İNTERPERSONEL İLİŞKİLER AÇISINDAN SAİD NURSİ VE TALEBELERİ

Eklenme Tarihi: 17 Nisan 2017 | Güncelleme Tarihi: 17 Nisan 2017

Böyle bir organizasyon için emeği geçen herkese teşekkür etmek istiyorum. Nerdeyse Isparta’da geleneksel hale geliyor. Her şeyden önce rabbime teşekkür ediyorum. Nur davasının bu şekilde akademik olarak ele alınmaya başlaması inşallah geleceğin daha aydınlık ve nur içerisinde olacağını gösteriyor. Ayrıca Efendimiz (a.s.v.)’e salat ve selamla başlıyor, aramızda Üstadın nadide talebelerinin hepsinin ellerinden öperek hürmetlerimi sunuyorum.

Bu gün benim size arz etmek istediğim konu psikiyatrik Nur hizmetleri. Nur hizmeti sonuçta bir irşad ve tebliğ, bir insanın diğer insanla bir ilişkisi dolayısıyla bu ilişkinin modern psikiyatrik, psikolojik temelleri neler, onları incelemeye çalışacağım. Şunu anlamamamız gerekiyor. Risale-i Nur talebelerinin ya da Üstadın talebeleriyle müritleriyle ilişkisini, modern psikolojiye sorgulatmak değil, bu çok önemli yapılan bir hata, pozitivist bakış açısına her şeyi değerlendirttirerek kendimize haklılık vermek. Bunun çok yanlış olduğu düşüncesindeyim. Ben bunun tersini yapmak istiyorum yani asrın imamına, asrın müceddidine, asrın dâhisine göre modern psikoloji ne diyor, asrın dâhisinin insanlarla ilişkisinde ne gibi psikiyatrik, psikolojik fenomenleri kullanıyor, bunu ortaya koymaya çalışacağım. Tabi böyle bir şeyi ortaya koymanın başlangıç noktası, pozitivizmin insan tarifi, insanı nasıl ele aldığı, Kur’an’ın keza. Üstadın insan tarifinin nasıl olduğu noktasından hareket etmemiz gerekiyor. Yani insandaki psikolojik fenomenleri ve hususan insan ilişkilerini ortaya koyabilmek demek, insanın nasıl bir tarifi olduğunu ortaya koymak demektir. Çünkü insan dediğimiz zaman ilişkileri olmak zorunda. Yalnız başına bir insandan bahsetmek biraz zor. İnsan zaten insani ilişkileriyle insan, dolayısıyla insan tanımını yapmak gerekir.

Pozitivizmin yani Protestan bilim anlayışına göre insan nedir? Kur’an’a göre Risale-i Nur’da sınırları çizilen insan nedir? Bunu ortaya koymak istiyorum. Tabi yüzyıl kadar önce dünyada bir pozitivist akım başladı. Pozitivist akımın özelliği ve temeli şu idi. Algılanabilir olan, mukayese edilebilir olan, denenebilir olan şeyler, bilim ya da bilgidir. Algılanamayan katsanamayan şeyler bilgi değildir ya da hakikate götürmez. Hakikat sadece pozitivistlik metotlarla elde edilen bilgidir. Bu zamana kadarki bekli de felsefe tarihinde ya da sosyoloji tarihindeki en yanlış savdır. Neden öyleydi? Mesela yakın zamanda bir olay var. Mayaların kıyametle ilgili öngörüleri veya Nostradamus gibi acayip zatların gelecekle ilgili öngörüleri ya da Kur’an’ın gaybi ihbaratları, Efendimizin (a.s.v.) gaybi ihbaratları veya velilerin kerametleriyle geleceğe nüfuz etmeleri. Bu anlattığımız şeylerden elde edilen bilgilerin hiçbirisi pozitivist bir bilgi değildir. Ta bin dört yüz yıl önceden bu zamandaki bir olaya aynen işaret etmek pozitivist bir bilgi ile izah edilemez. Yine Kur’an’daki ihbarat-ı gaybiyeyi izah etmek mümkün değildir pozitivist anlamda. Demek ki pozitivizm bilginin en temel, en bilinen, en sağlam kaynağı değildir. Tam tersine pozitivist bilgiler çok sık olarak değişebilir. Bugün doğru dediğimiz bir şey yarın yanlışlanabilir. Zaten pozitivizm bu demektir. Dolayısıyla bilginin en geçersiz, en basit kaynaklarından birisidir, pozitivizm. Dolayısıyla insanların vahye ihtiyaçları vardır.

Her şeyden önce pozitivizmin insan tanımının buradan doğru bir yere oturmadığını söyleyebiliriz. Modern psikolojide insan, biliyorsunuz nereden geldiği belli olmayan, tesadüfen ya da evrimsel bir evrimle gelişen bir hayvandır. Dolayısıyla insan hayvan olunca ilişkileri de hayvandan öteye geçmez. Yani modern psikolojideki insan ilişkileri hayvanların ilişkisidir. Dolayısıyla hayvanların ilişkisi nasıl ilişkidir? Hazza, menfaate yönelik bir ilişkidir. Yani haz veren şeyler, haz veren ilişkiler devam ettirilir. Ödüllenmeyen, pozitif algılanmayan, ödül anlamına gelmeyen davranışlar, devam ettirilemeyeceği için ket vurulacaktır. İlişki eğer bir kişiyi rahatlatıyorsa, ihtiyaçları gideriliyorsa ilişkidir. Onun dışında ilişki biter.

Birinci mesele bu yani pozitivizmin, dolayısıyla pozitif modern psikolojinin, insan tanımının dayandığı şeylerden bir tanesi, insanın hayvan olması gerçeğinden kaynağını alır. Buna göre devam edecek olursak yine pozitivist anlayış insana acz ve fakrı ile bakmaz ama Kur’anî bakış açısında insan nihayetsiz bir acze, nihayetsiz bir fakra sahiptir. Bu acz ve fakrı karşısında gücü, kabiliyet, istidadı, bu acz ve fakrına yetecek mahiyette değildir, cüz’idir, kudreti, kuvveti, cüz’idir ama belaları çok fazladır. Örneğin insanın vücudundaki bir enzimi devamlı belli bir düzende çalışmasını sağlaması ve bütün dünyayla ilişkisini kurması gereken bir kudret, ilim ve irade gereklidir. Dolayısıyla nihayette insan acizdir, fakirdir, ilim sahibi değildir, ilmi noksandır. Ne manevi şeylere, ne maddi şeylere gücü yeter. Modern psikoloji bunu da kabul etmez. Kur’anî bakış açısı ya da Üstadın bakış açısı insana bu yönden de taban tabana zıttır.

Modern psikolojide insan hedonist bir varlıktır. Haz, zevk, rahatlama için tüm davranışları, tüm ilişkisi, buna aittir. Engellenirse, “haz ve zevk alma kanalları engellenirse, psikiyatrik şikayetleri ortaya çıkar” der. Ama Kur’anî psikoloji yani Kur’anî ilişki biçimi, Kur’anî insan ve Üsdaddaki insan, hedonist değildir. Zira o gözle bakacak olursan bir serçe kuşu kadar zevk ve haz alamaz. Ama istidadı o kadar fazladır ki, ebede kadar uzanmıştır. İnsan o yönden çok şeydir. Bu da tabi ebede kadar uzanan arzuları var. Bunlar arasında bir muvazene yoktur. Yani kuştan daha az haz alıyor, zevk alıyor ama istek ve arzuları ebede kadar uzanmış. Dolayısıyla mutsuz olur.

Modern psikolojideki insan tanımına ve pozitivist bilim anlayışında göre insana bakacak olursak, insana indirgemeci bir bakış açısıyla bakılmıştır. Neticede insan ilişkileri de bu çerçevede döner. Konuyu özetlemek gerekirse, böyle bir insan tanımına göre, insan ilişkileri öngördüğümüz zaman, insan ilişkileri zevk ve haz almaya, menfaatini tatmin etmeye yönelik bir ilişki biçimi olmalıdır. Üsdad Bediüzzaman da ise bu böyle değildir. Dolayısıyla modern psikoloji bu temele dayanıyor ve insan ilişkisini, rahatlatıcı olması temeline indirgeniyor. Onun dışında varoluşsal etmenler dediğimiz insanın anlamlılığı, davranışlarının anlamlılığı tamamen yadsınıyor.

Risale-i Nur’u incelediğimiz zaman Üstad Hazretlerinin ilişki biçimini ele aldığınızda ise tam bunun tersini görürüz. Neler vardır? Mesela tefani, kardeşin kardeşte fani olması. Bu tamamen modern psikolojinin belirlediği insan ilişkisinin dışında bir şeydir. Tefani birinde fani olmak bu o kadar ileri götürülmüştür ki, Risale-iNur’daki talebelerin birbirleri ile ve Üstadla ilişkisinde ömürlerini dahi verebilme durumuna gelmiştir. Bu esasında gerçekten çok düşünülmesi, üzerinde emek sarf edilmesi gereken bir şeydir.

İstiğna, Üstadla talebeleri arasında, talebelerin kendileri arasındaki ilişki biçiminden bir tanesidir yani vermek değil, almak değil, devamlı vermek üzerine oturan bir şeydir. Bu vermek, maddi vermek değil. Fazilet açısında da öyle, konum açısından da öyle. İstiğna en temel şeylerden bir tanesidir.

Mesela yine Üstad ve talebeleri arasındaki ilişkide tekellüfün olmaması esastır. Tekellüf bir kişiyi, kendisini, bir kişinin sürekli belli bir makama uygun görmesi hali. Bu makam tabi böyle bir kutsal ilişkide, alakada, şeyh, irşad eden makamında görmesi. Oysaki Risale-i Nur’da ve Üstadın talebeleri arsındaki ilişkilerde, beraber istifade etmek üzerine iş oturuyor. Mesela tasavvuftaki şeyh-mürid ilişkisiyle Üstadın müridleriyle olan ilişkisi de yine çok farklıdır. Şöyle: Nefsini öldürmek üzerine muhkem olan tasavvuftaki ilişki, Üstad hazretlerindeki veya Risale-i Nur’daki ilişki nefsi öldürmek değil, nefis esma-i ilahiyenin bir haritası olduğundan tam tersine canlı tutulması gereken bir şeydir. Canlı tutulması ve kainattaki muşahedelerin “ene”de yer bulması, karşılık bulması hadisesidir. Bu da ilişki biçimine direkt olarak yansır. Başka bir konu şudur, beklide bu psikolojik alt yapının bir sonucudur. Nur talebelerinin ilişkisi veya Üstadla Nur talebelerinin ilişkisinde farkında olmamız gereken bir nokta vardır. Burada eğitimli-eğitimsiz, çoban-profesör, hepsi aynı şeyleri dinlerler, aynı şeylerden istifade ederler. Bu önemli bir ilişki biçimidir. Hatta birçok İslami varidatı, ilm-i varidatı Üstad eserlerinde en basit insana dahi verebildiği için, insanların dünyaya bakışlarında ve algılarında bir benzerlik söz konusu haline gelir. Dolayısıyla makam, mansıp, hiçbir şey aralarında kalmaz. Tam bir ilişki biçimi, sınırlanmamış bir ilişki biçimi söz konusu olur ve Üstad Hazretleri insanlara dünyevi makamlar gözüyle bakmaz, ortak bir havuzdan istifade gözüyle bakar.

Yine Üstad Hazretleri ve Nur talebeleri sürekli kendi dışındakiinsanları velayet-i Kübra’nın tevarüsleri, varisleri olarak görür. Bu çok önemli bir şeydir. Yani böyle olduğu zaman ilişkide bir tekellüf, bir önyargı ortadan kalkar. Normal bir bilgi aktarımında böyle bir toplantı olma ihtimali yok. Neden? Burada herkesin mesleği farklı, konumları farklı, eğitimleri farklı. Ama öyle bir şey var ki, profesör denen bir kişiden bazı meseleleri burada daha iyi anlayanlar var mutlaka. Var zaten. Dolayısıyla buradan şunları çıkarmak istiyorum. Herkesin dikkatini çekecek, özellikle akademisyenlerin dikkatini çekecek bir şey söylemek istiyorum. Risale-i Nur’dan tespit ettiğim, 20-30 yıldır psikiyatrik hasta görüyoruz, psikiyatrik hizmetlerle ilgileniyoruz, bu psikiyatrik bozukluğun altında yatan bir sürü mekanizma var. Ama bu modern psikolojideki mekanizmalar, esasında insanları, onları izah edecektim ayrı ayrı ama süre kısıtlı olduğu için olmadı, Üstadın insan ilişkilerini bozan, insanın psikolojisini bozan, bazı insanda olan maraz-ı kalbi dediği ya da maraz-ı ruhi dediği veya nefsin sakatlıkları dediği bazı noktalar var. Bunları özetlemek istiyorum.

Bir tanesi şu iltizam-ı hilaf ve arzu-yı hilaf yani kişide psikiyatrik veya psikolojik gerçeklikten kopmada önemli bir şey. Kişide öyle bir meyil var ki, muhalifi iltizam ediyor yani yapması gerektiğinin tersini yaparak ilişki kuruyor. İkincisi taassubu barit, böyle katı taassub. O kadar taassublu ki, başkasını kesinlikle dinlemiyor. Kendi dediğinin en doğru şey olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla bilgiye kapanıyor, gerçeklik duygusundan kapanıyor. Esasında insanın gerçeklik duygusu nasıl olur? İlişkiyle ortaya çıkar.

Başkasının ne dediğini bilecek, kendinin ne dediğini bilecek, bir vahiyle kıyas yapacak, gerçeği bulacak ama taassubda bu mümkün olmuyor. Çünkü ilişki katlediliyor. Meylü’t-tefevvuk, kendini üstün gördüğün zamanda ilişki sabote ediliyor. Karşı tarafın hatta senden daha fazla şey bildiğini, daha iyi olduğunu düşünürsen ilişki devam ediyor. Nur talebelerinin temel şeyleridir bunlar. Mesela bunlar ilişkide hissi taraftarlık yani kendini bir tarafta, bir kampta, bir grupta tanımladığın zaman öbür taraftaki ilişkin katlediliyor. Vehmi, bir asla irca ederek kendini özgür göstermek yani kendi kafasında bir şey var, “şuna göre öyle değil esasında ama ben buna göre böyle düşünüyorum” diyor. “Bunun daha doğru olduğunu düşünüyorum” diyor kendini bir asla irca ettiği asıl değil, kendine göre vehmi bir şey. Bu da insanların ilişkilerini ve toplumsal yapıyı bozuyor.

Diğer bir şey bunu yaygın olarak bilirsiniz. Gayrın tenkisiyle kendi kemalatını göstermek, başkasının noksanlıklarını ortaya dökmek, eksikliklerini ortaya koymak, sanki kendi kemalatını gösteriyor. Oysaki mantıklı olarak düşünecek olursa, o noksan olursa, sen de noksan olabilirsin. Onun noksanlığının sana ne faydası var? Hatta zararı var. Bir şey öğrenemezsin o adamdan. Diğeri bu arzusuna muvafık olan şeyleri kavi görmek hoşuna gidiyor, arzularını tatmin ediyor, onun doğru olduğunu zannediyor. Menfaatine uygun olduğu için başkasını tekzip ederek tadlil ederek, yalanlayarak ve onu telyin ederek kendini sıdk/ doğruluk ve istikametini ilan etmiş oluyor.

Düşündüğümüz zaman bunun hepsi az çok herkes de vardır. İfrad ve tefrid zaten bizi gerçeklikleri katleden ve ilişkilerden bozan bir şeydir. İfrad, abartmak ve aşağı düşürmek, muvazenesizlik ve intizamsızlık. Bu şöyle bir şey. Kendinin ne olduğunu düşünce ve fikrinin nasıl bir dengede olduğunu kendini keşifle ilgili. Bunu tespit ettiği zaman kişi, karşı tarafla ilişkide kolaylık oluyor yani bir kişi kendisinin ne olduğunu anlayabilmesi için nizam ve intizamgerekir. Nizam ve intizam, ilim ve yani şeyin külliyetiyle cereyanından hâsıl olur. Bir kişi nizam ve intizam içerisinde olmasa bugün böyle, yarın böyle davranırsa, o zaman ilişki sabote olur. Yine onun için düzen ve intizam yani davranışlarında, duygularında düzen ve intizam, bu da zahirperestlik, zatilik, ülfet, bu zaten yaygın. Hepimiz demeyeyim. Ben öyle oluyor ki, Risale-i Nur’dan sürekli gözümüzün önünde olan bir şeyi yeniden bir fark ediyoruz ki, çok derin bir hakikat varmış, biz basit zannediyoruz. Bu da ülfetten, sathilikten, olaya derin bakmamaktan, inceliklerine inmemekten kaynaklanıyor. Bu da karşı tarafın davranışlarını değerlendirirken de saati bir şekilde, bir kişiyi farklı bir şekilde görebilirsin. İşin derinliğine in bakalım değil mi? Belki bir sebebi vardır. Meylü’l-amiriyetle mütehakkim olmak yani kişi kendini bir makamda, bir konuda, yetkin görüyor. Oradan bir amiriyet duygusuyla başkasına ne yapıyor? Baskı yapıyor. Bu da ilişkiyi sabote ediyor. Bunlar daha çok uzuyor. Bunun dışında şunu da belirteyim. Üstadın dediği gibi lafızperestlik, suretperestlik, uslupperestlik, teşbihperestlik, hayalperestlik ve kafiyeperestlik zaten büyük psikiyatrik hastalıklarda da yaygın olarak görülüyor. Üstad “bunlar hastalıktır” diyor açıkça zaten. Dolayısıyla ben şöyle bir tablo ifham etmek istedim yani psikolojideki hastalıklara, sorunlara ve ilişkiye Risale-iNur gözüyle baktığımız zaman daha gerçekçi, daha insana uygun, daha mutlu edici ipuçları buluruz. Hatta ben şöyle diyorum size abartılı gelmesin. Risale-i Nur bir psikiyatr kitabı. İnsanların duygularını, düşüncelerini besliyor. Bakın şöyle düşünün. Zaman zaman tabi mesleğim dolayısıyla Nur talebelerinden de ruhsal problemleri olan olur ama gelir çok kolay tedavi olur. Risale-i Nur talebeleri çok rahat, çok önyargısız ve çok stabil insanlardır. Bunlar zaten bundan kaynaklanıyor ama ilerde inşallah yakın gelecekte akademik bir çalışma olarak da Risale-i Nur’daki bu psikiyatrik fenomenleri ayrıca incelemek ve akademiyanın nazarına koymak doğru olacak. İnşallah bunlar için çalışmalar devam ediyor

popüler cevapdünya atlası