İsmail KIRAN

Eklenme Tarihi: 14 Ağustos 2014 | Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2017

 

İsmail Kıran'ın Medresetüzzehra Müzakereleri metnidir

Bu üniversite Van’da kurulmalıdır. Van’da kurulmalıdır ki, Nursi’nin teori ve pratikteki duası gerçek olsun. Bu, onun davasına olan samimiyetinin de nişanesi olacaktır.

Kurulacak olan üniversite Vangölü’ne nazır olmalıdır. Yani üniversite binalarının bir kapısı güneye bakarken diğer kapısı Doğu-Batı istikametinde Vangölü’nü görmelidir. Güney kapısı hakikate, Doğu-Batı kapıları ise Doğudan elde edilen ilmin Batıyı aydınlatacağına dair yol olmalıdır.

Bu üniversitede okuyan öğrenciler, bu binalar içinde eğitimleri boyunca her gün evvela güneşin doğuşunu seyretmeli sonra da Vangölü’nü yukardan görmelidirler.

O güneş, Allah’ın ilmi, ışığının Vangölü’ne yansıması ise, dünyevi bilimlerin nasıl ortaya çıktığı, üniversitenin kendisi ise, buna vesile olan kurum olmalıdır.

Taslak bu şekilde düşünülmelidir. Üniversitenin adı Medresetüzzehra Said Nursi Üniversitesi olmalıdır.

Üniversitenin ambleminin ortasında Said Nursi’nin resmi olmalıdır. Güneş, o resme yukardan bakmalıdır. Said Nursi, ayakta kıbleye bakmalı ve her iki elini doğu-batı istikametinde açmış ve her bir elinde ayrı ayrı birer kitap olmalı (Bu kitap Kur’an’a işaret etmelidir) onun ellerinin doğu-batı istikametinde olması da doğudan gelen ilmin batıyı aydınlatacağı anlamına gelmelidir.

Aynı resmi tamamlayıcı mahiyette Said Nursi’nin ayaklarının altınsa mavi renkli su (Bu su Vangölü’nü temsil etmeli) ve arkasında da yukarı da ifade ettiğim tarzda kapıları güneye ve doğu-batı istikametine bakan bina (Bu bina da Üniversiteye işaret etmelidir) olmalıdır.

Son olarak bu resmi yuvarlak bir biçimde çerçeveleyen ve Said Nursi’ye ait bir söz olmalıdır.

Üniversite, ilkokul, ortaokul ve lise eğitim ve öğretiminden ziyade “karma eğitime” dayalı lisan ve bunları tamamlayıcı mahiyette yüksek lisans ve doktora eğitim ve öğretimi vermelidir.

Üniversitenin eğitim dili Türkçe, Kürtçe ve Arapça olmakla beraber İngilizce de olmalıdır. Bu durum her ne kadar İngilizceye hizmet etmek manasına gelse de İngilizcenin dünyada en çok konuşulan ve tercih edilen dil olduğu gerçeğini unutmamak gerekir.

Burada görev yapan hocaların faziletli, adil, insani ilişkileri gelişmiş, entelektüel birikimi olan ve merkeze insani değerleri koyan ama bunun İslam’ın evrensel mesajından kaynaklandığı hakikatini teoride ve pratikte içselleştirmiş ve karşısındakinin nefsini kendi nefsine tercih edecek kapasite olan hocalardan seçilmelidir. Klasik medrese veya bunun karşısında sadece dünyevi bir hedef güden hocalarla bu üniversite yürüyemez. Hele hele insani ilişkilerin avamın ifadesiyle dibe vurduğu ve cemaatlerin-tarikatların neredeyse anlamsızlaştırıldığı bir zamanda bu üniversite ve onu yaşatmaya çalışan hocaların bu boşluğu doğru okumaları gerekir. Bu üniversite klasik düzeyde bir cemaat üniversitesi olarak da kalmamalıdır.

Bu üniversitenin tüzüğüne şu ifade konulmalıdır: Bu üniversiteye rektör olacak kişiler 100 yıl boyunca sadece sosyal bilimcilerden seçilmelidir. Fen bilimciler kesinlikle rektör olarak (mütevelli heyet tarafından rektör belirlenirken) tavsiye edilmemeli ve seçilmemelidirler. Çünkü önümüzdeki yüzyıl sosyal bilim asrı olacaktır. Ama sosyal bilimcilerden de rektör seçilirken de çok dikkatli, çok seçici, adil, entelektüel birikimi olanlar tercih edilmeli (Uçuk adamlar değil rektör, üniversiteye dahi sokulmamalıdır.)

Bu üniversitenin ikinci şubesi de Van’daki Medresetüzzehra kurulduktan ve kısa bir süre içinde kurumsallaşmaya doğru gittiği görüldükten sonra İstanbul’da açılmalıdır. Her ikisi de daha çok sosyal bilim ağırlıklı olmalıdır. Ama şöyle bir fark da olmalıdır. Her iki üniversitede de tıp fakülteleri olmalıdır. Bu hem insan sağlığına verilen önem ve hem de üniversitenin ihtiyaç duyacağı ekonomik harcamalarının kaynağını oluşturacaktır. Çünkü üniversitenin varlığını sürdürmesi çalıştırdığı personel giderleri ve geleceğe yönelik yapacağı bilimsel araştırmalar için ekonomik güç önem arz etmektedir.

Bu üniversitede -her ikisinde de- Sosyal Bilimler Fakültesi (Risale-i Nur ve İnsan, Türk Dili, Kürt Dili, Arap Dili, Fars Dili, Sosyoloji, Felsefe, Arkeoloji, Tarih) gibi bölümler olmalıdır.

21. Yüzyıl İnsani İlişkiler Fakültesi olmalıdır. Bu da kamu yönetimi, uluslar arası ilişkiler, iktisat, işletme ve yönetim-organizasyon gibi bölümlerden oluşmalıdır.

Van’daki üniversite için Ziraat-Veteriner Fakültesi olmalıdır. Çünkü iklim ve bu bölgede yaşayan insanların temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olmaktadır. Sanayi elbette önem arz etmekle beraber tarım ve hayvancılık sektörü uzun yıllar varlığını devam ettirecektir. Bu sektöre bilimsel açıdan yaklaşmak gerekir. Arıcılık gibi bir sektör bu bölge için önemlidir. Ama İstanbul’da kurulacak olan üniversite için tarım-hayvancılık üniversitesini önermiyorum.

Mühendislik Fakültesi olmalıdır. O da bilgisayar, elektronik ve haberleşme, jeoloji (Çünkü bölge ve Türkiye deprem bölgesinde bulunmaktadır) ve gıda mühendislikleri bölümleri olmalıdır.

Şimdilik benim önerim Tıp Fakültesi, Sosyal Bilimler Fakültesi, 21. Yüzyıl İnsani İlişkiler Fakültesi, Ziraat-Veteriner Fakültesi ve Mühendislik Fakültelerinin açılmasıdır.

Bu üniversite lisans eğitiminin yanında yüksek lisans ve doktora düzeyinde de eğitim ve öğretim vermelidir. Bunun için gerekli olan sosyal bilim ve fen bilimleri enstitüleri olmalıdır.

Van’daki üniversiteye Türkiye’nin her bölgesinden talep olacağı gibi İran, Irak, Suriye, Azerbaycan, Ermenistan ve bunlara komşu tüm ülkelerden de talep olacaktır. Ama bunun için gerekli olan alt yapı ve tanıtım işleri iyi yapılmalıdır. Buradan gelen öğrenciler aynı zamanda burada okumak için para bırakacaklardır. Bu da üniversite için gelir kaynağıdır.

Üniversitenin diğer gelir kaynakları arasında bu üniversite, vakıf üniversitesi olmalı ama fazla pahalı olmamak şartıyla paralı olmalıdır.

Said Nursi’nin eserlerinin tamamının yayın hakkı (yasal varisleri kimlerdir bunun bilmemekle beraber onlardan alınmalı) bu üniversiteye verilmelidir. Bu da gelir kaynağı olmalıdır.

Vakıf üniversitesine devlet de büyük oranda ekonomik yardımda bulunmaktadır.

Bu üniversitenin gelir kaynakları arasında bölge insanlarının isteğe dayalı olarak yapacakları yardımlar da olacaktır. Avrupa’da üniversitelere gönülden bağış yapan binlerce insan var. Ama bu güven ortamının sağlanması gerekir. Güvenin dibe vurduğu günümüzde ve özellikle de Türkiye’de kendini muhafazakâr ve hatta “dindar” olarak tanımlayan bazı insanların düştüğü ruh sefaletini gördükçe insanın içi kararmaktadır. Ama ihlâs ve samimiyetin tesisi bunu izale edecektir.

Bu üniversite, bu asır insanının kaybettiği maddi ve manevi değerleri yeniden kazanmasına vesile olmalıdır ki, dünya ve ahiret hayatını kazanmasına yeniden vesile olabilsin. Aksi takdirde bu asırda yerde sürüklenen “insan kalitesizliği”ne “kalitesizlik” kazandırmaktan öte geçemeyecektir.

 

popüler cevapdünya atlası