Hak daima üstün gelir; hakka galebe edilmez, millet uyanmış

Eklenme Tarihi: 25 Temmuz 2016

(Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Divan-ı Harb-i Örfî adlı eserinden bir bölüm)

Ey paşalar, zabitler! Bütün kuvvetimle derim ki:

Gazetelerde neşrettiğim umum makalâtımdaki umum hakaikte (hakikatlerde) nihayet derecede musırım (ısrarlıyım). Şayet zaman-ı mâzi (geçmiş zaman) cânibinden (tarafından), Asr-ı Saadet mahkemesinden adaletnâme-i şeriatla davet olunsam; neşrettiğim hakaiki aynen ibraz edeceğim. Olsa olsa, o zamanın ilcaatının (zorlamalarına) modasına göre bir libas (elbise) giydireceğim.

Şayet müstakbel tarafından üç yüz sene sonraki tenkidât-ı ukalâ (akılların eleştirileri) mahkemesinden tarih celp namesiyle celp olunsam, yine bu hakikatleri, tevessü (genişletme) ve inbisat (geliştirme) ile çatlayan bazı yerlerini yamalamakla beraber, taze olarak orada da göstereceğim. (HAŞİYE-1: Şimdi Üstad Bediüzzaman bu kırk beş senedeki dehşetli mahkemelerinde, aynen bu on bir buçuk cinayetlerini ve on bir buçuk suallerini o divan-ı harb-i örfîdeki gibi tekrar etmiştir ve etmektedir.Nur talebeleri namına Hüsrev.)

Demek, hakikat tahavvül etmez (değişmez); hakikat haktır. 1 اَلَْقُّ يَعْلُوا وَلاَ يُعْلٰى عَلَيْهِ Millet uyanmış; mugalâta ve cerbeze ile iğfal olunsa da devam etmeyecektir. Hakikat telâkki olunan hayalin ömrü kısadır. Feveran eden efkâr-ı umumiye ile o aldatmalar ve mugalâtalar dağılacaktır. Ve hakikat meydana çıkacaktır, inşaallah.

پَسْ كُنَمْ چُونْ زِيرَ كَانْرَا اِينْ بَسْ أَسْتْ

بَانْكِ دِهْ كَرْدَمْ اَگرْ دَرْدِهْ كَسْ أَسْتْ 2

Sizin işkenceli hapishanenin hali, zaman müthiş, mekân muvahhiş (korkutucu), mahbusîn mütevahhiş (korkmuş), gazeteler mürcif (fitneci, fesatçı, iftiracı, yalancı), efkâr müşevveş (fikirler karmakarışık), kalbler hazin, vicdanlar müteessir ve meyus (ümitsiz), bidayet-ı hâlde (başlangıçta) memurlar şemâtetli (şamatalı), nöbetçiler müz’iç (tedirgin) olmakla beraber, vicdanım beni tâzip etmediği (azap vermediği) için, o hal bana eğlence gibi idi. Musibetlerin tenevvüü (çeşitliliği), musikinin nağmelerinin tenevvüü gibi bana geliyordu.

Hem de geçen sene tımarhanede tahsil ettiğim dersi, şimdi bu mektepte itmam ettim (tamamladım). (HAŞİYE-2: Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri kırk beş sene evvel tımarhane hükmündeki mahkeme-i zâlimanede aldıkları dersi, şimdi bu gaddarane hazır mektepte imtihan vermişler ve böylece iki şehadetname almışlardır. Nazif, Hüsrev.) Musibet zamanının uzunluğundan, uzun dersler gördüm. Dünyanın ruhanî lezzeti olan hüzn-ü mâsumâne ve mazlumâneden, zayıfa şefkat ve gadre şiddet-i nefret dersini aldım.

Ümidim kavîdir ki: Çok mâsumların kalblerinden hararet-i hüzünle tebahhur eden (buharlaşan) “ay,” “vay” ve “ah”lar, rahmetli bir bulut teşkil edecektir. Ve âlem-i İslâmda yeni yeni İslâm devletlerinin teşekkülleriyle, o rahmetli bulut teşekküle başlamıştır.

Eğer medeniyet böyle haysiyet kırıcı tecavüzlere ve nifak verici iftiralara ve insafsızcasına intikam fikirlerine ve şeytancasına mugalâtalara ve diyanette lâübâlicesine hareketlere müsait bir zemin ise, herkes şahit olsun ki, o saadet-saray-ı medeniyet tesmiye olunan böyle mahall-i ağrâza (garaz yerlerine) bedel, vilâyat-ı şarkiyenin (doğu vilayetlerinin), hürriyet-i mutlakanın meydanı olan yüksek dağlarındaki bedeviyet ve vahşet çadırlarını tercih ediyorum. Zira bu mim’siz medeniyette görmediğim hürriyet-i fikir ve serbesti-i kelâm ve hüsn-ü niyet ve selâmet-i kalb, şarkî Anadolu’nun dağlarında tam mânâsıyla hükümfermadır.

Bildiğime göre, edipler edepli olurlar. Edepsiz bazı gazeteleri nâşir-i ağrâz )garazlı neşriyat yaptıklarını) görüyorum. Eğer edep böyleyse ve efkâr-ı umumî (kamuoyu) böyle karma karışık olsa, şahit olunuz, böyle edebiyattan vazgeçtim. Bunda da dâhil değilim. Vatanımın yüksek dağlarında, yani, Başit başındaki ecram (varlıkları) ve elvâh-ı âlemi (âlemin levhalarını), gazetelere bedel mütalâa edeceğim.

Muarrâdır fezâ-yı feyzimiz şeyn-i temennâdan,
Bize dâd-ı ezeldir zîrden bâlâdan istiğnâ.
Çekildik neşve-i ümitten, tûl-i emellerden,
Öyle mecnunuz ki, ettik vuslat-ı Leylâdan istiğnâ.

1 : “Hak daima üstün gelir; hakka galebe edilmez.” Bu hakikatin Buharî, Cenâiz: 79’daki rivayeti şu şekildedir: اَ ْلاِسلاَمُ يَعْلُو وَلاَ يُعْلٰى
2 : Akıllı olanlara bu dediklerim yeterlidir. Ben köyü çağırdım—eğer köyde kimseler varsa.

popüler cevapdünya atlası