İMANIN HASSASI OLARAK HÜRRİYET

Eklenme Tarihi: 28 Mayıs 2015 | Güncelleme Tarihi: 19 Ağustos 2019

Ömer Faruk UYSAL’ın İman ve Hürriyet Sempozyumu tebliğidir

Hürriyet Kelimesinin Serencamı

Batıda olduğu gibi İslam dünyasında da temel insan haklarından veya vatandaşlık haklarından biri olarak siyasi, hukuki ve içtimai özgürlükleri ifade eden anlamıyla hürriyet kavramını, ilk defa 1789 Fransız İhtilali'nin etkisiyle Tanzimat döneminden itibaren önce edebi eserlerde, daha sonra da hayatın çeşitli alanlarında kullanılmaya başlandığı görülmektedir.

Özgürlük anlamında ilk kullanılan kelime Farsça serbesti olmuştur. (Liberi, liberte karşılığı) bazen hür yerine Farsça azad kelimesi de kullanırlardı. Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde siyasi ve sivil özgürlük fikri hızlı bir şekilde etki alanını genişletmiş, XIX. yüzyıldan itibaren serbesti yerine kullanılmaya başlanan hürriyet kelimesi herkesi büyüleyen bir kavram haline dönüşmüş, pek çok edebi, siyasi ve fikri yazıya konu olmuş, bu başlığı taşıyan dergi ve gazeteler çıkarılmış, partiler kurulmuştur.

Kur'an-ı Kerim'de hürriyet kelimesi geçmez. Bir ayette hür, "efendi" (kölenin karşıtı) anlamında iki defa tekrar edilmiştir.(el-Bakara 2/178) Ayrıca beş ayette "köleyi hürriyetine kavuşturma" anlamında tahrir kelimesi geçmektedir. Hadislerde kölenin karşıtı olan hür kelimesiyle aynı anlamdaki türevleri sıkça geçmektedir. Bazı hadis ve haberlerde kölelikten azad edilmiş olanlar için muharrer kelimesi kullanılmıştır.

Tespit edilebildiği kadarıyla İslam kültüründe ilk defa Farabi'nin eserlerinde hürriyet, sosyoloji ve siyaset alanına taşınarak "fertlerin istek ve arzularını gerçekleştirme özgürlüğü" anlamında da kullanılmıştır.

Farabi'nin hürriyet kavramını siyasi ve içtimai hürriyet bağlamında ele alması oldukça önemliydi ve buradan hareketle siyasal otorite ile vatandaşın özgürlükleri arasında sağlıklı ilişki kuran bir siyaset ve hukuk düşüncesine ulaşılabilirdi. Fakat bu yaklaşım daha sonraki İslam âlim ve düşünürleri tarafından sürdürülmemiş ve hürriyet kavramı geniş ölçüde "cömertlik" ile "nefsanî istekleri baskı altına almaktan doğan özgürlük şeklinde tamamen ferdi planda kalan iki ahlaki anlamla sınırlandırılmıştır. (1)

Görüldüğü gibi içtimai, siyasi ve hukuki anlamda hürriyet Avrupa'da ve müteakiben bizde Fransız ihtilalinden sonra yavaş yavaş bugünkü anlamında kullanılmaya başlamıştır. Yeni, modern ve batı kaynaklı bir süreç!

Eski Arap edebiyatında hürriyet kelimesi nadiren görülürken, hür kelimesi "soylu, şerefli, seçkin, iyi" gibi anlamlarda kullanımı yaygındır. Bir yerin en güzel kısmını "hürrü'd-dar" meyvenin en iyisine "hürrü'l-fakihe" bir fesahat değeri taşıyan söze "hürrü'l-kelam" denirdi. Cömertliği ilke edinmiş olanlara da hür denirdi. Farabi geleneğe uyarak keremle eş anlamlı saydığı hürriyeti, kibirlenme ve alçalma şeklindeki iki aşırılığın ortasında yer alan erdemi ifade eden bir ahlak terimi olarak gösterir. (2) Gazali, tasavvuf geleneğine uyarak hürriyeti daha çok "tutkuların esaretinden kurtuluş" anlamında kullanır."Kanaatte hürriyet ve izzet vardır" derken bunu kasteder. Hz. Peygamber , "Kahrolsun altına, gümüşe ve lükse kul olan kimse" derken ahlaki anlamdaki hürriyetin önemini vurgular.

Kuşeyri, er-Risale'sinde özel bir bölüm ayırdığı hürriyeti (II,460-463) "Kulun yaratılmışlara köle olmaması, maddeler âlemindeki herhangi bir gücün onun üzerinde etkisinin bulunmaması" şeklinde tanımlar. Diğer bir ifadeyle gerçek hürriyet Allah'a tam kulluktadır. Böylece hürriyet, kalpteki tevhid inancının ahlaka ve amellere yansıması olarak da değerlendirilebilir. İnsanın Allah'a kulluğu ne kadar sadık ve samimi olursa başka mahlûklara bağımlılıktan o derece kurtulur ve saflaşır. Tevhid-Adalet-Hak-Hürriyet yönünde bir sıralama ve açımlama! Esasen tasavvuftaki "fakr" makamı hürriyeti de kapsar. Çünkü fakr insanın hiçbir şeye sahip olmamasından çok, Allah'tan başka hiçbir şeyin insana sahip olmaması demektir. (3)

Bediüzzaman ve Hürriyet

Bediüzzaman Said Nursi kendisini hürriyeti "rüyalarda bile takip eden ve o sevda ile her şeyi terk eden birisi" olduğunu, "Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam" dediğini "hararetle hürriyete çalıştığını" kendisi ifade ediyor. O'na göre; "Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir." (4)

Bediüzzaman'ın karakter özelliklerine baktığımızda; a-cesaret, metanet, dirayet b-şiddet-i şefkat ve rikkat, ifrat-ı şefkat c-istiğna d-yaratana tevekkül ve teslimiyet e-dürüstlük ve mertlik f-hürriyete düşkünlük ve özgür bir ruh hali diyebiliriz. Bu karakter (cibilliyet) özellikleri çoğunlukla güzel ahlak tezahürlerinden sayılır.

Üstat Nursi 1907 da 29 yaşında payitaht İstanbul'a geldiğinde Hürriyet'in ilanı 1908 de icra edilmiş, Osmanlı toplumu ve İstanbul'da muhtelif partiler, cemiyetler, gazeteler ve çok seslilik hâkim ve Hürriyet söylemleri ve atmosferi yaygındı.

Özgür ruhu, hürriyetperverliği meşrutiyet ve hürriyetin ilanı ile birleştiğinden onda büyük bir heyecana yol açtığı anlaşılmaktadır.

O, içtimai ve siyasi konularda yani füruatla ilgilendiği ve yazdığı eski Said döneminde de, usuli açıdan (usuliddin) yani altı iman esası veya Kuran'ın Tevhid, Nübüvvet, Haşir, Adalet maksatlarına göre tahlil ve tespitler yapmıştır. Kur’an'ın dört maksadı birbirini destekler ve açıklar. Tevhid aynı zamanda bir hak ve adalet ilkesidir. Tevhid hak ve hakikat, zıddı şirk ise zulm-ü azimdir. Şirk Allah'ın ve mahlûkatın kıymetine ve hukukuna tecavüzdür. "Allah hakkın ta kendisidir." (Lokman 30, Hacc 6)

Haşir zaten iyileri ödüllendirmek(cennet), kötüleri cezalandırmak (cehennem) için mahkeme-i kübra ile ilahi mutlak adaletin tezahürüdür. Nübüvvet ise, Tevhid, Hak ve Hakikat(adalet) ve Haşir'i tebliğ ve neşretmektir.

İslam tarihinde, gelenekte hürriyet kelime ve terim olarak yer almamakla birlikte, ruh-u hürriyet, adalet, hukuk, hak ve hürriyet bağlamında yer almıştır. Adalet hukukun idesi, ideali ve gayesidir. Hukuk adaletin sosyoekonomik politik alanda gerçekleştirmeye yönelik, maddi müeyyide ile teçhiz edilmiş normlar bütünüdür. Hukuk hakkın çoğulu, hak hukukun tekilidir. Hukuk haklar demektir.

Hak ve hürriyet kavramları eş anlamlı olmasalar bile birbirlerinin yerine kullanılabilecek tarzda bir iç içelik taşırlar. Bununla birlikte hak hürriyetin temeli ve konusu, hürriyet de hakkın gerçekleşme aracı olduğundan, hakkın hürriyete göre onu da içine alacak şekilde daha kapsamlı olduğu söylenebilir. (5)

Hürriyet Nedir?

Bediüzzaman, hürriyetle ilgili şu tarifleri verir; "Hürriyet-i umumi, efradın zerrat-ı hürriyetinin muhassalıdır. Hürriyetin şe'ni odur ki ne nefsine, ne gayriye zararı dokunmasın." "Hürriyet budur ki; Kanun-u adaletten ve tedipten başka hiç kimse kimseye tahakküm etmesin, herkesin hukuku mahfuz kalsın, herkes harekât-ı meşruasında şahane serbest olsun." "Hürriyet hayat makinesinin buharıdır." (6)

Hürriyet günümüzde siyasi, hukuki, iktisadi ve ahlaki sahalarda kendini gösterir.

Siyasi hürriyet; idarede kanun ve müesseselerin, özel kişilerin zulümlerine üstün gelmesidir. Hukuki hürriyet ise; hürriyetin kullanılma ölçülerinin kanunlarda tespit edilmiş olmasıdır. İktisadi hayat ve teşebbüs sahasında, hükümet kuvvetlerinin bir taraf ve zümre hesabına hareket ederek, bu hayatın inkişafına engel olmaması ise, iktisadi hürriyettir. Ahlaki hürriyet, kişinin manevi hayatında dilediği gibi yaşama ve düşünme tarzı olarak tarif edilebilir. (7)

Üstat Nursi'nin yukarıda bahsedilen her hürriyet sahasını destekler mahiyette beyanları vardır. Ancak o daha ziyade siyasi, sonra da hukuki hürriyetle ilgilenmiştir. Esasen günümüzde hürriyet denince akla öncelikle gelen siyasi(hukuki) hürriyetlerdir. Eski Said' in, Münazarat, Hutbe-i Şamiye, Divan-ı Harb-i Örfi eserleri II. Meşruiyetin (hürriyetin) ilanı yıllarına denk düşer o yıllarda siyasi, hukuki hürriyet çok aktüel ve popülerdir. Zira, ilk defa 1876 da Kanun-u Esasi (Anayasa) kabul edilmiş, daha sonra 1908 de II. Meşrutiyet (Hürriyet) ilan edilerek temel hak ve hürriyetler Anayasanın, siyasetin ve kamuoyunun gündemine gelmiştir.

Böylelikle tarihi olarak nefsin ve şeytanın kölesi olmaktan kurtulmak anlamındaki psikolojik, ahlaki hürriyet devletin sultanın, bürokrasinin esiri olmaktan da kurtulmak anlamındaki siyasi, hukuki hürriyete doğru evrilmiştir.

Bediüzzaman'ın sevdası olan hürriyeti hararetle istediği ve savunduğu, bazı geleneksel ve dini sebeplerle hürriyete karşı çıkanlara itiraz ettiği görülmektedir. Beyanlarına dikkat edilirse; hürriyet müdafaasının aynı zamanda meşrutiyet, cumhuriyet ve demokrasi müdafaası olduğu, keza birçok dindarın meşrutiyete, demokrasiye itirazlarının, hürriyete itirazlarıyla aynı olduğu görülür. (8) Yani, üstat Nursi'nin hürriyet lehine söylediklerinin, demokrasi için de geçerli, hürriyete itirazlara karşı müdafaasının da demokrasi için de olduğu söylenebilir.

İmanın Hassası ve Seçkin bir Özelliği Olarak Hürriyet

Dini, itikadi, imani gerekçelerle hürriyete (meşrutiyete, demokrasiye) karşı çıkanlara cevaben tam da esasen hürriyetin imanın bir hassası ve seçkin bir özelliği olduğunu şöyle ifade eder;

"Sual: Ne diyorsun? Şu senâ ettiğin hürriyet hakkında denilmiştir:

ُرِّيَّةٌَرِّيَّةٌبِالنَّارِلاَنَّهَاتَخْتَصُّبِالْكُفَّارِ (1) (*)

Cevap: O bîçare şair, hürriyeti bolşevizm mesleği ve ibâha mezhebi zannetmiş. Hâşâ! Belki insana karşı hürriyet, Allah'a karşı ubudiyeti intaç eder. Hem de çok adamlar görmüşüm, Sultan Abdülhamid'e Ahrardan ziyade hücum ederdi ve derdi: "Hürriyeti ve Kanun-u Esâsîyi otuz sene evvel kabul ettiği için fenadır." İşte, yahu, Sultan Abdülhamid'in mecbur olduğu istibdadını hürriyet zanneden ve Kanun-u Esasînin müsemmâsız isminden ürken adamın sözünde ne kıymet olur? Hem de, yirmi senelik İslâmiyetin bir fedaisi de demiştir:

ُرِّيَّةٌعَطِيَّةُالرَّْمٰنِاِذْانَّهَاخَاصِّيَّةُاْلاِيمَانِ (2)

Sual: Nasıl hürriyet imanın hassasıdır?

Cevap: Zira, rabıta-i iman ile Sultan-ı Kâinata hizmetkâr olan adam, başkasına tezellül ile tenezzül etmeye ve başkasının tahakküm ve istibdadı altına girmeye o adamın izzet ve şehamet-i imaniyesi bırakmadığı gibi; başkasının hürriyet ve hukukuna tecavüz etmeyi dahi, o adamın şefkat-i imaniyesi bırakmaz. Evet, bir padişahın doğru bir hizmetkârı, bir çobanın tahakkümüne tezellül etmez. Bir bîçareye tahakküme dahi o hizmetkâr tenezzül etmez. Demek iman ne kadar mükemmel olursa, o derece hürriyet parlar. İşte Asr-ı Saadet...

Dipnot-1 Hürriyet, ateşe lâyıktır, çünkü o ancak kâfirlere hastır.

(*) Güzel târif.

Dipnot-2 Hürriyet Rahmân'ın ihsânıdır, zira o imanın bir hassası ve seçkin bir özelliğidir

Hürriyet Allah'a isyan değildir. Bilakis insana karşı hürriyet, Allah'a karşı ubudiyeti (kulluğu) netice verir. Hürriyet o biçarelerin zannettiği gibi Bolşevizm mesleği (komünizm, sosyalizm) de değildir. Dini kuralları, ahlak ve namus prensiplerini, şahsi mülkiyeti tanımayan sözde özgürlükçü, batıl ibaha mezhebi hiç değildir.

Ahrarlar (14 Eylül 1908 de İstanbul'da kurulan hürriyetçilerin partisi, hürler) istibdadı sebebiyle Sultan II. Abdülhamit'e itiraz ederken, hürriyeti kâfirlere mahsus zanneden biçareler, sultanın mecbur olduğu istibdadını hürriyet zannediyorlardı ki, onların sözünde hiçbir değer yoktur. (9)

Allah'a hakiki kul olan bir adam, başkasının zilletine tenezzül etmeyeceği gibi, başkasının hâkimiyeti ve istibdadı altına da girmez. İzzet ve imanının yiğitliği buna izin vermez. Keza başkasının hürriyet ve hukukuna tecavüz etmeyi dahi, o adamın şefkati imaniyesi müsaade etmez. Demek iman ne kadar mükemmel olursa, o derece hürriyet parlar. İşte asr-ı saadet! (10)Allah'a iman hürriyete engel olmadığı gibi, onu besler ve teşvik eder. Allah'a kul olan, başkasına kul olamaz ve başkasını kul edinemez.

Allah'ı Bırakıp da Birbirinizi Rab Edinmeyin.

Bediüzzaman Said Nursi, hürriyet ve iman (itikad)la ilgili olarak Al-i İmran suresi:3;64 zikreder, "Allah'ı bırakıp da birbirinizi rab edinmeyin." in nehyine (yasağına) uyulmasını ister, fakat bu ayeti orada şerh etmez! Elmalılı M. Hamdi Yazır bu ayetin tam mealini ve tefsirini şöyle yapmaktadır;

"64- De ki: Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahit olun biz Müslümanlarız".

64-Burada çeşitli vicdanların, muhtelif milletlerin, farklı dinlerin, çeşitli kitapların, temelli bir vicdanda, hak bir sözde nasıl birleşebilecekleri, İslâm'ın insanlık âleminde ne kadar geniş, ne kadar açık, ne kadar doğru bir hidayet yolu, bir hürriyet kanunu öğretmiş olduğu ve artık bunun Arap ve Arap olmayana ait olmadığı tam olarak gösterilmiştir. Cümlesinde toplanan vicdanî birlikten daha geniş, daha hâkim hiçbir vicdan bulmak mümkün değildir ki onun arkasına düşülsün. Dinî gelişmeler, vicdanların ayrılık ifade eden özelliklerinde değil, bütünlüğünde ve genişliğindedir. Bütün özgürlük ve eşitlik davasının esası bu bir kelimede, bir vicdanda toplanır: İşte özgürlük ve eşitlik davasının bütün çözüm anahtarı buradadır. Birbirimizi rab, Mevla, mutlak hükmedici tanımayalım; bütün hareketlerimizi bir Hakk'ın emriyle ve Allah'ın rızasıyla ölçelim. Allah'ı bırakıp da onun gerisinde ve hakkın dışında bir bağımlılık anlaşmamız olmasın; hepimiz Allah'a kul olalım ve kendimizi ancak O'na boyun eğmiş bilelim; birbirimize de ancak bu açıdan uyalım ve bağlanalım; hiç birimizin hakkına tecavüz etmeyelim; Allah'ın onu görevlendirdiği vazifeye de Allah için itaat edelim. Asıl anlaşma ve asıl vicdan, bir Allah'ın emrine uyma olunca, her anlaşmazlık, hak düşüncesi ve hak kanunu ile çözümlenir. Ve hiçbir kimsenin şahsî isteği hâkim olmaz. Buna göre İsa'yı da rab tanımayalım. Onu da Allah'ın bir kulu ve bir elçisi tanıyalım. Aynı şekilde papalar, krallar, başkanlar hep böyle, birbirine Allah'a itaatleri ve hakkı araştırmaları açısından bakalım.

Ortaya atılan bir soruya karşı Resulllah (s.a.v.) kitap ehli (Yahudi ve Hıristiyanlar)dan iman edenlere: "Siz hani papaların ve diğerlerinin sözlerine, yalnızca onların sözleri olduğu için itaat etmez miydiniz? İşte o, onları rab edinmektir." buyurmuştur. Burada sözün gelişi en çok Hz. İsa'ya "rab" diyen Hıristiyanlara yöneliktir. Bugün bazı İncil tercümelerinde bunun muallim (öğretmen) demek olduğu gösterilmişse de akide-i teslis (üçleme inancı) varken bu yorum yeterli olamaz. Hatta, "Ona kitabı ve hikmeti öğretir." (Âl-i İmrân, 3/48) ayetinin delaletine göre gerçek öğretici yine Allah'tır. (11)

Bediüzzaman "Birbirinizi rab edinmeyin" i zikreder, fakat şerh etmez. Ancak ; "Bir büyük adama, bir veliye, bir şeyhe ve bir büyük âlime karşı nasıl hür olacağız. Onlar meziyetleri için bize tahakküm etmek haklarıdır. Biz onların ve faziletlerinin esiriyiz" sualine karşılık;

Cevap; "Velayetin, şeyhliğin, büyüklüğün şe'ni tevazu ve mahviyettir, tekebbür ve tahakküm değildir. Demek, tekebbür eden sabiyy-i müteşeyyihtir. Siz de büyük tanımayınız." der.

İrade Hürriyeti ve İtikat Mezhepleri

Dünya düşünce tarihinde ahlâk felsefesinin başta gelen problemlerinden olanirade hürriyeti,İslâm düşünce tarihinde filozoflar arasında önemlibir tartışma konusu teşkil etmezken kelâmilminde yoğun olarak tartışılmış, fakat bununlailgililiteratürde hürriyet kelimesihiçbir zaman kullanılmamış, bunun yerine genellikle “ihtiyâr” (hür irade, seçme hürriyeti) kelimesitercih edilmiş, bu tartışmalarda Mu‘tezile tam bir irade özgürlüğünü savunurken Cebriyyeinsanın özgürlüğünü temelden reddetmiş, Eş‘ariyye ve Mâtürîdiyye’nin oluşturduğu Ehl-isünnetise aşırı bulduğu buikigörüş arasında orta bir yol olarak “kesb” düşüncesinigeliştirmiştir. Ancakirade hürriyeti konusunda Eş‘arîler Cebriyye’ye, Mâtürîdîlerise Mu‘tezile’ye daha yakın bir konumda bulunmaktadır. (12) Yani, itikat (nasıl ve ne şekilde inanacağımız) konusunu ele alan mezheplerin dahi ana ekseni hür olup olmama, hürriyetin sınırı ile ilgilidir.

İnsan küçük bir kâinat, kâinat ise büyük bir insandır. İnsan kâinatın esası ve hulasasıdır, yaratılmışların en değerlisi, halife-i arz, ahsen-i takvim suretinde yaratılmış, eşref-i mahlûkattır. İnsan muhatabı ilahidir. Kâinat, cennet-cehennem, mahkeme-i kübra onun için yaratılmıştır. Şeytanın hayra hiç kabiliyeti yok, şerre vardır. Meleğin ise şerre hiç kabiliyeti yok, hayra kabiliyeti vardır. İnsanın ise, hem hayra, hem şerre sonsuz kabiliyeti vardır. İnsanı bütün mahlûkattan, hatta Meleklerden farklı ve üstün kılan özelliği, dehşetli şerlere istidadı olduğu halde muazzam hayırlara vesile ve sebep olma potansiyelidir. İnsan, bu potansiyelini sadece kendisine bahşedilen irade (irade-i cüziye) seçme ve tercih imkânını kullanarak gerçekleştirebilir. Bu dahi insanın hür olmasını, hürriyet ile tam insan olmasını gerektirir. İnsan olmak hür olmak, hür olmak insan olmaktır. Eski, geleneksel ve doğulu olan her şey iyi ve güzel olmadığı gibi; yeni, modern ve batılı olan her şey de kötü ve çirkin değildir. Hürriyetin ruhu, özü ve hakikati elbette İslam'dandır. Batı şerr-i mahz olmadığı gibi, doğu da hayr-ı mahz değil. İslamiyet başkalarına esareti kadar, insanın kendi nefs ve şeytanına esaretini de önlemek ister. Ancak kamu otoritesi, insanın insana karşı hürriyet ihlalinde daha hassas ve dikkatli; nefsiyle baş başa ve nefsine verdiği zararda temkinli olmalıdır ki, hürriyet ve hukuk ihlal edilmesin. Nefse esaret daha ziyade itikadi, ahlaki, başkasına esaret ise, daha ziyade muamelat alanının konusudur."Hakikat, ruhun hürlüğü içinde ve hürriyet vasıtasıyla gelişir."

Kuşeyri, hürriyeti; "Kulun yaratılmışlara köle olmaması, maddeler âlemindeki herhangi bir gücün onun üzerinde etkisinin bulunmaması" şeklinde tanımlar. Diğer bir ifadeyle, gerçek hürriyet Allah'a tam kulluktadır. Böylece hürriyet, kalpteki tevhid inancının ahlaka ve amellere yansıması olarak da değerlendirilebilir. İnsanın Allah'a kulluğu ne kadar sadık ve samimi olursa başka mahlûklara bağımlılıktan o derece kurtulur ve saflaşır. Esasen tasavvuftaki "fakr" makamı hürriyeti de kapsar. Çünkü fakr insanın hiçbir şeye sahip olmamasından çok, Allah'tan başka hiçbir şeyin insana sahip olmaması demektir.

 

DİPNOTLAR

1- TDV İslam Ansiklopedisi Hürriyet maddesi c.18 s.502

2- Burada Bediüzzaman'ın "İnsan fıtraten mükerremdir" sözü akla geliyor. Kerem, cömertlik, şerefli, seçkin, iyi ve fıtraten mükerrem olma hali ve hür insan! Hürrü'l adem, hürrü'l adam, hür adam.

3- TDV İslam Ansiklopedisi Hürriyet maddesi c.18 s.503

4- Bediüzzaman Said Nursi, İlk Dönem Eserleri, Münazarat s.462 vd. Söz Basım Yayın İst. 2007 Münazarat 662 sayfadaki hürriyet hakkındaki beyanların benzerleri, s.525 ten başlayan Hutbe-i Şamiye'de de değişik ifadelerle vurgulanmaktadır.

5- TDV İslam Ansiklopedisi Hürriyet maddesi c.18 s.505

6- Nursi, İlk Dönem Eserleri s. 462 vd.

7- Bediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi; Safa Mürsel s.273 Yeni Asya Yayınları İstanbul 1995

8- Hürriyet şarktaki avam ve ulemaca, yeni, modern, batıdan gelen, Jön Türklerin savunduğu bir kavram. Aşiretlerin itirazları; Jön Türkler Ramazan'ı yer, rakı içer, namazı terk eder ! "Bir büyük adama ve veliye, bir şeyhe ve bir büyük alime karşı nasıl hür olacağız? Onlar, meziyetleri için bize tahakküm etmek haklarıdır. Biz onların faziletlerinin esiriyiz" "Rum ve Ermenilerin hürriyeti çirkin görünüyor." "Gayrimüslimlerle nasıl müsavi olacağız" şeklinde sürer gider.

9- Nursi'nin, Prens Sabahattin'in ve Ahrarın, teşebbüs-ü şahsi ve adem-i merkeziyet, ferdiyet, hürriyet fikrini benimsemesi, daha sonra Cumhuriyeti ve DP'yi desteklemesi, hürriyete verdiği önemi göstermektedir.

10- Asr-ı saadette sahabeler, Allah'ın en sevdiğine (Habibullaha), Ya Resulallah; bu şahsi görüşünüz mü, Allah'ın emri mi, eğer şahsi görüşünüz ise, benim görüşüm de şudur diyorlardı. Üstelik Bedir ve Hendek savaşlarında Peygamber ordu komutanı sıfatı ile emretmişken! Hz. Peygamber sen de kim oluyorsun dememiş, bu görüş daha doğrudur diye şahısların tavsiyesi doğrultusunda emrini değiştirmiştir. Ki ordu, hele hele savaş hali, disiplinin en yoğun, ifade özgürlüğü ve demokrasinin en az olduğu durum olmasına rağmen!!! Keza Uhud savaşında kendi ve Hz. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali gibi seçkin sahabelerin görüşü savunma savaşı olduğu halde, genç ve sayıca fazla ve heyecanlı sahabelerin Uhud meydanında savaşalım görüşüne uymuştur. Mağlubiyet üzerine; Hz. Peygamberin görüşüne uymadığımızdan yenildik diye konuşan sahabelere karşı " Toplumu ilgilendiren her konuda onlarla müşavere et " (Al-i İmran 159) ayeti nüzul olunmuştur. Yani sonucu mağlubiyet dahi olsa, ifade özgürlüğü, meşveret ve şura emr olunmuştur. Hürriyet ve meşveret usulü, esasa (harbin sonucuna) mukaddem kılınmıştır.

11- Hak Dini Kur'an Dili Elmalılı M. Hamdi Yazır c.2 s.387 Azim-Zaman

12- TDV İslam Ansiklopedisi Hürriyet maddesi

 

popüler cevapdünya atlası