Halkın nazarını doğrudan doğruya Kur’ân’a çevirmenin üç yolu vardır

Eklenme Tarihi: 29 Ağustos 2016

(Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Sünûhat adlı eserinden bölümler)

Hâcât-ı diniyede (dini ihtiyaçlarda) cumhurun (halkın) enzarını (nazarlarını) doğrudan doğruya, câzibe-i i’câz (mucizenin cazibesi) ile revnakdar (göz alıcı güzellikte) ve kudsiyetle hâledar (etrafı parlak ışıklarla sarılmış) ve daima iman vasıtasıyla vicdanı ihtizaza (harekete) getiren hitab-ı Ezelînin timsali (yansıması) bulunan Kur’ân’a çevirmek üç tarikledir (yol iledir):

1. Ya müellifînin bihakkın lâyık oldukları derin bir hürmeti, emniyeti tenkitle kırıp o hicabı (perdeyi) izale etmektir (kaldırmaktır). Bu ise tehlikedir, insafsızlıktır, zulümdür.

2. Yahut, tedricî (yavaş yavaş) bir terbiye-i mahsusa ile kütüb-ü şeriatı (şeriat kitaplarını) şeffaf birer tefsir sûretine çevirip, içinde Kur’ân’ı göstermektir: Selef-i Müçtehidînin (önceki ictihadcıların) kitapları gibi, Muvatta, Fıkh-ı Ekber gibi. Meselâ, bir adam İbni Hacer’e nazar ettiği vakit, Kur’ân’ı anlamak ve Kur’ân’ın ne dediğini öğrenmek maksadıyla nazar etmeli. Yoksa İbni Hacer’in ne dediğini anlamak maksadıyla değil. Bu ikinci tarik de zamana muhtaçtır.

3. Yahut cumhurun (halkın) nazarını, ehl-i tarikatın yaptığı gibi, o hicabın (perdenin) fevkine (üstüne) çıkararak, üstünde Kur’ân’ı gösterip, Kur’ân’ın hâlis malını yalnız ondan istemek ve bilvasıta (aracılar ile) olan ahkâmı (hükümleri) vasıtadan aramaktır. Bir âlim-i şeriatın va’zına (irşadına) nisbeten, bir tarikat şeyhinin va’zındaki (irşadındaki) olan halâvet (tatlılık) ve câzibiyet bu sırdan neş’et eder (doğar).

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası