Gelenek görenek terazisi

Eklenme Tarihi: 10 Eylül 2013 | Güncelleme Tarihi: 10 Şubat 2017

Hanife Gündüz TÖSTEN

Gelenek görenek terazisi

Aile biriminin bir işlevi de kültürel mirasın gelenek ve göreneklerin “adetler” adı altında yaşatılması ve devamını sağlamaktır. Toplumsal yozlaşmanın arttığı değişen dünyada insanlığın özellikle gençliğin buhrana düştüğü, milli ve manevi değerlerin kaybolmaya başladığı şu günlerde toplumsal değerler olan örf ve adetlerin yaşatılması çok önemlidir. Ancak örf ve adetlerin de İslamiyet ile bağdaştığı ölçüde sahiplenilmesi gereklidir.

Adetlerin uygulanması sırasında toplumumuzda birtakım yanlışlıklar görülmektedir. Milli ve manevi mirasımızı korumak için yaşatılması önemli görülen adetlerimiz günlük hayatta problem unsuru haline dönüşebilmektedir. Yahut sosyal hayatımıza yanlış olarak girmiş birçok batıl davranış, zararlı ve süfli uygulamalar “adetler” kisvesi altında devam ettirilmektedir. Bu durum toplum olarak istikametin dışına çıkma sebebi olabilecek bir vartadır.

Bediüzzaman konuya ilişkin olarak “bu acip asrın hayat-ı dünyeviyeyi ağırlaştırması ve yaşamak şeraitini ağırlatması ve çok etmesi ve hacat-ı gayr-ı zaruriyeyi görenekle, tiryaki ve müptela etmekle hacat-ı zaruriye derecesine getirmesiyle hayatı ve yaşamayı, herkesin her vakitte en büyük maksat ve gayesi yapmıştır” (Kastamonu Lahikasi, s. 77) demektedir.

Hayatımızın her aşamasında adetlerden sudur eden vartaları görmek mümkündür. Örneğin düğün arifesinde gelenek belasıyla ailelere yüklenen lüzumsuz sorumluluklar, ailelerin karşılıklı beklentileri, adetler adıyla çıkartılan ekstra masraflar; evli çiftlerin birbirlerine özenerek aldıkları lüks mobilyalar, takımlar, aksesuarlar; cenaze merasimlerinde ailelerin taziye ziyaretçileri için hazırlattıkları ikramlar vs. adetler kisvesi altında aşırıya kaçmakta, israfa, iktisatsızlığa ve bereketin kaçmasına zemin hazırlamaktadır. Aile hayatı da, adetlerin icrası üzerine oluşan toplumsal baskı dolayısıyla bu durumdan etkilenmekte iç huzursuzlukları netice vermektedir.

Adetlerimiz İslami ölçülerle barışık ve hikmet dairesinde olduğu sürece yaşatılmalıdır. Örneğin taziye ziyaretine gelenlere türlü ikramlar verilir. Dev bir sofra kurulur, yemek dağıtılır, semaver hazırlanır, çay ikram edilir. Merhumun hayrına bunlar hediye gönderilir. Bunlar güzel şeylerdir. Ama bu uygulamalar cenaze sahibinin kendisi tarafından karşılanacak, yemek için büyük baş hayvan kesilecek, şu kadar çuval pirinç alınacak, çadır kiralanacak, yedi gün yedi gece devam edecek vs. gibi zorlukları doğuruyorsa ve beklentiler karşılanmadığında âdete muhalif olduğundan yadırganıyorsa bizim bu durumu tekrar gözden geçirmemiz gereklidir.

Yine evlilik sürecinde nikâhın şartlarından olan mehir konusunda işleri kolaylaştırmak yerine “adettendir” deyip türlü zorluklar çıkarmak İslamiyetle ne derece bağdaşır? Sorgulanması gereklidir. Dar gelirli bir aile oğlunu evlendirmek için niyet etse karşısına Frenk bağı, zincir altın, akıtma, set, gerdanlık, on çift bilezik, aileye bohça, düğün salonu, yemek, ev, eşya, araba vs. gibi müştemilat çıksa ve niyet sekteye uğrasa elbette ki adetlerimizin Kur’an ve Sünnet mihengine vurulup böyle bir süzgeçten geçirilmesi şarttır. Bu örneklere benzer birçok uygulama hal-i hazırda mevcuttur.

Toplumun görenek belasıyla içine düştüğü bu durum aile saadetine zarar vermektedir. Birisi yapar diğeri yapmazsa olmuyor, herkesin bütçesi her şeyi kaldırmıyor, gurur meselesi haline dönüşüyor, aile içinde çatlak sesler oluşuyor ve dolayısıyla yuvanın saadetine halel geliyor. Bu yüzden gelenek ve göreneklerimizi, adetlerimizi İslami dairede kaldığı ölçüde benimsemeliyiz, korumalıyız. Kur’an ve Sünnet ışığında, hikmet süzgecinden geçirdikten sonra uygulamaya koymalıyız. Aksi takdirde küçük bir cennetimiz olan hane-i saadetimiz sarsılacaktır.

 

popüler cevapdünya atlası