İki Dünya Mutluluğu İçin Sivil Toplum

Eklenme Tarihi: 23 Mayıs 2015

Ekonomistİbrahim TUTAR'ın Sanat, Marifet ve İttifak İçin Sosyal Kalkınma Sempozyumu tebliğidir

Sivil Toplum

“Sivil” kavramı batılı bir kavram olup yalnızca anti-militarist bir ifadeyi değil, belki de öncelikle Türkçe karşılığı olarak “medeni” kavramını hatırlamamız ve kullanmamız gerekir. Bu nedenle “sivil toplum” karşılığı olarak “medeni toplum” ifadesi kullanılabilir. Öyle ki, sivil-medeni, demokratik, gönüllü ve insiyatif kullanan bir toplumda; devletin bu toplumun kendi iç ilişkilerine karışmaması gerekir. Toplum kendi sorun ve çözümlerini kendisi tespit ederken, devletten bağımsız ve özerk olarak fakat, devlete karşı ve asi olamadan, kendisi üretebiliyorsa burada sivil toplum’dan bahsedebiliriz.

Bir başka ifadeyle sivil toplum; “Bir arada yaşamanın duyarlılığına sahip ve birbirine karşı sorumluluğu olan ancak efendi aramayan ve efendi olmak da istemeyen”, “tahakküm hevesleri” olmayan birey ilişkilerinin oluştuğu bir toplumsal yaşam biçimi olarak da tanımlanabilir.

Bediüzzaman’a göre sivil toplumun esaslarını saymak gerekirse,

1- Müspet hareket etmek,

2- Hangi meslekte olursa olsun ittifak noktalarında birleşmek,

3- Mesleğin muhabbetiyle yaşamak, diğerine saygılı olmak,

4- Ehl-i hak ile ittifak etmek,

5- Doğruyu yanlıştan ayırt edebilmek,

6- Hak arama bilinci

şeklinde ifade edebiliriz.

Yine Bediüzzaman’a göre: ittihad cehaletle mümkün değildir, ittihad için fikirlerin uyuşması gerekir. Bunun için de bilginin motivasyonuna ihtiyaç vardır. İnsan yapısı gereği toplumsal bir varlık olduğundan hemcinsini düşünmeye mecburdur; hayatının idamesi için de toplumsal yapıya ihtiyaç hisseder. Toplumsal mutabakat ve adalet için hiçbir şekilde bireysel imtiyazlar olmamalıdır.

STK’lar:

STK’lar sosyal hayatın temel taşıdır. İnsan sosyal bir varlık olması nedeniyle örgütlenme ihtiyacı hisseder. İnsanın maddi ve manevi ihtiyaçlarını sağlamada toplumsal bir dayanak noktasıdır. Bediüzzaman Yeşilay gibi bazı kuruluşlara üye olarak fiilen kendi hayatında da bunu göstermiştir.

Ferdin sınırlı tepkilerle etkili olma şansı olmadığına göre, şahs-ı manevi suretinde takım halinde ortaya çıkacak ve temsil kabiliyeti olan STK’lar daha tesirli olurlar. (Bu zaman, ehl-i hakîkat için, şahsiyet ve enaniyet zamanı değil, zaman, cemaat zamanıdır.-Kastamonu Lâhikası, s. 102.)

Ayrıca, diğer STK’larla işbirliği yapmak sureti ile;

a- Meşru kaynaklarla faaliyetlerin planlanması,

b- Deneyimlerin paylaşılması,

c- Eğitim, üretim ve istihdam imkanlarının arttırılması,

d- Mesleki ve teknik bilginin arttırılması,

e- Benzeri hataların tekrar edilmemesi,

f- Küresel boyuttaki platformlara ulaşılması ve tanıtılması sayesinde güçlendirilmiş olurlar.

Tüm bunların yanında meşveret ve şura bilincinin yükselmesi ile bir hak talebinin sivil toplum ve STK’lar yolu ile dile getirilmesi önemlidir.

İslam Dünyası ve STK’lar:

Bediüzzaman’ın yukarıda belirtilen görüşleri doğrultusunda İslam Dünyasına bakıldığında STK’ların gerek sayıca ve gerekse de nitelik bakımından oldukça yetersiz olduğu görülmektedir. Birleşmiş Milletlerde akredite olmuş Müslüman STK’ların sayısı genel toplamın ancak % 10’u kadardır. Bütün bu rakamlar gelişmiş ülkelerdeki sivil toplum bilincinin ne kadar ileri düzeye vardığını göstermektedir.

BM düzeyince böyle olunca, bir fikir vermesi açısından ülkemizde ve sempozyumun yapıldığı Diyarbakır’da sadece güncel dernek sayılarını hatırlamak faydalı olabilir.

TÜRKİYE

Diyarbakır

Faal Dernek

98.438

1006

Fesih Dernek

148.683

1175

Toplam

247.121

2181

Bu rakamlar bile örgütlü sivil toplum oluşumunda ne kadar geride kaldığımızı gösteriyor. Demokratikleşme, hürriyet iklimi ve sivil inisiyatif, gelişmişlik ile adeta paralellik göstermektedir. Hâlbuki tarihe bakıldığında on yedinci yüzyılda bile Osmanlı toprakları üzerinde yirmi dört bin civarında vakıf olduğu ifade edilmektedir. Öyle ki, devletin eğitim ve sağlık yükünün üçte ikisini bu gönüllü kuruluşlar üstlenmiş ve bu sebeple Osmanlı İmparatorluğu Vakıf Medeniyeti adını almıştır.

STK’larla İlgili Bazı Öneriler:

Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında STK’ların başarılı olması ve hedef kitleye fayda sağlaması için şu hususların da bilinmesi ve uygulanması faydalı olacaktır:

1- STK’ların yakın, orta ve uzun vadeli planları olmalıdır.

2- STK’lar gönüllülük ve profesyonelliği birlikte yürütmelidir.

3- STK’lar aynı ilgi alanındaki diğer STK’larla

a- Bilgisini paylaşmalı,

b- Görüş çeşitliliğine saygı göstermeli,

c- Rekabete girmemeli,

d- Tekelleşme yerine ortaklık ve dayanışma kültürüne öncelik vermeli,

e- Açıklık, şeffaflık ve iyi niyet içinde olmalı,

f- Konuşma ve yazışma adabına uyulmalı,

g- Katılımcı sahayı birlikte paylaştığının bilincinde olmalı,

h- Kaynakların israfının önlenmesini sağlamalı,

ı- Her türlü çıkar ilişkisi dışında olmalı,

i- Amaçlarını gerçekleştirmek üzere projelerle ulusal ve uluslararası düzeydeki fon kaynaklarından faydalanmalı,

j- Ulusal ve uluslararası düzeydeki şüpheli fon kaynaklarından sakınmalı,

k- Ortak paydanın paylaşıldığı diğer STK’larla ilkeli birlikteliği desteklemeli,

l- AB, BM ve İKÖ gibi benzeri uluslararası şemsiye kuruluşlara üyelik başvurusunda bulunmalı,

m- STK’lar hizmet alanlarında yapılan uluslararası toplantı ve konferanslara gözlemci, katılımcı ve tebliğciler göndermelidir.

Sivil toplum kuruluşları arasındaki işbirliği, diyalog ve ortak çalışmaları, Bediüzzaman ısrarla vurgulamış ve “bu zamandaki önemli bir vazife” olarak nitelendirmiştir. Çağımız insanının, ilme dayanarak oluşturduğu sivil toplum modelinin müspet neticelerinin olduğunu bilerek ve bütün kanallarını kullanarak; cehalet, yoksulluk ve bölünmüşlük problemlerini, eğitim, sanat ve ittifak reçeteleri ile çözerek insanlığa hizmet sunmak mümkündür.

STK’ların Bazı Temel Özelliklerini Kısaca Sayarsak;

  1. Bir emir ile değil, bir ihtiyacın örgütlenerek ifade bulmasını sağlamak için aşağıdan yukarı kurulmalıdır.
  2. Faaliyetlerinin tümünde ve her aşamasında, tam ve katılımcı demokrasiyi uygulamalıdır. Çalışmalarında şeffaflık ve açıklık belirleyici olmalı. Yönetimin delegeyi yazarak, delegenin de yönetimi tasdik ederek değişmez başkanların seçildiği kurgulanmış kongrelerin olmaması…
  3. İnsan Hakları, Adalet ve Çevre gibi konular başta olmak üzere ihtisaslaştığı konularda duyarlı olmalıdır. Oluşmasına neden olan sorunları demokrasi ve hukuk çerçevesinde sonuna kadar takip etmelidir. Bu alanda gösteri, miting ve kamu bilgilendirme araçlarını kullanmalıdır.
  4. Tespit ettiği sorunların çözümleri için finansmanı kendi bulmalı, eğer yardım söz konusu ise hibe değil, faaliyet konuları ile ilgili proje desteği almalıdır.
  5. Devlete karşı değil ama devletten bağımsız karar alma ve uygulama gücü olmalıdır. Kuruluş amacına ve üyelerinden aldığı yetkiye göre çalışmalı, öngörülmeyen dış etkilere karşı direnebilmeli, sivil itaatsizlik gösterebilmeli, güçlü iradeye sahip olabilmeli.
  6. Kâr amacı gütmeden, topluma hizmet sunmayı amaçlayan bir organizasyon olmalıdır. Sınırlı sayıda çoğu zaman 1-2 adet temel amaca yönelmelidir. Üyelik mecburi olmamalıdır.
  7. İktidar olmayı veya siyasi partilerle rekabeti değil, iktidarlara bilgi verici, yol gösterici ve gerektiğinde demokratik teamüller içerisinde uyarıcı olmalıdır. Partiler üstü bir konum sahibi olmalıdır.
  8. Medya kuruluşlarını amaçları doğrultusunda bilgilendirmeli, bu bilgilendirme sırasında kendi derlediği bilgi ve belgeleri teknolojinin en son imkânlarını da kullanarak, toplumu aydınlatmalıdır.
  9. STK’lar belli bölge veya ülke genelinde faaliyet gösterebilmekle birlikte STK’ların ülke geneline yayılmış olması ihtisas konularında vatandaşların nabız ve düşüncelerinin alınmasında zaman ve değer kazandırır.

Katılımcı Birey

Başarının altyapısında sivil toplum çalışmaları yatmaktadır. Bizim toplumuzda çocuğun aile içinde bastırılmışlığı söz konusudur. Susması gereken, büyüklerinin sözünü dinlemesi gereken… Okula başladığında da hep aynı durum söz konusudur. Ondan sonra da vatandaş-devlet ilişkisi geliyor. Ev’de babaya, ülkede devlete tam itaat edilmesi beklentisi kendisini hissettirmektedir. Oysa katılımcı demokrasilerde tek başına yönetim olamaz. Uygarlık yolunda birey sivil toplum kuruluşları ile iletişim kuracaktır. Bu şekilde hem kendisi, hem toplum gelişecektir. Katılımcı bireyler özgür, özgün, özerk, uygar (toplumsal sorumluluğunun farkında, çevreye duyarlı) bireylerdir.

Katılımcı birey, gözlemler, değerlendirir, karar verir, müdahale eder. Bu sorumlu insanın davranış biçimidir. Sorumlu insan beğenmediğine tavır alır, değiştirmek için harekete geçer. Bireyler kişisel haz alabilmek amacı ile gönüllü olur. Gönüllülükte süreklilik birinci derecede önemlidir. Gönüllü olmak insana pek çok yarar sağlar. Ve bunun yanında belli bir maliyeti de vardır. Sivil toplum kuruluşlarına katılırken inanç faktörü önemlidir. Hangi sivil toplum kuruluşuna katılacağımızı beklentilerimize göre belirleriz.

Aktif Vatandaş

Özgürlükler, temel insan hakları, eşitlik, müzakere ve uzlaşı demokrasinin içermesi gereken değerlerdir. Demokrasiler özgür birey ve aktif vatandaşlık kimliği üzerine kurulur bu ise demokrasiler için gerekli insan tipolojisini belirler.

Bu durumu Bediüzzaman“Bir millet ki, cehaletle hukukunu müdafaa etmesini bilmezse, ehl-i hamiyeti bile müstebit eder”şeklinde ifade eder. Ayrıca, kendi hak ve hukukunu bilmeyen toplumların, yönetimlerin başıboş bırakılması ve hiçbir denetime tabi tutmamaları ile bu yönetimleri, iyi niyetli olsalar bile, anti-demokratik, baskıcı ve dayatmacı rejimlere dönüşmelerini kaçınılmazdır.

Yukarıda alıntı yaptığım bölüm bana milletimiz için menfi nitelikli bir tarif için kullanılan deyimi hatırlattı: “Bizim milletimiz söylemez, söylenir.” Bu bizim içimize kapanıklığımızı ve özgüven konusundaki yetersizliğimizi göstermektedir. Hâlbuki yarını ve geleceğimizi kuracak nesilleri bilgili, kararlı, inançlı, özgüveni tam, bilim ve teknolojiyi kullanan, nereden geldiğini ve nereye gittiğini iyi bilen, mutlu bireylerden oluşturabiliriz.

Burada konumuzla ilgili bir hadisi hatırlatmak istiyorum. “Kavminin efendisi, kavmine hizmet edendir”. İşte sivillik ve sivil toplum kuruluşu kendi mensuplarından başlayarak tüm topluma hizmet götürmesi ve bu yolda yarışması için temel bir ilke. Ayrıca, sivil toplum ile bir fikir veya eylem kişilik kazanmaktadır. Yani Üstadın tabiri ile “Şahs-ı Manevi” oluşmaktadır ki, bu çağda asıl mücadele topta tüfekte değil, temelleri sağlam fikirler ile yapılmaktadır. Yani “Medenilere galebe çalmak, ikna iledir.” İkna ise ilim iledir.

Demokrasi ve Sivil Toplum

Yani, biz demokratik haklarımızı hukuk içinde savunurken ve dolayısıyla müspet hareket ederken yalnızca kendimizi değil, hamiyetperver idarecilerimizi de korumuş olacağız. Bunun için ise, “şahs-ı manevi” oluşturmak gerekmektedir. Yani, “Sivil Toplum, aynı zamanda Demokrasinin Teminatıdır.” (Emin Talha KARAMUSA)

Şahs-ı Mânevi ve Önemi

Öyleyse bireyin kendi hukukunu müdafaa etmesi için de böyle şahs-ı manevilerde (STK) yer alması gerekiyor. Çünkü zaman şahs-ı manevi zamanıdır. “Ferd ne kadar dahi de olsa, şahsı manevi karşısında zayıftır.”

Sivil Toplumda Mücadele Değil, Tanışma ve Yardımlaşma

Toplum hayatı, ancak yardımlaşma ile devam edebilir. Batı medeniyetinin "Hayat bir mücadeledir" anlayışına karşılık, İslâm medeniyeti; "Hayat bir yardımlaşmadır" anlayışı ile hayatı tanımlar. Gerçekte hayat, yardımlaşma içinde ve biri diğerini desteklemek şeklinde cereyan etmektedir. Organizmalarda ve diğer varlıklarda görülen bu hikmet, beşerin zulümkâr bakışını reddetmektedir. Bu iki anlayıştan birincisi toplumda çatışmayı, haksızlığı ve huzursuzluğu arttırırken, ikincisi yakınlaşma, sorumluluk ve barış ortamını sağlamaktadır. Toplumda zekât ile tesis edilen yardımlaşma, "Komşusu aç iken, tok yatan bizden değildir" hadisi ile pekiştirilerek daha da anlamlı kılınmaktadır.

Sivil İtaatsizlik

Bediüzzaman 1926-1950 yılları arasında sürgün hayatı yaşadı, bu arada üç defa hapsedildi. Vefat ettiği yıl olan 1960’a kadar da gözetlemeler devam etti. Fakat O, hiçbir zaman devlete isyan eden biri olmadı ve talebelerini de öyle hareketlerden alıkoydu. Şüphesiz O’nun bu tarz ve tavrı, o dönemlerde yapılan birtakım yanlışları kabul etmek anlamına gelmiyordu. Kendisinin mahkemede kullandığı şu ifadelerinde bu noktayı açıkça görebiliriz: “Bir şeyi reddetmek ayrıdır, kalben kabul etmemek ayrıdır ve amel etmemek bütün bütün ayrıdır. Ehl-i hükûmet ele bakar, kalbe bakmaz.”

Bediüzzaman’ın nazara verdiği “bir şeyi reddetmek başkadır ve onun ile amel etmemek bütün bütün başkadır” manası günümüz dünyasında geniş revaç bulmaktadır. Özellikle siviltoplum kuruluşları mevcut hükümetlerin yanlışları olduğunda harekete geçip bu yanlışların önünü almaya çalışmaktadırlar. Bu bir isyan değildir ama aynen kabul de değildir. Hata hata olarak görülmekte, bünyede zarar vermeksizin tedavisi cihetine gidilmektedir.

Bediüzzaman’ın Sivil Topluma Bakan İki Temel Hassasiyeti

1-Kimseden karşılıksız bir hediye, yardım veya para kabul etmiyor. Bu önemli çünkü, yardım veya benzeri şeyler almaya alışanlar emir/rica almaya’da yatkın olabilirler. Bu kişi veya STK’yı yardım edene bağımlı veya en azından statü olarak altında yer almaya itebilir.

2-Devlette kadro sahibi olmak veya kadrolaşmak gibi niyeti yok. Bunun iki temel gereği var.

a-Bediüzzaman’ın aksiyonunda hedef toplumdur, devlet değil. Dolayısıyla, yönetime talip olmadığı gibi, devlet içinde bir kadrolaşmak gibi amacı yoktur.

b-Memurluğu bir nevi hizmetkarlık olarak nitelemektedir.

Sonuç Olarak;

Bediüzzaman ifade ettiği gibi,“Bir millet ki, cehaletle hukukunu müdafaa etmesini bilmezse, ehl-i hamiyeti bile müstebit eder”.

Herkesin hakkını bilmesi ile Sosyal Kalkınma arasında ki bağ nedir? Diye sorulursa, bu iktisad’ın cevap bulmaya çalıştığı bir sorunun aynı zamanda cevabıdır. Herkes hakkını bilir ise, bir toplumda önce adalet ve arkasından kaynakların eşit dağımı sorunu halledilmiş olur.

Bunun pratik uygulanabilirliği için kişilerin en küçük daireden başlayarak demokrasi ve sivil toplum uygulamalarına katılmaları gerekiyor. Bunun için önce aile içinde demokrasi uygulaması (aileyi ilgilendiren konularda düzenli ve herkesin eşit oya sahip olduğu) olarak aile toplantıları vb. pratiklerin yapılması gerekiyor. Ayrıca, çocukluktan başlayarak sorumluluk almaları teşvik edilmeli belli bir yaşa geldiklerinde aile büyükleri ile birlikte STK toplantılarına izleyici olarak katılımları sağlanmalıdır. Toplumumuzun her bireyi kendi hassasiyetini tartmalı ve ona göre tercih edeceği STK’lara önce üye ve sonra yönetimde görev almaları gerekir. Bu konuda pratik yapmak isteyenler için apartman yönetiminde, okul aile birliğinde görev almak, STK ile tanışmak için ilk basamak olabilir. Ne de olsa STK’da çalışmak önce gönül vermenizi, sonra zaman ayırmanızı gerektirir. Bunları ayırdığınızda bilgi, görgü, çevre, mevzuat ve yazışma daha birçok alanda beşeri sermayeniz artmış olacaktır. Bir de bakacaksınız ki; memleket meselelerinin çözümü için siz de bir fikir üretiyor, uykusuz kalıyor, hiç tanımadığınız birinin ihtiyacı için başkaları ile görüşüyor, bir başkasının evladını akşam evinizde ağırlıyorsunuz. Dolayısıyla, bizim sivil toplum anlayışımız iki cihan saadetini kazanmaya vesile olmalıdır.

Bize göre sivil toplum yalnızca daha güzel ve mutlu bir dünya için değil, daha da güzel ve mutlu iki dünya için çalışmaktır.

popüler cevapdünya atlası