İnsanların Toplumsal Hayata Hazırlanmasında Örnek Bir Medresetuzzehra Uygulaması

Eklenme Tarihi: 21 Şubat 2017 | Güncelleme Tarihi: 04 Mart 2017

Üstad Hazretlerinin en önemli ideallerinden birisi; bölgeyi, ülkeyi, İslam Âlemini hatta tüm dünyayı nurlandıracak bir nur üniversitesinin kurulması idi. Bu amaç için çok emekler verdi. Ancak hayatında buna resmi olarak muvaffak olamadı ama fiili olarak oldu. Nasıl mı? İnsanların kendi evlerinde ve küçük-büyük Nur Dershanelerinde günlük yüz binlerce ortamda Nur Risaleleri okunuyor, dinleniyor, mütalaa ediliyor. Bu yönüyle öncelikle tüm Türkiye daha sonra da tüm dünya bu üniversitenin birimleri oldu.

Nur Üniversitesinin öğrencileri ve hapishanede kalan mahkûmları nasıl eğittiğini, yüz binlerce kişi üzerindeki yaptığımız uygulamaları esas alarak göstereceğiz.

Bir ders veya bir kitapla namaza başlayıp doğru yola gelen öğrencileri, 70-80 mahkeme dosyası olan hırsızları, gözünü kırpmadan 2-3 kişiyi katleden canileri anlatacağız. Devletin milyonlar harcadığı, koca koca binalar yaptırdığı ama ıslahında çok zorluk çektiği bu insanların kolayca nasıl intibaha geldiklerini anlatacağız.

Amacımız elimizdeki bu eserlerin kıymetini bilmek ve potansiyel gücümüzün farkına varmak. Hedefimiz; hep birlikte Nur Üniversitesinin, bütün vatan hatta dünya sathına yayılmasını örneklerle anlatarak sağlamak. Çünkü insanımız iyi örnekleri uygulamakta çok mahir.

BÜTÜN HAPİSHANELERİN MEDRESE-İ NURİYE (YUSUFİYE) YAPILMASI

Toplumun fertleri olarak bizlerin en önemli görevlerinden birisi hiç kuşkusuz diğer insanları iyiliğe teşvik edip kötülükten sakındırmaktır. Bu sorumluluk gereği bizler Sivil toplum kuruluşu sıfatıyla öncelikle Adalet Bakanlığı ile bir protokol imzaladık. Protokolün amacı; mahkûmlarla haftada 1 saat faydalı kitaplar okuyarak ve konferanslar yaparak onları toplumsal hayata hazırlamaktı. Bu uygulamayı öncelikle mahkûmlara bir konferans vererek başlattık. Konferansa katılım yoğundu. Savcılar, hapishane müdür ve yardımcıları, gardiyanlar, mahkûmlar, öğrencilerimizle hapishanenin konferans salonu tam dolu ve canlıydı.

Konferansta dinleyicilere hiçbir şeyin, hatta mahkumların hapishanede bulunmalarının tesadüf olmadığını, başa gelen her şeyin imtihan olduğunu, önemli olanın bu imtihanı başarıyla geçmek olduğunu dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık. Konferansın sonlarına doğru Kiramen Katibin meleklerinin her an hayat filmimizi çekmekte olduklarından bahsettik. Çekilen bu filmlerin Peygamber Efendimizle (SAV) beraber sevdiklerimizin seyredeceklerinden bahsettik. Hayalen bu film seyretme safhasını biraz canlı örneklerle renklendirerek anlattık. Mahkûmlardan Veysi adlı birini iyi örnek yaptık. Onun hayatı hep istikametliydi. Allah’ın (CC) emrettiklerini hayatı boyunca hep yapmış, yasakladıklarından hep kaçmıştı. Hayali hayat filmi seyredileceği zaman çok rahat hatta neşeliydi. Film gösterilince, izleyenlerin takdirini toplamış ve Peygamber Efendimiz kendini tebrik etmişti.

Sıra iyi örnek olamayan konferans verenin kasetini izlemeye gelince, geçmişte işlediği günahları düşünerek, elektrikler kesilerek veya gösterecek cihaz bozularak hatta son çare olarak filmin kaydedildiği ortamda silinerek, gösterilmemesini istiyordu. O anda yerin dibine girse de bu kötü anların filmini seyrettirmeseydi, bu günahları niçin işledim gibi bin bir pişmanlık içinde olduğunu mahkûmlara hayalen de olsa hissettirdi. 

Mahkûmlara bu konuda konuşmacının mı, yoksa Veysi’nin mi yerinde olmak isteyeceklerini sordu. Hep bir ağızdan Veysi’nin yerinde olmak istiyorlardı. Onlara peki bugünden itibaren Veysi’nin yerinde olmak ister misiniz diye sordu. Hep bir ağızdan EVET dediler. Bu sefer bu EVET’in anlamı nedir diye sorduğunda aralarından biri söz istedi. Bu EVET’in anlamı ben söz veriyorum bundan sonra Allah’ın (CC) emrettiklerini yapacağım, hiç aksatmayacağım, yasakladıklarından hep kaçacağım dedi.

Bu şekilde anlatımlar bütün yetkililer ve katılanların hoşuna gitti. Bu gibi faaliyetlerin devam etmesini istediler.

Mahkûmların konferans salonuna getirilmesinin güçlükleri, kalabalıkta eğitimin zorluğu gibi etkenleri göz önüne alarak ilgililere bundan sonraki eğitim faaliyetlerimizi sınıf veya koğuş ortamında devam ettirmek istediğimizi bildirdik, onlarda kabul ettiler. Asıl faaliyet bundan sonra başladı. Onlarca eğitim gönüllüsü yüz yüze, diz dize mahkûmlarla kitap okumaya başladılar. İlk anda güçlükler olmasına rağmen görevlendirilen öğretim elemanı, öğretmen, esnafların birkaç haftalık sohbeti sonucu, mahkumların büyük çoğunluğu veya tamamı suçlarından tövbe edip, düzenli ibadet yapmaya başlamışlardır. Bu başarının altında, bir kısmı hapishanelerde yazılan ve buraları Medrese-i Yusufiyye olarak gören, Risale-i Nurların okunmasının yattığı önemli bir gerçektir.

Kütüphanelerine 10.000 kitap kazandırdık. Bu kitaplar mahkûmların cezaevi içinde arkadaşlarına ve görevlilere iyi davranmalarını, hapishaneden çıkınca da toplumsal hayata sorunsuz katılmalarını sağlamak amacına yönelikti.

Kitaplarla ilgili görülen bir rüya bizi çok etkiledi. Rüyayı gören seyit yani Peygamber Efendimizin (SAV) torunlarındandı. Rüyasında Peygamber Efendimiz “Hapishaneye Risale-i Nur kitaplarını verin” diye emretmiş. Bunun üzerine hapishaneye 2.000 adet Risale-i Nur verildi.

Şu halde Türkiye’deki, hatta dünyadaki bütün hapishaneler birer Medrese-i Nuriye olabilir. Bunun için yapılacak iş gönüllü üniversite hocaları olacak toplumda sosyal sorumluluk sahibi kişileri organize edip, hapishane müdürü ile anlaşma yaparak, mahkumlara birbiriyle geçinmelerinde, cezalara bitip çıktıklarında topluma uyumlarında ve tekrar suç işlemelerinin önlenmesinde yardımcı olunacağını söylemek ve bu konuda protokol yapmaktır.

BÜTÜN OKULLARIN MEDRESE-İ NURİYE YAPILMASI

Üstad Hazretleri her okulun yanına bir Dershane-i Nuriye açılmasını çok arzu ediyordu. Bizler açılan bu Dershanelerin amacının özellikle o okuldaki öğrencilere hizmet etmek olduğunu biliyoruz. O halde bütün okullar bizim için Medresetüzzehra’nın birer fakültesi gibi olabilir.

Bizler bu fakültelerin birer gönüllü hocaları olabiliriz. Milli Eğitim Müdürlükleri ile yapılacak protokollerle o il veya ilçedeki bütün okullarda öğrencilerin toplumsal hayata hazırlanması ve başarılarının artırılması söyleşileri yapılabilir. 

2011-2012 Eğitim-Öğretim yılında 20 ilde, 2012-2013 Eğitim-Öğretim yılında da tüm Yurt çapında İl Milli Eğitim Müdürlükleri ile imzalanan protokollerle Medresetüzzehra’nın fiili uygulaması yapıldı.

Bu protokolün ortaya çıkışı ise şöyle oldu; birkaç fedakâr insan okullara gidip ilköğretim ve lise öğrencilerinin milli manevi değerlere sahip iyi fertler olması için çalışıyorlardı. Bunlar gittikleri bir lisede yeni atanan yönetici ile karşılaşıyorlar. Yönetici bunlara kim olduklarını sorunca, dillerinin döndüğünce kendilerini tanıtmaya çalışıyorlar. Çocukların manevi yönden motive edilmelerinin gereğini anlatıp, bu konuda hiçbir karşılık beklemeden yardımcı olduklarını söylüyorlar. Ama lise müdürü bunları adeta kovuyor. Bundan sonra böyle bir faaliyete müsaade etmeyeceğini söylüyor.

Bunun üzerine 4 kişilik bir heyetle il Milli Eğitim Müdürüne durumu arz etmek için gittik. Milli Eğitim Müdürü ilgili lise müdürünün haklı olduğunu çünkü bu fedakar insanları tanımadığını söyledi. Peki çözüm nedir diye sorduğumuzda.  Bize bu sorun ancak yapılacak resmi bir protokolle çözülebilir dedi.

Bunun üzerine Milli Eğitim Müdürlüğü ile bir protokol imzalandı. Protokolde ilgili ilde bulunun öğrencilerin “Toplumsal Hayata Hazırlanması ve Başarılarının arttırılması amaçlanıyordu.

Bu amaca ulaşabilmek için; öğrencilerle onlara rehberlik yapabilecek kişiler arasında haftalık söyleşiler yapılacak, öğrencilere okuma alışkanlığı kazandırmak ve topluma karşı sosyal sorumluluklarının farkına vardırmak amacıyla –al götür oku getir- tarzında kitaplar temin edileceği protokolde yer aldı.

Protokol uygulamaya konulduğunda çok geniş ve yeni fırsatların ortaya çıktığı anlaşıldı. İlgili lise müdürü 15 öğrencisinin iyi insanlarla karşılaşmasını hazmedemezken, protokol sonrası bütün öğrencilerini okulunun konferans salonunda toplamak ve gelenleri ta kapıda karşılamak gibi bir duruma geldi. Bu söyleşiler bütün şehre ve ilçelerine de yayılmış oldu. Hummalı bir çalışmaya girilerek, üniversite öğretim elemanları, öğretmenler, doktorlar, mühendisler, esnaflar vs gibi gruplardan seçkin insanlar gidip15.000’e yakın öğrenciye bu okullarda söyleşiler yapmaya başladılar. Hem de haftanın belli bir günü 1-2 saat ve her hafta.

Alan da veren de çok memnundu. Öğrenciler, öğretmenler, okul idarecileri bu söyleşileri çok sevdiler.

Öğrencilerin bir kısmı hayatlarında ilk defa profesörlerle bu kadar yakın oluyorlar, hem de onlardan Allah ve Peygambere sevgi, öğretmene saygı, anne babaya karşı vazifeler, meslek seçimleri, ders çalışma teknikleri ve zamanı en verimli kullanma gibi konularda değerli bilgiler alıyorlardı. Giden elemanların öğrencilere yakın ilgisi söyleşileri daha cazip hale getiriyordu. Çıkışta öğrenciler bir sonraki söyleşinin yapılıp yapılmayacağını çok merak ediyorlar ve mutlaka yapılmasını ve her hafta devam etmesini istiyorlardı.

Söyleşiler canlı, heyecanlı ve faydalı şekilde sürerken, söyleşilerin arkası sıra öğrencilerle yemekhanede gruplar halinde masaların etrafına oturulup, misafirlerin getirdiği tatlıları yiyip, kolaları içerken koyulaşacak sohbetler başlıyordu. Bu sohbetler söyleşi yapacak kişinin yanında gelen üniversite öğrencileri, hayatını İslam’a hizmete adamış gençler ve öğretmenlerle ilgili okulun öğrencileri, öğretmenleri ve yöneticileri arasında geçiyordu. Konuşulan konular çok önemliydi. Karşılıklı tanışma, mesleki gelecek, topluma faydalı olma, yaratılış gayemiz, birlik beraberliğin önemi.

Pansiyonlarda kalan öğrencilerin hafta sonu tatilini ve günlük çarşı izinlerini Nur Dershanelerinde değerlendirebileceklerine dair dilekler ve adres vermeyle karşılıklı randevulaşma.

Sıra ayrılık saatine geldiğinde her iki tarafta da vakit nasıl geçti, keşke biraz daha vaktimiz olsaydı, biraz daha otursaydık gibi iç geçirmeler, temenniler. Bitiş anında sanki kırk yıllık dostlar birbirinden ayrılıyor, resim çektirmeler, vedalaşmalar hatta buğulu gözler. Haftayı her iki taraf da iple çekecek şekilde, istemeye istemeye ayrılma.

Bu söyleşi ve arkasındaki tatlı sohbetlerin neticeleri ise çok güzel. Bunların bir kısmını onların saf, güzel tatlı kalemlerinden şöyle aktarabiliriz.

Gidilen okul idarecileri ve öğretmenleri yapılan söyleşilerden sonra öğrencilerinde çok önemli değişmeleri ve gelişmeleri izlediklerini ifade ediyorlar. Öğrenciler başta idareci ve öğretmenlerine saygılı, arkadaşlarına karşı daha anlayışlı, ibadetlerine dikkatli, okul eşyalarını korumaya daha meyyal oluyorlarmış. Kısaca örnek öğrenci, örnek vatandaş olma yolunda ilerliyorlar. Tabi ki bu hepimizin istediği ve beklediği önemli davranış değişiklikleri.

Karşılıklı görüşmeler yaptığımız bakanlar, milletvekilleri, valiler, kaymakamlar, milli eğitim müdürleri yapılan ve yapılacak olan bu çalışmaların çok elzem olduğunu ifade etmişlerdir. Eğitimin ana gayesinin de insanları toplumun değerli bir parçası haline getirmek, gençleri kişisel ve sosyal sorumluluklarının farkına vardırmak olduğunu söylemişlerdir.

Yapılan çalışmaların yerinde olduğunu devlet olarak bizleri desteklediklerini ifade ederken, bu çalışmaların toplumsal sorumluluk için yapılmasını; bir cemaat ve ideoloji taassubu içinde olunmamasını tavsiye etmişlerdir.

Gerçekten de toplumun geneline hitap eden tüm hizmetlerin Allah rızası için yapılması şarttır.  Yoksa bütünleşme yerine ayrışmalara, fayda yerine zarar vermeye başlamaktadır. Bizim bu faaliyetleri yaparken, Müslümanların kimden ve nereden olursa olsun faydalanmalarına taraftar olmamız gerekmektedir. Bizler iyi ahlak kurallarını onlara anlatırız ve bunları yaşamaları için de dua ederiz. Fertler iyi ahlaklı olsunlar da istedikleri hak olan bir topluluğa gitsinler. İlle de bizimle beraber olacaklar diye bir endişemiz olmamalıdır.

Elbette bizler mesleğimizin revacına çalışacağız. Bunu mesleğimizin üstün yönlerini ortaya koyarak yapacağız. Yoksa başka meslekleri inkar ederek ve küçük görerek değil. Bu inanış insanı çok mutlu ediyor. Çünkü öğrencilerdeki en küçük olumlu davranış değişiklikleri bile sizi sevindiriyor. Hem mühim olan bizlerin tebliğ vazifelerini yerine getirmemiz. Gerisi Allah-u Tealaya (CC) kalmış. Bizler vazifemizi yaparız vazifeyi ilahiyeye karışmayız.

Medresetüzzehrayı tüm yurt sathına yayma projemiz bütün hızıyla devam etmektedir.  Yapılan çalışmaların meyvelerine aldıkça bizim şevkimiz arttı. Valilerimiz ve Milli Eğitim il müdürlerimiz ile görüşmeleri yaygınlaştırdık. Şu anda hemen tüm illerimizde benzer faaliyetler başlatılmıştır. Bunun meyveleri hemen alınmaya başladığı gibi birkaç sene içinde yapacağı değişim memleketin ve insanların çok çok yararına olacaktır.

Bu faaliyetleri yaparken gönüllülüğün esas olacağını söylemiştik. Gerçekten Allah rızası için içten gelerek yapılacak faaliyetler amacına daha kolay ulaşıyor. Gönüllü bulmak ta her zaman mümkün olmuyor. Bir milletvekilimizle yaptığımız görüşmede bize; “-Siz niçin bu kadar yoruluyorsunuz. Milli Eğitim Bakanı’na gidelim o bütün ülkede bunu derhal uygulatsın.” Dedi. Biz kendisine bu işlerin gönüllülük esasıyla yapılabileceğini, yoksa resmi şekilde olanların tesirinin daha az olduğunu söyledik. Bir il milli eğitim müdürümüz kendisine projemizi anlattığımızda; “-Biz geçen yıl aynı şeyleri düşündük ama eleman bulamadığımızdan içini dolduramadık.” Allah sizlerden razı olsun, biz sizleri gökte ararken yerde bulduk dediler ve hemen protokolü imzaladılar. Bizlere düşen böyle güzel çalışmaların içini doldurmak yani gönüllü olarak görevler almak.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Üstad hazretlerinin hayali, gayesi, ideali olan Medresetüzzehra’nın gerçekleştirilmesi hepimizin üzerine önemli bir vecibedir. Bu uğurda bir tuğla ile de katkıda bulunmayı en önemli görev saymalıyız. Bunun yanı sıra bütün ülkeyi ve dünyayı bu üniversitenin kampus alanı olarak görüp, evlerimizi, dershaneyi Nuriyeleri, okulları, hapishaneleri, çocuk yuvalarını, huzur evlerini, kahvehaneleri … özetle uygun olan her mekanı bu üniversitenin fakülteleri olarak değerlendirebiliriz. Biz fikirlere bir ufuk açmak için okullar, hapishaneler, çocuk yuvalarında yapılan örnek bir çalışmayı arz etmeye çalıştık. Bu çalışmalar tamamen gönüllülük esasına dayalı olarak gerçekleştirilen mütevazi bir örnektir. Daha iyisi, daha genişi çok rahatlıkla yapılabilir. Bunu katılımcılardan ve duyacaklardan bekliyoruz. Ulaştığımız sonuçlar ise şunlardır;

  1. Memleketimizde güzel gelişmeler olmaktadır. Bu güzel gelişmelerin içinin doldurulmasında bizlere önemli görevler düşmektedir.
  2. Sorumlu birer vatandaş olarak bu memlekette iyiye gidişin hızlanması için bizlere ne gibi vazifeler düştüğünü araştırmalıyız.
  3. Açılan hayırlı hizmet sahalarına maddi-manevi desteğimizi esirgememeliyiz.
  4. Her insanı tebliğ edilmeye değer bulmalıyız. Her fırsatı da en iyi şekilde değerlendirmenin çabası içine girmeliyiz.
  5. Hizmet için müsait şartları beklemek yerine, mevcut şartlarda en verimli hizmeti yapmanın gayretinde olmalıyız.
  6. Medresetüz Zehra’yı fiilen yurt çapında gerçekleşmiş, bizler de onların öğrencileri ve hocalarıyız şeklinde inanmalı ve bu inancın gereğini yerine getirmeliyiz.
  7. Bütün mesele bizde başlamakta ve bitmekte olduğuna inanıp, gönüllü olarak bu geçici dünyada en fazla gayreti, çalışmayı yapmanın hazzını duymalıyız. “Biz bu hizmeti yapmazsak kimse yapmaz” mantığı ve sorumluluğu ile meselelere yaklaşmalıyız.

Medrsetüzzehra Sempozyumu, Van 12-14 Ekim 2012, Merak Yayınları, Risale Akademi, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 8, s. 449-456, Ankara. 

popüler cevapdünya atlası