İman ve Kur’an Hizmetinde Sadakat ve Sebat

Eklenme Tarihi: 10 Nisan 2015 | Güncelleme Tarihi: 10 Şubat 2017

Doç. Dr. Niyazi Beki

(Üsküdar Üniversitesi)

Sadakat ve sebat, bütün hayırlı işlerin ruhu ve mayası hükmündedir. Bir konudaki ihlas ve samimiyetin diğer bir unvanı olan sadakat ve sebat, tevfik-i ilahinin en önemli vesilelerindendir. Peygamberlik mertebesinden sonra gelen ve her yönden Resulullah’ı takip eden Hz. Ebubekir-i Sıddık’ın en meşhur unvanı olan “sıddıkıyet” mertebesi, bu mertebenin özü olan sadakatin ne kadar önemli bir hakikat olduğunu göstermeye kâfi bir delildir.

Sadakat Ve Sebatın Manası:

Sadakat: Kişinin inancında, işinde, sözünde samimi ve dürüst olması, Allah’ın rızasını esas alması, davasına içten ve gönülden bağlanması, dünyevilik adına hiçbir maddi ve manevi faydayı ve çıkarcılığı gözetmeden her türlü fedakârlığı ve ihlası mesleğinin temel harcı kabul etmesi manasına gelir. Sıdk/sadakat vasfı; tıpkı ismet, emanet, tebliğ ve fetanet gibi, peygamberlerin sahip olduğu sıfatlardandır.

Dünyalık adına ne varsa hiçbir şeyi Kur’an ve iman hizmetine bir gaye, bir amaç olarak kabul etmemek, ücretini yalnız Allah’tan istemek de sadakatin dışa yansıyan en bariz bir göstergesidir. Bediüzzaman hazretleri bu konuyu çok açık bir şekilde ifade etmektedir:

“İkincisi: Neşr-i hak için Enbiyaya ittiba' etmekle mükellefiz. Kur'an-ı Hakîm'de, hakkı neşredenler: اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللّٰهِ اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللّٰهِ diyerek, insanlardan istiğna göstermişler. Sure-i Yâsin'de اِتَّبِعُوا مَنْ لاَ يَسْئَلُكُمْ اَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ cümlesi, mes'elemiz hakkında çok manidardır”[1]

Manidardır; çünkü çok kuvvetli delil ve burhanlarla hak ve hakikat yolunu gösteren ve üstelik –veraset-i nübüvvetin bir göstergesi olarak- hizmetinin karşılığında hiçbir ücret talep etmeyen bir irşat, bir hidayet rehberine, bir Kur’an-iman-nur mesleğine karşı lakayt kalmanın izahı yapılamaz.

“Hakkın hatırı âlîdir, hiçbir hatıra feda edilmez”[2] hakikati, bir sadakatin ifadesidir.

Keza, Rahman ve Rahim -ilim ve kudretiyle her yerde hazır ve nâzır- olan Allah’ın huzurunda başkasının teveccühünü, meded ve iltifatını armanın su-i edep olduğunu düşünüp ona göre ihlas kuşanmak da sadakatin ayrı bir yansımasıdır.[3]

“Yalnız kalb-i selim le Allah'ın huzuruna gelen kurtulur”[4] mealindeki ayette yer alan ve yegâne kurtuluş reçetesi olarak bildirilen “temiz kalp/kalb-i selim” sakat erdemini taşıyan kalptir. Bu da sadakatin ne kadar önemli bir vasıf olduğunu göstermektedir.

Sebat: Bir yerde sabit kalmak, bir yerde karar kılmak, saf değiştirmemek, bulunduğu çizgiden çıkmamak anlamına gelir. Konumuzla ilgili olarak belirtmek gerekirse, Sebat: İman ve Kur’an hizmetinde asla sarsılmamak, hizmetinin çizgisinden taviz vermemek, sağa-sola savrulmamak, müspet hareket rotasında sabitkadem olmak demektir. Her türlü şartlar altında davasından ayrılmamak, her türlü sıkıntıya sabredip göğüs germek sebatın bir tezahürüdür. “Ey İman edenler! Sabredin, sebat gösterin, hazırlıklı ve yanık olun, Allah’a karşı gelmekten sakının ki başarıya erişesiniz”[5]mealindeki ayette Allah yolunda gösterilen sabır, sebat ve metanetin önemine işaret edilmiştir.

Hz. Peygamberin şu duası da sebatın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir: “Ey kalbleri halden hale değiştiren/evirip çeviren Allah’ım! Benim kalbimi dininde sabit kıl”[6]

Sadakat ve sebatın olmadığı yerde hakikatin hâkimiyetinden, hakkın galibiyetinden söz edilemez.

Aşağıdaki nurlu ifadelerden bunu anlamak mümkündür:

“Hem yirmi seneden beri tahribkârane eşedd-i zulüm altında o derece ahlâk bozulmuş ve metanet ve sadakat kaybolmuş ki, ondan belki de yirmiden birisine itimad edilmez. Bu acib hâlâta karşı, çok fevkalâde sebat ve metanet ve sadakat ve hamiyet-i İslâmiye lâzımdır; yoksa akîm kalır ve zarar verir. Demek en hâlis ve en selâmetli ve en mühim ve en muvaffakıyetli hizmet, Risale-i Nur şakirdlerinin daireleri içindeki kudsî hizmettir. Her ne ise... Bu mes'ele şimdilik bu kadar yeter”[7]

Sadakat ve sebatın önemli bir göstergesi uhuvveti İslamiyedir:

Evet, sadakat ve sebatın önemli meyvelerinden iki tanesi de ihlas ve uhuvvet-i İslamiyedir. Özellikle İslam’a hizmet dava edenlerin ihlasa azami şekilde önem vermeleri ve bu kardeşliğe çok önem vermeleri ve onu zedelemekten şiddetle kaçınmaları gerekir. Aşağıdaki ifadelerde bu tavsiyeleri görmekteyiz:

“Kardeşlerim! Sizde vuku' bulan küçücük kusurları çok i'zam etmeyiniz. Yalnız ben değil, belki zannediyorum ki hakikata muttali' olan herkes tasdik eder ki; Isparta ve havalisindeki Risale-i Nur şakirdlerinde fevkalâde bir sadakat ve sebat ve uhuvvet ve ihlas ve kahramanlık var ki; bu acib zamanda binler esbab-ı fesad ve ifsad içinde vahdetlerini ve ittifaklarını ve hizmette ciddiyetlerini muhafaza ediyorlar. Bu kadar fırtınalı hâdiseler içinde, Risale-i Nur'u muattal bırakmadınız, söndürmediniz; belki öyle parlattırdınız ki bizi de ışıklandırıp gayrete getirdiniz”[8]

Şahıslara makam vermek yerine, sadakat ve sebat göstermek esastır:

Nur mesleğinde maddi şahıslar yerine, şahs-ı manevi ön plandadır. Şahs-ı manevinin unsurları ise sadakat, sebat, ihlas, keyfiyet gibi erdemledir.

Aşağıdaki ifadelerde bu gerçeği görebiliriz:

“Madem bu zamanda her şeyin fevkinde hizmet-i imaniye bir kudsî vazifedir; hem kemmiyet, keyfiyete nisbeten ehemmiyeti azdır; hem muvakkat ve mütehavvil siyaset daireleri ebedî, daimî, sabit hizmet-i imaniyeye nisbeten ehemmiyetsizdir, mikyas olmaz. Risale-i Nur'un talimatı dairesinde bize bahşettiği feyizli makamlara kanaat etmeliyiz. Haddimden fazla fevkalâde hüsn-ü zan ile müfritane âlî makam vermek yerine, fevkalâde sadakatvesebatve müfritane irtibat ve ihlas lâzımdır. Onda terakki etmeliyiz”[9]

“Bu noktada o kadar acib yalanları ve desiseleri istimal ediyorlar ki, Isparta ve havalisi, gül ve nur fabrikasının kahraman şakirdleri gibi, çelik ve demir gibi bir sebatvesadakatve metanet lâzım ki dayanabilsin(…) Hattâ Risale-i Nur erkânlarına karşı da, benim şahsımın kusuratını, çürüklüğünü gösterip; zahiren dindar ehl-i bid'adan bazı şöhretli zâtları gösterip; "Biz de müslümanız, din yalnız Said'in mesleğine mahsus değil" deyip, bize karşı perde altında cephe alan zındıklara ve anarşilik hesabına o safdil ehl-i diyanet ve hocaları âlet edip istimal ediyorlar. İnşâallah bunların bu plânları da akîm kalacak. Böyle heriflere dersiniz: ‘Biz, Risale-i Nur'un şakirdleriyiz. Said de, bizim gibi bir şakirddir. Risale-i Nur'un menbaı, madeni, esası da Kur'andır.’”[10]

Sadakat ve Sebat Müsbet Hareket Etmenin Unsurlarıdır:

Şüphesiz hak ve hakikat yolunda gösterilen sebat ve metanet çok üstün bir meziyettir. Ancak bu güzel duyguyu aklın denetimine vermek şarttır. Aksi takdirde takip edilen bir çizginin hatalı olduğunu gördükten sonra yine de aynı çizgide devam etmek, övülen bir haslet olan sebat değil, kötülenen bir vasıf olan inatçılık, körü körüne taassup etmek manasına gelir. Aşağıdaki nurani ifadelerden bu mesajı algılayabiliriz: “Ben maddî ve manevî her şeyimi feda ettim, her musibete katlandım, her işkenceye sabrettim. Bu sayede hakikat-ı imaniye her tarafa yayıldı. Bu sayede Nur mekteb-i irfanının yüzbinlerce, belki de milyonlarca talebeleri yetişti. Artık bu yolda, hizmet-i imaniyede onlar devam edeceklerdir ve benim maddî ve manevî her şeyden feragat mesleğimden ayrılmayacaklardır. Yalnız ve yalnız Allah rızası için çalışacaklardır. Benimle beraber çok talebelerim de türlü türlü musibetlere, eza ve cefalara maruz kaldılar, ağır imtihanlar geçirdiler. Benim gibi onlar da bütün haksızlıklara ve haksız hareket edenlere karşı bütün haklarını helâl etmelerini isterim. Çünki onlar bilmeyerek, kader-i İlahînin sırlarına, derin tecellilerine akıl erdiremeyerek bizim davamıza, hakikat-ı imaniyenin inkişafına hizmet ettiler. Bizim vazifemiz onlar için yalnız hidayet temennisinden ibarettir. Bize eza ve cefa edenlere karşı, hiç bir talebemin kalbinde zerre kadar intikam emeli beslememesini ve onlara mukabil Risale-i Nur'a sadakatvesebatla çalışmalarını tavsiye ederim. Ben çok hastayım. Ne yazmaya, ne söylemeye tâkatim kalmadı. Belki de bunlar son sözlerim olur. Medresetü’z-Zehra'nın Risale-i Nur Talebeleri bu vasiyetimi unutmasınlar”[11]

Sadakat Ve Sebatın mükâfatı büyüktür/Büyük mükâfat ise büyük fiyat ister

“Risale-i Nur kendi sadık vesebatkâr şakirdlerine kazandırdığı çok büyük kâr ve kazanç ve pek çok kıymetdar neticeye mukabil fiat olarak, o şakirdlerden tam ve hâlis bir sadakatve daimî ve sarsılmaz bir sebat ister. Evet Risale-i Nur onbeş senede kazanılan kuvvetli iman-ı tahkikîyi, onbeş haftada ve bazılara onbeş günde kazandırdığına, yirmi senede yirmibin zât tecrübeleriyle şehadet ederler. Hem iştirak-i a'mal-i uhreviye düsturuyla, herbir şakirdine, her bir günde binler hâlis lisanlar ile edilen makbul duaları ve binler ehl-i salahatın işledikleri a'mal-i sâlihanın misil sevablarını kazandırıp, herbir hakikî, sadık vesebatkâr şakirdini amelce binler adam hükmüne getirdiğini; kerametkârane ve takdirkârane İmam-ı Ali'nin (Radıyallahü Anhü) üç ihbarı ve keramet-i gaybiye-i Gavs-ı A'zam'daki (K.S.) tahsinkârane ve teşvikkârane beşareti ve Kur'an-ı Mu'cizü’l-Beyan'ın kuvvetli işaretiyle, o hâlis şakirdler ehl-i saadet ve ashab-ı Cennet olacaklarına müjdesi pek kat'î isbat ederler. Elbette böyle bir kazanç, öyle bir fiat ister.”[12]

Sadakat ve sebatın bir göstergesi de dünyevi ve siyasi cereyanlardan uzak durmaktır.

Çünkü ahirete bakmayan cereyanlar bölücüdür. Bütün insanlara hizmet etmeyi gaye edinen Nur mesleğinde, iman nurunu her kesime ulaştırmak esastır. Muhalif ve muvafık her kesimde bu nurun âşıkları vardır. Kaldı ki, bu tür cereyanlar bizzat nurun dâhili cephesini de zayıflatır, ihtilafa sebebiyet verir. Aşağıdaki nurlu tavsiyelerde bu gerçekleri görmek mümkündür:

“Sakın, sakın! Dünya cereyanları, hususan siyaset cereyanları ve bilhâssa harice bakan cereyanlar sizi tefrikaya atmasın. Karşınızda ittihad etmiş dalalet fırkalarına karşı perişan etmesin! اَلُْبُّ فِى اللّٰهِ وَ الْبُغْضُ فِى اللّٰهِ düstur-u Rahmanî yerine, el'iyazü billah اَلُْبُّ فِى السِّيَاسَةِ وَ الْبُغْضُ لِلسِّيَاسَةِ düstur-u şeytanî hükmedip, melek gibi bir hakikat kardeşine adavet ve el-hannas gibi bir siyaset arkadaşına muhabbet ve tarafdarlık ile zulmüne rıza gösterip, cinayetine manen şerik eylemesin.”[13]

Hülasa: Risale-i Nur mesleğinde esas olan sadakat, metanet, ihlas, sabır ve sebat dünya ve ahiret mutluluğunu netice veren birer cazibedar hakikat-ı ulviyedir.

Evet, şakirtlerinden Sadakat ve Sebat isteyen Risale-i Nur hizmetinde marifetullah esastır. Tahkiki iman penceresinden şakirtlerine yalnız ahiret saadetini değil, aynı zamanda dünya hayatında da onlara huzur ve mutluluğu kazandırmaktadır.

Aşağıdaki, Bediâne ifadelerde bu hakikatin izini sürmek mümkündür:

“Ben tahmin ediyorum ki: Bütün küre-i arzın bu(II. Dünya savaşı) yangınında ve fırtınalarında, selâmet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran, yalnız hakikî ehl-i iman ve ehl-i tevekkül ve rızadır. Bunların içinde de en ziyade kendini kurtaranlar, Risale-i Nur'un dairesine sadakatla girenlerdir. Çünki bunlar, Risale-i Nur'dan aldıkları iman-ı tahkikî derslerinin nuruyla ve gözüyle, her şeyde rahmet-i İlahiyenin izini, özünü, yüzünü görüp, her şeyde kemal-i hikmetini, cemal-i adaletini müşahede ettiklerinden kemal-i teslimiyet ve rıza ile rububiyet-i İlahiyenin icraatından olan musibetlere karşı teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlahiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azab çeksinler. İşte buna binaen, değil yalnız hayat-ı uhreviyenin, belki dünyadaki hayatın dahi saadet ve lezzetini isteyenler, -hadsiz tecrübelerle- Risale-i Nur'un imanî ve Kur'anî derslerinde bulabilirler ve buluyorlar.”[14]

 

 

 

 


[1] Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Envar Neşriyat, İstanbul, 1994, 13.

[2] Nursi, Divan-ı Harb-i Örfi, RNK, İstanbul, 2006, 34.

[3] Nursi, Lemalar, Envar Neşriyat, İstanbul, 1994, 163.

[4][4] Şuara, 26/89.

[5] Al-i İmran, 3/200.

[6] Tirmizi, Ebu İsa Muhammed b. İsa, el-Camiu’s-Sahih, İstanbul, 1401/1981; Deavat, 89.

[7] Nursi, Kastamonu Lahikası, Envar Neşriyat, İstanbul, 1995, 90-91.

[8] Nursi, Kastamonu Lahikası, 243.

[9] Nursi, Emirdağ Lahikası-I, Envar Neşriyat, İstanbul, 2003, 73.

[10] Nursi, a.g.e, 125.

[11] Nursi, Emirdağ Lahikası-II, 80-81.

[12] Nursi, Kastamonu Lahikası, 122.

[13] Nursi, a.g.e, 123.

[14] Nursi, a.g.e, a.g.y.

 

popüler cevapdünya atlası