HASTALAR RİSALESİ BEŞİNCİ DEVA KAVRAMLARI

Eklenme Tarihi: 12 Nisan 2020 | Güncelleme Tarihi: 14 Nisan 2020

HASTALAR RİSALESİ BEŞİNCİ DEVA KAVRAMLARI

Kadir AYTAR

Maraza müptela hasta:

Hastalığa tutulmak, kronik yani iyileşmeyen, iyileşse bile sık sık tekrar eden, insanın ona tahammül etmesi ve belki de uyarıcı bir arkadaş gibi bünyesinde taşıması gereken bir hastalıktır.

Hastalık insana acizliğini idrak ettirir. Bu idrak halindeki bir insan söz ve nasihat dinlemeye en müsait ve en açık haldedir.

Tahammül dâhilindeki hastalığın ihsan-ı ilahi ve hediye-i rahmani olması:

Büyüklerin küçüklere merhamet ve şefkatinden dolayı zarar görmemeleri için bazı tedbirler aldığı bir gerçektir. Tabi bu istedikleri gibi hareket edemeyen çocuklara biraz sıkıntı verir. Ama hayat kurtarıcıdır.

İhsan-ı ilahi ve hediye-i rahmaniyi bünyeye eklenen uyarıcı yeni bir donanım olarak düşünecek olursak daha iyi anlaşılacaktır. Mesela doğalgaz kullanılan ev ya da araçlarda gaz kaçaklarına karşı uyarıcı alarm takılması gibi.

Bu nedenle tahammül dâhilindeki hastalıklar da belki de ebedi hayatımızı kurtaracak olan birer sensör vazifesi gördüğünden bir ihsan-ı ilahidir ve hediye-i rahmanidir.

Hastanın dua talebi:

Hastalık insana acizliğini hatırlatan iyi bir hatırlatıcıdır. Bu da insana dua etme ihtiyacını hissettirir. Şifası için hem kendisi Rabbine dua ettiği gibi, hem de duasının makbul olduğuna inandığı zatlardan da kendisine dua ettirme ihtiyacı doğmaktadır.

Gençlik sarhoşluğu:

Sağlıklı bir genç, vücudunu hatırına bile getirmez. Sabah yatağından kalktığında vücut organlarının çalışıp çalışmadığını kontrol etme ihtiyacı hissetmez. Kafasında tasarlamış olduğu işlere odaklar kendisini. Gündemi yoksa, başkalarının gündemine tabi olur. Moda, mal mülk edinme, zengin olma, şöhret elde etme, oyun, eğlence gibi aklını başından alıcı uyuşturucu veya alkol etkisi yapan sarhoş edici şeylere farkında olmadan tevessül eder.  

Gaflet içindeki hayvani hevesat:

Gaflet, perde, gerçekleri görememe, bilgisiz, çevresinde olanlardan habersiz, dalgın, ihtiyatsız, dikkatsiz, hazırlıksız, iş ve durumun önemini fark edememe halidir.

Dilimizde “gaflet basmak”, “gafil avlanmak”, “gaflet uykusu” gibi deyimler sık sık kullanılmaktadır.

Gafleti tefekkürü, güzel duyguları yok eder, insanı sersemleştirir. Paha biçilmez ebedî elmasları satın almak için insana verilmiş olan duygu ve kabiliyet sermayesini fânî şişelere bile değiştirttirir. Gaflet, bir nevi uyku halidir. Bir bakıma da sarhoşluktur. Çünkü insana bu gaflet ve sarhoşluğu veren, ahireti unutturan en geniş daire siyaset dairesidir.

Gafil insan bencildir, kendi nefsanî hevesatından başka şeyleri düşünmez, bu yüzden kendi asıl vazifelerini terk eder. Bir de haddini aşarak Allah’ın vazifesiyle meşgul olur. Deve kuşunun başını kuma sokması gibi gaflet gözlüğünü takarak hakikatlere görmemeğe çalışır.

Gaflet perdesini sefih medeniyet kalınlaştırır. Sefih medeniyet de ahlaksızdır, hayvani duyguları tatmin yolunda özellikle gençlere kurdukları tuzaklar pek fazladır. Bu tuzaklardan ancak uyarıcı vazifesini görerek tahammül dahilindeki hastalıklarla kurtulabiliriz.

Şefkat:

Şefkat acıma, merhamet etme ve koruma hislerini içinde barındıran sevgidir. Şefkatte yumuşak davranma ve içtenlik hâkimdir. Şefkatte aşktan daha keskin bir sevgi, yoğun bir muhabbet, candan geçecek kadar fedakârlık, hakiki bir ihlâs ve samimiyet vardır.

İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, annesidir. Annelerin şefkatli fiillerinden, hallerinden ve mânevî derslerinden alınan feyiz, hayatın sonuna kadar devam eder. Şefkatli anneler, çocuklarının dünya hayatında tehlikeye girmemesi, istifade ve fayda görmesi için her türlü fedakârlığı göze alırlar ve onları öyle terbiye ederler.

 

Bir annenin çocuğunun ebedi hayatını düşünmemesi, onun fıtri şefkatine zıttır. Çocukların masum yüzlerini, sadece fânî dünyaya çevirmek o güzelim şefkat duygusunu suistimal etme ve kötüye kullanmaktır.

 

Sefih medeniyet, aile hayatını bozmak, gençleri yoldan çıkarmak ve kadınların gafil kısmını yanlış yollara sevk etmek, şefkat kaynağını kurutmaya çalışmaktadır.

 

Cenab-ı Allah Kur’an-ı Mucizü’l-Beyânında insanlara çok şefkat ve merhametli hitaplarda bulunmaktadır. Şefkat, Cenab-ı Allah’ın Rahim ismine kavuşturan keskin bir yoldur. Bu nedenle insanların da hemcinslerine karşı şefkâtli olması hakiki şükrün bir esasıdır.

 

Risale-i Nur mesleğinin dört esasından birisi de şefkattir. 5. devada bu şefkatin eserleri görülmektedir. 21. Devada denildiği gibi hasta insanın çoktan beri unuttuğu gayet lezzetli şefkatleri etrafında yeniden uyandırmaya sebep olduğundan hastalık elemini hafifletmektedir.

 

Hastalığın uyandırıcı olması:

Hastalık gafleti dağıtır. İnsanı düşünmeye, hastalığın hikmetlerini araştırmaya sevk eder. Hastalığının çarelerini aratır. Hasta olan insan hevesat ve geçici lezzetler peşinde koşma isteği bile duymayacaktır. Hastalığın ucunda bir bakıma ölüm olduğundan, ölüm ötesini de akla getiriyor. Kabir hayatını, hesap gününü ve ahret hayatını düşündürüyor. Orayı kazanmanın yollarını hatırlatıyor. İnsana acizliğini anlayarak, sabretmesi, şükretmesi ve fıtratına uygun bir şekilde yaşaması gerektiğini anlatıyor.

Hastalığın vazifeli oluşu:

Kâinatta hiçbir şey başıboş değildir. Hepsi de bir Hakîm-i Rahîmin vazifedar memurudurlar. Hastalık veren mikrop da bir memurdur. Vazifesi bitince elbette çekip gidecektir.

Hastalığın mahiyetinin bilinmemesi daha korkutucudur. Serseri ve ne yapacağı, ne gibi hasarlar vereceği, öldürüp öldürmeyeceği gibi hususların bilinmemesi insana cehennem azabı yaşatabilir. Bu nedenle hastalığın her şeyi kontrolu altında tutan Allah’ın görevli bir memuru olduğunun bilinmesi insana bir teselli, bir umut vermektektir.

Sıhhat belası:

Sıhhatin bela oluşu; gaflete düşürmesi, insanın en mühim vazifesi olan namazı terk ettirmesi, kabir hayatını düşündürmemesi,  Allah’ı unuturmasındandır.

Kabir Hayatı

Beş hayat tabakasından beşincisi kabir hayatıdır. Ölen insanların ruhani hayatlarıdır.  Bildiğimiz gibi ölüm mekân değiştirmedir, ruhun dünyevi vücut elbisesinden kurtulmasıdır, dünyadaki zahmetli vazifeden bir terhistir. Yok olma ve fena bulma gibi bir durum asla söz konusu değildir. Hesap gününü bekleme salonudur. Kıyametin kopması ile dünya hayatının son bulduğu gibi kabir hayatı da son bulacaktır.

Kabir hayatını; hadsiz bir şekilde evliya ruhlarının görülmeleri ve ehl-i keşfe tezahürleri ve sair kabir ehlinin, uyurken ve yarı uyanıkken bizlerle münasebetleri, bizlere uygun ihbarlarda bulunmaları isbat etmektedir. 

Gaflet ve gençlik sarhoşluğu böyle bir hayatı unutturmakta, hastalık ise hatırlatmaktadır.

Zahiri keyif ve lezzetler:

Fâni zevkler, mânevî elemler, teessüfler bırakıyor. Sıkıntılar, elemler ise, bilâkis, mânevî lezzetler ve uhrevî sevaplar veriyor. Aklı başında olan insan, muvakkat lezzeti yalnız şükür için arayabilir. Çünkü lezzetler şükür için verilmiştir.

Keyifli hevesat, beşerin tembelliğine, sefahetine ve lüzumlu vazifelerinin noksan bırakılmasına sebebiyet verip, beşere büyük bir nimet iken, büyük bir zahmet olur, beşere lâzım olan çalışmaya şevki kırar.

Zahiri keyif ve lezzetlerden şimdiye kadar hiç kimse tam mânâsıyla ya o lezzetlerin ömürlerinin kısa olması veya insanın ömrünün kısa olması sebebiyle muradına nail olamamıştır. Ancak, o lezzetler ve o nefîs şeyler ibret ve şükre sevk içindir. Şükürle, zâil rızıklar, daimî lezzetler, bâki meyveler verir. Şükürsüz nimet, en güzel bir suretten, çirkin bir surete döner.

İşte hastalık bu çirkin suretin önünü kapatır ve şükre yönlendir.

Hayat-ı ebediye:

Bu dünya fanidir, geçicidir. İnsan da bu dünyaya imtihan için gönderilmiştir. Cenab-ı Allah iyileri cennetinde ebedi saadete nail edeceğini, kötüleri de cehennemine atacağını çeşitli ayetleriyle bildirmiştir.

İnsan fıtri olarak fani olan şeyleri sevmiyor, sevemiyor. Çünkü tam sevmişken ve bağlanmışken çekip gidiyor. Bu nedenle insan için ebedi hayat çok önemlidir. Dünyada bile güvencesi olmayan malı almıyoruz, sigortası olmayan işe girmiyoruz. Bu bile bizim ebedi hayat garantisi olan bir hayatı fıtri olarak arzuladığımızın bir delilidir.

Zaten şahit olduğumuz üzere ölüm öldürülemiyor, kabir kapısı kapatılamıyor, insan ne kadar istese de dünyada kalamıyor. Eceli gelince göçüp gidiyor.

Hiçbir vakit kapanmayan kabir, kâfirler ve münâfık zındıklar için ebedi zulümat kapısı, yılan ve akreplerle dolu bir Cehennem çukurdur.

Ehl-i iman için zahiren o korkunç, karanlık, soğuk ve dar görünen kabir, daimî ve daha nuranî, bâki bir Cennet bahçesinin kapısıdır. Nurların ışığıyla nurânî gördüğümüz berzaha gitmek, değil ağır gelmek, belki bir iştiyak verecektir.

Zalimler zulmüyle mazlumlar da mazlumiyetleriyle bu dünyadan göçüp gitmektedirler. Bu nedenle ahretin gelmesiyle Allah’ın kemalatı sükuttan, mutlak adaleti alay edilmekten, umumi hikmeti abesiyetten, vasi rahmeti azap vermekten ve kudretinin izzeti zelilane aczden kurtulur, temizlenir.

Hastalık gözü:

Sağlıklı insan biraz gafil, biraz da sarhoştur. Hakikatlerin önü perdelidir, tam olarak göremez. Ama hastalık gözü, hakikati net olarak gösterir.

İnsan hastalık gözüyle yolcu olduğunu, kendi gideceği menzili olan kabrini ve daha arkasında uhrevi menzilleri görür ve ona göre davranır. Yanlış yolda ise yolunu düzeltir. Hastalık tam uyandırıncaya kadar sabreder.

Hastalığın sıhhat olması sıhhatin hastalık olması:

Gençlik sarhoşluğu ile sefih bir hayat yaşamak, ömrünü gayr-ı meşru yollarda harcamak, birçok günahı sırtına ve beline yükleyerek kabre gitmek, ebedi âlem için kalıcı marazlar olduğu gibi, dünya hayatında da lezzetler fani olduğu için tam lezzet alınamamaktadır. Ayrıca lezzetleri kıracak geçmişten, gelecekten ve hadsiz düşmanlardan gelen korkular, elemler ve endişeler hazır lezzeti de izale etmektedir. Geçici dünya için ebedi ahiretini yakan insan, akıldan mahrum bir insandır yani akıl hastasıdır.

Zahmet olmadan rahmet olmaz. Dünya işlerinde Cenab-ı Allah hikmetiyle birçok basamaklar koymuştur. İnsan bu basamaklara uymak zorundadır. Zahmet çekip ekip biçecek ki, ekmeği yiyebilsin. Hastalık da bu zahmetlerden birisidir. Hastalığı bir uyarıcı olarak görüp, ebedi saadetini düşünerek şükür ve sabır içinde hayatını devam ettirmek akıllılıktır, sıhhattir, kâr içinde kârdır.

Sonuç

Görüleceği üzere 5. Deva, gençlik sarhoşluğu, hastalığın ihsan-ı ilahi ve hediye-i rahmani olması, hastalığın uyandırıcı ve vazifeli oluşu, sıhhat belası, hastalık gözü, hastalığın sıhhat olması, sıhhatin hastalık olması gibi alışılmışın dışında farklı kavramlaştırmalarla hastalığın mahiyetini daha iyi kavramamıza vesile olmakta ve psikolojik olarak büyük bir destek vermektedir.

popüler cevapdünya atlası