Hutbe-i Şamiye İslam Dünyası ve Avrupa Ekseninde Medeniyet İnşası Paneli

Eklenme Tarihi: 22 Temmuz 2019 | Güncelleme Tarihi: 22 Temmuz 2019

"İslam Dünyası ve Avrupa Ekseninde Medeniyet İnşası" başlıklı panel 20 Temmuz 2019 cumartesi günü saat 14.00’te iki oturum şeklinde yapıldı.

Risale Akademi'nin Ankara'daki merkezinde başlayan panelin moderatörlüğünü Risale Akademi Kurucu Üyesi Dr. İsmail Benek yaptı.

Program Eğitimci Mehmet EVREN’in kardeşliği, tanışmayı ve istişareyi emreden ayetlerden oluşan Kur’an tilaveti ile başladı.

Panelde birinci oturumunda ilk konuşmayı yapan Bestami Çiftçi, Ümit kavramı üzerinde durmuştur. Arapçasının el-emel, Farsçasının ümit, Türkçesinin de umut olarak ifade edildiğini belirtmiştir. Emelin Allah’ın Rahîm ve Hakîm isimlerinin bir tecellisi olduğunu söyleyen Çiftçi, emelin, belirli ve kanıta dayalı planlı bir beklentiyi, disipline edilmiş hayalleri ve bir ihtiyacı ifade ettiğini, ihtiyaçların da ümide bağlı olduğunu ve ihtiyaçların gelecekle ilgili olduğunu ifade etmiştir. Ümidin bireyde ve toplumda özgüveni ifade ettiğini, her ümidin Bismillah olduğunu, Fatiha’daki “Sadece sana ibadet eder, sadece senden yardım dileriz!” ifadesinin ümidi temsil ettiğini, ümidin ihlas ve tevekkülün kendisi, uyanık insanların rüyası olduğunu ifade eden Çiftçi, ümidin ve ümitsizliğin birey ve toplumlara psikolojik ve sosyolojik olarak kazandırdıkları ve kaybettirdikleri değerlere de değinerek konuşmasını bitirmiştir.

İkinci konuşmacı Mustafa Akça, “Avrupa’nın Değişimi ve Dönüşümü” başlıklı sunumunda Avrupa milletlerinin cehalet, vahşet, dinde tassup, körü körüne ruhanileri taklit gibi hastalıklarını hürriyet fikri ve hakikati arama meyilleri sayesinde aştıklarını, Müslümanlarla olan zıtlaşma ve karşılaşmalarının özellikle Haçlı Seferleri ile yoğunlaştığını belirtmiştir. Kilisenin ve Kralların karşısında halkın kaderi; burjuvazinin gelişimiyle değiştiğini, burjuvazinin, sanatı, edebiyatı, ilmi faaliyetleri desteklemekle Kilisenin dışında bir gelişme ve değişme ortamının ortaya çıkmasına sebep olduğunu, Rönesans, Reform Hareketleri, Aydınlanma ve Felsefe Devrimi, Sömürge ve Kolonizasyon süreci, Sanayi Devrimi Avrupa’nın içinde ve dışında önemli değişimlere yol açtığını, yukarıda sayılan beş mâni, mârifet ve medeniyetin mehasini denilebilecek bir dizi gelişmeyle kırıldığını ve dağılmaya yüz tuttuğunu tarihi seyri içerisinde ifade etmiştir.

Doç. Dr. Yasin Yılmaz’ın sunumu şöyledir:

“Tarihî süreçte İslam medeniyetinin ortaya çıkması, gelişmesi ve yayılması, tam anlamıyla ne kendinden önceki ne de kendisinden sonraki medeniyetlere benzemektedir. İslam dininin getirdiği değerler iyice bilinmeden İslam medeniyetinin doğuşunu, gelişmesini ve yayılmasını anlayamayız. Medeniyetin gelişimi ve sürekliliği için geçmişin mirası çok önemlidir. Geleceği kurmak için plan yaparken geçmişin birikiminin mutlaka bilinmesi gerekir. Bunlar bilinmeden gelecekle ilgili istikrarlı bir planlama yapılamaz. Bir toplumun geçmişin mirasını, geleneğini, yani kendine ait ve mensup olduğu değerleri bilmeden, onu iyice okumadan/yorumlamadan, çağını, yani yaşadığı dönemi, bu dönemin siyasî ve kültürel ürünlerini yorumlaması pek mümkün değildir.

Geçmişin mirası ve diğer medeniyetlerden elde edilenler, bir toplum tarafından özümsenir, yeni bir sentezle değerlendirilir ve toplum da her alanda kendisini ortaya koyarsa, o zaman özgün bir medeniyet ortaya çıkar, gelişir, yükselir, sürekliliği ve yaşama şansı artar. 

İslam Tarihi boyunca İslam Medeniyeti/Müslümanlar üç büyük tehlike ile karşı karşıya kalmıştır.

1. Haçlı saldırıları

2. Moğol istilası

3. Sömürgecilik/Emperyalizm

İslam, Haçlı saldırılırına kadar sürekli genişlemiştir. Haçlı saldırıları İslam dünyasına karşı gerçekleştirilen geniş çaplı ve uzun süreli ilk büyük dış saldırıdır. Bu saldırılar, hem İslam dünyası hem de haçlılar üzerinde büyük etki meydana getirmiştir. Özellikle Batılılar, barbar ve geri gördükleri bir dünyada ileri bir medeniyetle karşılaştıkları için büyük bir şaşkınlık yaşamışlardır.

İslam dünyasında ciddi kırılmalara yol açan Moğol saldırıları doğudan gelmiş, büyük demografik ve tasfiyesi bir akım olmuştur. İslam dünyası askeri bir meydan okuma olup, gelecek vaat etmeyen ve medenileştirici bir yönü bulunmayan bu iki saldırıyı kendi iç dinamikleri ile aşmasını bilmiştir. Bu iki saldırı sonucunda daha deneyimli, İslamî esasları özümseyen, adaleti temel ilke edinen ve bunlardan taviz vermeyen Osmanlı Devleti doğmuştur.

Üçüncü olarak İslam dünyası sömürgecilikten/emperyalizmden kaynaklanan problemler ve gerilimler yaşamıştır. Bu bağlamda batının, Müslümanlara askerî meydan okuması yanında, Aydınlanma Dönemi ile birlikte zihinsel, ekonomik, siyasî ve kültürel dönüşümü de beraberinde getirdiği için etkileri hala devam etmektedir. Bu durum Müslümanlar arasında çözülmelere, ümitsizliğe, doğruluğun ve sadakatin sosyal ve siyasî hayatta yok olmasına, Müslümanlar arasındaki manevi bağların kopmasına, istibdadın artmasına ve kişilerin bütün himmetini kendi menfaatine sarf etmesine sebep olmuştur.

Güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen bir peygamberi olmasına rağmen, Müslümanlar, İslam’ın ortaya koyduğu esaslardan uzak kalmışlardır. “Eğer biz ahlâk-ı İslamiyenin ve hakâik-i İmaniyenin kemalatını ef’âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslamiyete girecekler, belki küre-i arzın bazı kıtaları ve devletleri de İslamiyet’e dehalet edecekler”.  (Hutbe-i Şâmiye, s. 24) İslam’ın sosyal hayatının özü olan doğruluğun yok olması, Bunun dışında İslam dünyasında olması gereken ancak olmayan bazı hususlar da İslam’ın yayılmasına mümanaat etmektedir. Bunlar:

1. Hakiki bir medeniyet olup, müsbet ve doğru ilimlerle donanmış mahiyette olan hakikat-ı İslamiyeyi ortaya koymamamızdan dolayı, insanların İslam’a yönelmesini sağlayamıyoruz.

2. Medeniyet ve sanatın gerçek üstadı şiddetli ihtiyaç, belimizi kıran tam fakirliğin içimizde yaygın olması.

3. Hürriyet-i şer’iyyenin içimizde hayat bulmaması

4. Mevkiimizi ve mevzumuzu kaybederek hürriyet-i şer’iyyenin esaslarını kaybederek, müstebitlere dalkavukluk etmek ve biçarelere tahakküm ve tekebbür etmek.

5. Günümüzün ilâ-yı kelimetullahı olan maddeten terakkide geri kalmak da İslam’ın yayılmasına engel olmaktadır.         

Müslümanların İslam’ın özünde mevcut olan eleştirel bakış ve analitik düşünceyi kaybetmesiyle, hem İslam’ın korunması ve hem de yayılmasını zaafa uğratmışlardır. İslam’ın ilk döneminde Hz. Peygamber (sav) ve Raşid Halifeler ortaya çıkan temel dinamikleri esas almayarak kendi çıkarları için çalışmaları İslam’ın yayılmasına engel olmuştur.

Hz. Peygamber’in (sav) ve Raşid Halifelerin özellikle de Hz. Ömer’in yönetim alanında ortaya koydukları esasların Müslüman idareciler ve toplumlara arasında hayat bulamaması İslam’ın yayılmasının önündeki engellerdir.  Hz. Peygamber’in (sav) yönetiminde olmazsa olmaz ilkeleri olan;  meşruiyet, adalet, ehliyet/liyakat, istişare, ahlak ve insana saygının İslam toplumlarında siyasi ve sosyal hayatta uygulanmaması İslam’ın yayılmasındaki engellerden olmaktadır.

Bunların dışında İslam’ın yayılamamasına engel hususları şöyle sıralayabiliriz:

1. Müslümanların, İslam’ın özü olan vahiy, akıl ve duygunun uyumundan uzaklaşması,

2. İnsanı merkeze alan İslam’ın bu ilkesinin Müslümanlar arasında hayat bulmaması,

3. Kur’an’ın (kur’an’da 750 yerde ilim ve onun müştakları geçmektedir) ve Hz. Peygamber’in (sav) çok sayıda hadisinde ısrarla vurgulamasına rağmen ilmi gelişmelerden uzaklaşılması,

4. İslam’ın insan kazanmada temel argümanı olan hoşgörüyü kaybetmesi,

5. İnsanlık için faydalı olan şeyleri kabul eden İslam’ın terkipçilik özelliğini yitirmesi,

6. Evrensel özelliğimizi bilmeyerek içe kapanmak de İslam’ın yayılmasına engel teşkil etmiştir. Kur’an Müslümanlara indirilmiş ancak mesajının evrensel olduğunu bilmememiz,

7. Cehalet, zaruret (fakirlik) ve ihtilafın içimizde hayat bulması,

İslam Tarihi’nde  

1. Devletleri inşa eden ve ayakta tutan inançlardır. Bu inançlar aynı zamanda söz konusu devletin gidişatını, tarih içerisindeki seyrini belirler ve onun etkin bir aktör olmasını sağlar. İnanç zaafa uğradığında şu veya bu şekilde fonksiyonunu yitirdiğinde gelişme ve devalılık gücünü kaybeder. Devleti birbirine bağlayan temel unsurlar kaybolunca çözülmeye sonra da tarih sahnesinden silinmeye mahkûm olur.

2. Bir millette cihat/ilerleme ruhu terk edilmiş ise, o milletin/medeniyetin yıkılması artık mukadderdir. Tarihte ortaya çıkmış bir medeniyet, karşı karşıya kaldığı meydan okumaların ve ortaya çıkan yeni problemlerin üstesinden gelebildiği oranda bünyesini güçlendirir ve tarihî yolculuğuna devam eder. Şayet söz konusu meydan okumalara ve ortaya çıkan yeni problemler karşısında aciz kalıp çözüm üretemeyip, atalet, yorgunluk ve tükenmişlik sendromuyla tarih sahnesinden çekilmek zorunda kalır.

3. Bir devlet ya da medeniyet sadece bir grubun, ırkın ya da mezhebin elinde olup diğer ırk, mezhep ve hizipleri dışlıyorsa/ötekileştiriyorsa o devlet veya medeniyetin de devam etmesi mümkün değildir. Çünkü onların karşısına devletin varlığını tehdit eden bir muhalefetin ortaya çıkmasıyla toplumda tamiri çok zor olan parçalanmalara yol açacaktır.

4. Bir devlet veya medeniyette fırsat eşitliğinin olmaması da çöküş sebepleri arasında gösterilmektedir. Önemli makam ve hayati işleri deruhte eden kurumlara onları geliştirecek ehil kişilerini getirilmemesi bir medeniyetin çöküşünü hazırlayan etkenlerdir.

5. Yönetimlerin baskıcı ve haksız uygulamaları sonucunda oluşan patlamaya hazır bomba gibi toplumların oluşturduğu muhalefet de devletlerin ve medeniyetlerin çöküşünde etkin rol oynamaktadırlar. 

6. Bir devlet ya da medeniyette ekonomik hayatta yaşanan sıkıntılar toplumsal çözülmeye, zengin-fakir arasındaki uçurumun derinleşmesine, iktisadî krizlerin çıkmasına ve sınıflar arası çatışmalara ve nihayetinde onu çöküntüye götürür.

7. Maddi ve manevi değerler arasındaki dengelerin bozulması devletlerin ve medeniyetlerin kaderini olumsuz etkiler ve onların yıkılmasına sebep olur.”

Doç. Dr. Ahmet Yıldız’ın konuşması şöyledir: “İslamın istikbale hükmetmesi hem bir inanç konusu hem de kainatta cari olan adetullahtan olan insan nevinde de güzelliğin binnetice hâkim olacağına ilişkin okuma biçimine dayanır. Bediüzzaman için İslamın hakikati, Müslüman toplumların içinde bulunduğu fakr u zaruret halinin biriktirdiği potansiyel enerji ve müstebidlere tezellülden, mustazaflardan da tahakkümden teberri olmayı ifade eden Şer'i hürriyetle mücehhez olarak Müslüman toplumlar ye'si ve otoritarizmi yenerek dağınık yağmur damlalarının birleşmesinden doğan güce benzer bir güç oluşturacaktır.. Mensubiyeti büyük insanlığı içeren İslamiyet düzeyine taşıyarak inşa edilen sorumluluk bilinci, Müslüman toplumların insanlık için hayırlı bir ümmet olma niteliğini belirginleştirecektir. Alemlerin Rabbına intisapla tanımlanan imanın beraberinde getirdiği ‘güvenli bağlanma’ bunu sağlamak için yeterli bir kaynaktır.”

İbrahim Çevik, “İslamiyetin Terakkisinde Fen ve Teknoloji” konulu konuşmasında, İslamiyetin ilmi teşvik ettiğini, fen ve teknoloji konusunda İbni Sina, Biruni, Farabi gibi tıp, hendese, uzay bilimleri ve teknolojileri alanlarında, dünya çapında birçok bilim adamları yetiştirdiğine değinmiş, dünya nüfusunun beşte bir gibi yoğun nüfusa sahip olan ve az bir toprağa sahip olan Avrupan’nın ihtiyaçların zorlaması nedeniyle kısa sürede nasıl gelişim sağladıklarını ifade etmiş ve İslam toplumlarının ümitsizlik ve İslamiyetin getirdiği sağlam değerlere bağlılığın gevşemesi nedenleriye düştükleri bugünkü durumu izah etmiştir.      

Prof. Dr. Bilal Sambur, 1911’de Said Nursi’nin irad ettiği hutbeyi, bir manifesto olarak değerlendirmiştir. “Arab Metaneti ve Ortadoğu’nun Psikolojik Analizi” başlıklı konuşmasında Ümitsizliğin toplumları mahvettiğini belirten Sambur, Arapların ümitsizliği bırakmaları halinde İslamiyetin kahraman ordusu olan Türklerle hakiki bir ittifak ve dayanışma ile Kur’an’ın bayrağını her tarafa ilan edeceklerini belirtmiş, İslamiyetin ilk ve metin temsilcileri olmaları hasebiyle tembelliği bırakarak ve ulvi bir vaziyete girerek İslamı eskisi gibi yeryüzüne hâkim kılacaklarını ifade etmiştir. Arap metanetini geniş bir şekilde izah eden Sambur, geçmişte Arapların, Türklerin ve diğer masum Müslüman toplumların gösterdikleri fevkalade kahramanlıklar nedeniyle dünya saadetlerinin yalnızca İslamiyet milliyetinde olduğuna vurgu yapmıştır.

Soru cevap şeklindeki müzakereden sonra panele son verilmiştir.

Not: Konuşma videoları Risale Akademi Youtube kanalımızda yayımlanacaktır.

FOTO GALERİ İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ

popüler cevapdünya atlası