İHLAS SONUCA BAĞLI HAREKETTEN MENEDER

Eklenme Tarihi: 14 Nisan 2015 | Güncelleme Tarihi: 23 Ocak 2017

Gazeteci-Yazar Mustafa Özcan'ın Din Hizmetleri ve İhlas Sempozyumu tebliğidirİhlas, dini, ibadeti ve niyeti Allah’a halis kılmaktır. Halis din yoluyla Allah’a katıksız ibadet etmektir. Amellere ve niyetlere şerik ve şaibe karıştırmamaktır.Katıksız, şeriksiz ve riyasız amel işlemektir.İhlas hedefe değil, rızaya bağlı harekettir. Onun dışındaki bütün amaç veya gayeyi yok sayar.Amaç da ikiliğe yer yoktur. Ya da zaferi ve amelin meyvesini maksat yapmaz, sadece bir sonuçtur.İstenmez, verilir. Bu anlamda ihlasın temeli,zaferi değil, Allah’ın rızasını aramaktır. Zafere şartlı hareketler ihlası kırar.Bazen ihlas ile zafer birbirinden ayrılabilir. Zafer nefsin hesabına geçebilir.Bunu Hazret-i Ali’nin yaklaşımıyla örneklendirebiliriz.Savaşta mağlup bir adam Hazret-i Ali’nin yüzüne tükürünce; nefsinin payı karışacağı için ilişmemiştir. İhlasın zaferi ise yenilgi suretiyle de olsa Allah’ın rızasını gözetmektir. Yenilgiyi gerektiğinde hazmedebilmektir.Bu anlamda serapa ihlası ortaya koyan ihlas abidelerinden birisi Nureddin Zengi’dir veşöyle dediği, dua ettiğimervidir; “Allahım!Yeter ki,Nureddin’i yenilgiye uğrat ama dinini muzaffer kıl.Nureddin’in yenilgisi üzerinden dinini zaferle taçlandır…”İhlas ve kulluk budur.Kulluk pazarlık değil ivazsız, garazsız teslimiyet istemektedir.Bunu şöyle açabiliriz.

GİDECEK BAŞKA YER Mİ VAR?

Meşhur hikâyedir:

Müridin biri gece rüyasında cehenneme gidenleri görebileceği bir yere oturtulmuş, cehenneme girenleri görmektedir. Müridin gördüğü kişi karşısında dikkatleri birden son haddine varır, çünkü şeyhi de cehenneme girenlerin arasındadır. Şok olur, “ben nasıl bir şeyhe inanmışım ki beni de beraberinde cehenneme götürmekte” der ve rüyasından uyanır.Sonra bu rüyanın şeytani olduğunu düşünüp şeyhinin öğrenciliğine devamla hizmetini de sürdürür. Öğle olur, abdest için su dökmek üzere ibriği eline alır ve başlar şeyhine su dökmeye.. Bir yandan da dalgındır, gece gördüğü rüyanın etkisinden kurtulamamıştır.Şeyhi onun bu dalgınlığını görünce der: “Gece gördüğün rüyayı düşünüyorsun değil mi?” Öğrenci/mürid inkâr etmeye kalksa da şeyh kararlıdır ve kendine şaşkın şaşkın bakan müridine şöyle der: “Evlat biz o rüyayı 50 yıldır görüyoruz.” Bu cevapla müridin şaşkınlığı daha da artar ve had safhaya çıkar. Sorar: “Peki efendim dilim varmıyor demeye ama madem cehennemliksiniz neden bari bu dünyanın tadını çıkarmaz da yine taat ve kulluğa devam edersiniz? Hiç olmazsa bu dünyada cenneti yaşayın...” Şeyh cevap verir: “Ya sonra ne olacak? Onun kapısından başka gidecek yerimiz mi var evladım? Nereye gideceğiz? Kovsa da yine gideceğimiz yer onun huzurudur...” Müridin şeyhine saygısı bu cevap ve güzel yaşamıyla kat kat artmıştır ama bir yandan da hala rüyayı düşünür.. Ve gelen gecelerden birinde yine tekrar bir rüya görür. Bu kez şeyhinin alnında cehennemlik yazısı silinmiş ve cennetlik yazılmış halde şeyhi cennete girmektedir...

Demek ki ihlasa uygun hareket sonuç odaklı değil, süreç odaklı hareket etmektir.

Emirler, ibadetler; illete göredir, hikmete göre değildir.Hikmet bir sonuçtur. Bu sonuç zafer ya da hezimet olabilir.Bu nedenle ibadetler hikmetle sınırlı veya şartlı olarak cereyan etmez.Sözgelimi namazın, illeti Allah rızasıdır. Bununla birlikte hikmetlerinden birisi spordur. Orucun hikmeti riyazat olabilir ama riyazat esas alınamaz.Hikmet illet yerine kaim olamaz, konulamaz. Bu anlamda her ibadet spordur ama her spor ibadet değildir. Yani hikmeti illetin yerine ikame edemeyiz.Medeniyet ve ümran da dinin hikmetlerinden birisidir. Lakin medeniyet kurmak için yola çıkılmaz. Lakin dini hayat bir biçimde bizi medeniyeti götürür, ulaştırır.Siyaset de öyledir.Siyaset amaç değil, tezahürdür. Bu nedenle iktidar odaklı hareketler ihlası kırar. İktidar değil, hizmet odaklı olmalıdır. Lakin iman ve İslam hizmetinin sonu iktidara çıkarsa, bu Allah’ın takdiri olur.Bundan dolayı Bediüzzaman kurgusal hareketlere hiç girmemiştir. Bu nedenle de davet ve hizmet adına örgütlü veya cemiyet tarzı yapıları hatırlatan çabaları tasvip etmemiştir.Siyaset, dini hayatın çıkış noktalarından birisi değil, varış noktalarından birisidir.Kurumsal olarak siyaset vardır, din adına amaç yapılamaz. Amaç zafer değil rızadır.İmam görevini para veya maaş almak için yapmaz. Lakin vaktini oraya hasrettiğinden dolayı sonuç olarak kendisine bir maaş takdir edilir. Hazret-i Ebubekir’in halife tayin edilmesinden sonra özel işlerini devretmesi üzerine kendisine maaş bağlanması, takdir edilmesi gibi.Bu çerçevede Bediüzzaman Risale-i Nur’un ittihad-ı İslam davasına bile alet edilmemesi gerektiğini söyler. Hizmetin meyvelerinden birisi ittihad-ı İslam olabilir. Bununla birlikte çıkış noktası cüzi değil küllidir.İttihad-ı İslam davası günümüzün en acil meselelerinden birisi olmakla birlikte iman hizmetlerini ona hasretmek ihlası kırabilir.Bir de sebep değil, sonuçtur. Bu zafere şartlı çıkışları akla getirir. Bu da ihlası kırar, yok eder.Bundan dolayı mukaddimat ile netaici birbirine karıştırmamak gerekiyor.Öncüller ile sonuçlar arasında doğrudan bir bağ olmayabilir. Bununla birlikte iman, İslam davası dolaylı olarak onu yansıtacaktır.Hekimoğlu İsmail veya Nasirüddin Elbani gibilerinin ifadesiyle; “gönülde kurulan devlet zamanla afakta da intişar edecektir”. Gönülde kurulmadan afakta kurulduğunda ise çarpık olacaktır. Temelinin dışında gelişecektir.

Günümüzde yöntemde ibre ve istikamet ayarlamaları yeterince muhkem ve sağlam olmadığından dolayı yolda kaymalar ve sapmalar yaşanabilmektedir. Sonuca bağlı hareketler ihlası kıracaktır. Zira her adımında zaferi ve sonucu garanti etmek isteyeceğinden zamanla sahibi Makyavelist bir anlayışa bürünebilir, sapabilir. Nitekim Türkiye’de kendisini Risale-i Nur içinde mütalaa eden bazı hareketler hizmetanlayışındatitiz davranmadığından dolayı bazı vartalara düşmüştür.Bu nedenle yöntemde titizlenmek gerekmektedir.Hedefe varmak için kuralları çiğner ve sonuçta “hedefe varan her yol mubahtır” anlayışına varır, sapar.Siyasi ibahiyecibir yöntem olan ya da “amaç amacı mübah kılar” anlayışını temsil eden Makyavelizme kulaç atar. Meleğin arkasında yürürken yolunu şaşırır ve şeytanın adımlarını izler.Safiliğini ve fıtratını kaybeder. Siyasi Makyevalizm ve determinizm çağımızın siyasi hastalıklarındandır.

Sonuca bağlı hareketler aynı zamanda durakları atlamayı ve işin hakkını vermeyi de engeller. Bunu fıkıhtan bir misalle anlatmak mümkündür. “Men istacele’ şey’e kable evanihi ukibe bihirmanihi” denilmiştir. Kim bir şeye hakkını vermeden, vaktinden evvel ulaşmak, kavuşmak isterse mahrumiyetle cezalandırılır. Maksadının aksiyle tokat yer. Mesela varislerden birisi mirasa konabilmek için murisini öldürmesi halinde hem katil olur, hem de mirastan men edilir. Mahrum kalır.Yani acele ettiği için altın yumurtlayan tavuğu kesmiş olur. Acele eden ecele gider.Sünnetullaha uygun olmayan ameller ham meyveler verir.Köpük gider kum kalır. Bugün İslam dünyasında yöntemi şaibeli olduğundan dolayı Sudan veya İran gibi İslami nizam iddiasını taşıyan modellerde başarı sağlanamamıştır. Hem uhrevi, hem de dünyevi anlamda (1) vaatlerini gerçekleştirememişlerdir.Modellerin başarısız olmasının veya tevfike mazhar olmamasının nedeni, kurguyla hareket etmeleridir. Bu hakkın değil, başkalarının aracı olmayı da getirir. Çıkılan yol ile varılan yol birbirinden ayrılır.

Rivayet odur ki, Belh Sultanı İbrahim Edhem otağında ve rahat yatağında yatarken hatıftan/gaybdan seslerle ikaz edilir ve divan-ı rahmana çağrılır. “Allah, tahtlarda ve otağlarda aranmaz” diye ihtar edilir. Bu hikâyenin birçok versiyonu ve kalıbı varsa da cümle maksut birdir. Allah çile ile aranır, sefa ile bulunur. Sefa ile aranıp çile ve cefa ile bulunmaz. Dolayısıyla İbrahim Edhem’den Allah’ı yanlış yerde aramaması istenir. O da nitekim öyle yapar. Mevlana da önemli olanın niyet olduğunu ve kasıt olduğunu beyan eder. Yoksa insanın niyeti kötü olsa, Suriye ve Hicaz’a da gitse, oraları tavaf da etse, neticede orada ancak fenalıklarla karşılaşacağını ve maksadına eremeyeceğini anlatır. Esasında, anlatılmak istenen: “İlla men atallaha bikalbin selim/Ancak Allah’a kalb-i selimle ve arı duru gelenler müstesna” sırrıdır. Kalb-i selim olmadıktan sonra nereye gidersen git. Kalb-i selimi yakalamak da sülûk kapısından geçiyor. Sülûk kapısına da doğru kapıdan girmek gerekir. Mevlana’nın anlattığı budur. Bu anlamda yanlış niyetle doğru adrese varılamayacağını hatırlatır. Muhallet/ebedi mısralarından birisinde bu hususta şunları söylemiştir:

Ey hacı bu tuttuğun yol Hicaz’a/Kâbe’ye değil, Türkistan’a çıkar.

Gerçekten de kem âlâtla, kemâlât olmaz. Yanlış yol ile doğru adrese ulaşmak kime nasip olmuştur? Mevlana’nın bu sözleri çok ibretlidir. Belki sürekli olarak bu sözleri dinler, işitir ama yine de ibret almayız. Mevlana kışrı/ kabuğu değil, bize özü anlatmaya çalışır. Maksadı bizim özü yakalamamızdır. Bir sözünde de “iyilik ve kemâlât ilimle olsaydı şeytandan daha âlîsi, kâmili bulunmazdı” der. Demek ki, güzellik halde ve tavırdadır. Bunu da biçimlendiren bizim ahlakımızdır. Allah’a adanan kurbanın etleri değil, pak niyetler ulaşır.

Mevlana’nın Kâbe ile Türkistan’ı karşılaştıran mısrasını bilirdim. Lakin bu mısranın Arapça olarak söylendiğini ya görmemiştim ya da gördüğüm halde aklımda tutamamıştım. İmam Rabbani’nin Mektubat’ını karıştırırken Mevlana’nın söz konusu mısrasıyla yeniden ve başka bir kalıpta karşılaştım ve bana kaybettiğim değerli bir mücevheri yeniden bulmuşum hissini tattırdı. Mektubat’taki ifadesiyle Mevlana’nın ifade ettiği beyit şöyledir:

-Len tebluğe’l-Kâbe’te’l-alyae ya bedevi

İnnettarika ellezi temşi ile’l-Hotani

Hacı bu yürüdüğün yol seni yüce Kâbe’nin eşiğine götürmez,

Yürüdüğün ve izini takip ettiğin yol, seni ancak Hotan’a çıkarır.

Peki, bu mısralarla Mevlana ve İmam Rabbani bize neyi anlatmak istemektedir? Birincisi, gayenin düzgün olsa bile vesile ve yöntemin de düzgün olması gerektiğini. Aksi takdirde, maksat ulvi olsa bile yanlış yollardan doğru adrese ulaşılamayacağını. Doğru yolun adresi de doğru olmalıdır (2).

Sonuç olarak; zaferle değil, seferle mükellefiz. Zira çıktığımız yol, bir nesille alınabilecek bir mesafe olmayabilir.İmam Rabbani ve Bediüzzaman’ın tabiriyle telâhuk yani nesil ve enerjilerin birbirine eklenmesini iktiza eder.Nesillerin iltihakıyla hakkın vaat ettiği günler tulu edecektir. En büyük zafer ihlas üzerine imtihanı kazanabilmektir.Yol ola doğruya götüre, hakka kavuştura…

Tevhid, Zat-ı Bariyi birlemek ise, ihlas da niyet ve ameli birlemektir. Niyette ve amelde ikiliği ortadan kaldırmaktır, ihlas işin özüdür. Bu nedenle de ihlası talim ettiğinden dolayı mahalline izafeten kimi zaman da tasavvufa da İslam’ın özü denmiştir.

1-http://www.alarabiya.net/ar/iran/2015/02/14/عضو-مؤسس-للرس-الثوري-نادم-على-الثورة-ضد-الشاه.html/http://www.aljazeera.net/knowledgegate/opinions/2015/2/3/تدي-داعش-ومسؤولية-التيار-الإسلامي-المعتدل

2-http://www.habervaktim.com/yazar/12537/kabeyi-turkistanda-arayan-haci.html

 

 

popüler cevapdünya atlası