışan hademe. H D M üç harftir. Hizmetçi yani. Astı üstü olmayan. Organizasyonla biz Risale-i Nuru kendimize ve muhtaç olanlara ulaştırma noktasında arkadaşlık tesis etmeliyiz. Yani bizzat iman kardeşiyiz, tamam ama ben, Abdurrahman Karslı’yla arkadaş olursam, ondan bana top tüfek de gelse, gül diye alır toplarım, arkadaşlık varsa eğer. Yoksa kalkıp da bana o resmiyetle, o protokolle bana nur talabesi olarak “aferin” de dese, “bu adam bana niye böyle dedi” diye ters bakarım.

Kısaca Bayram Ağabeyi de rahmetle anmak istiyorum. 1986’da hacca gelmişti, orada dört ay beraber kaldık. Bayram Ağabey -Allah gani gani rahmet eylesin-  hakikaten bir Isparta kahramanıydı. Bir gün müezzin mahfilinin yanında otururken Türkiye’den arkadaşlar gelmişti. Türkiye’deki ufak tefek şeylerden dolayı birisinin gıybetini yapmak istediler. Bayram Ağabey öyle bir tepki gösterdi ki, “Gıybetin olduğu yerde ben yokum, ben tavafa gidiyorum” dedi ve gitti. Isparta kahramanlarına arkadaş olmak bence böyle bir şeydir.

Gıybetin, resmiyetin, protokolün olmadığı, sevginin, muhabbetin, karşılıklı hüsn-i zannın hâkim olduğu bir zemin olması gerekir. Bunu pratik hayatımızda davranış haline getirebilirsek işte biz de en azından onlara arkadaş, Said Nursi Hazretlerine, Üstada, arkadaş olabiliriz. Bizim ustabaşımız Kevser-i Kur’aniye’den süzülen havuzda, bize yüzmeyi öğreten,  bize Âb-ı Kevser’den içiren, Risale-i Nuru içiren arkadaştır. Hayalen onu Barla’ya gidip vazife başında görebiliriz. “Fenzur ila rahmetillahi yuhyi’l-arda ba‘de mevtihâ.” Ayetini Eğirdir gölü etrafında gidip gelirken okuduğumuzda onunla beraber olabiliriz. Hiç bir mani yok. Öyleyse son cümlemiz: Biz Üstadımıza, Isparta kahramanlarına, arkadaş olmaya gayret ediyoruz Cenab-ı Hak bizi onda muvaffak kılsın.

popüler cevapdünya atlası