İMANDAKİ SAADET

Eklenme Tarihi: 08 Temmuz 2018 | Güncelleme Tarihi: 08 Temmuz 2018

İMANDAKİ SAADET

Aziz mü’minler,

Cenab-ı Allah Bakara Sûresi, 3. Ayette اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ "O takvâ sahipleri öyle kimselerdir ki, gayba iman ederler." buyurmaktadır.

Allah’a, kitaplara, peygamberlere, meleklere, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna, ahret gününe ve öldükten sonra dirilmeye iman etmekte biz müminler için büyük bir nimet, büyük bir saadet, büyük bir lezzet ve büyük bir rahat vardır. Aynı zamanda gayba iman edenler, Allah’ın övgüsüne de mazhar olmaktadırlar.

Bildiğimiz üzere dünya bir imtihan meydanıdır ve bizler için manevi bir ticaret yeridir. Cenab-ı Allah bizleri maddî ve manevî olmak üzere birçok cihazlarla donatmış, bu cihazlara bir sınır koymamış, fakat iman ve istikamet yolunu bulabilmemiz için de peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Peygamberlere ve kitaplara uyduğumuz zaman ahlakımızı güzelleşir, uymadığımız zaman da cahiliye devrinin karanlık ve vahşî günlerine döner, kötü ahlak sahibi oluruz.

Aziz kardeşlerim,

İman bizlere güzel bir bakış açısı kazandırmakta, nuruyla ruhumuzu ve kalbimizi aydınlatmaktadır.

Bencil, keyfine düşkün, sadece kendini beğenen ve düşünen, karamsar olan insanlar, hep kötü düşünürler. Nereye gitseler acizleri, çaresizleri, zorba ve müthiş adamların tahribatlarını, ortalıktaki müthiş cenazeleri ve ümitsizce ağlayan yetimleri, inleyenleri yani bütün elim ve hazin halleri görürler. Hem kendi, hem de bütün halkın elemiyle müteellim olurlar. Bütün memleketi bir matemhane zannederler ve bu karanlık halleri hissetmemek için de kendilerini sarhoşluğa atarlar, herkesi kendilerine düşman ve yabancı bilirler, böylece vicdanları azap içinde kalır, bedbaht olurlar.

Hem imansız ve gafil adam, divane gibidir. İçindeki çirkinlikler dışına akseder. Vazifesi biten canlıların ölüm ile azad ve terhis edilmelerini soymak ve talan etmek olarak vehmeder. Bu bedbaht adam, nedamet edip aklını başına almazsa ve kalbini temizlemezse, bu musibetli nazarı gözünden kaldıramaz, hakikati göremez, divanelikten, sarhoşluktan ve cehennemî haletten kurtulamaz.

Nihayet derecede âdil, merhametkâr, halkına iyi muamele eden, muktedir, intizamperver, müşfik bir hükümdarın devamlı gelişen ve kalkınan memleketi, elbette o kötü düşünen adamın vehminin gösterdiği gibi olamaz.

Allah’a inanan ve ibadet eden, hakperest, güzel ahlaklı ve bahtiyar insanlara imanın nuruyla her şey, pek güzel görünür. Her gittikleri yerleri şenlikli görürler, her tarafta bir sürur, bir cezbe ve neşe hissederler, bütün memleketi bir zikirhane, herkesi dost ve akraba olarak görürler. Hem kendi, hem de halkın mutluluğu ile mutlu olurlar ve bir ferahlık hissederler. Hem ellerine güzelce bir ticaret geçtiği için, manevî kazançları artar ve Allah’a şükür içinde olurlar.

Aziz kardeşlerim,

Bütün mevcudat, Mü’minin nazarında Seyyid-i Kerîminin ve Mâlik-i Rahîminin birer mûnis hizmetkârı, birer dost memuru, birer şirin kitabıdır. Bunun gibi daha pek çok lâtif, ulvî ve leziz, tatlı hakikatler, imanından tecellî eder, tezahür eder.

Bu nedenle iman, mânevî bir Cennet tûbâsının çekirdeğini taşımakta; küfür ise, mânevî bir Cehennem zakkumunun tohumunu içinde saklamaktadır.  

Aziz mü’minler,

Selâmet ve emniyet, yalnız İslâmiyette ve imandadır. Bu nedenle daima “Elhamdü lillâhi alâ dini'l-İslâm ve kemâli'l-îman” yani “Bize ihsan ettiği İslâm dini ve mükemmel iman nimeti sebebiyle Allah'a hamd olsun.” demeliyiz.

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası