HAZRET-İ İBRAHİM VE KUR’AN’DA DOSTLUK

Eklenme Tarihi: 24 Mayıs 2017

Allah’ın yeryüzünde kendisine halife olarak yarattığı insanoğlunun adıyla birlikte başlayan Allah ile dostluk münasebeti ilgi çekicidir. Allah Teâlâ Hazretleri “velekadi kerremna beniâdem”, (Ben insanoğlunu onurlu ve mükerrem kıldım), “İnni cailunfi’l erdı halife” (Ben yeryüzünde bir halife yaratmak istiyorum) emirlerinde de görüldüğü gibi insanı kendi adına yeryüzünde tasarrufta bulunmak üzere yaratmıştır.

İnsan bilindiği gibi kelime olarak “üns” ve “nisyan” köklerinden geldiği söylenen bir kelimedir. Dolayısıyla insanın “üns” kökünden geldiğini kabul edersek, insanın mayasında ünsiyet vardır, dostluk vardır. İnsanoğlu hem Hâlıkına, Yaratıcısına, hem de yaratılmışlara karşı dostluk kurma istidadındadır. Ama aynı zamanda insan nisyana maluldür. Onun hafızası ve gönlü unutmaya yatkındır. Bu bakımdan Allah Teâlâ Hazretleri Kur’an-ı Kerim’de kendisiyle ünsiyet kurmuş kendisiyle dostluk kurmuş olan kullarına ayrı bir statü vermekte ve onları ayrı isimlerle anmaktadır.

Nitekim Kur’anı Kerim’in Allah’ın dostu alarak ilan ettiği en önemli şahsiyetlerden birisi hiç şüphesiz Halîl İbrahim Aleyhisselam’dır. Malum, İbrahim Aleyhisselam tevhit mücadelesinde Nemrut’la olan savaşında Allah’a olan yakınlığını, canını malını ve evladını ortaya koyarak ispat etmiş bir yüce peygamberdir. Ulu’l-azm peygamberdir.

Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâla Hazretleri “vettehazallahu İbrahime Halîle” “Allah İbrahim Aleyhisselam’ı kendisine Halîl yanidost edindi” buyurmaktadır. Hullet yani dostluk. Hele hele Allah’ındostluğu elbette çok önemli bir statüdür ve Allah’ın verdiği bir payedir.Bu bakımdan İbrahim Aleyhisselam’ın Halîl unvanını almışolması üzerinde durulmaya kafa yorulmaya düşünülmeye değerbir konudur. Ulu’l-azm peygamber olarak İbrahim Aleyhisselamhangi sıfatlarıyla hangi vasıfları ve özellikleri ile bu unvanı kazanmıştır.Baktığımız zaman İbrahim Aleyhisselam Kur’an-ı Kerim’dekendisinden en çok bahsedilen peygamberlerden birisidir. Musa ve İbrahim Aleyhisselam kıssaları Kur’an’da sıklıkla nakledilen ve onların hayatlarından kesitler sunulan iki önemli ulu’l-azm peygamberdirler.

İbrahim Aleyhisselam bu manada gerçekten çok ciddi imtihanlardan geçmiş, çok büyük sınavlar vermiş bir Allah dostudur. Allah’ın Halîlidir. Onun Nemrut’la olan mücadelesinde özelliklede mancınıkla ateşe atılacak bir konuma düştüğü sırada Cebrail’in devreye girerek ona: “İhtiyacın var mı? Yardımcı olayım mı?” Diye sorduğunda İbrahim Aleyhisselam’ın: “Sana mı? Hayır. Sana asla ihtiyacım yok.” “Rabbin sana selam ediyor ya İbrahim” dediğinde de: “O beni görüyor. O benim hangi konumda olduğumu biliyor.” şeklindeki teslimiyeti teveccühü gerçekten

Allah’a olan güvenini ona olan samimiyetini gönülden bağlılığını gösteren bir ifadedir. Onun bu samimi teslimiyeti karşısında Allah Teâlâ Hazretleri de mancınıkla ateşe atıldığı sırada ateşe “ya naru küni berden ve salama” âyeti kerimesiyle “ey ateş İbrahim için serin ol selamet ol ve onun kurtuluşuna vesile ol” emri ilahisiyle İbrahim Aleyhisselam canını Nemrut’un ateşinden kurtarabilmiştir. Yine İbrahim Aleyhisselam oğluyla evladıyla imtihan edilmiştir sınanmıştır. Nitekim Sâffât Sûresi’nde Allah Teâlâ Hazretleri’nin uzun uzun anlattığı âyet-i kerimelerden anlaşıldığı üzere İsmail Aleyhisselam Cenâb-ı Hak tarafından İbrahim’e müjdelendiğinde o bundan çok mutlu olmuş ve oğlu kendisinin yanında yürüme çağına geldiğinde rüyasında uyarılmış ve ona oğlunu Allah yolunda kurban etmesi istikametinde işaretler vaki olmuştur. İbrahim Aleyhisselam birkaç defa peş peşe gördüğü bu rüyalar üzerine oğlu İsmail’e: “Oğlum bu konuda ne düşünüyorsun? Allah Teâlâ Hazretleri rüyamda benim seni kestiğimi kurban ettiğimi bana gösteriyor.” dediğinde o: “Babacığım nasıl emir olunuyorsan öyle yap. Allah sana neyi emrediyorsa öyle yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın” “Ya evetif almatü’mer seteziduniinşaallahu inessabirin” demişti. Vaktaki bu iki büyük peygamber baba oğul İbrahim ve İsmail Rabblerinin emirlerine teslim oldular “felemme esleme vetellehulicemil” baba oğul bu teslimiyet duygusuyla Cenâb-ı Hakka arz-ı ubuyetlerini ifade ettiklerinde İbrahim oğlu İsmail’i şakağı üzerine yatırmış ve Cenâbı Hak’ta onun bu teslimiyetle göstermiş olduğu dostluğunu onun yerine bir kurman hediye etmek suretiyle “vehedeynahu…” âyeti kerimesiyle ona rüyasını “sadakta ru’ya” “rüyanı doğruladın ve biz sana onun yerine bir kurban hediye ediyoruz” fermanıyla oğlunu da bağışlamış. Ona da yüksek bir manevi rütbe bahşetmişti.

Yine İbrahim Aleyhisselam malıyla sınanmış, malıyla imtihan edilmişti. Çünkü bu dünyada insanların en zorlandığı alanlar; candan geçmektir, maldan geçmektir, evlattan geçmektir. Muhtelif âyetlerde canın da, malın da, evladın da, imtihan vesilesi olduğu ifade edilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de İbrahim Aleyhisselam, bu manada hem canını, hem malını, hem de evladını Allah yolunda teslimiyetle verebileceğini gösterdiği için Allah “vettahazallahu ibrahime Halîle” “Allah İbrahim’i kendine dost edindi” âyetiyle Allah’ın Halîli olma şerefini ittihaz etmiş bir peygamberdir. Onun malını infak etmesiyle ilgili tefsirlerimizde geçen rivayetlerde, Allah demesi karşılığında, Allah’ı tespih etmesi mukabilinde sahip olduğu davarlarının yarısını, daha sonra tamamını hediye ettiği şeklindeki ifadeler onun bu konuda mal konusunda da ne kadar cömert olduğunu gösteriyor. Zaten İbrahim Aleyhisselam biliyorsunuz, cömertliğiyle de ünlü bir peygamberdir. Halîl İbrahim bereketi Türkçemize dilimize oradan geçmiştir ve bizim salatü selamlarımızda, namazda okuduğumuz tahiyyattan sonraki salatü selamlarımızda, İbrahim Aleyhisselam’ın adı bu yüzden özellikle vurgulanmaktadır. Kaldı ki Hazreti Peygamber’inde (a.s.m.) aynı zamanda ceddi olması itibariyle de İbrahim Aleyhisselam’ın bizim peygamberler tarihi geleneğimize ve inanç kültürümüze çok önemli ve değerli bir yeri vardır. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de Halîl ve hullet kelimesinin dışında, bir de Allah dostluğu adına evliya kelimesi kullanılmıştır, veli kelimesi kullanılmıştır.

Yunus Sûresi’ndeki âyet-i kerimede Allah Teâlâ Hazretleri “ele inne evliya allahi la havfun aleyhim velehüm yahzenun” “dikkat edin iyi bakın uyanık olun ki Allah’ın dostları için korku yoktur, hüzün yoktur, endişe ve kaygı yoktur. Onlar Allah’a inanan ve takva ile yaşayan insanlardır.” buyurmaktadır.

Buradan bu âyet-i kerimeden Allah’a dost olmanın yolunun, imanın yüksek seviyede yürekte yerleşmesine ve takva ile buluşmasına bağlı olduğu anlaşılmaktadır ki Allah böyle insanların korkudan ve kaygıdan uzak olduklarını ifade etmektedir. Gerçekten bu dünyada insanlar genellikle hayatları ile ilgili kaygı ve ölüm ötesiyle ilgili bir korku yaşamaktadırlar. Herkesin hayatında bir şekilde hayatını garanti etme, hayatını elde etme, günümüzdeki ifadesiyle kariyer sahibi olma konusunda kaygıları vardır. Ölüm ve ölümden sonrasıyla ilgili de korkuları vardır. Ama Allah Teâlâ Hazretleri velâyet mertebesine yükselmiş, kendisine dostluk payesini ihraz etmiş kimseler için, “dostum” dediği kulları için, havfun da, hüznün de, korkunun da kaygının da olmayacağını, çünkü onların gönülden Allah’a teslimiyetle hem korkuyu, hem kaygıyı aştıklarını, korktuklarından emin olacaklarının umduklarına nail olmanın hazzını yaşayacaklarını ifade etmektedir. Dolayısıyla bir Müslüman için en büyük bahtiyarlık Halîl İbrahim Peygamber’in açtığı bu güzel yolda yürüyerek Allah’a dost olmanın gayreti içinde olmaktır. Kur’an’ın ifade ettiği veliyullah sıfatını ihraz etme çabası içinde olma, hiç olmazsa onları sevmek, onların ardından gitmek, onların bize bıraktıkları mirastan istifade etmeye çalışmaktır.

Bize hulleti, dostluğu, velâyeti öğreten nebiler, veliler ve bu gün kendisinden bahsedeceğimiz Said Nursî Hazretleri gibi büyük şahsiyetlerin eserlerinden istifade etmek, onların hayatlarından ve bize gösterdikleri örnek hayatlarından istifade etmek hepimizin en büyük arzusudur. Cenâb-ı Hak’tan dua ve niyazımızda onların gönüllerimizde, hayatlarımızda makes bulması ve eserleri ile tesirleri ile ebediyete kadar yaşamalarıdır.

1. Hz. İbrahim ve Dostluk Sempozyumu, Risale Akademi, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 11, s. 29-32, 22-24 Mart 2013 

popüler cevapdünya atlası