Hazret-i Mevlana ile Bediüzzaman Hazretlerinin Peygamber sevgisi

Eklenme Tarihi: 24 Şubat 2014 | Güncelleme Tarihi: 09 Ekim 2017

Doğrusu Hazret-i Peygamber'i en güzel tarif eden ve onu bütün yönleriyle bize tanıtan başlıca kaynağın hiç kuşkusuz Kur’an-ı Kerim’dir. Bir peygamber olarak Hazret-i Muhammed’i ele alan Kur’an, onun insani/beşeri yönünü ve ahlaki özelliklerini bizlere sunuyor. Bu bakımdan Mevlana Hazretleri ve Bediüzzaman Hazretlerinin Peygamber sevgisinden/muhabbetinden ve bağlılığından bahsetmenin, hassaten özetle de olsa Peygamber'e Kur’an-ı Kerim’in nasıl baktığını özetlemenin uygun olduğunu düşündüm. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini incelediğimiz zaman ilk etapta şu noktalar dikkatimizi çekiyor. Her şeyden önce Peygamber Efendimiz aleyhisselatü vesselam her bir insandır. Görevini tam anlamıyla yapması da bunu gerektiriyor. Mükemmel irtibat ancak böyle sağlanır. Nitekim yüce Allah’tan affı hususunu muhataplarının nazarlarına sıklıkla hatırlatılıyor. “Ben ancak sizin gibi bir insanım” ayet-i kerimesi özellikle dikkatimizi çekiyor. Bir diğer nokta, Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâm her şeyden önce bir kuldur. Hem de mükellef ve sorumlu olan bir kuldur. Nitekim ayeti kerimede de “Ben ancak Rabbimden vahyedilene uyarım” buyrulmaktadır. Yine Kur’an-ı Kerim’de dikkatimizi çeken Hazret-i Peygamber'in peygamber ve peygamberlik zincirinin son halkası olduğunu ifade ediliyor. Peygamber içinizden hiçbirinin babası değildir. Lakin Allah'ın Resulü ve Peygamberidir ve peygamberlerin sonuncusudur. “Allah her şeyi hakkıyla bilir” ayet-i kerimesinden bunu anlıyoruz.

Hazret-i Peygamber hilm sahibidir. Yani kabalıktan ve katı yüreklilikten uzak bir şahsiyettir, bağışlayıcıdır. Affedici bir özelliğe sahiptir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şu husus şöyle dile getiriliyor: “İnsanlara yumuşak davranmanda Allah’ın rahmetinin bir eseridir, bir merhametin eseridir. Eğer katı ve kaba biri olsaydın insanlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.” Hazret-i Peygamber rahmet abidesidir, dinin kaynağıdır. Bunu söylememizin sebebi ortalıkta dolaşan “Kur’an-ı Kerim bize kâfidir” meselesidir. Evet doğrudur ama Kur’an’ı en iyi tefsir eden Hazret-i Peygamberdir, her şeyi azami ihlas dairesinde yapar, ibadet hayatının da tevazuun da zirvesindedir. Bu bizim için de çok büyük bir örnek teşkil ediyor. Hazret-i Peygamber diğer insanlar gibi bu dünyada geçici olarak vazifesini bitirdikten sonra tekrar Rabb-i Rahimine kavuşacak, kavuştu ve ebedi memleketine intikal edecek ve etti. Bu yüzden, “Hiç şüphe yok ki, sende öleceksin” ayet-i kerimesi, “Onlar da ölecekler” diye devam ediyor ve sonra da büyük bir buluşmanın olacağına, “Kıyamet gününde Rabbinizin huzurunda birbirinizle davalaşacaksınız.” buyuruluyor, bizlere bu hususu çok güzel bir şekilde ifade ediyor.

Mevlana’nın ile Bediüzzaman’ın Peygamber sevgisine de bir göz atalım. Neden Mevlana’nın özellikle peygamber sevgisini nazara vermeye çalışıyoruz? Çünkü dünyanın her bir tarafında Hazret-i Mevlana’ya geliyorlar ama sadece bir yönünü anlıyorlar. İnsani/hümanist yönünü anlamaya çalışıyorlar. Diğer yönlerinden haberleri yok. Yani Mevlana ile ilgili birtakım açıklama ve yorumların, İslamiyet ve Peygamber göz önünde bulundurulmadan yapılması, sanki Mevlana İslam’dan bağımsızmış gibi lanse edilmeye çalışılması doğrusu böyle bir konuyu dile getirmesine neden oldu. Mevlana’ya göre insanoğlunun bu dünyaya gönderilişinin temel amacı, baş başa bırakıldığı sınavı başarıyla bitirmeye çalışmasıdır. Kuşkusuz bu imtihanın başarılabilmesi, hakkı batıldan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırt edilebilmesine bağlıdır. Bu da yüce Yaratıcının gönderdiği rehberler sayesinde mümkündür. İşte bu bağlamda Mevlana dünya hayatını bir zindana, bir efsun sandığına benzetir. Ve bu efsun sandığından kurtulmanın yolunu şöyle gösteriyor: “Peygamberlerden, şeriat sahibi elçilerden başka kim kurtarabilir halkı efsun sandığından? Zira peygamberler kulları Allah'a ulaştırmak için gönderilmişlerdir.” İnsanların kendilerine lüzumlu bilgileri elde etmeleri için peygamberlere ihtiyaçları olduğunu Mevlana özellikle nazarlarımıza sunuyor. Ve peygamberlik kurumunun gerekliliğini üzerine basa basa, vurgulaya vurgulaya ifade ediyor. İnsanların peygamberlere uyma zorunluluklarına dikkat çekiyor. Buna göre çeşitli sorumlulukları olan insanların peygamberlerin kılavuzluklarına ihtiyacı olduğunu vurgular. Peygamberimizin sevgisini o kadar güzel dile getiriyor ki, Mevlana’nın düşünce sistemini incelediğiniz zaman, odak noktasının insan olduğunu görüyoruz. Eserlerinde insanlığa hep mükemmel insan, güzel ahlak sahibi dürüst çalışkan alçak gönüllü kısaca örnek insan olmanın yollarını anlatıyor. Hazret-i Peygamberden aldığı değerler çevresinde insanlara sevgi yoluna gösteriyor. Bu anlatımlarında Hazret-i Peygamberden sıkça örnekler veriyor. Özellikleri hadis-i şerifleri, kendi meşhur hikâyelerine konu ediyor. Hikâyelerinde ayet ve hadisleri bol miktarda kullanıyor bu da dikkatimizi çekmektedir. Bu yüzden Hazret-i Mevlana’yı Kur’an’dan arındırmak, Kur’an’sız, Peygambersiz düşünebilmek mümkün değildir. Hazret-i Peygambere dikkatleri çekerek isimleriyle ve sıfatlarıyla zikrediyor. Muhammed Mustafa ismini özellikle çok kullanıyor. Mevlana’ya göre tek kurtuluş yolu; Allah yolu, Peygamber yolu ve Kur’an yoludur.

“Ben sağ olduğum müddetçe Kur’an’ın kölesiyim. Ben Muhammed muhtarın yolunun tozuyum. Benim sözümden bundan başkasını kim naklederse, ben ondan da bizarım, o sözlerden de bizarım.” “Akıllı Mustafa’nın yoluna kurban et. Allah'a dayandım de. Zira Allah her şeye yeter.” Gerçekten bu meşhur ifadeler çok dikkatimizi çekiyor.

Muhterem hazirun,

Mevlana’ya göre Hazret-i Peygamber en ekmel rehberdir/en mükemmel yol göstericidir. Bu kanaatini şöyle dile getiriyor: “Başına örtüyü çekme, yüzünü örtme, çünkü dünya şaşkın bir cisimdir, sen ise akıllısın. İddiacıdan utanıp gizlenme sakın. Çünkü sen parlayan vahiy nuru taşıyorsun. Haydi geceleri kalk. Çünkü sen mumsun ey sultan. Geceleyin mum ayakta durur. Sen nurun olmadıkça aydınlık gözünde bir gecedir. Sana sığınmadıkça aslan tavşana esirdir.” Mevlana’ya göre Hazret-i Peygamber âlemlere rahmettir, özellikle saadet-i dareynin temin edicisidir.

Bediüzzaman Hazretlerinin de Peygamberimize bakışına şöyle bir göz attığımız zaman çok çok yoğun bir sevgiyi görüyoruz. Mevlana da olduğu gibi Peygamberimize çok muhabbetini görüyoruz. Özellikle Peygamberimize Cenab-ı Hakkı tarif ve tavsif bakımından çok yer veriyor. Ayine-i Samedani, burhan-ı kat’i, burhan-ı natık, delili sadık, delil-i natık olduğunu ifade ediyor. Bediüzzaman Hazretleri Cenab-ı Hakk'ın esmasını özellikle ortaya çıkarışını, pek çok hususun Cenab-ı Hakkı tarif ve tavsif ettiğini ifade ettikten sonra Hazret-i Peygamber'in, Hazret-i Kur’an’ın ve kâinatın en büyük külli muarrifler olduğunu belirtiyor.

Bediüzzaman Hazretleri Cenab-ı Hakk'ın sevgisine mazhar olması bakımından şu hususlara dikkat çekiyor: “Allah'ın Resulü, Habib-i Rahman’dır, Habibullah’tır, medarı muhabbettir, Muhabbet-i Rahmaniye’nin misalidir.” Özellikle bütün ehl-i imana imam, bütün enbiyanın reisi, bütün evliyanın başı/seyyidi olduğuna hassaten vurgu yapıyor. Bütün insanlara hatip ve muhatap, cemaat-i müminine en ali bir imam ve divanı nübüvvetin hatemi/hatemü’l-enbiya, Seyyidü’l-enam olduğunu ifade ediyor. Bilhassa şu noktaya da dikkatinizi çekmek istiyorum. Peygamberimiz vazifesini yerine getirmesi bakımından Bediüzzaman Hazretlerinin çok çarpıcı ifadeleri var: “Peygamberimiz aleyhissalâtü vesselâm Âlem-i bakideki hayat-ı daime ve saadet-i ebediyenin en kuvvetli müjdecisidir. Âlem-i şehadette iken gayptan haber veren beşirdir, nezirdir. En büyük bir sada ile dellallık yapıyor. Ve marziyat-ı ilahiyenin mübelligidir. Muallim-i ekmeldir. Rahmet-i binihayenin kâşifidir. Kâinatla çok büyük alakası var. Kâinatın ayet-i kübrasıdır. Kâinat tılsımının miftahı/açıcısıdır. Ve özellikle künuz-ı mahfiyenin/gizli hazinelerin miftahıdır. Beni âdemin medar-ı şerefidir.”

Bizler ona uyduğumuz takdirde onu sevmiş oluruz. Bediüzzaman Hazretleri bu konuya çok dikkat çekiyor: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz.” Hazret-i Bediüzzaman bu ayet-i kerimenin özellikle Peygamberimize ittibayı gerektirdiği hususuna vurgu yaparak peygamberimize uymamızın Allah'ı sevmek anlamına geldiğini, Allah’ı sevmenin de Peygambere uymaktan ibaret olduğunu bilhassa ifade ediyor.

Ben sabırla dinlediğiniz için hepinize şükranlarımı sunuyorum. Çok çok teşekkür ediyorum.

popüler cevapdünya atlası