İmanın Esaslarının Birbirinden Ayrılmaz Bütünlüğü

Eklenme Tarihi: 01 Mart 2014

EğitimciRamazan AYDEMİR'in Risale Akademi Merkezinde yapılan Meyve Risalesi Çalıştayı tebliğidir

GİRİŞ

Meyve Risalesi bir ders kitabı, hapishaneler de okuldur. Bu Yusuf (as)’den beri böyledir. Mahpusların piri Yusuf (as)’dır. Bu nedenle Bediüzzaman hapishaneye “Medrese-i Yusufiye” ünvanını vermiş, ardından da; “Madem Risale-i Nur şakirtleri iki defadır çoklukla bu medreseye giriyorlar; elbette Risale-i Nur’un hapse temas ve ispat ettiği bir kısım meselelerinin kısacık hülâsalarını, bu terbiye için açılan dershanede okumak ve okutmakla tam terbiye almak lâzım geliyor.” şeklinde bir ifade kullanarak kendi medresesi olan hapishaneyi de “Medrese-i Nuriye” olarak isimlendirmiştir.

Medrese-i Nuriye’nin ders kitabı olan Meyve Risalesi çerçevesinde imanın altı esası üzerinde durulacaktır.

HİKÂYE

Gizli bir sultan varmış. Bu sultan bir saray yapmış. O yaptığı sarayda hizmetçiler kendilerine emredileni yapıyormuş. Gizli sultan o saraya halkı ve misafirleri davet etmiş. Misafirlerin içinden bir elçi seçip eline bir ferman vermiş. Kendisine itaat edenleri yüksek saraya almış. İtaat etmeyenleri hapishanelere koymuş. Bütün bu işleri belirlediği bir düzen içinde yapmış.

Hikâyenin Hakikati

Hikâyede geçen gizli sultan Allah’ı, hizmetçiler melekleri, elciler peygamberleri, ferman kutsal kitapları, yüksek saray ve hapishane, ahireti (cennet-cehennemi) düzen ise, kaza ve kaderi temsil etmektedir. Saray, bu dünyayı, misafirler ise, insanları sembolize etmektedir. Hikâyede anlatılmak istenen ise, imanın altı esası olup birbirleriyle sıkı bağlantısı vardır. Her biri, daire şeklindeki bir halkanın parçaları gibidir. Yani imanın altı rüknü bir bütün olarak anlatılmak istenmektedir.

İMANIN ALTI ESASI

İmanın altı rüknü öyle bir vahdani hakikattir ki, tefrik kabul etmez. Yani birbirinden ayrılmaz. Öyle bir küllidir ki, tecezzi kaldırmaz, öyle bir bütündür ki, cüz kabul etmez, parçalara ayrılmaz.

Kâinat, insan, bir canlı, bir ağaç, bir ev, bir otomobil, bir makine bir bütün olduğu gibi, imanın altı esası da bir bütündür, her birini ayrı kabul etmek mümkün değildir.

ALLAH’A (CC) İMAN

İman-ı Billah, Allah’a inanma kendi hüccetleriyle, delilleriyle sair rükünleri de isbat eder. Gökyüzündeki sistemlerin ve yıldızların direksiz durdurulmaları, birbirine çarpmadan döndürülmeleri, yakıtsız yangın çıkarmadan yandırılmaları, gürültü çıkarmadan idare edilmeleri kâinatın sultanını, münevvirini, müdebbirini, saniini güneş parlaklığında tanıttırır.

Kur’an-ı Kerim’deki “Halaka’s-semavat-i ve’l-arzı” gibi ayetler de bize Rabbimizi, İlahımızı tanıttırmaktadır. İman-ı Billah ahiretsiz olmayacağı gibi, hadsiz delilleriyle kitaplar ve peygamberlere imanı da netice verir. Cenab-ı Hak semavatı yaratmış, her yeri meleklerle ve ruhanilerle şenlendirmiştir. Allah Teala’nın kainattaki bütün tasarrufatı ise kader ve kaza kanunları doğrultusunda olduğu da bir gerçektir. Her şey ilm-i muhit çerçevesinde gerçekleşmektedir.

MELEKLERE İMAN

Melekler Kur’an’ın ifadesiyle; “Bel ibadün Mükramun” (Enbiya: 26) yani Allah’ın ikram olunmuş kullarıdır ve aynı zamanda; “Ve yef‘alüne ma yü’merun” (Tahrim: 6) yani emredildikleri şeyi yaparlar. Anlaşıldığı gibi hem Allah’ın kulları, hem de Kur’an-ı Kerim’de özellikleri ve vazifeleri hakkında bilgi verilmiştir.

Meleklerin Vazifeleri

Adem (as)’dan beri bütün semavi kitaplar meleklerin vücudunu haber veriyor. Bütün meleklerin belki bütün esbab-ı zahiriyenin vazifeleri İzzet-i Rububiyetin perdeleridir. Evet, Bediüzzaman’ın ifadesiyle “…İzzet ve azamet ister ki esbab perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında, Tevhid ve Ehadiyet ister ki esbab ellerini çeksin tesiri hakikiden.”

Azrail (as) Örneği

Azrail (as) Cenab-ı Hakka müracat edip demiş: “Kabz-ı Ervah vazifesinde senin ibadın benden küsecekler.” Ona denilmiş: “Senin vazifene hastalıkları ve musibetleri perde yapacağım.” Aynen öyle de Azrail (as) vazifesinde bir perdedir. Allah (cc) icraatında mutlak tasarruf sahibidir.

Cebrail–Mikail-İsrafil (as)

Cebrail (as)’ın vazifesi Allah ile Peygamberler arasında ilahi vahyi tebliğ ve izhar etmektir. Cenab-ı Hak hikmeti gereği bazen vasıtalı, bazen de vasıtasız vahyetmektedir. Mikail (as)’ın vazifesi rızıktaki İhsanat-ı İlahiyeye nezaret etmektedir. Deprem, sel, yangın gibi musibetlerde perdedarlık yapmaktadır. İsrafil (as) ise sur’u agzına götürmüş, Cenab-ı Hakkın emrini beklemektedir.

PEYGAMBERLERE İMAN

Peygamberlerin melekler ile konuşması, muhavereleri kesretli tevatür ile insanlar içinde vuku bulmuştur. Bu nedenle bir Müslüman ahirzaman Peygamberini inkâr etse, zincirinden çıksa, daha hiçbir peygamberi hatta Allah’ı da tanımaz.

Yüz yirmi dört bin Peygamber Allah’ın vaadine istinaden Beka-i Uhreviyeyi ilan etmişler ve ellerindeki nişane-i tasdik ile Saadet-i Ebediyeyi haber vermişlerdir.

Hz. Muhammed (as) ise bütün peygamberleri, bütün insanları arkasına almış Saadet-i Ebediyyeyi istemiş, onlarda duasına “Amin” demektedirler.

KİTAPLARA İMAN

Semavi kitaplar meleklerin vücudunu ve ubudiyetlerini haber vermiştir. Nazil olan bütün kitaplar bu kâinatın arkasında tezyin edilmiş saraylardan ve menzillerden yani Cennetten bahsetmektedir.

Resulullah Alem-i Şehadetin lisanı olduğu gibi Kur’an da Alem-i Gaybın lisanıdır. Mütekellim-i Ezelinin insanlarla konuşmaması mümkün değildir.

Başta Kur’an olmak üzere bütün semavi kitaplar ve suhuflar, yine başta Peygamberimiz ve bütün peygamberlerin daveti, imanın altı esası üzerinde durmuştur. O esasları ders vermeğe ve isbat etmeye çalışmıştır.

AHİRETE İMAN

İsrafil (as) borusuyla Sur’a üfürünce mezarlarda yatanlar, ceset libaslarını giyip mahşer meydanında toplanacaklardır. Kiramen Katibin ile yazılan insanların amelleri için haşir ve neşir olacaktır. Cenab-ı Hakkın saltanatı, Rububiyeti ahireti iktiza eder.

Ahireti Rabbimizden sorduğumuzda alacağımız cevap: “Hiçbir saltanat yoktur ki, itaat edenlere mükafatı, isyan edenlere mücazatı olmasın.” Bunun mahalli de ahirettir. Yani ahirete imandır.

Kardeşi ölen bir çocuğu ancak; “Ağlama senin kardeşin meleklerle beraber cennette gezmektedir” diye teselli edebilmekteyiz.

KAZA VE KADERE İMAN

Kadere iman olmazsa hayat-ı dünyeviyenin saadeti kaybolur. Elim musibetlerde ne vakit kadere iman cihetine bakılsa hafifleşir. Çünkü perdenin arkasında tasarruf sahibi Allah bulunmaktadır. Kadere iman eden kederden emin olur.

Bu dünyada ve ahirette cerayan eden ve edecek olan olaylar hep kadere göre yani bir plana göre olmaktadır. Yani ahiret kadere göre şekillenecektir.

SONUÇ

Görüldüğü üzere iman esasları birbirine bakmakta, birbirini netice vermekte ve biri birisiz olmamaktadır. Birini inkâr, diğerini de inkâr neticesini vermektedir. Bir insan “iman esaslarının bazılarına inanıyorum, bazılarına inanmıyorum” diyemez. Çünkü hepsinin de varlığını isbat eden, akıllara ve gözlere sokan delilleri var.

Meyve Risalesi’nin önemli bir kısmı hapishanelerde mahkûmlara verilmiş olan iman dersleri olduğundan bir derece iman esaslarından ahrete iman esasına bakan yönünü yansıtmaktadır. Bu bakımdan bu Risale büyük bir teselli kaynağı olmuş, mahkûmların ve sair okuyanların imanlarının kurtarılmasına ve kuvvetlendirilmesine vesile olmuştur.

popüler cevapdünya atlası