HAYY İSMİ

Eklenme Tarihi: 08 Aralık 2018

Mehmet ŞAHİN

Sözlükte “yaşamak, diri ve canlı olmak” anlamına gelen hayât (hayevân) kökünden sıfat olup “diri olan, yaşayan” demektir. Râgıb el-İsfahânî, Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan hayat kavramını altı grup içinde mütalaa etmekte, bunların beşinin hakikat veya mecaz mânalarıyla bitkiler, hayvanlar ve insanlar yani fâniler için kullanıldığını söylemekte, Allah’a mahsus olan hayatın ise “ölümsüzlük” (bekā) anlamına geldiğini belirtmektedir.

Buna göre hayy, “hakkında ölüm geçerli olmayan varlık” demektir (el-Müfredât, “ḥyy” md.). Ebü’l-Bekā el-Kefevî de Allah’a izâfe edilen hayat kavramına mecazi mâna vermenin gerekliliğini vurgular ve bunun ölümsüzlükten ibaret olduğunu söyler (el-Külliyyât, s. 406-407)

Kur’an’da “yaşatmak, diriltmek” anlamındaki ihyâ masdarından fiil sigalarıyla türeyen kelimeler kırk yedi âyette, yine aynı kökten türeyen muhyî (can veren) ismi de iki âyette Allah’a nisbet edilmektedir.

Hayy ismi Kur’ân-ı Kerîm’in beş âyetinde Allah’a izâfe edilmektedir. Bunların üçünde Allah lafzının veya bu lafzın yerini tutan zamirin sıfatı durumunda iken (el-Bakara 2/255; Âl-i İmrân 3/2; Gāfir 40/65) ikisinde doğrudan doğruya Lafza-i Celâlin yerini tutmaktadır (Tâhâ 20/111; el-Furkān 25/58).

Esmâ-i Hüsnâ şârihleriyle kelâm âlimleri, Hayy sıfatının Zât-ı İlâhiyyeyi aşan bir alanının (taalluk) bulunmadığını söylemekteyse de Hayy isminin kullanıldığı üç âyette kayyûm ile birlikte yer aldığı görülmektedir (el-Bakara 2/255; Âl-i İmrân 3/2; Tâhâ 20/111). Öyle anlaşılıyor ki kayyûm, “her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinatı idare eden” şeklindeki mâna ve muhtevasıyla Hayy ismi ve sıfatını fonksiyoner hale getirmektedir.

Hayy Allah'ın zâtî isimleri ve sübûtî sıfatları içinde yer alır ve tenzihi sıfatlar gibi Zat-ı İlahiyyenin dışında hiçbir şeye taalluk etmez. Hayy ismiyle "varlığının başlangıcı olmayan" manasındaki Evvel, "varlığının sonu olmayan" manasındaki Âhir, Bâkî ve Vâris, "fiilen var olan, mevcudiyeti ve uluhiyyeti gerçek olan" manasındaki Hak isimleri arasında anlam yakınlığı vardır. (TDV)

RİSALE-İ NUR’DA DE HAYY İSMİ

Bediüzzaman Hazretleri, "Hayy" ismi ve "Muhyi" isminin en büyük cilvelerinden biri olan "Hayat nedir; mahiyeti ve vazifesi nedir?" sualine şu şekilde cevap verir:

"Hayat, şu kainatın en ehemmiyetli gayesi.. hem en büyük neticesi.. hem en parlak nuru.. hem en latif meyvesi.. hem gayet süzülmüş bir hülasası.. hem en mükemmel meyvesi.. hem en güzel cemali.. hem en güzel ziyneti.. hem sanat ve mahiyetçe en harika ziruhu.. hem en küçük bir mahluku bir kainat hükmüne getiren mucizevi bir hakikati.. ve her hayat sahibi küçük bir kainat hükmüne getiren en harika bir kudret mucizesidir..."

“ Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, bu kâinatta insanı irade etmiş ve kâinatı onun için yaratmış denilebilir. Çünkü insan, câmiiyet-i tâmme ile bütün esmâ-i İlâhiyeyi anlar, zevk eder. Hususan rızıktaki zevk cihetiyle pek çok Esmâ-i Hüsnâyı anlar. Halbuki melâikeler onları o zevkle bilemezler.” (30. Lem’a 6. Nükte)

Yine bir vakit hayatım çok ağır şerâitle sarsıldı ve nazar-ı dikkatimi ömre ve hayata çevirdi. Gördüm ki, ömrüm koşarak gidiyor, âhirete yakınlaşmış; hayatım dahi tazyikat altında sönmeye yüz tutmuş. Halbuki, Hayy ismine dair risalede izah edilen hayatın mühim vazifeleri ve büyük meziyetleri ve kıymettar faideleri böyle çabuk sönmeye değil, belki uzun yaşamaya lâyıktır diye müteellimâne düşündüm. Yine üstadım olan َسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ âyetine müracaat ettim. Dedi: "Sana hayatı veren Hayy-ı Kayyûma göre hayata bak."

“Ben de baktım, gördüm ki: Hayatımın bana bakması bir ise, Zât-ı Hayy-ı Kayyûma bakması yüzdür. Ve bana ait neticesi bir ise, Hâlıkıma ait bindir. Şu halde, marzî-i İlâhî dairesinde bir an yaşaması kâfidir, uzun zaman istemez.

“Bu hakikat dört mesele ile beyan ediliyor. Ölü olmayanlar veyahut diri olmak isteyenler, hayatın mahiyetini ve hakikatini ve hakikî hukukunu o dört mesele içinde arasınlar, bulsunlar ve dirilsinler. Hülâsası şudur ki:

“Hayat, Zât-ı Hayy-ı Kayyûma baktıkça ve iman dahi hayata hayat ve ruh oldukça bekà bulur, hem bâki meyveler verir. Hem öyle yükseklenir ki, sermediyet cilvesini alır; daha ömrün kısalığına ve uzunluğuna bakılmaz.” (26. Lem’a)

يُْيِىYani, hayat veren yalnız Odur. Öyle ise, herşeyin Hâlıkı dahi yalnız Odur. Çünkü, kâinatın ruhu, nuru, mayası, esası, neticesi, hülâsası hayattır. Hayatıveren kim ise, bütün kâinatın Hâlıkı da Odur. Hayatı veren elbette Odur, Hayy u Kayyûmdur.

“İşte, şu mertebe-i tevhidin burhan-ı âzamına şöyle işaret ederiz ki:

“Başka bir Sözde izah ve ispat edildiği gibi, zemin yüzünün sahrâsında çadırları kurulmuş gayet muhteşem zîhayatlar ordusunu görüyoruz. Evet, Hayy u Kayyûmun hadsiz ordularından, her bahar mevsiminde yeni silâh altına alınmış, gaibden gelen taze bir ordu meydana çıkmış görüyoruz. Şu orduya bakıyoruz ki: Nebâtat taifelerinden iki yüz binden ziyade ve hayvânat milletlerinden yine yüz binden fazla çeşit çeşit, muhtelif kavimler görüyoruz.

“Malûmdur ki, bir taburda on millet bulunsa, ayrı ayrı teçhiz etmesi on tabur kadar güç olduğundan, âciz insanlar, ister istemez bir tarzda teçhize mecbur olmuşlar. Halbuki Hayy u Kayyûm, şu muhteşem ordusu içinde, üç yüz binden ziyade milletlere ayrı ayrı teçhizat-ı hayatiyeyi veriyor. Hem külfetsiz, müşkülâtsız, kolay bir tarzda, hafif bir şekilde, gayet hakîmâne ve intizamperverâne veriyor.” (Mektubat, s. 341)

Hayatın gayesi ve neticesi ebedi hayattır, uhrevi hayattır. Taşı, toprağı ve ağacıyla hayat sahibi olan saadet yurdundaki hayattır. Yoksa bu hadsiz mühim cihazlarla teçhiz edilen hayat şeceresi; şuur sahipleri hakkında özellikle insan hakkında meyvesiz, faydasız, hakikatsız olmak lazım gelecek. İnsana verilen duygular ve cihazlar diğer varlıklara nazaran çok yüksek olmakla birlikte, insan dünyevi yaşayış itibariyle bir serçe kuşuna yetişemiyor. Çünkü o serçe kuşunda geçmişin elemi ve geleceğin endişesi yok.

Halbuki insanda en büyük bir nimet olan akıl dahi geçmiş zamanın hüzünlerini ve gelecek zamanın korkularını düşünmekle insan kalbini devamlı incitip bir lezzete dokuz elem karıştırdığından en musibetli bir bela olur. Bu ise yüz derece batıldır. Demek bu dünya hayatı, ahiret hayatını ispat ediyor. Acaba gücü her şeye yeten ve hayatın her anında tasarruf eden yüce Rabbimiz insanın en küçük ihtiyacını bile karşılasın, insanın en büyük gayesi olan ebedi yaşama arzusunu ihmal etsin!.. Haşa!.. Madem dünyada hayat var, elbette insanlardan hayatın sırrını anlayanlar ve hayatını suistimal etmeyenler dar-ı bekada cennet-i bakiyede, hayat-ı bakiyeye mahzar olacaklardır. Amenna...

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası