HZ. İBRAHİM’İN (A.S) ALLAH DOSTU OLMASINDAKİ BÜYÜK SIR

Eklenme Tarihi: 24 Mayıs 2017 | Güncelleme Tarihi: 24 Mayıs 2017

GİRİŞ

Bundan yaklaşık dört bin yıl önce, Fırat nehrinin vadisinde bir Sümer kenti olan Ur’da bir çocuk yaşıyordu. Ur kentinin insanları, zamanla Hak dini unutarak kendi elleriyle yaptıkları putlara tapmaya başladılar. Zalim ve aynı zamanda mağrur olan kral Nemrut da kendisini bir tanrı gibi gösteriyordu.  Putperestlik o kadar yaygındı ki, put yapmak veya putların alış verişini yapmak halkın rağbet ettiği mesleklerin başında geliyordu. “İbrahim” adındaki bu çocuğun babası da ne yazık ki bir put ustası ve aynı zamanda büyük puthanenin müdürüydü…  Fakat işin garip tarafı şu ki, İbrahim henüz küçük bir çocukken bile putları hiç sevmiyordu. İnsanların,  boş yere kendilerini taştan, tahtadan ve çamurdan yaptıkları eşyaya esir ettiklerini düşünüyordu. Onun için insanların perişan hallerini düşünmeye başladı ve onları özgür olmaya davet etti. İşte yoldan sapmış ve beyinleri uyuşmuş insanları düşünmeye, Allah’a yönlendirmeye ve Özgürlüğe çağırma öyküsü böyle başlamıştı binyıllar önce.

KUR’AN’DA HZ. İBRAHİM

“İbrahim” ismi, Kur’an-ı Kerimde 60 küsur yerde geçmektedir. Allah birçok ayette, İbrahim’e yaptığı nimetlerinden söz etmektedir. Onlardan bazılarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

(وَلَقَدْ آتَيْنَا إِبْرَاهِيمَ رُشْدَهُ مِن قَبْلُ وَكُنَّا بِه عَالِمِينَ  )“Doğrusu biz (Musa’dan) çok daha önce de, doğruyu yanlıştan ayıran bir muhakeme vermiştik. İbrahim’in bununla, doğru yolu bulacağını daha başta biliyorduk.”[1]

(وَمَن يَرْغَبُ عَن مِّلَّةِ إِبْرَاهِيمَ إِلاَّ مَن سَفِهَ نَفْسَهُ) “Ahmakça kendini harcayanlar dışında, kim İbrahim’in inanç sisteminden yüz çevirebilir ki? Biz onu dünyada seçkin kılmıştık; ahrette ise o kesinlikle Salih insanlar arasında yer alacaktır. Rabbi ona, “Teslim ol” dediğinde, İbrahim’in karşılığı şu oldu: “Ben Âlemlerin Rabbine teslim oldum”[2]

“Biz İbrahim’e, göklerin ve yerin hükümranlığı hakkında bir bakış açısı kazandırdık ki, kalben mutmain kimselerden oldun. Ve gece karanlığında bir yıldız gördü ve haykırdı: ‘İşte benim Rabbim bu!’ dedi. Fakat yıldızın battığını görünce, ‘Ben batanları sevmem.’ dedi. Sonra ayın doğuşunu görünce, ‘İşte Rabbim bu!’ dedi. Fakat ay da batınca, ‘Eğer Rabbim beni doğru yola iletmeseydi, ben de kesinlikle sapıklardan olurdum.’ dedi.  Nihayet güneşin doğuşunu gördü ve “Benim Rabbim bu! Zira bu en büyükleri!’ dedi. Fakat o da kaybolunca, ‘Ey Kavmim! Ben sizin şirk koştuğunuz şeylerde yokum!’ dedi.”[3]

Allah Hz. İbrahim’i peygamber olarak seçmekle, tevhit inancı çerçevesinde insanlık için devrim sayılacak yeni bir başlangıç yapmıştı. Allah’ın İbrahim’e verdiği farklı hidayet nimetleri, insanlığın hidayet konusunda yeni ve daha ciddi bir sınavla karşı karşıya olduğunu gösteriyordu. İnsanlık Hz. İbrahim’im öğretileriyle adeta İlköğretim seviyesinden Orta öğretim ve lise öğretimi seviyesine çıkarılmıştır.  Hz. İbrahim, henüz çocukken bile kendisine verilen yetenekler sayesinde putlardan nefret ediyor, çok tanrılığı reddediyor, yaratılmışların değil, sadece yaratanın Rab olabileceğini savunuyordu.

Allah Hz. İbrahim’e imanda mutmainlik derecesini de vermiştir. İbrahim Allah Taala’ya, “Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster!” demişti. Allah (cc), “Yoksa inanmadın mı?” diye sordu. Bunun üzerine İbrahim, “Hayır, inandım; fakat kalbim mutmain olsun diye sordum” dedi. Bunun üzerine Allah (c.c) şöyle buyurdu: “O halde dört tane kuş al ve onları kendine itaat etmeye alıştır, kes ve her parçasını ayrı bir tepeye sal. Sonra onları çağır; uçarak sana gelecekler. Bil ki Allah her işinde mükemmeldir ve her hükmünde tam isabet edendir.”[4]

İbrahim’in yaşadığı Ur kentinin halkı, yıldız, ay ve güneş üçlüsüne (teslise) inanıyorlardı. İbrahim’in ortaya koyduğu ilk tepki de bu teslis inancına yönelik olmuş ve Kur’an’ın ifadesiyle şöyle demiştir:

(قَالَ يَا قَوْمِ إِنِّي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ  إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ َنِيفًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ )“Ey Kavmim! Ben sizin şirk koştuğunuz şeylerde yokum. Artık ben her türlü batıldan yüz çevirerek bütün varlığımla gökleri ve yeri yaratana yöneldim. Ve ben Allah’a ortak koşanlardan değilim.” Yani, ondan başkasına ilahlık yakıştıranlardan değilim. Çünkü yaratan odur ve yaratma sanatı kime ait ise ilahlık da ona yakışır ve ona aittir.

ALLAH’IN HZ. İBRAHİM’İ METHETMESİ

Allah İbrahim’i değişik vesilelerle methetmiştir.  Bir defasında Allah’ın elçileri İbrahim’e bir müjde getirdiler ve eşi Sara’nın İshak adında bir evlat doğuracağını söylediler. Hz. İbrahim’in yaşlı eşi Sara, “Ah benim dertli başım! Ben yaşlı bir kadın ve şu kocam bir pir-i fani olduğu halde ben bir çocuk doğuracağım öyle mi? Bu gerçekten çok garip bir şey!” dedi. Allah’ın melekleri, “Sen Allah’ın emrini garip mi karşılıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun ey Hane halkı, şüphe yok ki, O’dur hamde en layık olan ve odur yüceler yücesi olan” dediler. Yine Allah İbrahim’i şöyle metheder:

(إِنَّ إِبْرَاهِيمَ كَانَ أُمَّةً قَانِتًا لِلّهِ َنِيفًا وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ  شَاكِرًا لِّأَنْعُمِهِ اجْتَبَاهُ وَهَدَاهُ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ)“Kuşkusuz ki İbrahim, bütün güzellikleri kendinde toplamış başlı başına bir önderdir ve her türlü kötülükten yüz çevirip bütün varlığıyla Allah’a adanmış bir şahsiyettir. İbrahim hiçbir zaman Allah’tan başkasına ilahlık yakıştıran bir müşrik olmadı. Biz de bu dünyada ona iyi bir makam bahşettik. Şurası kesindir ki, o ahrette de dürüst ve Salih insanlar arasında yer alacaktır.”[5]
Yine Allah İbrahim’i bir başka vesileyle şöyle metheder:

(وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّهُ كَانَ صِدِّيقًا نَّبِيًّا  )“Bu kitapta İbrahim’i de gündeme getir. Hakikaten o, bir doğruluk ve dürüstlük abidesiydi. O bir peygamberdi.”[6] “Ve Allah tarafında saf tutanlardan biri de elbette ki İbrahim idi. Hani o Rabbine en safi bir kalp ile yönelmişti de, babasına ve kavmine şöyle demişti: ‘Ne yani? Allah’ı bırakıp da uyduruk ilahlara tapmakta ısrar mı ediyorsunuz? Sahi, siz Âlemlerin Rabbini ne sanıyorsunuz?”[7]

Ayrıca Allah Hz. İbrahim’i hem insanlara imam yapmış[8] hem de onu Ulu’l-Azm beş peygamberden biri yapmıştır. “Hani bir zaman tüm peygamberlerden söz almıştık; Senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa ve İsa’dan… İşte bütün bunlardan sapasağlam bir söz aldık.”[9] İbrahim’im tüm insanlara imam olması, onun kıyamete kadar gelip geçecek olan tüm insanlar için rehber olacak bir tevhid inancını getirmiş olmasındandır. Allah İbrahim’in şahsiyetine çok önem vermiş ve onun inanç sistemini tüm insanlara tavsiye etmiştir; şöyle buyuruyor:  “Allah sizi seçti ve din konusunda sizi zora sokmadı. Sizden tek istediği şey, atanız İbrahim’in inanç sistemine sahip olmaktır. O sizi Müslüman olarak isimlendirdi.”[10]

Semavî ve tevhide dayalı birer din olan Yahudilik ve Hıristiyanlık dinleri de, İbrahim’in oğlu İshak’ın torunlarından olan Musa ve İsa Peygamberlerin getirdikleri dinlerdir. İslam’ın Peygamberi Hz. Muhammed (s) ise, İbrahim’in oğlu İsmail Peygamber’in torunudur. Kısacası muharref Yahudilik ve Hıristiyanlık dinleri İbrahim’in dinleri olduğu gibi, son din olan İslam da Hz. İbrahim’in hanif olan dinidir. Namaz, zekât, Hac, helal ve haram etler, misafir ağırlama ve cömertlik, selam, sünnet, sakal, bıyıkların kısaltılması, Misvak, fazla kılların alınması, tırnakların kesilmesi, cünüplükten yıkanma ve abdest… Bütün bunlar İbrahim babamızın dininden kalma güzel ibadetlerdir.

İşte Hz. İbrahim düşünen, insanları putların esaretinden kurtarmaya çalışan ve Allah’ın gerçek dini olan İslam’ın bayrağını yeryüzünde dalgalandıran bir peygamber olduğu için Allah onu kendisine candan dost edinmiştir.
Tirmizî’nin rivayetine göre Resûlullah (s) şöyle buyurdu: “İbrahim Halilüllah’tır. Musa Kelimüllah’tır. İsa Ruhullah’tır. Âdem Safiyyüllah’tır. Övünmek gibi olmasın; ben de Habibullah’ım. İlk şefaat edecek olan benim. Cennetin kapısını ilk açacak olan da benim.”

Beyhakî’nin rivayetine göre Resûlüllah (s) Cebraile, “Ey Cebrail! Allah neden İbrahim’i dost edinmiştir?” diye sordu. Cebraili’n cevabı şu olmuştur: “Çünkü İbrahim hep verdi, ama kimseden bir şey almadı.”

Bediüzzaman, Hz. İbrahim’in “Allah’ın dostu” oluşuna vurgu yaparak “Mesleğimiz Haliliye olduğu gibi meşrebimiz dahi hıllettir.” der. Yani Hz. İbrahim’in Allah’ın dostu oluşundaki sırrı idrak etmemiz gerektiğini ifade etmek istiyor.

ÖZGÜRLÜĞE ÇAĞRI

Fakat Hz. İbrahim’in Allah’ın dostu olarak seçilmiş olmasındaki asıl hikmet, tevhit dinine yaptığı olağanüstü hizmettir. Hz. İbrahim insanları tevhide çağırarak onları düşünmeye ve özgür olmaya çağırıyordu. Aslında düşünmeye ve özgürlüğe çağrı çok eski bir öyküdür. Adeta ilk peygamberle başlayan bir öykü… Ancak bu serüvenin en can alıcı kısmı İbrahim Peygamber’in başından geçmiştir. Şöyle ki:

Tarihte Hz. Eyub, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Harun Ve Hz. Şuayb gibi birçok peygambere ev sahipliği yapmakla ünlenen Urfa (UR) kenti adeta “Halil İbrahim Peygamber” ismiyle özdeşleşmiştir. Hz. İbrahim Urfa’da mı doğmuştur? Nemrut denen zalim bir kral tarafından burada mı ateşe atılmıştır? İbrahim’i yakmak için toplanan odunlar Balıklı göl’deki balıklara dönüşmüş müdür? Bunlar soru ve sorular soru içinde.  Bu sorulara verilecek cevaplar olumlu veya olumsuz olabilir. Bunlar ayrı tartışma konusu. Ancak kabul etmeliyiz ki, yaklaşık dört bin yıl önce meydana gelmiş olaylarla ilgili olarak sorulan bu sorulara doğru cevaplar vermek hiç de kolay değildir.

Kuşkusuz başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere o zamanın hadiselerine ışık tutan doğru kaynaklar vardır.[11] Ne var ki Kur’an-ı Kerim, tarihî olayları anlatırken işin özüne ve mesajın önemine vurgu yaparak özellikle yer ve şahıs isimleriyle ilgili detaylara inmez. Hz. İbrahim’in kıssası, Kur’an’da en detaylı anlatılan kıssalardan biridir.

Fakat  mükerrer ayetlerde daha çok Hz. İbrahim’in  tevhid inancı uğrunda katlandığı mücadeleye dikkat çekilmiştir. Kur’an’dan anladığımız kadarıyla Hz. İbrahim’in hayatı insanları kölelikten kurtarıp özgürlüğe kavuşturmak ve ve onları düşündürmek kousunda ilginç sahnelerle doludur. Kur’an-ı Kerim, bu yoğun düşünce ve özgürlük mücadelesinden kesitler verir.

Hz. İBRAHİM’İN BABASINA İTİRAZI

Hz. İbrahim babasının ve akrabalarının güçsüz putlara ve zevallı heykellere tapınıp durduklarını görünce çok şaşırır ve onları düşüdündürmek için şu soruyu sorar: “Sürekli tapınıp durduğunuz bu heykeller de neyin nesi? Yoksa Allah’tan başka tanrılar mı icad etmek istiyorsunuz? Alemlerin Rabbi hakkında hiç tefekkür etmiyor musunuz?”[12] Hz. İbrahim’in bu ilk sorusu onları araştırmaya ve düşünmeye sevkeden zekice bir soruydu. İbrahim bu soruyla babasını ve kavmini canevinden vurmuştu adeta. Ancak onların bu zekice soruya verdikleri cevap son derece yüzeysel, kafalarının çalışmadığını ilan eden aptalca bir cevaptı. Şöyle diyorlardı: “Ne yapalım, biz  atalarımızı hep bunlara tapar bulduk.”[13]

Hz. İbrahim’in onların bu aptalca sözlerine cevabı çok sertti; onlara, “ Vallahi siz de atalarınız da, baştan beri açık bir sapıklık içindeymişsiniz.”[14] dedi. Hz İbrahim’in bir tek amacı vardı; o da onların araştırıcı bir kafa yapısıyla düdşünmelerini sağlamaktı. Kuşkusuz Hz. İbrahim’in babası ve kavmi de düşünüyordu; ancak onlar daha çok geleneksel, faydacı ve kişisel sorunlarını çözmeye yönelik düşünüyorlardı. H. İbrahim ise, zorluklara, engellere ve her türlü sıkıntıya rağmen toplumun sorunlarını çözmeye yönelik eleştirel bir düşünceye sahipti. Çünkü Hz.İbrahim, alışagelmiş insan hayatını altüst eden önemli  değişikliklerin, çok çalışmanın, araştırmanın ve sabrın  ürünü olduğunu biliyordu. Yine biliyordu ki, sorunların çözümü geniş ölçüde düşünmeyi, araştırmayı ve kararlı bir şekilde mücadeleyi gerektirir. Araştırarak düşünmek ise, sadece varolan durumu eleştirip sorunları öylece bırakmak değil, çözümleri ve alternatifleri de ortaya koymaktır. Tıpkı Hz. İbrahim’in yaptığı gibi.

NEMRUD’UN ÇAĞRISI

Hz. İbrahim’in kavmi çoğunlukla araştırmacı düşünceden yoksun kimseler oldukları için neyi neden yaptıklarının farkında bile değillerdi. Onlar belirli kalıpları ve belirli öğretilerin içinde sıkışıp kaldıklarından kendilerini ve öğrendiklerini yenileme ihtiyacını hissetmiyorlardı. Bu yüzden gözleriyle gördüklerinin ve kulaklarıyla işittiklerinin tek doğru olduğunu sanıyorlardı. Zira Nemrut adlı zalim kral onları farklı şeylerle oyalıyor ve onlara şöyle hitap ediyordu: “Ey şerefli kavmim! Geliniz birlik olalım ve tanrılarımıza sahip çıkalım. Tekrar düyaya gelmeyeceğimize göre uzun ömürlü olmak için tanrılarımıza yalvaralım. Yiyelim, içelim, eğlenelim ve tanrılarımızı koruyalım. Unutmayınız ki tanrıların önüne koyduğunuz yiyecekler kutsanmıştır. Daha uzun ömürlü olmak için onlardan yemeyi ihmal etmeyiniz.”[15]

Nemrut bu öğütlerle, başta eğlence olmak üzere kavmine bir takım haklar veriyordu kuşkusuz. İnsanları sürekli bir eğlence atmosferinde tutmak için büyük çaba içindeydi. Ancak uzun zaman araştırmacı bir şekilde düşünme yeteneklerini kullanmayan insanların bir anda düşünüp bugüne kadar yaptıklarının doğru olmadığına inanmaları, kötü gidişe dur demeleri ve gerçekleri kavramaları kolay değildi. O yüzden Hz. İbrahim’in önünde hiç de iç açıcı olmayan bir dünya duruyordu ve işi oldukça zordu. Çünkü akıl gibi çok değerli bir cevheri taşıyan insanların elleriyle yaptıkları heykelciklere taptıklarını gördükçe onlara acıyor ve onları kurtarmak için büyük gayretler sarfediyordu.      

Ancak Hz. İbrahim’in babası ve akrabaları pek belli etmeseler de Onun sorusuyla büyük bir sarsıntı geçirmişlerdi. Ne diyeceklerini bilemediklerinden „Ey İbrahim! Sen  doğru mu söylüyorsun? Yoksa bizimle alay mı ediyorsun?“[16] diyerek onu ciddiye almak istemediklerini göstermeye çalıştılar. Ama Hz. İbrahim kararlıydı. Basireti bağlanmış bu insanların gözünü mutlaka açmak istiyordu. „Hayır“ dedi, „sizin gerçek sahibiniz göklerin ve yerin de sahibidir. Ben de bu gerçeğe tanıklık etmek için gönderilen biriyim.“[17] dedi. Onlar yine aldırmadılar ve eski alışkanlıklarına devam ettiler.

Hz. İBRAHİM PUTLARI KIRMAYA KARAR VERİYOR

Hz. İbrahim kavmini düşündürmeye kararlı olduğu için tehditlere aldırmıyordu. Akrabalarından bazıları „Ey İbrahim, biz çok güçlüyüz, sen bizden korkmaz mısın?“ dediler. Hz. İbrahim: „Hayır, ben sizin şirk aracı yaptığınız şeylerden korkmuyorum. Siz, Allah katından geçerli bir deliliniz olmadığı halde Allah’a şirk koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben Allah’a ortak koştuğunuz şeyleden neden korkacakmışım?“ dedi.[18] dedi. Söz ile akıllanmayacaklarını anlayınca da Hz. İbrahim bu kez taktik değiştirdi. Bir yandan da içinden, „Vallahi siz çekip gittikten sonra putlarınız için tasarladığım şeyi mutlaka gerçekleştireceğim… “[19] dedi ve onlardan habersiz bir şekilde içinden bir karar verdi.

Doğrusu bu karar sadece Hz. İbrahim’in geleceğini değil, tüm insanlığın geleceğini etkileyen bir karardı. Hz. İbrahim bu kararının ardından düşündüğünü de yaptı. Pikniğe gitmeye ve ve eğlenceye düşkün olan kent halkının bir bayram günü toplu halde pikniğe gideceklerini biliyordu. Kendisi de bu kutlamaya davetliydi. Ancak İbrahim, gizli planını uygulamak için onların kentten ayrılmalarını sabırsızlıkla bekliyordu. Bayram yerine gitmek üzere birlikte yola çıktılar. Ancak yolun yarısında « gözlerini yıldızlara dikerek «galiba hastayım » deyip yola yığıldı ve kente geri döndü. Onun etrafındakiler de ondan yüz çevirip gittiler.[20]  Aslında İbrahim hasta filan değildi. Fakat kent halkının tüm düşüncelerini altüst edecek ve onları ayağa kaldıracak bir plan peşindeydi. Bu yüzden onlar gider gitmez büyük bir öfkeyle, kimsenin olmadığı bir zamanda puthaneye girdi. Önce, bereketlensin diye putların önüne konan yemeklere baktı. Sonra tebessümle putlara dönerek : « Neyiniz var Allahaşkına? Neden bu yemeklerden yemiyorsunuz ha ? Size ne oldu böyle ? Yoksa konuşamıyor musunuz ha ?»[21] diyerek onları baştan aşağıya alaycı gözlerle süzdü; sonra onların üxzerine abanıp bütün gücüyle vurmaya başladı. Elindeki baltayla puthanedeki bütün putları bir bir parçaladı. Ancak onları şaşırtmak ve düşündürmek için büyük puta dokunmamıştı.[22]

Hz. İBRAHİM MAHKEMEDE

Kent halkı piknik dönüşü, kutsamak amaciyle putların önüne koydukları yemeklerini almaya gittiklerinde gördüklerine inanmak istemediler; her taraf darmadağın olmuş, putlar yerlere serilmiş, sadece büyük put ayakta kalmıştı. Bu manzara karşısında dehşete kapılan  kent halkı öfkeyle „Vay insafsız vay! Tanrılarımızın başına bunu getiren kim acaba? Bu her kimse, haddini bilmez biri olduğu apaçık ortada...“[23] diyerek sokaklara döküldü. Birileri “İbrahim adında bir delikanlının,  putlarımızı diline doladığı haberi kulağımıza kadar geldi.”[24] dediler. Halkın ileri gelenleri “İbrahim denen şahsı getirin, herkes onu görsün, belki görgü şahitliği yapacak birileri çıkar.” diyerek İbrahim adlı gencin herkesin gözü önünde yargılanmasını istediler.

Nihayet Hz. İbrahim halkın gözü önünde sorgulanmaya başladı. İlk soru belliydi: “Sen mi yaptın bunu tanrılarımıza Ey İbrahim?”[25] dediler. Hz. İbrahim öfkeli kalabalığın ısrarlı sorularına “evet ben yaptım” demediği gibi, “hayır ben yapmadım” da demedi. Ancak onları düşündürmek maksadiyle, “Ne münasebet, herhalde yapsa yapsa şu iri-yarı olanı yapmış olmalıdır. En iyisi siz kendilerine sorun, Tabi, eğer cevap verebileceklerse...” [26] dedi ve konuyla hiç ilgisi yokmuş gibi davrandı. İbrahim’in bu cevabı kent halkını ikiye bölmüştü. Sonunda bazılarının akılları başlarına gelmişti. Çünkü düşünmeye ve birbirilerini sorgulamaya başlamışlardı. “Bunun üzerine kendi iç dünyalarına dönerek,Vallahi biz hep kendi kendimize yazık etmişiz” dediler ve başlarını önlerine eğdiler.

Diğer bir kısmı kısa bir şaşkınlıktan sonar İbrahim’e dönerek, “ Sen pekala putların konuşmayacağını biliyorsun Ey İbrahim, sen ne demek istiyorsun?”[27] dediler. Kuşkusuz Hz. İbrahim’in bütün çabası onları düşünmeye sevketmekti. Bu işi başarmıştı. Ayrıca onların verecekleri ölüm cezasından da korkmuyordu. Onun için: “Allah Allah, yani şimdi siz, yaratıcınız olan Allah’ı bırakıp size hiç faydası ve zararı olmayan şeylere ibadet ediyorsunuz, öyle mi? Size de, putlarınıza da yazıklar olsun. Hiç akıl yok mu sizde?”[28] diyerek onların kafasını allak bullak etmişti.

Kent halkının bir kısmı Hz. İbrahim’in sözlerinden etkilenmişti. Ancak Nemrud’un adamları menfaat ve zulüm üzerine kurulan bu rejimin yıkılmasını istemiyorlardı. Bunun için İbrahim’in çok tehlikeli bir insan olduğuna karar verdiler. Zira İbrahim’in elindeki balta sadece putları kırmamış, aynı zamanda krallığın ekonomik ve siyasal düzenini de sarsmıştı. İbrahim’i kendi düzenleri için düşman Kabul edenler onu yakmaktan başka bir çare düşünemediler. “Eğer tanrılarınızı desteklemek ve onlara yardım etmek için bir şeyler yapacaksanız yakın onu” [29] dediler.

Kur’an-ı Kerim (قَالُوا َرِّقُوهُ وَانصُرُوا آلِهَتَكُمْ إِن كُنتُمْ فَاعِلِينَ) “ Onu yakın ve Tanrılarınıza yardım edin!” ifadesiyle onların ne kadar ahmak olduklarına da vurgu yapıyor. Tıpkı Yasin Suresinin sonlarındaki ayette ifade edildiği gibi… Şöyle buyuruyor: (وَاتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ  لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌ مُّْضَرُونَ  ) “Onlar kendilerine yardım ederler ümidiyle Allah’tan başka ilahlar edindiler. Oysa bu ilahların onlara yardıma asla güçleri yetmez. Aksine kendileri onlar için hazır kıta durumundadırlar.”[30] Yani onlar tanrılarını koruyorlar.

Görevliler yığın yığın odun topladılar; odunları ateşe verdiler ve İbrahim’ı ateşin ortasına attılar. Ancak Allah “dostum” dediği bir insanın ateşte yanmasını ister mi? Elbette ki istemez. Onun için ateşe: “Dur ey ateş, ağır ol. İbrahim’e karşı serin ol.”[31] dedi. 

Ateş Hz. İbrahim’i yakmadı. Bazı zayıf rivayetlere göre yakılan ateş serin bir suya, kalan odunlar da balıklara dönüştü. O gün bugündür, Hz. İbrahim’in makamı olan Urfa, bir mesaj kenti olarak dört bin yıllık tarihî gerçekleri nesilden nesile aktarmaya devam etmektedir.

[1]  Enbiya, 21/51.

[2]  Bakara,2/130,131.

[3]  Enam, 6/79.

[4]  Bakara, 2/260.

[5]  Nahl, 16/120-122)

[6]  Meryem, 19/41.

[7]  Saffat, 37/83-87.

[8]  Bakara, 2/124.

[9]  Ahzab, 33/7.

[10]  Enbiya, 22/78.

[11] Peygamber kıssalarına yer veren kaynaklardan biri de Tevrat’tır. Hatta Tevrat Kur’an’a göre bazen daha çok detay verir. Ancak Tevrat’ın zamanla tahrife maruz kalmış olması, onu ikincil bir kaynak olarak değerlendirmemize yol açmıştır. Kur’an ise bütün bilim dünyasının ittifakiyle tahrife uğramamıştır.

[12] Enbiya:21/52.

[13] 21/53.

[14] 21/54.

[15] Hazin, III, 235.

[16] Enbiya, 21/55.

 [17]Enbiya,  21/56.

[18] Enam, 6/80-81.

[19] Enbiya,  21/57

[20]  Saffat, 37/88-90.

[21]  Saffat, 37/90-92

[22] Enbiya, 21/57-58.

[23] Enbiya, 21/59.

[24] Enbiya, 21/60.

[25] Enbiya, 21/62.

[26] Enbiya, 21/63.

[27] Enbiya, 21/65.

[28] Enbiya, 21/66-67.

[29] Enbiya, 21/68.

[30]  Yasin, 36/74-75.

[31] Enbiya, 21/69.

1. Hz. İbrahim ve Dostluk Sempozyumu, Risale Akademi, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 11, s. 35-45, 22-24 Mart 2013 
popüler cevapdünya atlası