İktisat, Kanaat ve Yoksulluk

Eklenme Tarihi: 26 Şubat 2014 | Güncelleme Tarihi: 10 Ocak 2017

 

Yrd. Doç. Dr. Naim Deniz’in Sanat, Marifet ve İttifak İçin Sosyal Kalkınma Sempozyumu konuşmasıdır

Konuşmama programda emeği geçenlere teşekkür etmekle başlamak istiyorum.

Konu başlığımın alakasını garipseyebilirsiniz ama ben size ders verecek değilim. Fakat bazı tespitlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Benim alanım iktisat. Toplumda iktisat ve ekonomi aynı kavram gibi düşünülmeyebiliyor maalesef. Oysa iktisatla ekonominin anlamı aynıdır. Bu toplantının ruhuna uygun şekilde bir tebliğ hazırladığımızı düşünüyoruz. Çok fazla alıntı yapmamaya çalışacağız ama ben bu yaşıma geldiysem ve buralarda olduysam bunu önce Allah’a sonra bilgi anlamında Risale-i Nur ve Üstad Said Nursî’ye borçlu olduğumu biliyorum ve bunu ifade etmek zorundayım.

Üstat Hazretlerinin İktisat Risalesi’ni hepiniz bilirsiniz. Üstad Hazretlerinin yaşam tarzını hepimiz çok iyi biliriz. Bir de günümüzdeki yaşam tarzlarını bakmalıyız. İktisadın kelime anlamı malumunuz bir nevi tutum ya da israfa kaçmamak olarak söylenebilir. İktisadın bilim olarak kuralları var. Sonsuz ihtiyaçlar ve kıt kaynaklar diye bir ders anlatırken öyle ifade ediyoruz. Hep böyle başlarız. Önemli olan şudur. İktisatta dört temel esası vardır. İktisat deyince zaten biz sosyal hayatı ifade ediyoruz. Ben de zaten çalışmamı o şekilde aktarmaya çalışacağım.

1. Üretim. Bu ülkemizde çok az bulunan bir şey. Çünkü biz hazıra alışkın bir toplumuz.

2. Tüketim. Bu konuda birinciliği hiç kimseye kaptırmıyoruz.

3. Dağılım ve bölüşüm. Zaten ne oluyorsa burada oluyor. Zira hepimizin az çok bildiği, bir ülkenin, bir yılda üretmiş olduğu bütün varlığa gayr-ı safi milli hâsıla denir. Bir aile düşünün. O ailenin 4-5 tane evladı olduğunu düşünün. Aile bütçesini düşünün. Baba ve anne çalışıyorsa onların gelirlerinin düşünün. Ve bu gelirlerin, ev kira ise, kiraya, günlük harcamalarına, özellikle gıda ve giyim harcamalarına veya okul masraflarına dağıtıldığını düşünün. Aynı olay ülke için de düşünülebilir. Çünkü ülkenin de bir bütçesi var.

Peki gayr-ı safi milli hâsıla, bu ülkede yaşayan insanlara nasıl paylaştırılıyor? Babanın kazanmış olduğu gelirin evlatlarına ne oranda dağıtılması gerektiği gibi. Sınıflandırma yapılmış. Gelir dağılımının ne şekilde bölüştürüldüğüne dair tabi çok fazla ölçek ve kriterler var. Bir tanesini sizinle paylaşmaya çalışacağım. 100’ü 5’e ayırmışlar. %20 %20 diye 5 ayrı parçaya bölünmüş. En fakirler bu aile bütçesinden yani ülke bütçesinden yani gayr-ı safi milli hasılasından % 6,5 alırlar. En zenginler ise, %45-%50 arası alır. Babayı düşünün 5 çocuğu var. En büyük oğluna %80, diğer çocuklarına %20 versin. Maalesef ülkemizin şu andaki bu durumu budur. Üretim son derece az. Bunun “Neden olduğu?” konuşulabilir. Mesela Finlandiya’nın nüfusu 7 milyon. Dünya çapında nokia diye bir tane markaları var. Nokia’yı yönetmek için kaç bin insanın istihdam edildiğini düşünün. Bir de bizim ülkemizi düşünün. Kullandığımız hangi elektronik eşya bize ait? Peki yoksul muyuz? Kimi dinlersek herkes şikayet eder. Ama geçmişe nazaran daha iyi bir seviyede olduğumuzu söyleyebiliriz.

Bir ülkenin sosyal kalkınması büyüme ile ölçülebilir. Türkiye’de büyüme oranları 2009 hariç son derece iyi durumda. Bu yıl içinde % 4 veya 4,5 düşünülmüştü. Bu da gerçekleşiyor. Ama gelir dağılımında ciddi bir adaletsizlik var. Bu ülkenin ya da yöneticilerin tam olarak çözemediği bir sıkıntıdır. Ama biz asıl mevzumuza dönecek olursak, peki biz sahip olduğumuz geliri ne şekilde paylaşabiliyoruz, kullanıyoruz? Bir rakam daha vermiş olayım. Türkiye İstatistik Kurumunun her ay yapmış olduğu araştırmada, ülkemizdeki yoksulluk, açlık sınırları var. Bizde 1100 liranın altında geliri olan dört kişilik bir aile açlık sınırının altında kabul ediliyor. Bunu izaha gerek yok. 3300 liranın altında ise yoksul kabul ediliyor. Şimdi Türkiye’de memurların, esnafın, işçilerin, mevsimlik işçilerin kaç para aldıklarını siz düşünün ve bu rakamları oranlayın. Bunu niye anlatıyoruz? Bir insanın refahı söz konusu ise, yaşam kalitesi söz konusu ise, bu rakamlar son derece değerli ve kıymetlidir. Peki ülkemizde kazandığımız ve elde ettiğimiz gelirimiz, maaşımız, ücretimiz bellidir. Burada önemli olan şu, bunu nasıl kullanacağız? Bunu kullanırken bir takım örnekleri var. Bir, Peygamber Efendimiz, Hazret-i Ebubekir, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri gibi yaşayamayız. Biz bir öğün yemek yemezsek hemen acıkırız. Üstad Hazretlerinin ne şekilde yaşadığını hepimiz biliyoruz. Toplumda şöyle bir algı var. Şu gıdalardan şu anda almazsınız vitamin eksikliği yaşarsınız ve kafanız çalışmaz, üniversite sınavını kazanamazsınız v.s. Fakat bizim toplumumuzda maalesef şöyle bir gerçek de var. Harcama yaparız yemek için. Önce iyi yeriz. Çok kilo alırız. Sonra da bunu vermek için çok uğraşırız. Gelirimizi bu sefer oraya harcamış oluruz. Ben kanaati anlatmaya çalışıyorum şimdi. Bu yaşam tarzıyla ilgili olsa da az yemek yemekle vücut sıkıntı yaşamaz. Örnekleri ortadadır. Peygamber Efendimizin zamanına haydi gelelim. Osmanlı zamanında birçok evliyanın ve birçok zatın yaşam tarzına ve gelirine baktığımızda, nasıl beslendiklerine baktığımızda bu bizim için yeterli bir örnektir. Bunu anlatırken Üstad Hazretleri ve Peygamber Efendimiz, inancımız ve iktisat bilimi, bir şeyi ısrarla vurgular. Derler ki, “israftan kaçının”. İktisadın bir nevi kelime anlamı da budur. İsraf sadece iktisadi olarak değil, manevi olarak insana zarar veren bir durum ve kavramdır. Hatta şöyle denir: “Savaşların büyük çoğunluğu aşırı israftan kaynaklanır.”

Bizim toplumumuzda da aşırı bir israf var. Bu israfının nedenleri arasında reklam, özenti, taklit olabilir. Bunun çözümü aslında son derece basittir. İnsan kendi nefsine hâkim olabilir. Peki nasıl hâkim olacak? Bunun cevabı kanaattir. Bu israf yoksulluğun en temel sebeplerinden birisidir. Bu olayın şöyle güzel bir örneği var. İstanbul’da bir cami yapılmıştır. İsmi de “Sanki Yedim” camisidir. Bu camiyi yaptıran kişi her aklına gelen, hoşuna giden şeyi yememiş, “sanki yedim” diyerek o parayı bir kenara bırakmış ve sonucunda bir cami inşa ettirmiştir. Şimdi sosyal refahla bunu ilişkisi nedir? Anarşinin en büyük sebeplerinden birisi de bir başkasının yaşam tarzını kıskanmaktır. Birçok araştırmalarda hep şu gündeme gelir. Denir ki, “Aynı şartlardayız. Ben ondan daha çok çalışıyorum. Neden o benden daha iyi yaşıyor?” Burada tam bir kanaatsizlik söz konusudur. Bölgeler arası şu örneğe baktığımızda, şöyle garip bir durum vardır. Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinin milli gelirden pay alma oranlarına baktığımızda % 8-%9 gibi maalesef çok ciddi biçimde gerilerde olduklarını görüyoruz. Diğer bölgeler, hem refah olarak, hem de milli gelirden aldıkları pay itibarıyla çok iyi durumdadırlar. Fakat daha enteresan bir şey var burada. Batıdaki insanlarla görüştüğümüzde şöyle derler: “Marmara ve Ege bölgeleri üretir. Doğu bölgelerinde yerler.Doğu ve Güneydoğu'ya çok ciddi yardımlar yapılıyor.”

Bununla ilgili bir örnek vermek istiyorum. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü, belediyeler ya da diğer kurumların yapmış olduğu yardımlar, aslında bir milyon kişiyi geçmiyor. Yani bunu büyütmenin aslında bir anlamı yoktur. Peki ne yapabiliriz burada? Ali Ulvi Kurucu Ağabeyin, Üstad Hazretlerinin ne şekilde yaşamış olduğuna dair yazmış olduğu israfla ilgili bir paragraf vardır, oraya bakılabilir.

Herkes kendi bütçesinde bir değerlendirme yapsın. Kredi kartı kullanan binlerce insan var. Kredi kartı bizim sosyal refahımız için midir acaba? Yoksa bizi sömüren bir araç mı? Acaba kredi kartı olmasaydı biz gelirimizi daha eşit ve daha sağlıklı kullanabilir miydik? Aslında kontrol bir nevi bizdedir. Ona dikkat etmemiz gerekir. Zira bütün insanlığın ulaşmaya çalıştığı şey refahtır. Peki refah nedir? Maddi zenginlik mi? Yoksa mutluluk mu? Yoksa ahirete dönük bir çalışma mı? Maddi zenginliğin sınırı hiçbir zaman olmaz. Çünkü iki evi olan üçüncüsünü ister. Normal bir telefonu olan bir üst modelini ister. Dolayısıyla burada hırs devreye girmeye çalışır. Biz bir şekilde kendimizi kontrol edebilirsek, tabi bu yüzde yüz bir çözüm olmayabilir, belki ama duygularımıza, nefsimize, düşüncemize hâkim alabilirsek, bu konuda belki biraz yol alabiliriz. Bu şekilde belki israfın ve yoksulluğun önüne geçebiliriz.

Dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.

 

popüler cevapdünya atlası