İnsanlığı Taçlandıran Kur’an Medeniyeti

Eklenme Tarihi: 30 Nisan 2014 | Güncelleme Tarihi: 21 Mart 2017

 

Risale Akademi Kurucu Üyesi Dr. İsmail BENEK’in 1. Kur’an Medeniyeti Sempozyumu açış metnidir

 

Kıymetli hocalarım, muhterem hanımefendi ve beyefendiler,basın ve yayın kuruluşlarının temsilcileri ve katılımcılar,

Hepiniz hoş geldiniz, teşriflerinizden dolayı teşekkür ederiz, şükranlarımızı sunarız.

Kur’an etrafında oluşan kadim medeniyetin üzerine konuşacağımız üç günlük bir müzakere zeminindeyiz. İnsanlık ve toplumlar için hayati değer taşıyan Kur’an Medeniyetinin daha çok gündemde kalması ve akademik çevrelerce incelenmesi gerektiğine inanıyoruz..

Çünkü, Kur'an, bizatihi bir medeniyettir. Tekemmül etmiş bir hakikatin, insanı terbiye etme sistematiğidir. Rabbimiz, bizi terbiye edendir. "Oku" emri ile ilk mekan Hira'da inen vahiy, Rabbimiz’in bize tenezzülüdür. Anlayabileceğimiz seviyede, öğrenebileceğimiz düzeyde ve insan olma vasfını taşıyabileceğimiz sınırlarda eğitilerek Rabbimiz’in aleme, nefsimize ve rızkımıza dair şeriat sistematiğine dahil olduk. İnşirahı, inkişafı, iz'anı ve idraki olan bir külli şeriat. Bu şeriatın öğreticisi, rehberi, muallimi Peygamber Efendimiz ve kitabı Kur’an olan bir medeniyetin öğrencisi olma nasibini Rabbimiz bahşettiği için ne kadar şükretsek azdır.

Bizler, bir kitap medeniyetinin çocuklarıyız. Kitabi olan, ilahi olan, şer'i olan ve sünnetullah olan kainat kitabı ile birlikte Kur’an öğrencisi olabilme lütfuna mazharız. Bu mazhariyet, yüksek şuur ve sorumluluk altında ümmete karşı mükellefiyet ister. Hepimize bu misyonu yüklemiştir.

Kur'an’la birlikte kainat kitabının okunduğu, tevhit numunelerinin tefekkürle hikmetin kapılarını araladığı bir medeniyetin tasavvuru ve inşası, sadece Müslümanlar için değil, bütün insanlık ve kainat için bir zarurettir.

"Kur'ân, ancak umumun, lâakal ekseriyetin saadetini tazammun eden bir medeniyeti kabul eder" (Sünuhat, 36)

Kur'an kainatı anlatır bize. Rabbimiz’den aktarır. Rehberimizle öğreniriz usulü, ibadeti ve ahlakı.

Medeniyet, evvela medeni olmayı gerektirir. Kur’an Medeniyeti ise insan olma vasfıdır..

Batılı düşünürlerin medeniyel tarifleri ve algıları farklılık arz etse de, vardıkları sonuç insani zemine yaklaşmaktır. Bunlardan Charles Seignobos medeniyeti; “yollar, limanlar ve rıhtımlar” olarak belirtip, maddeci bir yaklaşım ile ele almaktadır. Marcel Mause ise medeniyeti, “insanlığın tüm kazanımları”, tarihçi Eugene Cavaignac’da ”bilim, sanat, düzen ve erdemlerin en alt düzeyi” şeklinde açıklamaktadır (Braudel, Ferdnand. (2001), Uygarlıkların Grameri, (Çev.) M.Ali Kılıçbay, 2.Baskı, İmge Yayınevi, Ankara, 33).

Braudel medeniyeti; “bir sosyal grubun veya tarihsel bir dönemin ortak hayatını tüm çıplaklığı ile gözler önüne seren özelliklerin bütünü” olarak belirtir (Braudel, 2001, 34–35).

Medeniyet, doğrudan bir insan topluluğunun ortak yaşamlarını, yani; maddi, entellektüel, ruhani, siyasi ve toplumsal yaşamlarını, bir gözlemciye sunmuş olduğu karakterleri ifade etmesidir. Böylece medeniyetin ilerlemesi, gerilik içinde bulunması, eksikliği, başarısı ya da başarısızlığı yönleriyle değerlendirilmeye tabii tutulması onun bir ”değer” taşıyan boyutuna dikkat çekmektedir (Febvre, Lucien, 1995, Uygarlık, Kapitalizm ve Kapitalistler, (Çev.) M.Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 11).

Toynbee ise medeniyetin atılım ile büyüdüğünü belirtir(Toynbee, Arnold, 1964, “The Nature of the Growth of Civilazitions” Social Change, sources, patterns and consequences, Social Change, (Edit Amitia and Eva Etzioni), Basic Books,Newyork- London, 29).

Gözle görülen bir olgu olmayan medeniyet, zihni bir olaydır. Medenileşme ise, ruhî bir olay, manevî ve fikrî bir yükselme mertebesidir. Şu halde “medeniyet, fertlerin düşünce, görüş tarzı, duyuş ve bilgi düzeyleriyle orantılı bir gelişim gösterir” (Şeraiti, Ali, 1995, Medeniyet ve Modernizm, çev: Ahmet Yüksek, III. baskı, İstanbul, 43-44).

Bir toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, düşünce, sanat, bilim, teknoloji ürünlerinin tamamını ifade eden medeniyet, Bediüzzaman’a göre, marifet, sanat ve ticaret sahaları üzerine kurulursa da temel esaslarını manevi değerler oluşturur.

Etik dediğimiz Kur'an Medeniyeti ise hak üzerine tesis edilebilir.

Kur'an medeniyeti kavramı, kaynağını vahiyden alan yaşama biçimini anlatır. Risale-i Nur'da bu kavramın karşılığı olarak, "Medeniyet-i Hakikiye" (Divan-ı Harb-i Örfi, 52), "Asya Medeniyeti" (Tarihçe-i Hayat, 122), "Şeriat-ı Garradaki Medeniyet" (Sünuhat, 37), "Müminlerin Medeniyeti" (Mesnevi-i Nuriye, 118), "Medeniyet-i Kur'an" (Sözler, 966) ifadeleri kullanılmıştır

Bediüzzaman; "Kur'ân, ancak umumun, lâakal ekseriyetin saadetini tazammun eden bir medeniyeti kabul eder" ve “Bizim muradımız, medeniyetin mehasini ve beşere menfaati bulunan iyiliklerdir. Medeniyetin günahları, seyyieleri değil” (Sünuhat, 36) der.

Üç külli muarrif/tarif edici olan Kur'an, peygamberimiz ve kainat; bize tevhidi olanı tarif eder, sebeplerden sahibine götürür. Bize, Bismillah dedirten her şeye dahil eder. Bismillah ile başlarız. O'nunla O'nun adına her yaratılanı tanır, bilir ve anlamlı buluruz.

Kainata, Kur'an ve Resul ile Allah adına bakma ve O'nun izni ve rızası dairesinde işleme, yaşama cehdi, ruhu, vicdanı veren hak ve hakikat iklimidir medeniyetimiz.

Medeniyetimizin, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik, coğrafi sınırları yoktur. Kainatı kuşatan hakikatin her dem daim olan tezahürleri, insani olan ve emre uygun olan her an, her şey ve her zamandır.

Medeniyetimizde, “İhtiyaç medeniyetin üstadıdır.”(Sünuhat, 46)

Kelami olan şeriatın Kur'an hükümleri, iradi olan tekvini şeriatla birlikte medeniyetimizin ekolojisini oluşturmaktadırlar

Bediüzzaman, “İzzet-i İslâmiyedir ki, İ’lâ-i kelimetullahı ilân ediyor. Ve bu zamanda İ’lâ-i kelimetullah, maddeten terakkiye mütevakkıf; medeniyet-i hakikiye girmekle İ’lâ-i kelimetullah edilebilir. İzzet-i İslâmiyenin iman ile katî verdiği emri, elbette âlem-i İslâmın şahs-ı mânevîsi, o kat’î emri istikbalde tam yerine getireceğine şüphe edilmez” (Hutbe-i Şamiye, 21) diyerek İ’la-i Kelimetullah’la medeniyeti özdeş kabul eder.

Kainat uygulamaları olan Adetullah ile birlikte Kur'an’ın ruhuna ve manasına talipli insanlığın ve ümmetin yol haritası oldukça açık ve güvenlidir.

Bütün esma ve şuunatı bu şekilde okuruz.

Kur’an ve kainat ahlakı ile ahlaklandığımız bütün güzelliklerse, hem birer esma tecellisi, hem Erhamürrahimine layık birer kulluk numunesi, hem de ümmeti olma şerefini taşıdığımız rahmet elçisi peygamber efendimizin sancağı altında toplanma bahtiyarlığıdır.

"Şeriat-ı Ahmediye’nin (a.s.m.) tazammun ettiği ve emrettiği medeniyet ise ki, medeniyet-i hazıranın inkişâından inkişaf edecektir. Onun menfi esasları yerine, müspet esaslar vaz' eder.” (Sünuhat, 37)

Bediüzzaman’ın ilahi mevhibeye dayalı medeniyet tasavvurunun zemini; hayatta dayanak noktası olarak kuvvet yerine hak ve adaleti esas almaktadır. Hedefi ise menfaat yerine fazilettir. Birlik noktası etnik milliyetçilik yerine din, vatan, sınıf ve insanlık gibi ortak paydalardır. Yine, hayat ilkesi olarak, birbiriyle mücadele yerine yardımlaşma kabul edilmektedir. Toplumsal kurumsallaşmada esas aldığı ilke ise, nefsin arzu ve ihtiraslarını teşvik yerine, ruhun ulvi duygularının doyurulmasıdır.

Hakka dayanan bir medeniyetin mensupları, kuvveti merkeze koymaz.

Devlet üzerinden yapılanmak ve gücün etkisine fazla anlam yüklemeye nereden referans buldular?

Ne zamandan beri, hürriyet kavramına ve bir başkasının varlığına kendi zaviyemiz, değer algımız ve subjektif mülahazalar ve mukayeseler üzerinden fikir kılıfı giydirdik?

Sonra her kes bizim gibi düşünsün ve en doğrusu biziz zehabı ile Hakkın Medeniyeti, şefkatin yuvası ve adaletin icrası nasıl mümkün olur?

Kendimizce ürettiklerimiz, kendimizce sınırladığımız ve grup taassubu ile şer'i şerifi nazara alamayan tutum ve davranışlarla me'hazın kutsiyeti arasındaki arasındaki farkı nasıl ortaya koyacağız?

Bindirilmiş kıtalarla makulü bulmak ve diğerine hakkını vermek, hukukunu korumak nasıl mümkün olacak?

Zulmün ve küfrün karşısında olmak, iyiliği emretmek ve kötülüğü men etmek kadar açık ve net emrin çerçevesi içinde birlikteliklerimizi, beraberliklerimizi ve kardeşliğin ahlakını her türlü etki ve iletişimin üstüne çıkaracak alicenaplığı, mertliği, asaleti ve hakkaniyeti ortaya koyamazsak insanlığın kabul ortamlarına tebliği nasıl götüreceğiz?

Kur’an medeniyetinin: “Nokta-i istinâdı, kuvvete bedel haktır ki; şe’ni, adâlet ve tevâzündür. Hedefi de, menfaat yerine fazilettir ki; şe’ni, muhabbet ve tecâzübdür. Cihetü’l-vahdet de, unsûriyet ve milliyet yerine, râbıta-i dinî ve vatanî ve sınıfıdir ki;şe’ni, samîmî uhuvvet ve müsâlemet ve hâricin tecâvüzüne karşı yalnız tedâfü’dür. Hayatta, düstur-u cidal yerine düstur-u teavündür ki; şe’ni, ittihad ve tesânüddür. Hevâ yerine hüdâdır ki; şe’ni, insâniyeten terakkî ve rûhen tekâmüldür” (Sünuhat, 38).

Medeniyetimizin bu ulvi basamaklarında hakiki insaniyeti yaşamak ve yaşatmak, hakikatin hukukunu koruyacak ve Kur’an Medeniyeti’ni yeniden ihya edecektir.

Önümüzdeki yıl, insan hakları ve hürriyetler bağlamında çok kültürlülüğü de kapsayan yeni bir sempozyum gündemi ile huzurunuzda olmak arzusundayız.

Bu vesileyle insaniyetin taçlanacağı Kur’an vadisinde medeniyetimizi inşa etme dua, temenni ve teşebbüsü ile sizleri Allah’a emanet ediyoruz.

 

popüler cevapdünya atlası