Hazret-i İbrahim’i Nasıl Anlamalıyız?

Eklenme Tarihi: 02 Ağustos 2017

Ben kendimi tanıtma yerine bir espriyle başlamak isterim. Ben 12-13 senedir Viyana’dayım. Biliyorsunuz biz Viyana’ya iki defa gittik. İkincisinde Kara Mustafa Paşa kurmaylarının muhalefetine rağmen deler ki: “Yeri değil, zamanı değil.” Kimseyi dinlemedi neticede yenildik. Bir gün gelirseniz Viyana’ya ayrıntılarını anlatırım. Yenilince iki tane paşayı idam etti yolda. iki tane İbrahim paşayı idam etti buda. Sünnete aykırıdır. Peygamber Efendimiz Uhud’da mağlub oldu, İslam ordusu ama kendisini dinlemeyen sahabeye birşey demedi. Böyle olunca iki tane paşayı idam etti. Belgrat’a gelinceye kadar haber İstanbul’a yetişmiş. Belgrat’ta da onun kafası gitti, Kara Mustafa Paşanın. Peki padişahın kafasını kim kesecek? Ona kimse yok. Bunu niçin anlattım? Yarım saat başkanımız geciktiği için ona birşey diyemiyoruz evet bu kadar. Şimdi bu işin esprisi. O iki dakika dedi. Ben bir dakika konuştum.

Efendim önce hepinize teşekkür ediyorum. Böyle güzel bir toplantı benim gibi yaşlılara ömür katıyor, gençlerin arasına gelince ömrümüz uzuyor. Orta birden ikiye geçtiğim seneydi. Yaz tatili için Pervari’ye gitmiştim. Allah rahmet eylesin Hüseyin amca vardı. Bir gün eve giderken beni çağırdı: “Kavare vare.” gittim. Hele otur dedi tabi Türkçe çok az biliyordu. “Otur yanıma” dedi. Çınarın altına oturduk. Koynundan küçük bir kitap çıkarttı. Dedi ki: “Sen bunu bana oku.” Kitabın adı şuydu: Üstadın Gençlik Risalesi. Bir yerden bulmuş ben de Üstadı duymamıştım. “Bunu oku bana izah et.” Tabi kelimeler ağır ağır geçiyor. Bazen anlıyoruz, bazen anlamıyoruz. Bir ara dedi ki: “Ver onu, ver onu, jandarma, jandarma geldi.” dedi ver onu koynuna koydu tabi. Ben çocuğum anlamadım.

O zamanlardan böyle valilerin, milletvekillerinin, kaymakamların önünde Üstad konuşuluyor. Bugünlere geldiğimiz için şükrederek başlıyorum. Tabi kusura bakmayın arkadaşlar diyeceğim. Mazur görün. Ben öyle beyefendiler, hanımefendiler beceremiyorum. Böyle toplantılar şöyle olmamalı. Farsça bir beyit var: “Neşestend ve goftend ve berhastend her müşkirira meclis-i arastend” Yani oturdular, konuştular, sonra çekip gittiler. Her problem için bir toplantı düzenlediler. Yani eğer biz sadece gelip bu güzel otelde oturup sohbet edip gitmek için geldiysek bir şeye yaramaz bundan birşey almamız lazım ve elhamdülillah alıyoruz da.

Şimdi tabi konu Hz. İbrahim. Hz. İbrahim’i biz nasıl anlayalım? Onu doğru anlamak lazım. Bir defa birkaç senedir, on on beş senedir dünya literatürüne bir tabir girdi: İbrahimi dinler. Arkadaşlar bu fevkalade tehlikeli bir tabirdir. İbrahimi dinler diye birşey yok. İslam dini vardır. İbrahim aleyhisselam da onun bir peygamberidir. Nedir bu? Avrupa’da Hıristiyanları ve Müslümanları kale almayan bir tabirdir. Ne İsa’yı tanırlar onlar, ne de Resulullahı aleyhisselatü vesselamı. O bakımdan o tabir çok hatalıdır. Arkadaşlar ister kabul edelim, ister etmeyelim Hıristiyanlar ve Yahudiler bizi kabul etmiyor. Yani sabahtan beri öteki möteki falan söyledik. Allahu Teala yaratmış. “Ellezine amenu vellezine keferu” diye ayırmış. Yani hem beriki var, hem öteki var. Eğer bu Hıristiyanlar ve Yahudiler de İslama inanıyorlarsa, aynı dine inanıyorsak, şu güzel Urfa’da, Edesa’da biz neden savaştık? İki asır içinde iki defa, üç defa Urfa gitti geldi. Bir Hıristiyanlar aldı, bir Müslümanlar aldı. Niye bu savaşı yaptılar? Hepsi yanlış mıydı? Eğer o Hıristiyanlar Müslümanları kabul etselerdi gelip Urfa’da savaşmazlardı. Bunu iyi anlamamız lazım. Birde şu var. Şayet biz sadece Hz. İbrahim’de kalırsak -Avrupa’da bunu yapıyorlar- biz Resulullahı unuturuz. Oysaki biz İbrahim aleyhisselamı onun vasıtasıyla tanıyoruz.

Açın Kitab-ı Mukaddesi ki, İncil’den, Tevrat’tan, Zebur’dan oluşuyor. Oradan onları siz bizim bildiğimiz gibi göremezsiniz. İbrahim aleyhisselamda zaten İsa yok. Tevrat’ta, İncil bölümünde var ama Lut aleyhisselam, Nuh aleyhisselam. Bunlar bütün bizim inancımızın dışında bakıyorlar. Bir örnek vereyim. Kitab-ı Mukaddese olanlar gidip evinde baksınlar. Lut aleyhisselamın hadisesi şöyle anlatılır. Biliyorsunuz bugün dünya insanlarını bozmak için eşcinsel bir terminoloji ürettiler ya. Onu Allah istemediği için Sodom’u yok etti, ateş yağdırdı. Lut kavmine Allah ateş yağdırdı. Şimdi Kitab-ı Mukaddesten anlatıyorum size hadiseyi. Kitab-ı Mukaddes şöyle anlatıyor: Sodom yanınca üç kişi kaldı hayatta. Lut ve iki kızı. Burada kızlarım vardır bağışlasınlar ilimde ayıp yoktur. Bize öyle öğrettiler, mektep medresede, anlatmak için söylüyorum. Diyor ki: Üç kişi kaldılar, Lut ve iki kızı. Büyük kız dedi ki kardeşine: “Kardeşim babamızdan başka erkek ve bizden başka kadın kalmadı. Eğer biz böyle kalırsak bizim neslimiz tükenir. Babamıza desek ki seninle yatalım kabul etmez. Ben bu akşam ona içki içireceğim, şarap içireceğim, onu sarhoş edeceğim, onunla yatacağım. Yarın da sıra sana” ve Tevrat devam ediyor diyor ki: “Büyük kız onu sarhoş etti, onunla yattı ve hamile kaldı. Lut’un da haberi olmadı. Ertesi akşamda diğer kız yattı. Bu gibi ustureler anlatılmamış olsaydı zaten Kur’an gelmezdi. Kur’an İslamı tamamlamak ve o hurafelerden temizlemek için gelmiştir. Onun için Kur’an-ı Kerimdeki ayet-i kerime boşuna gelmedi. Allah (cc) diyor ki, bunlara karşı, çünkü şimdide Yahudiler, Hıristiyanlar İbrahim aleyhisselamı sahipleniyorlar. Kimi diyor Yahudi idi, kimi diyor Hıristiyandı. Kur’an ne diyor: “O ne Yahudiydi ne de Hıristiyandı. O hanifti ve Müslümandı.” Peki bunun üzerinde durmak lazım. Özellikle günümüzde Müslümanların ırk belasına paramparça oldukları bir dönemde, ben âcizane tarihçiyim, biraz tefsir anlamam ama diyorum ki, Allahu Teala bu ayet-i kerimeyi bizim için yani bugün için de göndermiş yani İbrahim alehisselam herkesindir.

Şimdi bir iki tane olay anlatacağım. Başımdan geçti. Hadisenin vehametini anlatıyorum. Seneler önce Almanya’da bir konferansa gitmiştim. Konferansta bir vesileyle Hz İbrahim’i de anlatmıştım. Sonra bir genç geldi şöyle otuz yaşlarında birazda çekinerek bana şöyle dedi. “Ya Seyda: “Ave İbrahim Kirmaj filonsa?” Ben şimdi Türkçe’ye de tercüme ediyorum. “Ya hocam bu İbrahim aleyhisselam Kürt’tü değil mi? Şimdi bu bir. İkincisinde işin vehameti anlaşılıyor. Bu daha da enteresan. Kaymakam bey iyi dinle. Bu sizin bu memleketle ilgili. Bir zamanlar Trabzon’da İslam Düşüncesi Sempozyumu yapıldı. Bizi de davet ettiler. Hanıma dedim: “Gel senide götüreyim.” Neyse uçağa bindik. Pencere kenarında. o ortada. ben yanımıza da birisi gelecek boş koridora. Birden birisi bindi uçağa. “Selamünaleyküm.” Belli ki ilk kez bindi uçağa. Herkes baktı. Tabi hostes hanım kağıdı istedi baktı. Tevafuk yanıma düştü. Geldi. “Selamünaleyküm.” “Aleykümselam.” “Merhaba” dedi. “Merhaba.” Dedi ki: “Sen nereye gidiyorsun?” Halbuki uçak Trabzon’a gidiyor. Bana dedi ki: “Sen necisun?” Biraz Trabzon şivesiyle anlatacağım. Dedim: “Hocayım. Bana hoca diyorlar.” “Ha.” dedi salladı kafayı. Dedim: “Sen nerelisin?” Dedi “Ofluyum.” Dedim ki: “Ofluların hepsi hocadır değimli?” Yok demedi yani sükut ikrardan gelir. Bu zatla aramızda öyle maceralar oldu ki, ben hanımla bir kelime bile konuşamadım. Ben o hatıralardan birkaç tane anlatacağım. Şimdi bir şey soracağı zaman dirseğiyle bir vuruyor “Te bakalım” diyor. Tabi önce uçak kalkmadan hostes diyor ki: “Kemerlerinizi bağlayın.” Anlamıyor. Oradan o zaten anlaşılmıyor pek. Bana dedi ki: “Ne diyor?” “Kemerlerinizi bağlayın diyor.” Diyince, dedi ki: “Penum ki zaten pağlidur.” dedi. Neyse diğer maceraları anlatmayayım. Bir dirsek geldi. “Tde bakalum sen İbrahim’i taniysun?” Dedim tanımıyorum. “Ne biçim hocasın?” Tanıyacaksun.” Dedi. Dedim: “Hocalar her şeyi bilmez. Tanımıyorum İbrahim’i.” “Yav tanıyacaksun” “Nasıl bilmeysun?” dedi. Üçüncü söyleyişinde ben aslında anladım ama birazda haksızlık ettim, kızdırdım onu. “Tanımıyorum” dedim. “Ula İbrahim peygamberi tanımaysun” dedi. “E tanıyorum” dedim. “O nedur?” “Peygamberdir.” “Onu sormayrum. Nedur? Nedur?” dedi. Ben anladım ama hele biraz daha kızsın dedim. “Ula nerelidur?” Dedim: “Urfalı.” “Ha bildun işte. O zaman nedur? Ula Türk’tür Türk.” Sonra bir dirsek daha “Ula sen Muhammed’i taniysun?” “Ha tanıyorum onu” dedim. “O nedur?” “Onu da sen söyle.” “O kimun torinudir? İbrahimin. O da Türk’tür.” Bir dirsek daha “Ula sen mehdiyi taniysun? O kimdur? O da Muhammed’un torinudur. O da Türk’tür.” Dedim ki bizim uşağı bir kızdırayım. Dedim ki: “Bende bir şey sorayım mı?” “Sor bakayum.” Dedim ki: “Sen Nemrut’u tanıyor musun?” “O kafiri tanıyrum.” Dedim ki: “O Nemrut’la İbrahim aynı kavimdeydi.” “Karışturma” dedi. Bu espriyi niye anlattım? İşimiz gücümüz İbrahim Kürt’tür, Türk’tür, Arap’tır. Yav Amerikalı olsa ne yazar? O Allah’ın peygamberidir, o put kıran bir adamdır. Allahu Teala, “O ne Yahudiydi, ne o Hıristiyandı” derken yani bize diyor ki: Ey Türkler, ey Kürtler, ey Araplar, ırkçılık yapmayın” diyor. “Birbirinizi bölmeyin” diyor. Bu haldeyken yani Allah’a şükür bir iki gündür bir şeyler, kardeşlik davası ama bu arada birileri kalkıyor diyor ki: “Said-i Nursi seyyid değil.” Kürt olmadığını ispata çalışıyor, Yav Said Nursi Kürt olsa ne yazar, Türk olsa ne yazar, Amerikalı olsa ne yazar? O değimli ki Bediüzzaman’dır, o değimli ki herkesin sus pus olduğu zaman hem Abdülhamid’e karşı çıktı, hem İttihat Terakki’ye karşı çıktı, hem de cumhuriyet dönemini beğenmedi ve ömrü hapishanelerde geçti. İsterse Rus kökenli olsun, bizim başımızın tacıdır. Onun için bu ırkçılık mırkçılık bizim başımızın belasıdır. Bir de taviz yapmayalım, oraya buraya çekmeyelim, müsbet milliyetçilik diye birşey yoktur, milliyetçilik milliyetçiliktir. Hepimiz kardeşiz. Benim Amerikalı kardeşim var, benim Fransız kardeşim var, benim Yunan kardeşim var. Hepsi de Müsliman. Müslüman oldukları için hepside kardeşimdir.

Halil İbrahim üzerinde duruldu. Allah (cc) ona Halil niye dedi? Ben şu üç şeyi tespit ettim.

1. İnancı için herkese karşı çıkıp ateşe atılmayı göze aldı. Bu öyle yiğitlik değil. Biri bize değil ateşe atmak, şuradan yere atacağız deseler ne gibi tavizler veririz.

2. Putları kıracak kadar cesaret gösterdi. Putları kırmak öle kolay değil ki… Hele bir kırın bakalım, ne oluyor?

3. En önemlilerinden birisi oğlunu Allah emretti diye kesecek kadar sadık. İşte böyle olduğu için Allah (cc) ona Halil dedi ve güzel dedi.

Son olarak dostluk konusunda birkaç birşey söyleyeceğim. Çünkü sempozyumun konusu o.  İbrahim Hakkı diyor ki: “Ne devlettir ki didarım sen oldun enis-i muğnis-i yârim sen oldun.” Ne kadar güzel. Bu Erzurumlu İbrahim Hakkı tabi Erzurumlular sahip çıkmadığı için bize geldi ve onu okuttuk sadece okutmadık şeyhimiz oldu. Şeyhimiz kızını verdi. Allah rahmet eylesin. O böyle söylemiş. Yani devlet çok güzel bir şeydir ki, Kanuni de öyle diyor: Olmaya devlet cihanda bir nebze sıhhat gibi.” “Devlet elde edilemeyecek birşey benim için” diyor. “Ne devlettir ki, dildarım, sevgilim Sen oldun” diyor Allah’a. Benin için en büyük şey en büyük devlet, enis, munis, yar, hepsi aynı kelime. Farsça, Arapça. “Enis-i munis-i yarim sen oldun.” İşte İbrahim aleyhisselamın bize getirdiği, Bediüzzaman Allah ondan razı olsun, rahmet eylesin, bize ne güzel örnek oldu cesaretiyle. Bize bıraktıkları dostluk ölçüsü bu oldu. Biz eğer Allahu Teala’nın gönderdiği son Peygamberin emrettiği gibi olursak ve onun son Veda Hutbesi’nde emrettiklerini yerine getirirsek, vallahi biz bu dünyada hem kendimiz için, hem diğer insanlar için çok iyi oluruz.

Diğer insanlar için ve çok iyi olmak için taviz vermeye gerek yok. Benin hiç inanmayan Fransız arkadaşım vardı. Alman arkadaşım var. Bir problem yok. Ben onların ne olduklarını biliyorum. Ateist Fransız arkadaşım benim için evinde seccade ve ibrik bulunduruyordu. O bakımdan ben tekrar bu sempozyumu düzenleyen arkadaşlara teşekkür ediyorum ve diyorum ki Allah sizden razı olsun. Hem Üstadı gündeme getirdiniz, hem İbrahim aleyhisselamı, hem kardeşliği. Hele hele günümüzde bu süreç diye bir kelime türedi. Artık emin olun Üstada sorsanız “Süreç nedir?” bilmezdi. Yani sadece Bediüzzaman Kürt olduğu için değil, Üstad Necip Fazıl da bilmezdi. Ama oldu bir kere. Kelimeler oluyor ama güzel bir kelime. Allah razı olsun sebep olanlardan. İnşallah bu memlekette bir zamanlar olduğu gibi kardeşlik tesis edilir ve o ırkçılık belasından kurtuluruz diyorum. Selam ve sevgilerimi sunuyorum.

 

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası