Hürriyet ve Yaradılış

Eklenme Tarihi: 27 Temmuz 2015 | Güncelleme Tarihi: 19 Ağustos 2019

Araştırmacı-Yazar Hüseyin Yılmaz'ın İman ve Hürriyet Sempozyumu kon uşma metnidir

Muhterem hazirun!.. Hepinizi Allah’ın selâmı ile selâmlıyorum. İman ve hürriyet çerçevesindeki tesbitlerimi vaktin müsaadesi nisbetinde dikkatlerinize arzetmek istiyorum...

Hayat, cüz’i irâdeye tanınmış olan küçücük bir meyil “hürriyeti” ile başlar: İyiye veya kötüye meyletme hürriyeti... Bu serbestiyet, beşeriyetin önüne konulan büyük imtihanın kapısını da aralar. Zirâ, insanlar iyi veya kötüyü, şer veya hayrı tercih etme hürriyeti ile teklif altına girmiş; Cennet gibi büyük bir mükâfat, Cehennem gibi dehşetli bir ceza ile baş başa kalmışlardır.

Hilkatın bu temel çekirdeği, neşv-ü nema bulduğunda beşeriyetin hilkatine dönüşür. Zîrâ, insanı nihayetsiz şer ve hayra müsaid bir kabiliyette yaratmış olan Cenab-ı Hak, bahşettiği bu küçük tercih meyli ile de insanın önüne bu kabiliyetleri nihaî hududlarına kadar inkişaf ettirecek olan büyük mücadeleye zemin hazırlar.

İnsan, cüz’i irâdesine tanınmış bu meyil hürriyeti ile tercih ettiğinin peşinden yürür, onu elde etmek için amansız bir mücadeleye başlar. Bu mücadele ile ya âlâ-yi illiyine ulaşır veya esfel-i sâfiline düşer...

Cüz’i iradenin hürriyetini tahdid eden bir şey yok, ancak tehdidler var: İlâhî tehdidler... Hayrı tercih, şerri red ile mükellef kılınmış... Aksi için getirilen müeyyide daha çok uhrevî... Sadece büyük ve toplu hadden aşmalarda dünyevî ceza da görmüş. Bazı kavimlerin helâk edilmesi gibi...

Cüz’i iradenin serbestiyetinin kadere imanın tehdidi altında olduğuna dair Ruisâle-i Nurlarda çok enteresan bir sual ve cevabı yer alır. Şöyle:

Kader ve Hürriyet:

Eğer dese: "Kader bizi böyle bağlamış. Hürriyetimizi selbetmiştir. İnbisat ve cevelana müştak olan kalb ve ruh için kadere iman bir ağırlık, bir sıkıntı vermiyor mu?"

Elcevab: Kat'â ve aslâ!.. Sıkıntı vermediği gibi, nihayetsiz bir hıffet, bir rahatlık ve revh u reyhanı veren ve emn ü emanı temin eden bir sürur, bir nur veriyor. Çünki insan kadere iman etmezse, küçük bir dairede cüz'î bir serbestiyet, muvakkat bir hürriyet içinde, dünya kadar ağır bir yükü, bîçare ruhun omuzunda taşımaya mecburdur. Çünki insan bütün kâinatla alâkadardır. Nihayetsiz makasıd ve metalibi var. Kudreti, iradesi, hürriyeti milyondan birisine kâfi gelmediği için, çektiği manevî sıkıntı ağırlığı, ne kadar müdhiş ve muvahhiş olduğu anlaşılır. İşte kadere iman, bütün o ağırlığı kaderin sefinesine atar, kemal-i rahat ile, ruh ve kalbin kemal-i hürriyetiyle kemalâtında serbest cevelanına meydan veriyor. Yalnız nefs-i emmarenin cüz'î hürriyetini selbeder ve firavuniyetini ve rububiyetini ve keyfemâyeşa hareketini kırar. Kadere iman o kadar lezzetli, saadetlidir ki, tarif edilmez.

Hürriyete talluku olması hasebiyle esâret ve istibdadı da doğru tesbit vet ârif etmek gerekiyor. İstibdadın her nev’iyle hasım olan Hz. Üstad, selef ve muasırlarında görülmeyen büyük bir istibdada dikkat çeker. İktibas ettiğim aşağıdaki kısa metinde “Bence” diye başlayan tesbit ayakta alkışlanmalı. Bu tesbit üniversitelerde yalnız başına tez mevzuu olmalıydı. Heyhat, sadece okuyup geçiyoruz..

İstibdad-i İlmî

Sual: "Meşrûtiyeti pekçok i’zam ediyorsun. Eskide rey-i vahid idi, milletten sual yok idi; şimdi meşverettir, milletten sual edilir. Millet, ’Ne için?’ der; ona, ’Ne istersin?’ denilir, işte bu kadar. Daha nedir, o kadar ilaveyi takıyorsun?"

Cevap: Zaten şu nokta bütün cevaplarımı tazammun etmiş. Zîra meşrûtiyet hükümete düştüğü vakit, fikr-i hürriyet meşrûtiyeti her vecihle uyandırır. Her nevide, her taifede onun sanatına ait bir nevi meşrûtiyeti tevlid eder. Hatta ulemada, medariste, talebede bir nevi meşrûtiyeti intac eder. Evet, her taifeye ona mahsus bir meşrûtiyet, bir teceddüt ilham olunuyor. İşte, şu arkasın-da şems-i saadeti telvih eden ve temayül ve incizap ve imtizaca yüz tutan lemeat-ı meşverettir ki, bana meşrûtiyet hükümetini bu kadar sevdirmiştir. Bence taklidin temelini atıp, ihtilafâtı çıkarmakla Mûtezile, Cebriye, Mürcie, Mücessime gibi dalâlet fırkalarını İslâmiyetten intac eden

mesail-i dîniyedeki istibdad-ı ilmîdir ve nefsü’l-emirde mukayyed olan şeyde ıtlaktır.

HAŞİYE 1 Meşrûtiyet-i ilmiye hakkıyla teessüs etse, meyl-i taharrî-i hakîkatin imdadıyla, fünûn-u sâdıkanın muavenetiyle, insafın yardımıyla şu firak-ı dâlle Ehl-i Sünnet ve Cemaate dahil olacakları kaviyyen me’mûldür. Şu fırkalar, eğer, çendan bir hizip olarak görünmüyor, fakat efkârda tahallül ederek münteşiredir. Herkesin dimağında onların meylettiği mesleğe meyelan bulunabilir. Hatta, eğer bir dimağ büyütülse, maanî tecsîm edilir ise, şu firak, sinematografvarî HAŞİYE 2 o dimağda temessül ettiği görülecektir. Şu kıssa, uzundur, makamı değil; siz suallerinizi ediniz. (Beyanat ve Tenvirler)

Hz. Üstad’ın istibdadı red, hürriyeti teşvik hususunda çok sık tekrarlayıp ama bir türlü riayetine muvaffak olamadığımız şu kısımla bu bahsi müsaadenizle kapatmış olayım.

İlmî İstibdad ve Üstad…

Sual: Neden bunların umumuna fena diyorsun? Halbuki hayırhâhımız gibi görünüyorlar.

Cevap: Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız.

Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim. Veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyleyse, her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte, size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktıysa kalbde saklayınız. Bakır çıktıysa, çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz.
Sual: Neden hüsn-ü zannımıza su-i zan edersin? Eski padişahlar ve eski hükûmetler seni haktan çeviremedi. Jön Türkler sizi kendilerine râm ve müdaheneci edemediler. Zira seni hapis ettiler, asacaklardı; sen tezellül etmedin. Merdane çıktın. Hem sana büyük maaş vereceklerdi, kabul etmedin. Demek sen onların taraftarlığı için demiyorsun. Demek hak taraftarısın.

Cevap: Evet, hakkı tanıyan, hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Zîrâ, hakkın hatırı âlidir; hiçbir hatıra fedâ edilmemek gerektir. Fakat şu hüsn-ü zannınızı kabul etmem. Zira bir müfside, bir dessasa hüsn-ü zan edebilirsiniz. Delil ve âkıbete bakınız.

Sual: Nasıl anlayacağız? Biz câhiliz, sizin gibi ehl-i ilmi taklit ederiz.

Cevap: Çendan cahilsiniz, fakat âkılsınız. Hanginizle zebib, yani üzümü paylaşsam, zekâvetiyle bana hile edebilir. Demek cehliniz özür değil... İşte, müştebih ağaçları gösteren semereleridir. Öyleyse, benim ve onların fikirlerimizin neticelerine bakınız. İşte birisinde istirahat ve itaattir. Ötekisinde ihtilâf ve zarar saklanmıştır.

Sizi temin ediyorum ki, biz Nur talebeleri sadece bu son hakikate riayet edebilseydik, Üstad’ın vefatından sonraki birçok musibete dûçar olmaz, bir çok badireyi de daha rahat atlatabilirdik. Üstad’ın şikâyetçi olduğu istibdad, maalesef bütün ruhuyla aramızda yaşıyor. Üzgünüm...

Bölge ile bitirmem gerekirse... Mardin’de, Üniversite çatısı altında İman ve Hürriyet meselesiyle birlikte bölge barışını tartışıyoruz. Çok da istifade ettiğimi itiraf etmeliyim. Ancak söylenmemiş, söylenmesi gereken şeyler de var...

Eğer îmânınızın gereklerine riayet etmezseniz, bu bölgeye sulh ve selâmet gelmez. Îmânınız ehl-i îmân ile eşit kardeşliği iktiza ediyor... İmtiyaz peşinde koşmayacaksınız. Türk’te hak olan şeyin Kürt için de hak olduğunu îmânınızdan ders almış olmanız lâzım. Aksi takdirde bu işin içinden çıkamazsınız.

Basit ama can alıcı bir misal ile huzurunuzdan ayrılmak istiyorum. Sayın Erdoğan çok sık olarak “Anadilde eğitim olmaz!” diyor. Neden? Niçin Sayın Erdoğan... Bu hükme hangi ayet veya hadis üzerinden ulaşıyorsunuz?.. Sadece bu kadarı bile bölgenin henüz çözümden çok uzak olduğunu göstermeye kâfidir. Uzatmamak, sabrınızı da zorlamamak için sözlerimi bitirirken hepinizi tekrar sevgi ve muhabbetle selâmlıyor, Allah’a emanet ediyorum....

 

 

popüler cevapdünya atlası